Bizi Takip Edin

Asya

ABD’nin İran savaşı Güneydoğu Asya’da güven krizini derinleştiriyor

Yayınlanma

ABD ile İran arasında devam eden savaş ve Hürmüz Boğazı’nın tıkanması, Güneydoğu Asya ekonomilerinde ağır hasara yol açarken bölge ülkelerinin Washington’a olan güvenini sarsıyor. Filipinler’deki ASEAN Zirvesi’nde dışarıya verilen olumlu görüntülere rağmen diplomatlar, ABD’nin bölgesel ekonomik yansımaları öngörememesinden ve savaşı sonlandıracak somut adımlar atmamasından şikayetçi.

ABD ile İran arasında süregelen savaşın bölgesel etkileri, Güneydoğu Asya Ulusları Birliği (ASEAN) üyesi ülkelerde büyük bir huzursuzluk yaratıyor.

Filipinler’in başkenti Manila’da düzenlenen ve perşembe günü sona eren üç günlük ASEAN Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda kameralara yansıyan sıcak görüntülere rağmen, bölge diplomasisinin arka planında Washington yönetimine yönelik öfke tırmanıyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki felç hali, bölge ülkelerine yönelik petrol ve doğalgaz sevkiyatını boğarak Güneydoğu Asya ekonomilerini ağır bir yük altına soktu.

Savaşın yarattığı ekonomik sarsıntı, Asya hükümetlerinin ABD’yi bölgesel barış ve ekonomik istikrarın garantörü olarak görme yaklaşımını yeniden değerlendirmelerine neden oluyor.

Washington’a yönelik tepki ve planlama eksikliği

Manila’daki zirvede ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio güleryüzle ve olumlu bir söylemle karşılanmış olsa da bölge diplomatları sabırlarının tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Washington’da görev yapan ve üçü ASEAN ülkelerini temsil eden dört Asyalı diplomat, hükümetlerinin ABD’nin çatışmanın bölgesel ekonomik artçı şoklarını öngörememesinden ötürü büyük bir şaşkınlık ve tepki içinde olduğunu aktardı.

Politico dergisine konuşan diplomatlar, Yemen’deki Husilerin salı günü Suudi petrol ve doğalgaz trafiği için kritik bir su yolunu abluka altına almasıyla daha da şiddetlenen ve ucu açık bir hal alan bu çatışmanın sorumluluğunu ABD’ye yüklüyor.

Washington’da konuşlu bir ASEAN diplomatı, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“İran savaşı, birçok Güneydoğu Asya liderinin ABD’nin küresel liderliğine dair genel kaygılarını pekiştirdi. ASEAN’da kimse Körfez’de yeni bir büyük çatışmayla uyanmak istemiyordu ancak yaşanan bu oldu. Birkaç hafta içinde yükselen enerji fiyatlarını, aksayan deniz taşımacılığını ve Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir şoka ne kadar açık olduğumuza dair tartışmaları yönetmek zorunda kaldık.”

ASEAN tarafları doğrudan hedef almaktan kaçındı

Diplomatik hassasiyetler nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Manila’daki delegasyonlarla temas halinde olduklarını kaydetti.

Yaşanan gerilimin bir yansıması olarak ASEAN dışişleri bakanları salı günü yaptıkları ortak açıklamada, ne Tahran’ı ne de Washington’ı doğrudan hedef almayan hassas bir dille “çatışmaların derhal ve tamamen durdurulması” çağrısında bulundu.

Toplam 11 üyesi bulunan ASEAN; Filipinler, Tayland ve Singapur gibi ABD ile köklü savunma ve ekonomi bağlarına sahip ülkeleri bünyesinde barındırıyor.

Ancak İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerine yönelik fon baskıları, Grönland’ın egemenliğine dönük söylemleri ve Kanada hakkındaki beyanlarıyla halihazırda yıpranmış olan güvenilirlik algısını daha da zayıflattı.

Filipinler Dışişleri Bakanı Maria Theresa Lazaro da konferanstaki konuşmasında bölge genelinde yayılan “derin jeopolitik ve jeoekonomik belirsizliğe” dikkati çekerek savaşın birlik üzerindeki baskılarını teyit etti.

