Bizi Takip Edin

Avrupa

Berlin’de bir barış mitingi daha: Buz kırılıyor mu?

Yayınlanma

Yaklaşık bir yıl önce, yine yağmurlu bir Berlin’de bir araya gelen binlerce kişi, Alman hükümetinin Ukrayna savaşına dahlini protesto etmişti.

O sıralar Sol Parti’deki kriz ayyuka çıkmış, Sahra Wagenknecht ve arkadaşlarının kopuşu resmileşmişti. Sol Parti liderliğinin mitingden uzak durmaya karar vermesiyle birlikte, gösteriye henüz kurulmamış Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) ve onun karizmatik lideri Sahra Wagenknecht damga vurmuştu.

Bu sefer, 3 Ekim mitinginde, tam olarak öyle olmadı. “Savaş bir daha asla – Silahları bırakın” sloganı ile Zafer Sütunu’nda düzenlenen gösteri, artık “binlerce”ye değil, “on binlerce” kişiye işaret ediyordu (organizatörler en az 40 bin kişiden bahsetti). Wagenknecht, elbette en çok aranan hatipti; ama bu sefer Sol Parti lideri Gesine Lötzsch de gelip konuşmasını yapıyordu. Türkiye kökenli örgütler de bu sefer daha yoğun bir katılım gösterdi.

Tarih de özel olarak seçilmiş gibiydi. 3 Ekim, Almanyaların “birleştiği”, ama aslında Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin Federal Almanya tarafından yutulduğu “Alman Birlik Günü.” 1990’lı yıllarda, tekrar birleşen bir Almanya’nın, tarihte daha önce en az iki kez yaptığı gibi, savaş isteyeceğinden korkanlar bulunuyordu. Berlin’in Ukrayna savaşı ile ilan ettiği “Zeitenwende” (dönüm noktası), bu korkuları doğrulamış gibi görünüyordu.

Rapçi S. Castro, konuşmalar başlamadan önce, “Kiev’de Hitler selamını görmezden geliyoruz çünkü zihinlerimiz yasaklı” sözlerinin yer aldığı bir şarkı söyleyerek mitingin ana fikrini özetliyordu.

Mitingin başında gösterinin organizatörü, Alman barış hareketinin veteranlarından diyebileceğimiz Reiner Braun, Gazze ve Lübnan’daki “ölümlere son verilmesi” çağrısında bulundu. 

Mitingin belki de en ilginç anları, SPD Federal Meclis üyesi Ralf Stegner kürsüye çıktığında yaşandı. Almanya’daki trafik lambası koalisyonunun en büyük üyesi SPD, Ukrayna’da savaş politikalarının da en büyük sorumlusu olarak görülüyor. Stegner, kısmen kendi partisi içinde “muhalif” gibi görünse de (ki mitinge katılıp konuşma yapmasının nedeni de buydu) konuşması sırasında “Rusya’nın saldırganlık savaşı” ve “Ukrayna’nın kendini savunma hakkından” bahsettiği sıralarda büyük bir ıslık ve yuhalama yağmuruna tutuldu. Almanya’nın yardımlarının, askeri yardımlar da dahil olmak üzere “insani amaçlı” olduğunu ileri süren Stegner’in konuşması ıslıklar nedeniyle kısa bir süre kesildi. Bu sırada organizasyon komitesi araya girerek, kalabalığa Stegner’in konuşmasına devam etmesi yönünde telkinde bulundu. Bağırışlar arasında SPD’li siyasetçi, partisinin barış hareketinin bir parçası olmaya devam ettiğini ileri sürdü ve Ukrayna’daki savaşın sonunda diplomatik bir çözüm bulunması gerektiğini söyleyerek nutkunu güç bela bitirdi.

Stegner’in, iki cami arasında binamaz olduğunu söylemek de mümkün. Mitingden önce, kendisinin de konuşmacı olduğu duyurulduğunda, bu sefer Yeşiller ve SPD tarafından topa tutulmuştu. SPD’li siyasetçi, önceki gün verdiği demeçte barış meselesinin “BSW ve AfD gibi partilere bırakılmaması gerektiğini” söylemişti.

