Bizi Takip Edin

Asya

Bagong Bayani, Kolay Döviz ve Sessiz Çöküş: Filipinler Ekonomisinin Görünmeyen Bedeli

Avatar photo

Yayınlanma

Dubai’nin kavurucu sıcağında, gökdelenlerin gölgesi bazen insanı serinletiyor ancak üstü açık otobüste bize şehri gezdiren tombul, gözlüklü hanımefendi bu fırsattan hiçbir şekilde yararlanamadığı gibi bir elinde mikrofon diğer elinde terini sildiği mendili ile bize Dubai’nin muhteşem binalarını, zenginliğini ve şatafatını anlatıyor.  Gezinin mola anlarında sohbet ettiğimiz bu hanımefendi yanımdaki çocuklarıma bakıp gülümserken kendisinin Filipinler’de bıraktığı çocuklarından ve eşinden bahsediyor. Daha sonra tanışma fırsatı bulup konuştuğumuz başka Filipinli kadınların da sürekli bahsettikleri kelime hep aynı “aile.” Çoğu, ülkelerinde iş bulmanın zorluğundan söz ediyor; ama asıl acıyı işsizliğin kendisinden çok, aileye uzak düşmekten dolayı yaşıyorlar. Yine de gülümseyerek anlatıyorlardı: “Burada çalışıyoruz, çünkü çocuklarımız okusun, yaşasın, ayakta kalsın.”

Bu hikâye tekil değil. Filipinler’de yurtdışında çalışan işçilerin sayısı milyonlarla ifade ediliyor. Ve bu insanların ülkelerine gönderdiği para, sadece hanelerin bütçesini değil; ülkenin ekonomik kaderini de etkileyen bir nehir gibi akıyor. Bu nehir suyu başta bereketi getiriyor ancak kullanımı düzgün yönetilmediğinde toprağın tuzlanmasına yol açması gibi ekonomik yapıda çok daha derin yaralar açılmasına sebep oluyor.

Yurtdışında çalışan Filipinlilere ülke yönetimi tarafından “Bagong Bayani” deniliyor yani modern kahramanlar. Onlar ülkeyi terk eder, başka ülkelerde çalışır ve kazandıklarının önemli bir kısmını geride bıraktıkları ailelere gönderirler. Bu para, evlerinden çok uzaklarda çok zor şartlar altında çalışıp para kazanan Filipinli erkek ve kadınların ailelerinin geçimlerini sağlar ve evleri ayakta tutar. Filipinli emekçilerin bu göçü devlet tarafından da desteklenmektedir ve bu konuda çeşitli ödüller verilmektedir. Bu göç, bir zorunluluktan çok bir “ulusal strateji” gibi kabul edilmektedir.

Ancak ekonomi bilimi romantik hikâyeleri pek sevmez. Çünkü her fedakârlığın, her “kolay” çözümün, zamanla ortaya çıkan bir bedeli vardır.

Ekonomi biliminde bu bedelin adı Hollanda Hastalığıdır.

Kolay Gelen Para, Zor Kaybolan Üretim

Hollanda Hastalığı, ilk kez 1970’lerde Hollanda’da keşfedilen doğalgazın ardından gündeme gelmişti. Büyük döviz geliri ülkeyi zenginleştirmiş gibi görünmüş; fakat sanayi ve tarım zamanla rekabet gücünü kaybetmişti. O günden sonra iktisatçılar şunu fark etti:
Sorun kaynağın ne olduğu değil, paranın ekonomiyi nasıl dönüştürdüğüydü.

Bugün Filipinler’de yerin altından çıkan petrol yok. Ama yerin üstünde, milyonlarca insanın emeği var. Ve bu emekten doğan döviz, milli gelirin yaklaşık yüzde 10’una denk geliyor. Kâğıt üzerinde bu bir başarıdır. Fakat uzun vadede soru şudur:

Bir ekonomi, kendi vatandaşlarını sürekli ihraç ederek ne kadar sürdürülebilir olabilir?

Ekonomik teoriye göre, büyük ve sürekli döviz girişleri yerel parayı değerlendirir. Para değerlendiğinde ithalat ucuzlar; tüketim artar. Ama aynı anda tarım ve sanayi gibi dış rekabete açık sektörler zorlanır. Çünkü yerli üretici, pahalılaşan maliyetlerle küresel piyasada tutunamaz. Üretim yavaşlar, yatırımlar ertelenir.