Enerji krizi ve günlük hayata yansımaları

İran savaş kaynaklı benzin kıtlığı ve akaryakıt fiyatlarındaki artışlar nedeniyle Filipinler mart ayında ulusal acil durum ilan etmek zorunda kalmıştı.

Tayland ve Endonezya ise azalan tedarik karşısında benzin tüketimini düşürmek amacıyla kamu çalışanlarına evden çalışma çağrısında bulundu. Yükselen enerji maliyetleri, bölge genelinde enflasyonu tırmandırırken krizin hafifleyeceğine dair bir emare görülmüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, zirve sırasında yaptığı açıklamada savaş öncesi enerji arzı seviyelerine kısa sürede dönüleceğine dair umut vermedi.

İran yönetimine işaret eden Rubio, çarşamba günü yaptığı konuşmada, “Şu anda yaşadığımız sorun, müzakereler konusunda ciddi olmamalarıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Ancak bu söylem Asyalı muhatapları nezdinde karşılık bulmadı. Bir ASEAN diplomatı, Rubio’nun yaklaşımını şu sözlerle eleştirdi:

“Rubio’nun söylemi ‘Yüzde 100 ASEAN ile birlikteyiz’ şeklindeydi ancak yatırım ve enerji işbirliği konusunda yalnızca muğlak vaatler sundu. Stratejik Petrol Rezervi’nin kullanıma açılması gibi somut bir mekanizma veya doğrudan Hürmüz Boğazı’na bağlanan hiçbir somut çözüm getirmedi.”

Çin seçeneği ve stratejik denge

ABD’nin güvenilmez bir ortak haline geldiği algısı, bölge ülkelerini alternatif olarak Çin’e yöneltiyor.

Pew Araştırma Merkezi’nin geçen hafta yayımladığı bir ankete göre; Tayland, Singapur, Endonezya ve Malezya’da kamuoyu belirgin bir şekilde Çin’i ABD’ye tercih ettiğini ortaya koydu.

Washington’da görev yapan başka bir ASEAN diplomatı, iç tartışmaları şu sözlerle aktardı:

“İran savaşının etkileri, bastırılması son derece zor olan bir iç tartışmayı besliyor: Çin’i seçin, çünkü üst kademeleri bize saygı duymayan kibirli insanlar olsa da daha güvenilirler, daha öngörülebilirler, gerçek kaynaklara ve güce sahipler; üstelik şımarık ve aşırı nazlı Amerika gibi makul olmayan taleplerde bulunmuyorlar.”

Üçüncü bir Asyalı diplomat ise bölge ülkelerinin artık ABD ile ilişkilere şüphe ve belirsizlikle yaklaştığını, Washington’ın angajmanını sürdürmesini garanti olarak görmediğini vurguladı.

Krizin etkileri fiziki enerji tedarikiyle sınırlı kalmayıp finansal alana da yayılıyor. İkinci diplomat, bölgedeki bankaların, sigorta şirketlerinin ve ticaret evlerinin endişelerini şu sözlerle dile getirdi:

“Mesele sadece savaşın kendisi değil, onunla birlikte gelen yaptırım ekosistemi. Bölgedeki kurumlar ‘Sıradaki biz miyiz? Bir kargo yanlış limandan geçti veya bir işlem yanlış bir tarafa temas etti diye yanlışlıkla ABD yaptırımlarının hedefi mi olacağız?’ sorusunu soruyor.”

Şu ana kadar yaşanan hoşnutsuzluk kapalı kapılar ardında yürütülen temaslarda kalırken, ülkeler henüz ABD’den tamamen uzaklaşacak somut adımlar atmış değil.

Dördüncü bir ASEAN diplomatı, “Eleştirmek ASEAN’ın tarzı değildir. ASEAN ülkeleri için asıl soru, ABD ile daha fazlasını yapıp aşırı bağımlılık riskini göze alarak daha yüksek bir bedel ödemeye değip değmeyeceği ya da alternatifler arayıp aramayacağıdır” dedi.