Sahra Wagenknecht (solda) ve CSU’lu Peter Gauweiler

Mitingin bir başka sürprizi de, Bavyeralı muhafazakâr siyasetçi Peter Gauweiler’di. CSU’lu Gauweiler, kürsüden yaptığı konuşmada hayatında ilk kez bir barış mitingine katıldığını söyledi. Zaman zaman kalabalığa kahkahalar attıran bir konuşma yapan CSU’lu, “Eski dostu Oskar Lafontaine’i” de selamladı ve Kiev’e silah sevkiyatı söz konusu olduğunda “yangını benzinle söndüremeyeceğinizi” savundu.

Merakla beklenen Wagenknecht ise, barış hareketinin lideri konumuna gelmiş birinin özgüveniyle konuştu. Yuhalanan SPD’li Stegner’e “büyük saygı duyduğunu” söyledi ama SPD liderliğinin, Olaf Scholz ile Boris Pistorius’un artık barış hareketinin parçası olmadığını vurguladı. Yeşil Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock‘un “Almanya için bir güvenlik riski” olduğunu ilan etti ve onun gibi insanların ülkeyi giderek daha fazla savaşa sürüklediğini belirtti.

Kendisi için savaş başlatan herkesin suçlu olduğunu söyledi ve ekledi: “Ama lütfen çifte standart olmasın. Eğer Putin bir suçluysa, son yıllardaki pek çok savaştan sorumlu olan ABD’li politikacılara ne demeli?” BSW lideri, Almanya’ya yerleştirilmesi planlanan Amerikan orta menzilli füzelerinin de neredeyse tek eleştirmeni olarak öne çıktı.

Wagenknecht konuşmasının sonunda yazar Erich Maria Remarque’ın şu sözlerini aktardı: “Her zaman herkesin savaşa karşı olduğunu düşünürdüm, ta ki savaştan yana olanların, özellikle de gitmek zorunda olmayanların olduğunu öğrenene kadar.”

BSW lideri Sahra Wagenknecht

Wagenknecht’in alıntısı, Yeşil politikacı Anton Hofreiter ve FDP’li Marie-Agnes Strack-Zimmermann gibi “trafik lambası” koalisyonundan politikacılara atıfta bulunuyordu. Wagenknecht, bunların bir tabur oluşturup kendilerini savaşta kanıtlamaları gereken “savaş tacirleri” olduğuna işaret ediyor.

Ve sonra, Alman politikasının kalının da kalını bam teline vuruluyor. Geçen sene Filistin meselesine ilişkin ihtiyatın ağır bastığını yazmıştım. Bu sene kalabalıkta çok sayıda Filistin ve Lübnan bayrağı (ve tek tük de olsa Rusya bayrağı) görmek mümkündü; ama siyasi bağlamda pek bir farklılık olduğunu söylemek mümkün değil.

Örneğin Wagenknecht, Orta Doğu’ya bakarak, “İran İsrail’e füze attığında alkış tutmayı insanlık dışı” olarak nitelendirdi. Bununla birlikte, tartışmanın “Filistinli kurbanlar” için empatiden yoksun olduğunu söyledi ve “Teröristler terör ve savaşla durdurulamaz,” dedi.

Almanya’nın İsrail’e silah sevkiyatının durdurulmasını ve acil ateşkesi isteyen bazı başka BSW’li politikacılar da, sözlerine “Hamas terörü” ile başlama ihtiyacı duyuyorlar.

İsrail, varlığının sorgulanması teklif dahi edilemeyecek bir mutlak gerçeklik Almanya için; buna gerekçe olarak da Holokost’taki rollerini öne sürüyorlar. İsrail, Alman suçluluğunun çocuğu olarak varlığını sürdürüyor; öyle ki, bir Alman için İsrail’in olası yıkılışı, Almanya’nın olası yıkılışından daha önemli hale geliyor. Eski Şansölye Angela Merkel’in deyişiyle, İsrail’e destek Almanya’nın Staatsräson’u, Alman devletinin hikmeti, varlık nedeni olarak ilan ediliyor.