Buna karşılık, ihracata konu olmayan sektörler büyür: inşaat, ticaret, finans, hizmetler… Yani tüketim ekonomisi genişlerken, üretim ekonomisi daralır.

Bu süreç yavaş ilerler. Gürültü çıkarmaz. Ama bir kez yerleştiğinde, geri döndürülmesi zordur.

Bilimin Söylediği Şey Basit ama Rahatsız Edici

Filipinler ekonomisi üzerine yapılan ve 1975 yılından sonraki dönemleri kapsayan ekonometrik analizler, bu teorik çerçeveyi doğruluyor. Yurtdışında çalışan işçilerin ülkeye gönderdiği döviz arttıkça:

  • Tarım sektörünün milli gelirdeki payı azalıyor
  • İmalat sanayi uzun vadede zayıflıyor
  • Hizmetler sektörü ise büyüyor

Bu sonuçlar şaşırtıcı değil; ama rahatsız edici. Çünkü tarım ve imalat, bir ülkenin uzun vadeli kalkınma kapasitesini taşıyan sektörlerdir. Hizmetler elbette önemlidir; ancak üretim temeli zayıf bir hizmet büyümesi, kırılgan bir refah yaratır.

Bir başka ifadeyle:
Para geliyor, ama üretim geri çekiliyor.

Daha da çarpıcı olan, bu etkinin kısa vadede fark edilmemesidir. Analizler gösteriyor ki emeğin ihracından doğan dövizin sanayi üzerindeki olumsuz etkileri, yıllar içinde birikmektedir. Bugün gelen para yarın tüketimi artırıyor ama on yıllar sonra sanayi kapasitesindeki erozyon daha net görünür hale geliyor.

Bu yüzden Hollanda Hastalığı çoğu zaman kanser hastalığı gibi “sessiz”dir.  Çok fazla ses çıkarma ancak yapısal gücü aşındırır.

Devletin Kolaycılığı: İşsizliği ve Riski İhraç Etmek

Burada asıl mesele, yurtdışında çalışan işçiler değildir. Onlar, küresel eşitsizliğin en ağır bedelini ödeyen kesimdir. Mesele, devletin bu süreci nasıl yönettiğidir.

Filipinler devleti, uzun süredir emeğin ihracını bir tür denge mekanizması olarak kullanıyor:

  • İşsizlik baskısı azalıyor
  • Döviz rezervleri güçleniyor
  • İç talep canlı tutuluyor

Bu, kısa vadede siyasi olarak son derece konforlu bir tercihtir. Ancak aynı zamanda risklidir. Çünkü üretim kapasitesini güçlendirmek yerine, ekonomiyi dışarıdan gelen paraya bağımlı hale getirir.

Bir ülke, reform yapmak yerine insanlarını yurtdışına çalışmaları amacıyla gönderiyorsa; sanayi politikası üretmek yerine dövizi bekliyorsa; tarımı güçlendirmek yerine ithalatı ucuzlatıyorsa, orada kalkınma erteleniyor demektir.

“Bagong Bayani” söylemi bu noktada iki anlam taşır. Bir yandan emeğe saygıdır. Ama diğer yandan, devletin kendi yapması gerekeni bireylerin fedakârlığıyla örtmesidir.

Hizmetler Büyürken Ne Kaybediyoruz?

Hizmetler sektöründeki büyüme çoğu zaman “ilerleme” olarak algılanır. Daha çok bina, daha çok AVM, daha çok finansal işlem… Oysa üretimle beslenmeyen bir hizmet ekonomisi, bir “Ouroboros” yani kendi kuyruğunu yiyen yılana benzer.

İmalat zayıfladığında:

  • Teknoloji üretimi geriler
  • Verimlilik artışı sınırlanır
  • İhracat kapasitesi düşer

Tarım çözüldüğünde:

  • Kırsal gelirler azalır
  • Gıda bağımlılığı artar
  • Bölgesel eşitsizlik derinleşir

Buna karşılık hizmetler büyür; ama bu büyüme, çoğu zaman ithalata ve tüketime dayalıdır. Döviz azalırsa, bu yapı hızla kırılganlaşır.

Filipinler’in yaşadığı tam olarak budur: Döviz bolluğu üretimi değil, tüketimi beslemiştir.

Emeğin İhracı: Fırsat mı, Kader mi?

Burada kritik bir ayrım yapmak gerekir. Emeğin ihracı, doğru politikalarla geçici bir fırsat olabilir. Yurtdışında çalışanların kazandığı deneyim, beceri ve birikim; doğru yatırımlarla ülkeye döndürülebilir.