Yine de Beijing’e tam bir kayma yaşanması düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor. Güneydoğu Asya ülkeleri, Çin’in bölgedeki askeri varlığını dengelemek adına ABD’nin varlığını kritik görüyor.

Çin Sahil Güvenliği’nin Güney Çin Denizi’nde Filipinler karasularına girerek bir Filipinli denizciyi yaralaması ve Pekin’in pazar günü Japonya’nın münhasır ekonomik bölgesinde gerçekleştirdiği ilk canlı mühimmatlı deniz tatbikatı, Pekin kaynaklı risklerin devam ettiğini hatırlatıyor.

Buna karşın Asya ülkeleri, ABD politikalarının ekonomik zararlarına karşı korunma yolları arıyor. İlk diplomat, Manila’daki tablonun özünü şu sözlerle özetledi:

“Birçok ülke ABD’ye veya Çin’e aşırı bağımlı olma konusunda daha temkinli davranıyor; tüm yumurtaları tek bir sepete koymak istemedikleri için farklı ortaklar bulmaya çalışıyorlar. Bu haftaki gülücük saçan fotoğrafların arkasındaki gerçek hikaye budur.”

Asya

Rusya’nın ‘Doğu’ya yönelişi’ hız kazanıyor: Putin, Çin sınırında yeni demiryolu hattını onayladı

Yayınlanma

Analistlere göre yeni demiryolu hattında Çin ile aynı standart ray açıklığının kullanılacak olması, Moskova’nın Pekin ile ilişkilerini güçlendirmeye yönelik ‘pragmatik’ yaklaşımının bir göstergesi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin ile önemli bir sınır geçiş noktasında standart ray açıklığına sahip ikinci bir demiryolu hattı inşa edilmesini öngören anlaşmayı yasalaştırdı. Moskova, bu adımla Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi öncesinde Doğu’ya yönelişini hızlandırmayı ve Pekin ile ilişkilerini güçlendirmeyi hedefliyor.

Rusya’nın resmî mevzuat bilgi portalında pazartesi günü yayımlanan belgeye göre Putin, mayıs ayında Çin’e gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Pekin ile varılan demiryolu anlaşmasının onaylanmasına ilişkin yasayı imzaladı.

İki taraf, Rusya’nın güneydoğusundaki Zabaykalsk ile Çin’in kuzeyindeki Manzhouli (Mançuli) kentlerini birbirine bağlayan sınır ötesi demiryolu üzerinde ortaklaşa yeni bir hat inşa etme konusunda anlaşmaya vardı.

Yeni hattın en önemli özelliği, Rusya’nın ulusal demiryolu ağında ağırlıklı olarak kullanılan 1.520 milimetrelik geniş ray açıklığı yerine, dünyada en yaygın kullanılan ve Çin’in de benimsediği 1.435 milimetrelik standart ray açıklığına sahip olacak olması.

South China Morning Post’a konuşan Şanghay Sosyal Bilimler Akademisi’nde Rusya ve Orta Asya uzmanı olarak görev yapan Li Lifan’a göre, standart ray açıklığına sahip ikinci hat, sınır geçişindeki yük taşıma kapasitesi üzerindeki kısıtlamaların hafifletilmesine yardımcı olacak. Böylece yük trenlerinin bekleme süreleri azalacak, doğu koridorundaki taşımacılık hizmetlerinin hızı ve güvenilirliği artacak.

Çin’den Rusya’ya giden yük trenleri, hâlihazırda Manzhouli-Zabaykalsk sınır geçişinde 1.435 milimetrelik ray açıklığına sahip tek bir hattı kullanıyor. Bu geçiş noktası, Çin ile Rusya arasındaki demiryolu yük ticaretinin yüzde 60’ından fazlasını ve Avrupa’ya yönelik yük taşımacılığının da önemli bir bölümünü karşılıyor.

