Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Bahreyn’de İran adına casuslukla suçlanan 3 kişiye müebbet

Yayınlanma

Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı. Başsavcılığın karara ilişkin açıklamasında, sanıkların ülkeye karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek amacıyla işbirliği yaptıkları kaydedildi.

Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına casusluk yapmakla suçlanan 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Başsavcılıktan 14 Temmuz’da yapılan açıklamada, “Üç sanık, Bahreyn Krallığı’na karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek ve ülkenin çıkarlarına zarar vermek amacıyla terör örgütü İran Devrim Muhafızları ve mensuplarıyla işbirliği yapmakla suçlandı. Mahkeme, sanıkların tamamını müebbet hapis cezasına çarptırdı” ifadeleri yer aldı.

Söz konusu kararlar, Bahreyn yönetiminin 28 Şubat’ta başlayan ABD, İsrail ve İran arasındaki savaştan bu yana yürüttüğü geniş çaplı baskı politikasının son adımı olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte yüzlerce kişi gözaltına alınırken halka açık toplantılar yasaklandı ve muhalifler hapsedildi. Uygulamaların ağırlıklı olarak ülkenin Şii çoğunluğunu hedef aldığı kaydediliyor.

Bahreyn İçişleri Bakanlığı, mayıs ayı başında aralarında yaklaşık 30 Şii din adamının da yer aldığı 41 vatandaşın casusluk yaptıkları ve DMO ile bağlantılı oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını duyurmuştu. Daha önce Bahreyn Temsilciler Meclisi, monarşinin baskı politikalarını ve İran’a karşı savaşa verdiği desteği kamuoyu önünde eleştiren 3 milletvekilinin üyeliğini düşürmüştü.

69 kişi aileleriyle birlikte vatandaşlıktan çıkarıldı

Nisan ayı sonunda Bahreyn yönetimi, “İran’ın düşmanca eylemlerini yüceltmek veya bu eylemlere sempati göstermekle” suçlanan 69 kişiyi ve ailelerini vatandaşlıktan çıkardı. Bahreyn Haklar ve Demokrasi Enstitüsü (BIRD), hukuki güvenceler ve itiraz hakkı sağlanmadan alınan bu kararı tehlikeli bir baskı döneminin başlangıcı olarak nitelendirdi.

Mart ayında ise Bahreynli yetkililerin, İran adına casusluk yapmakla suçlanan Şii aktivist Muhammed el-Musevi’yi işkenceyle öldürdüğü iddia edildi.

Musevi’nin cansız bedenine ait görüntülerde darp, kabloyla kırbaçlama ve elektrik verme sonucu oluştuğu belirtilen izlerin yer aldığı aktarıldı.

Manama yönetimi, İran liderliğine yönelik her türlü destek veya sempati ifadesine karşı sert ve zaman zaman şiddet içeren politikalarını sürdürüyor. Casusluk suçlamaları ise ülkenin güvenliğine yönelik tehditleri etkisiz hale getirmenin başlıca araçlarından biri olarak kullanılıyor.

ABD Beşinci Filosu Bahreyn’de konuşlu

Nüfusunun çoğunluğu Şiilerden oluşan ancak Sünni El Halife ailesi tarafından yönetilen Bahreyn, bölgedeki en büyük ABD deniz üssüne ev sahipliği yapıyor. ABD Beşinci Filosu’nun konuşlandığı bu üs, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta kritik rol oynadı.

Tahran yönetimi ise Washington ve Tel Aviv ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Bahreyn’e ve diğer Körfez ülkelerine yönelik binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi.

Ortadoğu

Yemen güçleri Suudi destekli birliklerin mevzilerini vurdu

Yayınlanma

Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan destekli birliklerin Marib ve Hadramut’taki mevzilerini balistik füzeler ve İHA’larla hedef aldığını duyurdu. Yemen ordusu yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını savunurken, Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya’ya konuşan kaynaklar 45 kişinin öldüğünü ve yaklaşık 80 kişinin yaralandığını bildirdi.

Ensarullah liderliğindeki Yemen Silahlı Kuvvetleri, çeşitli vilayetlere yönelik saldırı hazırlığında bulunan Suudi Arabistan destekli güçlere karşı geniş çaplı bir operasyon düzenlediğini duyurdu.

Balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen operasyonda, Acil Müdahale Güçleri olarak bilinen Suudi destekli birliklerin Marib vilayetindeki El-Ruveyk ile Hadramut vilayetindeki El-Abr ve El-Thaniyah bölgelerinde bulunan mevzileri hedef alındı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Yahya Seri, Suudi Arabistan’ın Yemen güçlerine saldırmak amacıyla kapsamlı bir askeri yığınak yaptığını söyledi.