Bu ancak şu şartlarla mümkündür:

  • Döviz, sanayi ve tarım yatırımlarına yönlendirilirse
  • Eğitim ve beceri dönüşümü desteklenirse
  • Üretim, iç tüketime kurban edilmezse

Aksi halde emek ihracı, bir kalkınma stratejisi olmaktan çıkar; bir kalkınma alışkanlığına dönüşür. Ve alışkanlıklar, en zor bırakılan şeylerdir.

Gerçek Kahramanlık Nedir?

Filipinler’in modern kahramanları, ülkelerini ayakta tutuyor. Ama hiçbir ülke, sonsuza kadar vatandaşlarının fedakârlığıyla yaşayamaz. Bir gün o döviz azalır. Bir gün dünya değişir. Bir gün o insanlar yaşlanır.

Geride kalması gereken şey, üreten bir ekonomidir.

Gerçek kahramanlık, insanları gitmeye mecbur bırakmayan bir ülke kurabilmektir. Dövizle değil, üretimle; tüketimle değil, sanayi ve tarımla büyüyen bir ülke…

Modern kahramanlara duyulan minnet, ancak böyle anlamlı olabilir.

Asya

Japonya ve Filipinler’in deniz sınırı görüşmeleri Çin’i neden öfkelendirdi?

Yayınlanma

Tokyo ve Manila’nın, Japonya ile Filipinler arasındaki münhasır ekonomik bölgelerin (MEB) ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlayacaklarını açıklamasının ardından, Tayvan’ın doğusundaki sular yeni bir gerilim noktası hâline geldi.

Batı Pasifik Okyanusu’nda yeni bir gerilim noktası ortaya çıkarken, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesi bekleniyor.

Pazartesi günü Çin Sahil Güvenliği bölgede kolluk devriyeleri gerçekleştirdi ve Pekin’in hem iç hukuk hem de uluslararası hukuk kapsamında kendi MEB ve kıta sahanlığı haklarını koruma iddiasını uygulamaya koydu.

Tayvan Sahil Güvenliği, pazartesi günü saat 11.00 sularında ana adanın güneydoğu kıyısından yaklaşık 64 km açıkta yer alan Orchid Adası’nın yaklaşık 51 ila 52 deniz mili güneydoğusunda tespit edilen iki Çin gemisini izlediğini ve takip ettiğini açıkladı.

South China Morning Post, Japonya ile Filipinler arasındaki sınır görüşmeleri ve bunların uluslararası hukuk ile jeopolitik açısından sonuçları hakkında bilinmesi gerekenleri derledi:

Tokyo ve Manila neden sınırlandırma görüşmeleri istiyor?

Japonya ve Filipinler’in ortak kara sınırı yok. Ancak kıyı devletleri olarak, kıyılarından itibaren 200 deniz mili —370 km ya da 230 mil— genişliğinde bir münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkına sahipler.

Okinawa Adası’nın yaklaşık 400 km güneybatısındaki Yaeyama Adaları ile Filipinler’in en kuzeyindeki Mavulis Adası esas alınarak ölçüm yapıldığında, iki ülkenin MEB’leri Batı Pasifik Okyanusu’nda birbirine temas ediyor; hatta örtüşüyor.

Ayrıca bu alan, Çin’e bağlı olan ve Pekin’in egemenliği için ‘kırmızı çizgi’ olarak gördüğü ve gerekirse güç kullanarak yeniden birleştirmeyi hedeflediği Tayvan adasının 200 deniz millik MEB’iyle de örtüşüyor.

Amerika Birleşik Devletleri ve müttefikleri Japonya ile Filipinler dâhil çoğu ülke, Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor ve Çin’e bağlı olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla kabul ediyor. Ancak Washington, Tayvan’ı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak adaya silah tedarik etmeyi taahhüt ediyor ve müttefiklerini de buna teşvik ediyor.

Görüşmeler hakkında ne biliyoruz?

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi ve Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr., perşembe günü Tokyo’da gerçekleştirdikleri zirvenin ardından yayımlanan ortak açıklamaya göre, “münhasır ekonomik bölgenin ve kıta sahanlığının deniz sınırını belirlemek üzere resmî müzakerelere başlamayı” kabul etti.

Açıklamada, bu kararın “uluslararası hukuka, özellikle Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin —UNCLOS— ilgili hükümlerine uygun olarak ve bölgedeki hukuki kesinliği artırmak amacıyla ilgili uluslararası içtihatlar rehberliğinde” alındığı belirtildi.