Zıt yönlerde hareket eden trenlerin sınırı geçmek için sırayla aynı hattı kullanmak zorunda kalması, zaman zaman darboğazlara neden oluyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in şirketler, altyapı ve proje finansmanı derecelendirmelerinden sorumlu direktörü Zoey Wang, projenin emtia, makine ve elektrikli ürünler, tüketim malları ve sınır ötesi e-ticaret yüklerinin çift yönlü sevkiyatı için daha istikrarlı taşımacılık koşulları sağlamasının beklendiğini söyledi.

Wang’a göre proje, şirketlerin sevkiyat takvimlerini daha öngörülebilir hâle getirecek ve gecikmeler, yüklerin bekletilmesi ve tedarik zincirindeki aksamalardan kaynaklanan maliyetlerin azaltılmasına yardımcı olacak.

Rus medyasının haberlerine göre Moskova, ikinci hattın Zabaykalsk sınır geçişindeki yıllık taşıma kapasitesini 2030 yılına kadar mevcut seviyenin 11 milyon ton üzerine çıkararak 39 milyon tona ulaştırmasını bekliyor.

Batı yaptırımlarının Avrupa pazarlarına erişimini kısıtlaması nedeniyle Rusya, son yıllarda ticaretini giderek daha fazla Asya’ya yönlendirdi.

Ancak uzmanlar, yeni hattın devreye alınmasının ticaret hacminde mutlaka kayda değer bir artış sağlayacağı anlamına gelmediği uyarısında bulunuyor. Uzmanlara göre bu kararın asıl önemi, arkasında yatan stratejik değerlendirmelerde bulunuyor.

Li’ye göre Rusya’nın belirlediği hedefe rağmen, ülkenin iç kesimlerindeki demiryolu altyapısının yetersizlikleri fiilî büyümeyi sınırlayacak. Çünkü yüklerin Rusya içinde daha ileri noktalara taşınabilmesi için yine 1.520 milimetrelik ray açıklığına uygun vagonlara aktarılması gerekecek.

Li, “Bu karar, ülkenin demiryolu ray açıklığı sisteminde bir değişime işaret etmiyor. Aksine, Rusya’nın Doğu’ya yönelişinin uygulama aşamasına girdiği bir dönemde yapılan pragmatik bir tercih niteliği taşıyor” dedi.

Li’nin değerlendirmesine göre Moskova, Çin ile arasındaki ticaret koridorunda yaşanan darboğazları hafifletmenin sağlayacağı faydaların, sınırdaki mevcut prosedürel engelleri korumanın getireceği maliyetlerden daha ağır bastığı sonucuna vardı.

Li ayrıca Putin’in yasayı imzalamasının zamanlamasının da bilinçli bir tercih olduğunu belirtti. Karar, bu ayın ilerleyen günlerinde Shenzhen’de düzenlenecek Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Zirvesi öncesinde alındı.

Li’ye göre Moskova, “Pekin’e verdiği taahhütleri yerine getirebildiğini göstermek ve başka yerlerde de tekrarlanabilecek bir örnek oluşturmak” istiyor.

Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüleri bünyesindeki Uluslararası Strateji ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Zhao Long ise şu değerlendirmede bulundu:

“Rusya uzun süredir geniş ray açıklığı standardına bağlı kalsa da Çin ile Rusya arasındaki stratejik güven ve koordinasyonun bugün ulaştığı derinlik, özellikle kritik sınır kesimlerinde olmak üzere belirli bağlantı hatlarında standart ray açıklığına sahip demiryolları döşenmesine direnmek için artık gerçek bir neden bırakmıyor.”

Zhao sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu durum aynı zamanda Çin’in ekonomi, ticaret ve ulaştırma bağlantı ağlarının yalnızca Rusya üzerinde değil, tüm Avrasya kıtasında giderek artan etkisini ve çekim gücünü de yansıtıyor.”

Wang da projenin, Çin’in demiryolu teknik standartlarının ve bunlarla bağlantılı hizmetlerinin uluslararası alanda giderek daha geniş bir uygulama alanı bulduğunu gösterdiğini söyledi.

