Bizi Takip Edin

Avrupa

Berlin’de bir barış mitingi daha: Buz kırılıyor mu?

Yayınlanma

Yaklaşık bir yıl önce, yine yağmurlu bir Berlin’de bir araya gelen binlerce kişi, Alman hükümetinin Ukrayna savaşına dahlini protesto etmişti.

O sıralar Sol Parti’deki kriz ayyuka çıkmış, Sahra Wagenknecht ve arkadaşlarının kopuşu resmileşmişti. Sol Parti liderliğinin mitingden uzak durmaya karar vermesiyle birlikte, gösteriye henüz kurulmamış Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ve onun karizmatik lideri Sahra Wagenknecht damga vurmuştu.

Bu sefer, 3 Ekim mitinginde, tam olarak öyle olmadı. “Savaş bir daha asla – Silahları bırakın” sloganı ile Zafer Sütunu’nda düzenlenen gösteri, artık “binlerce”ye değil, “on binlerce” kişiye işaret ediyordu (organizatörler en az 40 bin kişiden bahsetti). Wagenknecht, elbette en çok aranan hatipti; ama bu sefer Sol Parti lideri Gesine Lötzsch de gelip konuşmasını yapıyordu. Türkiye kökenli örgütler de bu sefer daha yoğun bir katılım gösterdi.

Tarih de özel olarak seçilmiş gibiydi. 3 Ekim, Almanyaların “birleştiği”, ama aslında Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin Federal Almanya tarafından yutulduğu “Alman Birlik Günü.” 1990’lı yıllarda, tekrar birleşen bir Almanya’nın, tarihte daha önce en az iki kez yaptığı gibi, savaş isteyeceğinden korkanlar bulunuyordu. Berlin’in Ukrayna savaşı ile ilan ettiği “Zeitenwende” (dönüm noktası), bu korkuları doğrulamış gibi görünüyordu.

Rapçi S. Castro, konuşmalar başlamadan önce, “Kiev’de Hitler selamını görmezden geliyoruz çünkü zihinlerimiz yasaklı” sözlerinin yer aldığı bir şarkı söyleyerek mitingin ana fikrini özetliyordu.

Mitingin başında gösterinin organizatörü, Alman barış hareketinin veteranlarından diyebileceğimiz Reiner Braun, Gazze ve Lübnan’daki “ölümlere son verilmesi” çağrısında bulundu. 

Mitingin belki de en ilginç anları, SPD Federal Meclis üyesi Ralf Stegner kürsüye çıktığında yaşandı. Almanya’daki trafik lambası koalisyonunun en büyük üyesi SPD, Ukrayna’da savaş politikalarının da en büyük sorumlusu olarak görülüyor. Stegner, kısmen kendi partisi içinde “muhalif” gibi görünse de (ki mitinge katılıp konuşma yapmasının nedeni de buydu) konuşması sırasında “Rusya’nın saldırganlık savaşı” ve “Ukrayna’nın kendini savunma hakkından” bahsettiği sıralarda büyük bir ıslık ve yuhalama yağmuruna tutuldu. Almanya’nın yardımlarının, askeri yardımlar da dahil olmak üzere “insani amaçlı” olduğunu ileri süren Stegner’in konuşması ıslıklar nedeniyle kısa bir süre kesildi. Bu sırada organizasyon komitesi araya girerek, kalabalığa Stegner’in konuşmasına devam etmesi yönünde telkinde bulundu. Bağırışlar arasında SPD’li siyasetçi, partisinin barış hareketinin bir parçası olmaya devam ettiğini ileri sürdü ve Ukrayna’daki savaşın sonunda diplomatik bir çözüm bulunması gerektiğini söyleyerek nutkunu güç bela bitirdi.

Stegner’in, iki cami arasında binamaz olduğunu söylemek de mümkün. Mitingden önce, kendisinin de konuşmacı olduğu duyurulduğunda, bu sefer Yeşiller ve SPD tarafından topa tutulmuştu. SPD’li siyasetçi, önceki gün verdiği demeçte barış meselesinin “BSW ve AfD gibi partilere bırakılmaması gerektiğini” söylemişti.

Sahra Wagenknecht (solda) ve CSU’lu Peter Gauweiler

Mitingin bir başka sürprizi de, Bavyeralı muhafazakâr siyasetçi Peter Gauweiler’di. CSU’lu Gauweiler, kürsüden yaptığı konuşmada hayatında ilk kez bir barış mitingine katıldığını söyledi. Zaman zaman kalabalığa kahkahalar attıran bir konuşma yapan CSU’lu, “Eski dostu Oskar Lafontaine’i” de selamladı ve Kiev’e silah sevkiyatı söz konusu olduğunda “yangını benzinle söndüremeyeceğinizi” savundu.