Yine de mitinge katılanların tamamen aynı frekansta olduğunu düşünmemek gerek. Örneğin Deutsche Welle’ye göre “gösterinin izole edilmiş bazı üyeleri” NATO’yu Ukrayna’nın doğusunda ve İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlayan pankartlar taşıdı. Wagenknecht sonrası ağır toplar miting alanından ayrılır ve kalabalık da dağılmaya başlarken, Filistin Yönetimi’nin Viyana elçisi Salah Abdel-Shafi kürsüye çıktı ve İsrail’in bir yıldır soykırım yaptığını ve dünyanın buna sessiz kaldığını söyledi.

Daha sonra BDS hareketinin destekçisi, Orta Doğu’da Adil Barış için Yahudi Sesi’nden Iris Hefets ve aktivist Nadija Samour birlikte konuştu. Hefets, İsrail’in Filistin’de Almanya’nın desteğiyle soykırım yaptığını belirtti.

Her şeye rağmen, barış hareketinin Almanya’da istim aldığını, üzerindeki ölü toprağını biraz olsun attığını söylemek mümkün. Anaakım siyasette henüz büyük bir çatlak oluşmasa da, konuştuğumuz siyasetçiler özellikle eylül ayında Doğu Almanya’da yapılan eyalet seçimlerinde ortaya çıkan sonucun Berlin’i değiştirebileceğini düşünüyorlar. 3 Ekim mitingine katılımın daha yoğun olması, Sol Parti’den, hatta SPD’den ve CSU’dan bile bazı kimselerin gösteriye dahil olması buna ilişkin küçük ipuçları olabilir.

Federal düzeyde bir erken seçim ihtimali de biraz buna bağlı. Kasım ayında Federal Meclis’e 2025 bütçesi sunulmadan önce, eyalet seçimlerinde sağlam bir tokat yiyen trafik lambası koalisyonunun ölüm çanlarının çalınıp çalınmadığını duyacağız. Yine de, Almanya’da, en azından “her şeyin aynı kalması” için “bazı şeylerin değişeceği” bir döneme girildiği açık. 

Avrupa

Yatırımcıların faiz artış beklentilerini düşürmesiyle avro bölgesi tahvilleri düştü

Yayınlanma

Yatırımcıların Avrupa Merkez Bankasının faiz artırımlarına yönelik beklentilerini azaltması ve ABD Merkez Bankasının artırımlara devam edeceği öngörülerinin güçlenmesiyle avro bölgesi devlet tahvili faizleri düşüşünü ikinci güne taşıdı. ECB Başkanı Christine Lagarde’ın enflasyona yönelik açıklamaları ve gerileyen petrol fiyatları, bankanın agresif sıkılaşma adımlarına dair beklentileri zayıflattı.

Avro bölgesi devlet tahvili faizleri, yatırımcıların Avrupa Merkez Bankasının (ECB) daha fazla faiz artırımına gideceğine yönelik tahminlerini azaltmasıyla salı günü düşüşünü ikinci güne taşıdı.

Buna karşın ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz artırımlarına devam edeceği beklentileri ise güçlendi.

Reuters’ın aktardığına göre Almanya 2 yıllık tahvil fiyatları pazartesi günü geç işlemlerde keskin bir yükseliş kaydetti ve faizler son iki haftanın en büyük günlük düşüşünü yaşadı.

Bu hareket, ECB Başkanı Christine Lagarde’ın Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada, daha güçlü bir politika adımını gerektirecek türden bir enflasyon artışına dair kanıt bulunmadığını belirtmesinin ardından geldi.

Pazartesi günü Almanya’nın 2 yıllık Schatz tahvil faizi yaklaşık 5 baz puan düşerek yüzde 2,595 seviyesine geriledi. Buna karşılık ABD 2 yıllık Hazine tahvili faizleri, yatırımcıların Fed’in önümüzdeki aylarda faiz artıracağına yönelik beklentilerini artırmasıyla 5 baz puan yükselerek yüzde 4,236 ile son 16 ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Salı günü ise Almanya 2 yıllık tahvil faizi günlük bazda 3 baz puan düşüşle yüzde 2,564 seviyesinde dengelenirken, ABD’li muadili yüzde 4,192 seviyesinde işlem gördü.

Bu gelişmeyle birlikte, Alman hükümetinin iki yıllık borçlanma için ödediği faiz ile ABD’nin ödediği faiz arasındaki fark yaklaşık 163 baz puana ulaştı.