Ancak iki taraf, müzakerelerin kesin coğrafi kapsamını açıklamadı. Bu da, eğer Pekin ya da Taipei tarafından talep edilen alanları kesecek şekilde ikili bir hat çizerlerse, söz konusu sınırın dışarıda bırakılan hak sahiplerine karşı hukuken ileri sürülemeyeceği anlamına geliyor.

Buna bir örnek, Doğu Çin Denizi’nde Pekin’in kıta sahanlığı iddialarını devre dışı bırakan 1974 tarihli Japonya-Güney Kore ortak kalkınma anlaşmasıdır. Pekin, bu anlaşmayı derhâl tamamen yasadışı ve geçersiz ilan etmişti; bu tutumunu bugün de sürdürüyor.

Tokyo ve Manila sınırlandırmadan ne elde eder?

UNCLOS’a göre bir kıyı devleti, 200 deniz millik MEB’i içinde tüm doğal kaynakları araştırma, işletme ve yönetme konusunda münhasır haklara sahiptir. Bu haklar, deniz yatağı ve deniz altı toprağındaki petrol, doğal gaz ve diğer mineralleri kapsar ve kıta sahanlığı haklarıyla büyük ölçüde örtüşür.

Uluslararası hukuk ayrıca bir kıyı devletine, MEB içinde tüm yapay tesislerin inşasını ve işletilmesini, ayrıca deniz bilimsel araştırmalarını yetkilendirme, düzenleme ve denetleme yönünde yürütme yetkileri tanır.

Hainan Adası merkezli Güney Çin Denizi Çalışmaları Ulusal Enstitüsü’ndeki Uluslararası ve Bölgesel Meseleler Araştırma Merkezi Direktörü Ding Duo, Tokyo ve Manila’nın deniz sınırı görüşmelerinin kapsadığı alanlarda güvenlik işbirliğini artırmayı ve ortak kaynak geliştirme faaliyetleri yürütmeyi de hedefleyebileceğini söyledi.

Dikkat çekici biçimde, Yaeyama Adaları Japonya’nın en güneybatıdaki takımadalarını oluşturuyor ve Çin’in Batı Pasifik’e askerî erişimini kısıtlamayı amaçlayan, Doğu Asya kıyı şeridi boyunca uzanan takımadalar dizisi olarak bilinen “birinci ada zinciri” üzerinde yer alıyor.

Ding, “Sınırlandırma aynı zamanda Çin’in birinci ada zinciri içindeki operasyon alanını daraltmayı da hedefleyebilir” dedi.

Pekin ve Taipei nasıl tepki verdi?

Pekin, cuma günü müzakereleri “tamamen yasadışı ve hükümsüz” olarak kınadı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, Pekin’in iki hükümete protesto girişiminde bulunduğunu söyledi.

Pazartesi günü yaptığı açıklamada Çin Sahil Güvenliği Sözcüsü Jiang Lue, sahil güvenliğin ilgili sulardaki kontrol ve yönetimini güçlendirmeye devam edeceğini ve “Çin’in toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak” için somut önlemler alacağını belirtti.

Salı sabahı düzenlenen olağan basın toplantısında Tayvan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hsiao Kuang-wei, Japonya ve Filipinler’den açıklamalarında bahsettikleri deniz sınırı belirleme sürecine ilişkin ayrıntı vermelerini istediklerini söyledi.

Japonya ve Filipinler’in müzakere ettiği suların Tayvan’ın sularıyla önemli ölçüde örtüştüğünü dikkate alan bakanlık, iki ülkeyi süreç boyunca bu gerçeği göz önünde bulundurmaya çağırdı.

Hsiao, Tokyo ve Manila’nın Tayvan’ın hak ve çıkarlarını dışlamaması ya da ihlal etmemesi gerektiğini belirterek, Tayvan ile istişarelerde bulunmaları gerektiğini söyledi.

Çin’deki gözlemciler, Pekin’in Tayvan’ın doğusundaki sulardaki varlığını güçlendirmesini beklediklerini ifade etti.

Çin’in en üst düzey devlet bağlantılı düşünce kuruluşu olan Çin Sosyal Bilimler Akademisi’nde araştırmacı Yang Xiao, “Onlar [Japonya ve Filipinler] üç taraflı örtüşen bir bölgede müzakere ettiklerine göre, biz de Tayvan’ın doğusundaki sular üzerindeki yetki alanımızı ilerletmek için daha ileri adımlar atabiliriz” dedi.