Merakla beklenen Wagenknecht ise, barış hareketinin lideri konumuna gelmiş birinin özgüveniyle konuştu. Yuhalanan SPD’li Stegner’e “büyük saygı duyduğunu” söyledi ama SPD liderliğinin, Olaf Scholz ile Boris Pistorius’un artık barış hareketinin parçası olmadığını vurguladı. Yeşil Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock‘un “Almanya için bir güvenlik riski” olduğunu ilan etti ve onun gibi insanların ülkeyi giderek daha fazla savaşa sürüklediğini belirtti.

Kendisi için savaş başlatan herkesin suçlu olduğunu söyledi ve ekledi: “Ama lütfen çifte standart olmasın. Eğer Putin bir suçluysa, son yıllardaki pek çok savaştan sorumlu olan ABD’li politikacılara ne demeli?” BSW lideri, Almanya’ya yerleştirilmesi planlanan Amerikan orta menzilli füzelerinin de neredeyse tek eleştirmeni olarak öne çıktı.

Wagenknecht konuşmasının sonunda yazar Erich Maria Remarque’ın şu sözlerini aktardı: “Her zaman herkesin savaşa karşı olduğunu düşünürdüm, ta ki savaştan yana olanların, özellikle de gitmek zorunda olmayanların olduğunu öğrenene kadar.”

BSW lideri Sahra Wagenknecht

Wagenknecht’in alıntısı, Yeşil politikacı Anton Hofreiter ve FDP’li Marie-Agnes Strack-Zimmermann gibi “trafik lambası” koalisyonundan politikacılara atıfta bulunuyordu. Wagenknecht, bunların bir tabur oluşturup kendilerini savaşta kanıtlamaları gereken “savaş tacirleri” olduğuna işaret ediyor.

Ve sonra, Alman politikasının kalının da kalını bam teline vuruluyor. Geçen sene Filistin meselesine ilişkin ihtiyatın ağır bastığını yazmıştım. Bu sene kalabalıkta çok sayıda Filistin ve Lübnan bayrağı (ve tek tük de olsa Rusya bayrağı) görmek mümkündü; ama siyasi bağlamda pek bir farklılık olduğunu söylemek mümkün değil.

Örneğin Wagenknecht, Orta Doğu’ya bakarak, “İran İsrail’e füze attığında alkış tutmayı insanlık dışı” olarak nitelendirdi. Bununla birlikte, tartışmanın “Filistinli kurbanlar” için empatiden yoksun olduğunu söyledi ve “Teröristler terör ve savaşla durdurulamaz,” dedi.

Almanya’nın İsrail’e silah sevkiyatının durdurulmasını ve acil ateşkesi isteyen bazı başka BSW’li politikacılar da, sözlerine “Hamas terörü” ile başlama ihtiyacı duyuyorlar.

İsrail, varlığının sorgulanması teklif dahi edilemeyecek bir mutlak gerçeklik Almanya için; buna gerekçe olarak da Holokost’taki rollerini öne sürüyorlar. İsrail, Alman suçluluğunun çocuğu olarak varlığını sürdürüyor; öyle ki, bir Alman için İsrail’in olası yıkılışı, Almanya’nın olası yıkılışından daha önemli hale geliyor. Eski Şansölye Angela Merkel’in deyişiyle, İsrail’e destek Almanya’nın Staatsräson’u, Alman devletinin hikmeti, varlık nedeni olarak ilan ediliyor.

Yine de mitinge katılanların tamamen aynı frekansta olduğunu düşünmemek gerek. Örneğin Deutsche Welle’ye göre “gösterinin izole edilmiş bazı üyeleri” NATO’yu Ukrayna’nın doğusunda ve İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlayan pankartlar taşıdı. Wagenknecht sonrası ağır toplar miting alanından ayrılır ve kalabalık da dağılmaya başlarken, Filistin Yönetimi’nin Viyana elçisi Salah Abdel-Shafi kürsüye çıktı ve İsrail’in bir yıldır soykırım yaptığını ve dünyanın buna sessiz kaldığını söyledi.