Bu fark, Eylül 2025’ten bu yana görülen en yüksek seviye olurken, iki ay önceki yaklaşık 113 baz puanlık farkın oldukça üzerine çıktı.

Almanya ayrıca salı günü 3,087 milyar avro (3,52 milyar dolar) tutarında 2 yıllık Schatz tahvili ihraç etti. İhalede ortalama faiz yüzde 2,57 ile nisan ayından bu yana en düşük seviyede gerçekleşirken, talebi gösteren bid-to-cover (teklif-kabul) oranı 1,9 ile ocak ayından bu yana en yüksek düzeye ulaştı.

ABD’den gelen güçlü ekonomik veriler ve Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh yönetiminde enflasyonu kontrol altına almaya odaklanan söylem değişikliği, son bir haftalık süreçte ABD Hazine tahvillerine olan talebi azalttı ve doları yukarı taşıdı.

Hürmüz Boğazı’ndan ham petrol ve ürün akışının artmasıyla petrol fiyatlarının varil başına 80 doların altına gerilemesi de ECB’nin enflasyonu dizginlemek için agresif faiz artırımlarına gideceği yönündeki beklentileri zayıflattı.

Para piyasalarındaki fiyatlamalar, yatırımcıların avro bölgesi faizlerinin bu yılı şu anki seviyesinin yaklaşık 30 baz puan üzerinde tamamlayacağını ve bir sonraki artırımın ekim ayında yapılacağını tahmin ettiğini gösterdi. Geçen hafta ise piyasalar iki faiz artırımını fiyatlıyordu.

Jefferies Stratejisti Mohit Kumar konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Bu açıklamaları, petrol fiyatlarının benzer veya daha düşük seviyelerde kalması durumunda daha fazla faiz artışına gerek kalmayacağı şeklinde okuyoruz. Son ECB toplantısından bu yana görüşümüz, bankanın bu iş döngüsünde daha fazla faiz artırmasına gerek kalmayacağı yönündeydi” ifadelerini kullandı.

Salı günü erken saatlerde açıklanan avro bölgesi özel sektör anket verileri, ticari faaliyetlerin haziran ayında daha yavaş bir hızda da olsa üçüncü ayda da daraldığını gösterdi.

Girdi maliyetlerinin ise şubat sonundaki savaşın patlak vermesinden hemen önceki dönemden bu yana en yavaş hızda artması, teorik olarak ECB karar vericileri üzerindeki baskıyı hafifletti.

ING Ekonomisti Bert Colijn, “Bu durum ECB için güvercin bir haber. Satın alma yöneticileri endeksinin (PMI) çizdiği bu tablo önümüzdeki haftalarda da devam ederse, enflasyonist ortam güçlü bir parasal sıkılaşmayı gerektirecek kadar sert olmayacağı için ECB’yi güçlü faiz artışlarından caydıracaktır” dedi.

Öte yandan ECB Başekonomisti Philip Lane salı günü yaptığı açıklamada, avro bölgesinde enflasyonun bir süre daha yüksek kalabileceğini belirtti.

Benzer şekilde ECB Yönetim Konseyi Üyesi Peter Kazimir de Orta Doğu’daki çatışmanın yarattığı hasarın bir gecede ortadan kalkmayacağını ve merkez bankasının hala yapacak işleri olduğunu ifade etti.

Gösterge niteliğindeki 10 yıllık Alman tahvili faizleri 4 baz puan düşüşle yüzde 2,912’ye gerilerken, İtalya 10 yıllık tahvil faizi 3 baz puan düşerek yüzde 3,65 seviyesinde işlem gördü.

Avro bölgesinde bir yıllık enflasyon swapları bu hafta yaklaşık yüzde 2,52 seviyesine geriledi.

Bu oran hala ECB’nin yüzde 2’lik hedefinin üzerinde bulunsa da mayıs ayı sonlarında görülen ve son üç yılın zirvesi olan yaklaşık yüzde 4 seviyesinin oldukça altında kalıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Yayınlanma

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.

Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.

25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.

Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.

Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.

Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.

Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.

Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.

Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.

Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.

Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.

Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.

Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.

UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.

1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.

Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English