Seri, “Bu nedenle silahlı kuvvetlerimiz, Suudi düşman birliklerinin toplandığı noktaları hedef alan geniş çaplı ve hassas bir operasyon gerçekleştirdi” dedi.

Suudi Arabistan destekli birliklerin “Yemen’in özgür vilayetlerine ve halkına yönelik saldırıları tırmandırmayı” amaçladığını savunan Seri, operasyonda yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtti. Seri ayrıca askeri kampların, silah depolarının ve araçların imha edildiğini açıkladı.

Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya televizyonuna konuşan kaynaklar, saldırıda Acil Müdahale Güçlerine bağlı 45 kişinin öldüğünü, yaklaşık 80 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Sana yönetimi, Riyad’ı gerilimi daha fazla tırmandırmaması konusunda uyardı. Suudi güçleriyle birlikte savaşan Yemenlilere geri çekilme çağrısı yapan yönetim, Riyad’ın Yemen’e yönelik ablukayı sona erdirmesine kadar “ablukaya karşı abluka” stratejisinin sürdürüleceğini yineledi.

Suudi gemilerine yönelik abluka

Suudi Arabistan, 2015’ten bu yana başkent Sana ve ülkenin ana limanı Hudeyde dahil olmak üzere Ensarullah liderliğindeki Yüksek Siyasi Konseyin kontrolündeki bölgelere hava ve deniz ablukası uyguluyor.

Riyad yönetimi ayrıca Yemen savaşı boyunca yoğun bir bombardıman harekatı yürüttü. Savaş ve ablukanın yol açtığı koşullar nedeniyle yaklaşık 400 bin Yemenlinin öldüğü, Arap dünyasının en yoksul ülkelerinden biri olan Yemen’in ağır bir insani krize sürüklendiği belirtiliyor.

Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi savaş uçaklarının İran’a ait sivil bir uçağın inişini engellemek amacıyla Sana Uluslararası Havalimanı’nın pistini bombalamasının ardından 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a deniz ablukası uygulamaya başladı.

Bu kapsamda Babülmendep Boğazı üzerinden Kızıldeniz’deki Suudi limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan ticari gemiler ile petrol tankerleri, Yemen güçlerinin füze ve İHA saldırılarının hedefi olma riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Hürmüz ve Babülmendep’te eş zamanlı baskı

Yemen’in Babülmendep’te Suudi gemilerine uyguladığı abluka, müttefiki İran’ın Hürmüz Boğazı’nı büyük ölçüde deniz trafiğine kapattığı bir döneme denk geldi.

İran, şubat ayında başlayan ABD-İsrail savaşına karşılık olarak boğazdaki geçişleri kısıtladı. Küresel petrol ve doğal gaz ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz’deki kapanma, enerji fiyatlarının hızla yükselmesine yol açtı.

Bu durum aynı zamanda İran’a, savaşın sona erdirilmesi amacıyla ABD ile yapılabilecek olası müzakerelerde önemli bir pazarlık gücü sağladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın Barış Kurulu, Gazze için ilk üs sözleşmesini hazırladı

Yayınlanma

Trump’ın Barış Kurulu, Gazze’de görev yapacak Fas askerleri için 150 kişilik bir askeri üs kurulmasına ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. İlk aşamada 150 askerin barınacağı tesisin daha sonra 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini ağırlayacak biçimde genişletilmesi planlanıyor. Sözleşmelerin henüz kesinleşmediği bildirildi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “Barış Kurulu”, ocak ayında kurulmasından bu yana Gazze’ye ilişkin ilk inşaat sözleşmesini hazırladı. The Guardian’ın 6 Ağustos tarihli haberine göre sözleşme, Fas askerlerinin konuşlanacağı 150 kişilik temel nitelikte bir askeri üs kurulmasını öngörüyor.

Trump, İsrail’in Gazze’de Filistinlilere karşı iki yıldır sürdürdüğü saldırıların ardından bölgeye ilişkin planlarını yürütmek amacıyla Barış Kurulu’nu kurmuştu. Kurul, Gazze’de görev yapacak Uluslararası İstikrar Gücü için hazırlıklara başladı.

Fas, İsrail ve ABD adına Gazze’de denetimi sağlamak üzere oluşturulan Uluslararası İstikrar Gücü’ne asker göndermeyi kabul etmişti.

İnşaat sözleşmesi Irak’ta da çalışan ABD şirketine verildi

İnşaat sözleşmesi, daha önce ABD hükümeti adına Irak’ta çeşitli projeler yürüten Louisiana merkezli Arkel International şirketine verildi.