Daha sonra BDS hareketinin destekçisi, Orta Doğu’da Adil Barış için Yahudi Sesi’nden Iris Hefets ve aktivist Nadija Samour birlikte konuştu. Hefets, İsrail’in Filistin’de Almanya’nın desteğiyle soykırım yaptığını belirtti.

Her şeye rağmen, barış hareketinin Almanya’da istim aldığını, üzerindeki ölü toprağını biraz olsun attığını söylemek mümkün. Anaakım siyasette henüz büyük bir çatlak oluşmasa da, konuştuğumuz siyasetçiler özellikle eylül ayında Doğu Almanya’da yapılan eyalet seçimlerinde ortaya çıkan sonucun Berlin’i değiştirebileceğini düşünüyorlar. 3 Ekim mitingine katılımın daha yoğun olması, Sol Parti’den, hatta SPD’den ve CSU’dan bile bazı kimselerin gösteriye dahil olması buna ilişkin küçük ipuçları olabilir.

Federal düzeyde bir erken seçim ihtimali de biraz buna bağlı. Kasım ayında Federal Meclis’e 2025 bütçesi sunulmadan önce, eyalet seçimlerinde sağlam bir tokat yiyen trafik lambası koalisyonunun ölüm çanlarının çalınıp çalınmadığını duyacağız. Yine de, Almanya’da, en azından “her şeyin aynı kalması” için “bazı şeylerin değişeceği” bir döneme girildiği açık. 

Avrupa

Axel Springer, Avrupa’daki TikTok hisselerine talip oldu

Yayınlanma

Medya grubu Axel Springer, TikTok’un Avrupa biriminden hisse satın alma önerisinde bulundu. Şirket “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışını teyit ederken platformun ana sahibi ByteDance resmi bir görüşme yapılmadığını açıkladı.

Alman medya grubu Axel Springer, video paylaşım platformu TikTok’un Avrupa operasyonlarından hisse almak için teklif verdi. Financial Times gazetesinin haberine göre Politico ve The Telegraph gibi yayınların sahibi olan grubun bu girişimi, sosyal medyadaki antisemitizm tartışmalarının ardından gündeme geldi.

Axel Springer CEO’su Mathias Döpfner, hisse alma fikrini ocak ayında şirketin Berlin’deki genel merkezinde düzenlenen bir toplantıda dile getirdi.

Sosyal ağlardaki antisemitizm sorununa ayrılan toplantının katılımcıları arasında ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın babası olan, ABD’nin Fransa Büyükelçisi Charles Kushner da yer aldı.

Girişim daha sonra Avrupa Komisyonu temsilcilerine iletildi ancak süreç ilerleme kaydetmedi.

TikTok’un ana şirketi ByteDance ise hisse satışına dair resmi bir müzakere yürütülmediğini açıkladı.

Öte yandan Axel Springer, TikTok konusunda “Avrupa merkezli bir çözüm” arayışına ilgi duyduklarını doğruladı.

Forbes dergisinin verilerine göre Axel Springer’ın eş sahibi ve CEO Döpfner’in serveti 22 Ekim 2026 itibarıyla 2,7 milyar dolar seviyesindeydi.

ABD pazarında zorunlu satış ortaklıkla sonuçlanmıştı

TikTok’un mülkiyet yapısına ilişkin tartışmalar daha önce ABD’de de yürütülmüştü.

Washington yönetimi, ulusal güvenlik kaygıları ve kullanıcı verilerinin korunması gerekçesiyle 2024 yılında Çin merkezli ByteDance şirketini uygulamanın ABD kolunu satmaya zorlayan bir yasayı kabul etmişti.

Yasa, satışın gerçekleşmemesi halinde platformun ülkede yasaklanmasını öngörüyordu.

Çinli şirket, Ocak 2026’da ABD pazarındaki faaliyetleri yürütmek üzere ortak bir girişim kurdu.

Yapılan anlaşmayla kurulan yeni şirketin hisselerinin yarısı Oracle ile yatırım şirketleri Silver Lake ve MGX’e devredildi.

Kalan hisseler ise ByteDance ile mevcut yatırımcılarında kaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’dan İsveç ve İspanya’ya savaş uçağı ortaklığı teklifi

Yayınlanma

Almanya Savunma Bakanlığı yetkilileri, Berlin yönetimine İngiltere öncülüğündeki GCAP konsorsiyumuna dahil olmak yerine İsveç ve İspanya ile yeni bir savaş uçağı ortaklığı kurmasını tavsiye etti. Hazırlanan değerlendirme notunda, Fransa ile yürütülen FCAS girişiminin haziran ayında çökmesinin ardından BAE Systems ile geçmişte yaşanan sanayi pürüzlerine ve eşit ortaklık riskine dikkat çekildi.