Devlet yayıncısı CCTV ile bağlantılı bir sosyal medya hesabı olan Yuyuan Tantian’ın aktardığına göre Yang, “Karşı taraf pervasız ve yıkıcı adımlar atacağına göre, biz de kaçınılmaz olarak yeni karşı önlemler devreye sokacağız” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore borsası Hindistan’ı geride bırakarak dünya altıncısı oldu

Yayınlanma

Güney Kore hisse senedi piyasası, yapay zeka sektörüne yönelik güçlü küresel ilginin etkisiyle Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası konumuna yükseldi. Bloomberg verilerine göre, Kospi endeksinin piyasa değeri 2026 başından itibaren yüzde 86’dan fazla artarak 5 trilyon dolara ulaşırken, Hindistan borsası gerileyerek yedinci sıraya yerleşti.

Güney Kore hisse senedi piyasası, Hindistan’ı geride bırakarak dünyanın en büyük altıncı borsası unvanını elde etti.

Seul yönetimindeki piyasalar, mayıs ayının başında da Kanada’yı geride bırakarak yedinci sıraya yerleşmişti.

Borsadaki bu yukarı yönlü ivmenin temel itici gücü olarak yapay zeka teknolojilerine yönelik devam eden yüksek küresel ilgi gösteriliyor.

Bloomberg tarafından yapılan hesaplamalara göre, Güney Kore hisse senedi piyasasının ana endeksi Kospi’nin toplam kapitalizasyonu, 2026 yılının başından bu yana yüzde 86’nın üzerinde bir artış kaydederek 5 trilyon dolara ulaştı.

Aynı dönemde Hindistan hisse senedi piyasasını temsil eden Nifty 50 endeksinin toplam hacmi ise gerileyerek 4,8 trilyon dolar seviyesine düştü.

Dünya borsaları sıralamasında güncel verilere göre ilk sırada 79,47 trilyon dolar piyasa değeriyle ABD yer alıyor. ABD’yi sırasıyla 15,09 trilyon dolarla Çin, 8,63 trilyon dolarla Japonya ve 7,24 trilyon dolar değerindeki Hong Kong piyasası takip ediyor.

Tayvan 5,15 trilyon dolarlık piyasa değeriyle listenin beşinci sırasında konumlanırken, hemen ardından 5,04 trilyon dolarla Güney Kore geliyor.

Hindistan ise bu gelişmeler neticesinde altıncı sıradan yedinci sıraya gerilemiş bulunuyor. Güney Kore, mayıs ayının başında da bu sıralamada Kanada piyasasını geride bırakmıştı.

Bloomberg, Güney Kore piyasasında gözlenen bu büyümenin arkasında, küresel yapay zeka endüstrisinin gelişimini sağlayan en büyük mikroçip üreticilerinin hisselerine yönelik yoğun talebin bulunduğunu aktardı.

Bununla birlikte analizde, yatırımcıların bahislerini ağırlıklı olarak yapay zeka sektöründe yoğunlaştırmasının, piyasada aşırı ısınma risklerine dair endişeleri de beraberinde getirdiği ifade edildi.

Reed Capital Partners Yatırım Direktörü Gerald Gan gelişmeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu büyüme, sonraki teknolojik inovasyon dalgasında Güney Koreli teknoloji şirketlerinin süregelen önemini vurguluyor. Aynı zamanda bu durum, küresel sermaye akışlarının bir zamanlar Batı piyasalarının gölgesinde kalan ancak günümüzde teknolojinin ve büyümenin geleceğini şekillendirmede giderek daha belirgin bir rol oynayan büyük Asya ekonomilerine doğru geniş çaplı kayışını yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Diğer taraftan Asset Value Investors Kıdemli Yatırım Analisti Ross McGarry, Güney Kore için asıl sınavın, bu büyüme performansını kurumsal yönetim alanında gerçekleştirilecek gerçek reformlar ve yapısal değişikliklerle koruyup koruyamayacağı olacağını ekledi.

Bloomberg analizine göre Hindistan, para birimi rupinin zayıflaması, rekor düzeydeki yabancı sermaye çıkışları ve doğrudan yapay zeka altyapısıyla ilişkili şirketlerin eksikliği nedeniyle küresel sıralamadaki konumunu kaybediyor.

Enerji kaynaklarının fiyatlarındaki artışın da enflasyon endişelerini tetikleyerek Hindistan piyasası üzerinde baskı oluşturduğu kaydedildi.