Ancak Barış Kurulu’ndan bir yetkili, The Guardian’a gönderdiği e-postada sözleşmelerin henüz kesinleşmediğini belirtti. Yetkili, “Kurul, çeşitli sözleşmelerin hazırlığında son aşamaya geldi. Henüz hiçbiri kesinleşmedi” dedi.

Muhtemel sözleşmelerden birinin, yol haritasındaki güvenlik ve yönetim düzenlemelerinin uygulanmasına destek verecek Uluslararası İstikrar Gücü için tesis kurulmasını kapsadığını belirten yetkili, “Bu sözleşme, Gazze’nin geleceği açısından gerekli olacak çok sayıdaki sözleşmeden biri” ifadelerini kullandı.

İlk aşamada 150, daha sonra 5 bin asker

Sözleşmeye göre Fas askerlerinin konuşlanacağı üs, 100 metreye 120 metrelik bir alana kurulacak. İsrail’deki bir üsten rotasyonla görevlendirilecek askerlerin kalacağı tesis, İsrail sınırından yaklaşık iki kilometre uzakta bulunacak.

Üssün, Gazze Şeridi’nin İsrail ordusunun doğrudan işgal ettiği yüzde 60’lık bölümünde yer alması planlanıyor.

The Guardian’ın daha önce gördüğü sözleşme taslağına göre tesis, sonraki aşamalarda farklı ülkelerden 5 bin Uluslararası İstikrar Gücü askerini barındıracak şekilde genişletilecek.

“Akıllı şehir” planı küçültüldü

Trump, Şubat 2025’te ABD’nin Gazze’yi “devralacağını” ve “sahibi olacağını” açıklamıştı.

Barış Kurulu’nun Ocak 2026’daki ilk toplantısında Trump’ın danışmanı ve damadı Jared Kushner, Gazze’yi ileri teknolojiye dayalı bir kıyı “akıllı şehrine” dönüştürmeyi amaçlayan “ana planı” tanıtmıştı.

Ancak Trump başkanlığındaki kurul, Gazze’nin savaş sonrası yeniden inşasına ilişkin kapsamlı hedeflerini daha sonra küçülterek Refah yakınlarındaki güney tampon bölgesinde sınırlı bir pilot projeye yöneldi.

Plan, Filistinlilerin sıkı denetim altında tutulacağı, çevresi “çitlerle” kapatılmış “insani yardım” kampları kurulmasını öngörüyor. Söz konusu yerleşkeler, eleştirmenler tarafından “toplama kampları” olarak nitelendiriliyor.

İsrail, Gazze’yi yaşanamaz hale getirmeye yönelik saldırılarında konutlar, apartmanlar, hastaneler, okullar ve camiler dahil olmak üzere bölgedeki yapıların yaklaşık yüzde 80’ini yıktı veya hasara uğrattı.

İsrailli bakanlar, yerleşimci aktivistler ve gazeteciler, Gazze’nin Filistinli nüfustan etnik olarak temizlenmesi ve bölgenin Yahudi yerleşimcilere açılması yönünde çağrılarda bulundu.

İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de çoğu kadın ve çocuk en az 73 bin Filistinliyi öldürdüğü belirtiliyor. Bağımsız tahminler ise gerçek can kaybının yüz binlerle ifade edilebileceğine işaret ediyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Afrika sermayesi ve gayrimenkul yatırımları Dubai’ye akıyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), lojistik devi DP World ve Abu Dabi Ports üzerinden Afrika genelindeki liman, iç terminal ve serbest bölgelerde geniş kapsamlı yatırımlar yürütüyor. Financial Times gazetesinin haberine göre Körfez ülkesi, deniz ticaret rotaları üzerindeki hakimiyetini artırırken Afrika sermayesi ve eliti için de önemli bir finans ve gayrimenkul merkezi haline geliyor.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), son yıllarda Afrika kıtası genelinde gerçekleştirdiği yüksek ölçekli yatırımlarla ticari ve lojistik nüfuzunu genişletiyor.

Petrol sonrası döneme hazırlık stratejisi kapsamında hareket eden Körfez ülkesi; limanlar, tarım alanları, yenilenebilir enerji projeleri ve madencilik ruhsatları üzerinden Afrika’daki varlığını güçlendiriyor.

Financial Times gazetesinin haberine göre BAE’nin Afrika’daki ticari yayılımının temelini liman ve lojistik altyapı projeleri oluşturuyor. Dubai’nin küresel bir ticaret merkezi haline gelme hedefi doğrultusunda gelişen DP World, Afrika’daki ilk konteyner terminali imtiyazlarını 2000’li yıllarda Cibuti, Maputo ve Dakar’da elde etti.