Almanya Savunma Bakanlığı yetkilileri, Berlin yönetimine İngiltere’nin içinde yer aldığı mevcut savaş uçağı konsorsiyumuna katılmak yerine İsveç ve İspanya ile yeni bir ortaklık kurmasını tavsiye etti.

Politico‘nun ulaştığı bakanlık içi değerlendirme notlarında, Almanya, İsveç ve İspanya arasında kurulacak üçlü bir yapının, İngiltere, İtalya ve Japonya’nın yürüttüğü Küresel Muharebe Havacılık Programı’na (GCAP) dahil olmaktan “daha avantajlı ve umut verici” bir yaklaşım olduğu kaydedildi.

Belgedeki bu öneri henüz nihai bir hükümet kararını yansıtmadığı gibi, Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius’un tavsiyeyi onayladığına dair bir bilgi de içermiyor.

Tavsiye, Almanya’nın Fransa ile yeni nesil savaş uçağı üretmek amacıyla yürüttüğü amiral gemisi projenin, yıllar süren sanayi çekişmeleri sonucu haziran ayında çökmesinin ardından hazırlandı.

Temeli 2017’de atılan ve daha sonra İspanya’nın da katıldığı Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (FCAS), Avrupa savunma işbirliğinin vitrin projesi olarak tasarlanmıştı. Ortaklığın hedefi, 2040 yılından itibaren Almanya’nın Eurofighter filosunun yerini alacak bir uçak geliştirmekti.

Ancak girişim, Fransa merkezli Dassault ile Almanya merkezli Airbus Defence and Space arasında kontrol ve iş paylaşımı konularında yaşanan anlaşmazlıklara takıldı. Siyasi düzeydeki kurtarma girişimleri sonuç vermeyince Berlin yönetimi bu yıl ortak savaş uçağı projesinden çekildi.

İngiltere Başbakanı Andy Burnham, 8 Ekim’de Berlin’de Friedrich Merz ile yaptığı görüşmede Almanya’nın GCAP projesine katılımı ihtimalini gündeme getirdi. İki lider, yetkililerin müzakereleri sürdürmesi konusunda mutabık kaldı.

Berlin için yapılacak seçim, hava kuvvetlerinin uçuracağı modelin ötesinde bir anlam taşıyor. Alınacak karar, geleceğin askeri teknolojisini kimin kontrol edeceğini, hangi ülkelerin üretim sözleşmelerini alacağını ve yeni bir Avrupa ortaklığının FCAS’ı dağıtan gerilimlerden kaçınıp kaçınamayacağını belirleyecek.

Bakanlık değerlendirmesi İngiliz ortaklığındaki GCAP projesine mesafeli duruyor

Bakanlık değerlendirmesinde GCAP projesine dair çeşitli çekinceler sıralandı. Raporda, mevcut programın Almanya’nın yetenek gereksinimlerinin dışındaki operasyonlara odaklandığı, Berlin’in ise kıta Avrupası üzerindeki görevlere daha uygun bir uçağa ihtiyaç duyduğu savunuldu.

Ayrıca halihazırda kurulmuş bir ortaklıkta Alman üreticilerin geliştirme ve üretim süreçlerinden kayda değer bir pay almasının zor olacağı kaydedildi.

Belgede, 1990’larda geliştirilen ve 2000’lerin başında hizmete giren Eurofighter programındaki deneyimler hatırlatılarak doğrudan İngiliz savunma şirketi BAE Systems hedef alındı.

Almanya Savunma Bakanlığı değerlendirmesinde BAE Systems, ihracatı Almanya ve İtalya’nın geliştirme çıkarlarının önüne koymakla suçlandı; İngiliz hakimiyetinin eşitler arası bir ortaklıkla bağdaşmayacağı uyarısı yapıldı.

Buna karşılık belgede Almanya, İsveç ve İspanya’nın askeri gereksinimlerinin birbiriyle örtüştüğü ve başlangıç pozisyonlarının dengeli olduğu aktarıldı.

Değerlendirmede havacılık devi Airbus ile İsveçli Saab arasında bir sanayi ortaklığı kurulması önerilirken yeni uçak geliştirilene kadar Saab üretimi Gripen E savaş uçağının teknolojik bir basamak olarak kullanılması tavsiye edildi.

