Bizi Takip Edin

Ortadoğu

BM’yi devre dışı bırakan Gazze Yardım Vakfı’nda istifa

Yayınlanma

Gazze yardım dağıtımını BM’nin ilgili kurumlarından alarak İsrail’in denetimine sokmayı hedefleyen plan kapsamında ABD ve İsrail desteğiyle kurulan Gazze Yardım Vakfı’nın (GHF) başındaki isim olan Jake Wood, insani ilkelerle bağdaşmayan uygulamalara karşı çıkarak görevinden ayrıldı.

Times of Israel’de yer alan habere göre Gazze Yardım Vakfı’nın başkanı Jake Wood, görevinden istifa ettiğini duyurdu. Pazar günü yaptığı yazılı açıklamada Wood, “Aç insanlara gıda ulaştırmak, yardımların Hamas tarafından saptırılmasını önlemek ve Gazze’de faaliyet gösteren uzun soluklu STK’ların çalışmalarını destekleyen bir plan geliştirdik. Ancak bu plan, insanlık, tarafsızlık, yansızlık ve bağımsızlık gibi temel insani ilkelere uygun şekilde hayata geçirilemez” ifadelerini kullandı.

Yardım dağıtımı için yeni model

Gazze İnsani Vakfı, İsrail’in Hamas’ın yardımları suiistimal ettiğini öne sürmesi üzerine, alternatif bir dağıtım mekanizması oluşturma hedefiyle kuruldu. Vakıf, Gazze’nin güneyinde kurulacak sınırlı sayıda dağıtım noktasında, belirlenmiş aile temsilcilerinin yardımları almasını planlıyor. Bu süreçte Amerikan özel güvenlik şirketleri sahada güvenliği sağlayacak.

Her ne kadar teknik olarak bir Amerikan şirketi olsa da GHF İsrail makamlarıyla yakın işbirliği içinde kuruldu. Ancak sahada etkinlik kazanabilmesi için uluslararası kuruluşların desteğine ihtiyaç duyuyor. BM ve diğer insani yardım kuruluşları, Gazze yardım planının, bölge halkının yerinden edilmesine yol açabilecek uygulamalar içerdiği gerekçesiyle vakıfla işbirliği yapmayı reddetti.

Şeffaflık ve güven krizi

Vakıf ve önerdiği yardım dağıtım modeli yalnızca operasyonel değil, finansal açıdan da sorunlu. Vakfın fon kaynakları şeffaf değilken, bağışçılara gönderilen belgelerde yer alan bazı liderlerin, girişime dahil olmadıklarını beyan etmesi güven zedelenmesine yol açtı. Ayrıca, vakıf başlangıç aşamasında yalnızca Gazze nüfusunun yüzde 60’ına yardım ulaştırabileceğini kabul etmişti.

Gazze İnsani Yardım Vakfı tartışma yarattı

Geçen hafta Jake Wood, İsrail’in GHF’nin talepleri doğrultusunda Gazze genelinde yeni dağıtım noktalarına onay verdiğini ve vakıf faaliyete geçene dek mevcut yardım mekanizmalarının yeniden kullanılmasına yeşil ışık yaktığını açıklamıştı. Ancak sahadaki dağıtım faaliyetleri planlanan tarihte başlayamadı. Üstelik Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yardım dağıtımının yalnızca Gazze’nin güneyiyle sınırlanacağını söylemesi, Wood’un beyanlarıyla doğrudan çelişti.

Wood, iki ay önce Gazze Yardım planına liderlik etmesi için göreve getirilmişti. İstifasında, “Gazze’de yaşanan açlık krizine kayıtsız kalamazdım. Ancak yardımların insani ilkelerle çelişecek şekilde yönlendirilmesini kabul edemem” ifadelerini kullandı. Wood’un istifası, İsrail’in Gazze’ye yardımı kendi denetiminde alma girişimine önemli bir darbe olarak yorumlandı.

GHF: Gazze’de yardım dağıtımına bugün başlıyoruz

Wood’un ayrılığı sonrası Gazze İnsani Vakfı’ndan yapılan açıklamada, yardım dağıtımının bugün başlayacağı duyuruldu. Yönetim kurulunun açıklamasında, “Jake Wood’un ani istifasından üzüntü duyuyoruz. Kısa sürede önemli ilerlemeler sağladı. Gazze Yardım sürecinin yeniden başlaması onun çabalarının sonucudur” denildi.

Açıklamada ayrıca, “GHF kurulduğu günden bu yana mevcut sistemden fayda sağlayanlar tarafından hedef alındı. Biz bu çabalardan yılmayacağız. Kamyonlarımız yola çıkmaya hazır. 26 Mayıs Pazartesi itibarıyla Gazze Yardım dağıtımına başlıyoruz. Haftanın sonuna kadar bir milyondan fazla Filistinliye ulaşmayı, ardından Gazze’nin tamamını kapsayacak şekilde kapasitemizi artırmayı hedefliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

ABD’den “sınırlı operasyon” mesajı

Wood’un istifası, İsrail’in iki aydan uzun süren yardım ambargosunun ardından sınırlı sayıda yardım kamyonuna geçiş izni verdiği bir dönemde geldi. Yardımın yeniden başlaması, aynı zamanda İsrail ordusunun Gazze’de başlattığı “Gideon’un Arabaları” adlı yeni kara operasyonuyla eş zamanlı gerçekleşti.

İsrail ordusu, önümüzdeki iki ay içinde Gazze topraklarının %75’ini kontrol altına almayı hedeflediğini açıkladı. Operasyonun ilk aşamasında hava saldırıları yoğunlaştırılırken, bölgeye beş ordu tümeni yani binlerce asker gönderildi.

ABD ise bu yeni Gazze operasyonuna mesafeli yaklaşıyor. Başkan Donald Trump, Air Force One’da yaptığı açıklamada, ateşkes görüşmelerinde ilerleme olduğunu ve çatışmaların durdurulması için çaba gösterdiklerini söyledi. Amerikan yetkililerin İsrail’den, esir takası ve ateşkes görüşmelerine alan tanımak için operasyonu ertelemesini istediği bildirildi.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD’nin baskılarını değerlendirmek üzere üst düzey güvenlik yetkilileriyle toplantı yaptığı belirtildi. ABD, Doha’daki müzakerelerden İsrail heyetinin çekilmesine rağmen, Hamas ile arka kapı diplomasisi yürütmeye devam ediyor. Bu görüşmeler, ABD Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un yürüttüğü resmi sürecin dışında, Filistin asıllı Amerikalı iş insanı Bishara Bahbah aracılığıyla gerçekleştiriliyor.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English