Lojistik şirketi, Afrika, Asya ve Ortadoğu arasındaki ticareti dünyadaki en büyük yapay liman olan Dubai’deki Cebel Ali merkezine bağlayarak büyümesini sürdürdü.

2006 yılında kurulan Abu Dabi Ports ile birlikte DP World, günümüzde 13 Afrika ülkesinde limanlar, kara terminalleri ve serbest bölgeler işletiyor veya bu alanlarda yeni projeler geliştiriyor. Şirket son dönemde, Güney Afrika’daki Imperial Logistics ve Nijerya’daki FMCG gibi köklü dağıtım ağlarını satın alarak 25’ten fazla Afrika devletindeki mal akışında doğrudan rol oynamaya başladı.

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Afrika ile Körfez ülkeleri arasındaki petrol dışı ticaret 100 milyar doları aşmış durumda.

Bu ticaretin en büyük payını BAE ve Suudi Arabistan oluşturuyor. Körfez araştırmacısı ve akademisyen Eleonora Ardemagni, limanları “BAE’nin Afrika politikasının merkezinde yer alan nüfuz unsurları” olarak nitelendiriyor.

Sudan’dan çalınan 1,5 ton altın BAE’ye kaçırıldı

Berbera Limanı stratejik kapı işlevi görüyor

BAE’nin ticari yatırımları ile stratejik hamlelerinin kesiştiği en somut örneklerden biri Somaliland’deki Berbera Limanı olarak öne çıkıyor.

Aden Körfezi’ndeki deniz koridoru üzerinde yer alan limanda, Dubai hükümetine ait DP World şirketi tarafından inşa edilen konteyner vinçleri ve yenilenen altyapı dikkat çekiyor.

DP World, 450 milyon dolarlık yatırım kapsamında depolama imkanlarını geliştirdi ve Berbera’yı Etiyopya’ya bağlayan 250 kilometrelik bir kara yolu inşa etti. Şirket, Somaliland yönetimiyle 30 yıllık derin deniz limanı kiralama sözleşmesi imzaladı.

Berbera yakınlarındaki serbest bölgeyi yöneten Kenyalı yetkili Joseph Oguta, yatırımlarla ilgili olarak, “Yerine oturması gereken unsurlar var ancak bu bir zaman meselesi” değerlendirmesini yaptı.

DP World, 120 milyon nüfuslu karayla çevrili Etiyopya pazarına çıkış kapısı olarak konumlandırılan Berbera Limanı’nın kapasitesini iki katına çıkarmayı taahhüt etti.

Liman, 2023 yılında Dünya Bankası ve S&P Global tarafından Sahra Altı Afrika’nın en verimli limanı olarak derecelendirildi.

Afrikalı zenginlerin ve sermayenin yeni adresi Dubai

BAE, ticari ve lojistik yatırımların yanı sıra Afrika sermayesinin ve yönetici elitlerinin küresel finans merkezi konumuna geldi. 2025 verilerine göre Dubai Ticaret Odası’na kayıtlı 30 bin 409 aktif Afrikalı şirket bulunuyor.

Sciences Po öğretim üyesi Profesör Ricardo Soares de Oliveira’nın araştırmalarına göre Dubai, düşük vergi oranları, esnek düzenleme çerçevesi ve gizlilik imkanları nedeniyle Afrika sermayesini çeken bir merkez haline geldi.

Oliveira, OECD üyesi finans merkezlerindeki denetimlerin sıkılaşmasıyla birlikte kentin Afrikalı yatırımcılar için öne çıktığını belirtti.

Gizli verilere dayanan tahminlere göre, Afrikalı yatırımcılar 2019 ile 2025 yılları arasında Dubai gayrimenkul sektörüne toplam 30,6 milyar dolar tutarında yatırım yaptı. Bu gayrimenkul alımlarının üçte birinin Nijerya kaynaklı olduğu kaydedildi.

İsmini açıklamak istemeyen üst düzey bir Afrikalı finans yöneticisi, “Eski kolonyal merkezlere para aktaramayan Afrikalılar, denetimlerden uzaklaşmak amacıyla gayrimenkul ve diğer alanlarda Dubai’ye yatırım yapıyor” ifadelerini kullandı.

BAE hükümet sözcüsü ise konuya ilişkin açıklamasında, ülkenin “küresel finans sisteminin bütünlüğünü koruma sorumluluklarının tam olarak bilincinde olduğunu ve buna bağlı kaldığını” bildirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English