Almanya Savunma Bakanlığı konuya ilişkin açıklama yapmayı reddetti. Bakanlığa ait ayrı bir notta ise İngiltere’nin Almanya’yı GCAP bünyesine gözlemci veya katılımcı olarak dahil etme çabaları kayda geçirildi ve Alman yetkililerden olası sanayi rollerini ve askeri gereksinimleri incelemeleri istendi.

Bir Airbus sözcüsü, Alman ve İspanyol sanayisinin geliştirme, üretim ve operasyon süreçlerinde “esaslı ve eşit bir rol” üstlenmesi şartıyla şirketin “işbirliğine genel olarak açık olduğunu” açıkladı.

Sözcü, “Sanayi temeli olmayan salt siyasi kararlar yetersiz kalır” diyerek Berlin ve Madrid yönetimlerine izlenecek yolu hızla netleştirme çağrısında bulundu.

Airbus savunma birimi yöneticisi Michael Schöllhorn, Handelsblatt gazetesinde pazartesi günü yayımlanan mülakatında Saab ile ilişkilere işaret ederek iki şirketin her zaman iyi çalıştığını söyledi.

Bir Saab sözcüsü de şirketin savaş uçakları dahil savunma alanındaki geniş işbirliklerine açık olduğunu belirtti.

Büyük ölçekli işbirliği projelerinin siyasi düzeyde ele alındığını ve katılım kararlarının ilgili hükümetler tarafından verildiğini hatırlatan sözcü, “İsveç’in olası katılımına ilişkin tüm sorular İsveç hükümetine yöneltilmelidir. Saab, her zaman olduğu gibi İsveç’in gelecekteki savaş uçağı ihtiyaçlarını desteklemeye hazırdır” dedi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Booking.com hakkında sahte ilan ve dolandırıcılık soruşturması açtı

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Booking.com hakkında sahte konaklama ilanları, oltalama girişimleri ve gizli reklamlar nedeniyle resmi soruşturma başlattı. Hollanda kayıtlarına göre platformdaki şikayetler 2026’nın ilk yarısında on kat artarken kuralları ihlal ettiği belirlenirse şirkete küresel cirosunun yüzde 6’sına kadar ceza verilebilecek.

Avrupa Komisyonu, çevrim içi rezervasyon platformu Booking.com hakkında Dijital Hizmetler Yasası’nı (DSA) ihlal ettiği şüphesiyle resmi soruşturma başlattı.

Düzenleyici kurum, platformun kullanıcıları sahte ilanlardan ve oltalama (kimlik avı) girişimlerinden korumak için yeterli adımları atıp atmadığını inceleyecek.

Komisyonun yayımladığı basın bültenine göre inceleme üç ana başlıkta toplanıyor.

Soruşturmanın ilk ayağını gerçekte var olmayan konaklama yerlerine ait ilanlar, kendisini mülk sahibi gibi tanıtan kişilerin teklifleri ve kurallara uymayan diğer konaklama seçenekleri oluşturuyor. Avrupa Komisyonu, Booking.com‘un bu tür riskleri doğru tespit edip etmediğini ve ilanların sistemden kaldırılması da dahil olmak üzere etkili önlemler alıp almadığını değerlendirecek.

İkinci odak noktası, misafir ve rezervasyon verilerinin dolandırıcılık yöntemlerinde kullanılması iddialarını kapsıyor. Komisyon, platformun bilgileri mülk sahiplerine nasıl aktardığını ve kendi mesajlaşma sisteminin nasıl çalıştığını mercek altına alacak.

Düzenleyici kurum, bu verilerin oltalama saldırıları ile kullanıcılardan dolandırıcılara para göndermesini isteyen taleplerde kullanılmasına karşı sistemin yeterli koruma sağlayıp sağlamadığını netleştirmeyi hedefliyor.

Üçüncü başlık altında ise konaklama tesislerinin ücretli tanıtımları yer alıyor. Mülk sahipleri Booking.com‘a daha yüksek komisyon ödeyerek arama sonuçlarındaki görünürlüklerini artırabiliyor.

Avrupa Komisyonu, kullanıcıların bu tür sonuçların reklam niteliği taşıdığını açıkça anlaması gerektiğinin altını çiziyor. Komisyon ayrıca müşterilerin reklamı kimin verdiğini ve ödediğini, bu tanıtımın kendilerine neden gösterildiğini ve ilgili ayarları nasıl değiştirebileceklerini kolayca öğrenip öğrenemediklerini inceleyecek.