Ancak Wang, sınır geçiş kapasitesinin artırılmasının ticaret hacminde kendiliğinden buna karşılık gelen bir artışı garanti etmediği uyarısında bulundu.

Wang’a göre projenin fiilî etkisi; navlun ücretleri, gümrükler arasındaki koordinasyon, Avrupa’dan gelen talep, düzenleyici politikalar ve koridor boyunca işletme koşulları gibi bir dizi faktöre bağlı olacak.

Rus medyasının aktardığına göre ikinci hattın Rusya tarafındaki inşaat çalışmaları hâlihazırda başlamış durumda ve 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması bekleniyor. Çin tarafındaki bölümün ise 2027 yılının başlarında bitirilmesi planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Bangladeş’te konfeksiyon işçilerinin isyanı sürüyor

Yayınlanma

Bangladeş’te yeni kurulan ücret kurulu bugün ilk toplantısına hazırlanırken, konfeksiyon işçilerinin daha yüksek ücret talebiyle başlattığı protestolar sürüyor.

İşçilerin artan yaşam maliyetleriyle mücadele ettiği bir ortamda, hükümet ve giyim üreticileri, aylık asgari ücreti 12.500 takadan 30.000 takaya (243 dolar) çıkarmaları yönünde artan bir baskı altında bulunuyor.

Protestocular, başkent Dakka’nın çeşitli sanayi bölgelerinde polisle çatıştı. Bu durum, yüzlerce fabrikanın faaliyetlerini askıya almasına neden olurken, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci giyim ihracatçısı olan Bangladeş’te sevkiyat gecikmeleriyle ilgili endişeleri artırdı.

Sektör, yaklaşık 4 milyon işçiye istihdam sağlıyor, ihracat gelirlerinin %80’inden fazlasını oluşturuyor ve H&M, Zara ve Walmart gibi markalara ürün tedarik ediyor.

Bugün (4 Kasım), Dakka’nın dış mahallelerindeki iki büyük giyim merkezi olan Savar ve Gazipur’da işçiler ile polis arasında çatışmalar çıktı.

Göstericiler yolları ve otoyolları kapatırken, polis göz yaşartıcı gaz ve ses bombaları kullandı. 

Daha fazla kargaşa yaşanacağına dair endişeler nedeniyle birçok fabrika faaliyetlerini askıya aldı.

Bangladeş’te konfeksiyon işçilerinin ücret isyanı

İşçi ve fabrika sahiplerinin temsilcilerinden oluşan altı üyeli ücret kurulunun, sektörün ücret yapısının gözden geçirilmesine ilişkin resmi görüşmelere başlaması bekleniyor.

İşçiler, gıda, barınma ve diğer yaşam maliyetlerinin yıllardır artması nedeniyle mevcut asgari ücretin artık temel hane halkı giderlerini karşılamaya yetmediğini belirtti.

Bir giyim işçisi olan Bithi Begum, “Her ay bir mücadele. Bütün gün sıkı çalıştıktan sonra kazandığımız para, temel ihtiyaçlarımızı bile zar zor karşılıyor,” dedi.

Fabrikalar ilkbahar ve yaz siparişleri için kritik bir üretim dönemine girerken, uluslararası alıcılar durumu yakından takip ediyor.

İsveçli moda perakendecisi H&M, Reuters’a yaptığı açıklamada, bazı fabrikaların geçici olarak kapandığını ama tedarik zincirinde büyük bir aksaklık yaşanmadığını belirtti.

Üreticiler, sektörün zaten artan maliyetler, güçlenen bölgesel rekabet, Orta Doğu’daki çatışmaya bağlı enerji piyasasındaki belirsizlik ve önemli ihracat pazarlarındaki zayıflayan talep nedeniyle baskı altında olduğunu belirtti.

Uzmanlar, ücret kurulunun, işçilerin taleplerini Bangladeş ekonomisinin merkezinde yer alan bu sektörün rekabet gücüyle dengeleme zorluğuyla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Dakka Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Selim Raihan, fabrikaların verimliliğini artırması halinde Bangladeş’in rekabet avantajını kaybetmeden önemli bir ücret artışını karşılayabileceğini söyledi.