Gerald Gan, konuya ilişkin olarak “Yatırımcıların gözünde Hindistan’ın büyüme hikayesi, ülkenin artan iç ve dış siyasi zorluklarla karşı karşıya kalması nedeniyle dinamizmini giderek yitiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

Güney Kore’nin piyasa kapitalizasyonunda öne geçmesine rağmen Hindistan ekonomisi, toplam gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyüklüğünde Güney Kore’nin önünde yer almaya devam ediyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre Güney Kore’nin GSYİH’si 1,93 trilyon dolar seviyesinde bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli yapay elmas üreticileri yapay zeka ile yükselişte

Yayınlanma

Yapay zeka teknolojilerindeki küresel yükseliş, gelişmiş mikroçip üretiminde kritik bir soğutma bileşeni haline gelen Çinli yapay elmas üreticilerine rekor büyüme getirdi. Bloomberg’ün haberine göre sektördeki talep kaymasıyla birlikte Çinli laboratuvar üreticilerinin hisseleri hızla yükselirken, geleneksel metal üreticilerinin hisselerinde sert düşüşler kaydedildi.

Geleneksel olarak çoğunlukla mücevher sektörüyle ilişkilendirilen Çin üretimi sentetik elmaslar, yapay zeka çiplerinin soğutulmasında etkili bir malzeme olarak kullanılmaya başlandı.

Bloomberg’ün haberine göre, yapay elmaslar yapay zeka alanında daha güçlü yarı iletkenlerin üretilmesini sağlayan kritik bir bileşene dönüştü ve Çinli üreticiler bu yapay zeka patlamasının önemli yararlanıcıları haline geldi.

Bu gelişmenin ardından geçtiğimiz hafta sentetik elmas üreticilerinden Zhecheng Huifeng Diamond Technology Co. şirketinin hisseleri yüzde 51, SF Diamond Co. şirketinin hisseleri ise yüzde 40 oranında değer kazandı.

Yükseliş eğilimi bu hafta da devam etti. Söz konusu hisselerin gösterdiği performans, Şanghay ve Şençen menkul kıymetler borsalarında işlem gören en büyük ve en likit 300 hisse senedinin performansını takip eden CSI 300 endeksinin yüzde 1 seviyesindeki artışını geride bıraktı.

Bloomberg, baskı devre kartları ve optik modüller gibi donanım alanlarının aşırı yoğunlaştığı bir dönemde, yapay zeka yarı iletkenlerinde sentetik elmas kullanımının yeni ve niş bir segment olarak öne çıktığını bildirdi.

Sentetik elmaslar, mikroçiplerin soğutulmasında geleneksel olarak kullanılan bakır ve alüminyum malzemelerine alternatif bir çözüm sunuyor.

Huayuan Securities analistleri konuya ilişkin değerlendirmelerinde, “Elmas ile soğutma sektörel bir fikir birliği haline geliyor ve bu yöntemin yapay zeka ile veri merkezleri alanındaki uygulamasının genişlemesi bekleniyor” ifadelerini kullandı.

Elmas laboratuvarlarının hisselerindeki artışla eş zamanlı olarak, yapay zekaya yönelik iyimserlik ve renkli metallere olan talep nedeniyle daha önce yükseliş gösteren metal üreticileri Aluminum Corp. of China şirketinin hisselerinde yüzde 25, Jiangxi Copper Co. şirketinin hisselerinde ise yüzde 28 oranında düşüş kaydedildi.

Nomura’nın Çin teknoloji ve telekomünikasyon analisti Duan Bing, mevcut piyasa koşullarının sentetik elmaslar için avantajlı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti.

Sentetik elmas üreticisi SF Diamond, Çin dışındaki müşterileri tarafından gerçekleştirilen testlerin ardından, kendi ürettiği malzemelere dayalı ısı emicilerin küçük partiler halinde sevkiyatına başladı.

Benzer şekilde, Henan Liliang Diamond Co. da yüksek güçlü ısı emici üretim projesinin ilk aşamasını başlattığını duyurdu.

Diğer taraftan, Rusya’nın en büyük elmas madenciliği şirketi Alrosa, 2025 yılının sonunda yayımladığı öngörüde dünyadaki doğal elmas üretiminin son 30 yılı aşkın sürenin en düşük seviyesine yaklaştığını bildirdi.

Söz konusu öngörüye göre, üretimin 150 milyon karata ulaştığı 2017-2018 dönemindeki seviyelerin ardından, düşüş eğiliminin 2026 yılında da devam ederek yıllık 95 milyon karata kadar gerileyebileceği tahmin ediliyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English