Düzenleyici kurum, bu şeffaflık sağlanmadığında kullanıcıların kendi arama kriterlerine uyan bir tesis ile ödeme yapılarak üst sıralara çıkarılan bir tesisi birbirinden ayıramadığını belirtiyor.

Avrupa Komisyonunun teknolojik egemenlik, güvenlik ve demokrasiden sorumlu İcra Kıdemli Başkan Yardımcısı Henna Virkkunen, “Avrupalılar, dolandırıcıların kurbanı olma korkusu yaşamadan tatil rezervasyonu yapabilmelidir” dedi. Virkkunen, Dijital Hizmetler Yasası’nın bu tür risklere karşı platformlara açık yükümlülükler getirdiğini hatırlattı.

RTÉ tarafından aktarılan ve AB yetkililerine dayandırılan bilgilere göre, Hollanda’daki tüketici şikayetleri raporu 2026 yılının ilk yarısında Booking.com üzerinden 1072 dolandırıcılık bildirimi kaydedildiğini ortaya koydu. Uğranılan maddi zararın yaklaşık 82 bin avro olduğu hesaplanırken yetkililer, şikayet sayısının 2025 yılına kıyasla on kat arttığını dile getirdi.

Booking.com cephesinden ise Avrupa Komisyonu ile tam bir işbirliği yürütüldüğü mesajı geldi. Şirket temsilcisi RTÉ‘ye yaptığı açıklamada, “Güvenlik, güven ve kişisel bilgilerin korunması Booking.com‘un temel öncelikleridir” ifadesini kullandı.

Platform yetkilileri, siber suçlar ve çevrim içi dolandırıcılıkla mücadele amacıyla resmi makamlar, düzenleyici kurumlar ve kolluk kuvvetleriyle temas halinde kalmayı sürdüreceklerini bildirdi.

Avrupa Komisyonu, soruşturmanın başlatılmış olmasının peşinen bir ihlal kararı anlamına gelmediğini vurguladı. Euronews, ihlallerin doğrulanması halinde Booking.com‘un küresel yıllık cirosunun yüzde 6’sına varan bir para cezasıyla karşı karşıya kalabileceğine dikkat çekiyor.

Avrupa ve Rusya’daki rekabet cezaları gündeme geldi

Otel, daire ve ev gibi konaklama birimlerinin rezervasyonuna aracılık eden ve gelirini bu işlemlerden aldığı komisyonla sağlayan Booking.com, 1996 yılında Amsterdam’da kuruldu. Platform, ABD merkezli Booking Holdings bünyesinde faaliyet gösteriyor.

Şirket, Ukrayna’daki askeri operasyonun ardından Mart 2022’den bu yana Rusya pazarında resmi bir operasyon yürütmüyor.

Avrupalı düzenleyiciler şirketin uygulamalarını daha önce de incelemeye almıştı. Avrupa Komisyonu ile ulusal tüketici koruma makamları, 2019 yılı başında Booking.com‘daki tekliflerin şeffaflığını artırmak için ortak bir süreç yürüttü.

Komisyon, Aralık 2020’de şirketin fiyat, indirim ve reklam gösterim biçimlerinde değişikliğe gittiğini duyurdu. Platform bu adımla birlikte mülk sahiplerinin yaptığı ödemelerin arama sıralamasına etkisini, konaklamanın toplam maliyetini ve kalan oda sayılarını daha net göstermeye başladı.

İspanya Ulusal Pazarlar ve Rekabet Komisyonu ise Temmuz 2024’te hâkim durumun kötüye kullanıldığı gerekçesiyle Booking.com‘a 413,24 milyon avro idari para cezası kesti. İspanyol düzenleyici, şirketin otellere kendi internet sitelerinde Booking.com‘dan daha düşük fiyat sunmalarını engelleyen ve rakip platformlarla rekabeti kısıtlayan dezavantajlı koşullar dayattığını tespit etti.

Benzer bir rekabet soruşturması Rusya’da da yürütülmüştü. Rusya Federal Rekabet Kurumu, otellere başka satış kanallarında daha avantajlı koşullar sunmalarını yasaklayan fiyat eşitliği şartı dayattığı için Ağustos 2021’de Booking.com‘a 1,3 milyar ruble ceza verdi.

Şirket bu karara karşı hukuki yollara başvurdu ancak mahkeme düzenleyici kurumu haklı buldu. Booking.com söz konusu cezayı Nisan 2022’de ödedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English