Raihan, herhangi bir ücret revizyonunun enflasyonu, yaşam maliyetlerini ve fabrikaların ödeme gücünü de yansıtması gerektiğini, uluslararası alıcıların ise daha adil satın alma uygulamaları ve fiyatlar yoluyla iyileştirilmiş çalışma standartlarını desteklemesi gerektiğini belirtti.

Raihan, uzun süren işçi ayaklanmalarının, teslimat güvenilirliğini ve alıcıların güvenini sarsacağı için, yüksek ücretlerden daha büyük bir tehdit oluşturabileceğini belirtti:

“Ucuz işgücünü sektörün kalıcı rekabet stratejisi olarak görmek bir hata olur. Bangladeş, verimlilik, güvenilirlik, modernizasyon ve daha yüksek katma değerli ürünlere giderek daha fazla yönelmeli.”

Okumaya Devam Et

Asya

Kazakistan, Drujba hattı üzerinden petrol sevkiyatını yeniden başlatmak istiyor

Yayınlanma

Kazakistan, yaklaşık altı ay önce durdurulan Drujba boru hattı üzerinden petrol sevkiyatına yeniden başlamak için Rusya’ya resmi talep ilettiğini ve teknik imkanların hazır olduğunu duyurdu. Bu güzergah, Almanya’daki Schwedt rafinerisinin ham petrol ihtiyacının yüzde 20 ila 30’unu karşılıyordu.

Kazakistan, Drujba boru hattı üzerinden petrol sevkiyatını yeniden başlatmaya hazır olduğunu duyurarak Rusya tarafına resmi talep iletti.

Kazakistan Enerji Bakanı Yerlan Akkenjenov, sevkiyatın yeniden başlaması için Moskova’dan yanıt beklendiğini açıkladı.

Akkenjenov konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Resmi talebi şahsen, baş başa görüşmede ilettim. Kazakistan tarafı sevkiyatın yeniden başlaması konusunda Rus tarafından yanıt bekliyor. Bizim bu yönde teknik imkanımız var, Rus tarafından yanıt bekliyoruz.” dedi.

Almanya sevkiyatı alternatif rotalara yönelmişti

Drujba boru hattı üzerinden transit geçiş yaklaşık altı ay önce durdurulmuştu.

Kazak petrolünün Almanya’ya sevkiyatı, 1 Mayıs tarihinden itibaren Drujba hattı devre dışı bırakılarak alternatif güzergahlardan sağlanıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, o dönemde alınan bu kararın altyapıdaki teknik kısıtlamalardan kaynaklandığını açıklamıştı.

Drujba üzerinden aktarılan Kazak petrolü, Almanya’nın Schwedt kentinde yer alan petrol rafinerisinin ihtiyacının yüzde 20 ila 30’unu karşılıyor.

Bu hat üzerinden 2025 yılında 2,1 milyon ton ham petrol taşınırken 2026 yılı için belirlenen sevkiyat hedefi 3 milyon ton seviyesindeydi.

Rus ve Kazak petrolünü Doğu ve Orta Avrupa ülkelerine ulaştıran Drujba, dünyanın en büyük ana petrol boru hattı sistemleri arasında yer alıyor.

Toplam uzunluğu 8 bin 900 kilometreyi bulan hattın 3 bin 900 kilometresi Rusya topraklarından geçiyor.

Sistemin toplam taşıma kapasitesi ise günlük 1,2 ila 1,4 milyon varil düzeyinde seyrediyor.

Bunun yanı sıra Enerji Bakanı Akkenjenov, ülkesinin orta vadeli petrol üretim projeksiyonlarına da değindi.

Kazakistan’ın üretimde mevcut plana sadık kaldığını belirten Akkenjenov, “Şimdilik plan doğrultusunda ilerliyoruz; bu yıl için hedeflenen üretim 96 milyon ton. Gelecek yılın üretim parametrelerini şu anda belirliyoruz. 2027 yılı için yaklaşık 99 milyon tonluk üretim öngörüleceğini düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English