Bizi Takip Edin

Avrupa

Brüksel’den İtalyan bankalarının birleşmesi konusunda Roma’ya uyarı

Yayınlanma

Brüksel, Giorgia Meloni hükümetinin İtalya’da yeni bir bankacılık manzarasının şekillenmesinde son sözü söylemesine izin vermeyecek.

POLITICO’da yer alan habere göre Avrupa Komisyonu pazartesi günü Roma’ya, UniCredit’in rakibi Banco BPM’yi satın alma teklifini etkili bir şekilde engellemek için ulusal güvenlik gerekçesini öne sürerek bloğun birleşme kurallarını ihlal ettiği uyarısında bulundu.

İtalyan hükümetine gönderdiği itiraz mektubunda Avrupa Komisyonu, Roma’nın birleşmeye bu kadar katı koşullar getirerek başarısız olma riskini göze almasının “yeterli gerekçe” sunmadığını belirtti.

Brüksel’den gelen uyarı mektubu, AB ve İtalya’yı son derece hassas bir sektörde çatışma rotasına soktu.

AB rekabet kuralları uyarınca birleşmeler konusunda münhasır yetkiye sahip olan Komisyon, UniCredit-BPM anlaşmasını inceledi ve aşırı pazar yoğunlaşmasını önlemekle sınırlı koşullarla anlaşmaya onay verdi.

İtalyan hükümeti ise, UniCredit’in hâlâ Rusya’da faaliyet göstermesi nedeniyle anlaşmanın güvenlik riski oluşturduğunu savunuyor.

Fakat POLITICO’ya göre bankacılık sektöründeki birçok gözlemci, güvenlik engelini İtalya hükümetinin gerçek amacını gizlemek için bir paravan olarak görüyor: Monte dei Paschi di Siena (MPS) için çok daha büyük bir rol.

MPS, 2017 yılında kurtarıldı, fakat Roma’nın UniCredit ve Intesa Sanpaolo’dan sonra bankacılık sektöründe “üçüncü kutup” haline getirmek istediği bir “milli gözde” olarak görülüyor.

Roma’dan ikna edici karşı argümanlar gelmezse, Avrupa Komisyonu, geçmişte Macaristan ve İspanya’nın sigorta ve enerji sektörlerindeki anlaşmalarda ulusal güvenlik kartını oynadıkları zaman yaptığı gibi, Roma’nın kararını geçersiz kılabilir.

Ayrı ancak tamamlayıcı bir soruşturmada, Komisyonun finansal hizmetler müdürlüğünden yetkililer, Roma’nın aynı kararının iç pazar kurallarını ihlal edip etmediğini de araştırıyor.

Hükümet, MPS’nin kurtarılmasının ardından bu bankayı devletin elinden çıkarmak için kararlı bir şekilde çalışmış ve geçen yıl BPM’ye büyük bir hissesini satmıştı.

Fakat UniCredit’in BPM’yi satın almasıyla, MPS ve BPM’nin birleşerek “üçüncü bir kutup” oluşturması yönündeki hükümetin beklentileri suya düştü.

Cumartesi günü, UniCredit’in temyiz başvurusuna ilişkin ilk derece idare mahkemesinin kararı, hükümetin koyduğu dört koşulun ikisini onaylayarak ulusal güvenlik argümanını büyük ölçüde teyit etti ve AB yürütme organıyla gerilimi daha da artırdı.

Dentons’un ortağı ve düşünce kuruluşu Osservatorio Golden Power’ın başkanı Michele Carpagnano, POLITICO’ya verdiği demeçte, iki koşulu yeniden incelenmek üzere hükümete geri göndermesine rağmen, kararın “hükümetin gerekçesini tamamen doğruladığını” söyledi.

Avukat, kararın, pazartesi günkü mektubun aksine, İtalya’nın koşullarının AB kurallarına uygun olduğunu da belirtti.

UniCredit hala koşulları kabul edemezse, anlaşmanın kaderi, teklifin 23 Temmuz’da sona ermeden önce İtalyan finans düzenleme kurumu Consob’dan ikinci bir uzatma alıp alamayacağına bağlı olacak.

Anlaşmanın koşullarının nasıl yeniden uygulanacağına ilişkin karar nihai olarak Meloni kabinesi tarafından verilecek.

Yine de Carpagnano, Avrupa Komisyonu ve muhtemelen Adalet Divanı’nın birleşme politikasını belirlemede İtalyan bölge mahkemesinden daha fazla etkiye sahip olacağını belirtti.

Brüksel ve Roma’da, İtalyan hükümetinin bankacılık sektörüne müdahale ettiği yönündeki algı hakkında daha geniş çaplı endişeler var.

Umutla beklenen BPM-MPS birleşmesinin raydan çıkmasından aylar sonra, Toskana’nın önde gelen bankası, Milano’nun saygın yatırım bankası Mediobanca için sürpriz bir teklifte bulundu. İki banka arasındaki birleşme olasılığı düşük görülüyordu ve Avrupa Komisyonu, Toskana’nın en büyük hissedarı olmaya devam ettiği için, teklifte hükümetin rolünü araştırması için çağrıldı.

Hem Mediobanca hem de 5 Yıldız Partisi milletvekili Gaetano Pedullà, Komisyondan bu hamleyi soruşturmasını istedi.

Özellikle Mediobanca tarafından, milyarder Francesco Gaetano Caltagirone ve merhum milyarder Leonardo del Vecchio’nun holding şirketi Delfin’in oynadığı rol hakkında da sorular gündeme getirildi. Her ikisi de MPS ve Mediobanca’da hisselere sahip ve uzun süredir yatırım bankasını etkilemeye çalışıyor.

MPS, halka arz teklifini pazartesi günü resmen başlattı ve Mediobanca’nın karar vermesi için eylül ayına kadar süresi var.

Pedullà, POLITICO’ya verdiği demeçte, “Sovyet tarzı yönetimi anımsatan bir şekilde, müttefiklerine bir kurallar dizisi, siyasi etkiden bağımsız hareket edenlere ise başka bir kurallar dizisi uygulayan müdahaleci bir yönetimle karşı karşıyayız. UniCredit’in Banco BPM için yaptığı teklif ile Monte dei Paschi di Siena’nın Mediobanca için yaptığı teklifin farklı şekilde ele alınması, MPS’nin ana hissedarı, medya patronu ve Giorgia Meloni’nin yakın destekçisi olan Caltagirone’ye fayda sağlamak için tasarlanmış gibi görünüyor,” dedi.

Bu iş adamı, Mediobanca-MPS birleşmesini desteklediği düşünülüyor, çünkü bu birleşme, Mediobanca’nın büyük hissedarı olduğu sigorta devi Generali üzerindeki etkisini pekiştirecek.

Caltagirone, sigorta şirketinin Fransız firmasıyla ortak girişim kurma planları nedeniyle Fransız yönetimi ile defalarca çatışmıştır. Caltagirone, bu planın İtalyan tasarruflarını milyarlarca avro riske atacağını savunuyor.

Caltagirone, bu yılın başlarında Bloomberg’e verdiği röportajda, “İtalyan tasarrufları yabancı kontrolüne geçmemeli,” demişti.

Fakat Hazine Bakanlığı farklı bir görüşe sahip. Bir yetkili geçen hafta POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “İtalyan halkı egemenlikçi bir hükümet seçti, egemenlikçi adımlar attığımızda neden şaşırıyorlar?” diye sormuştu.

Avrupa

Meloni ve Frederiksen, “Avrupa’nın Hıristiyan mirasının” korunması çağrısında bulundu

Yayınlanma

Giorgia Meloni ve Mette Frederiksen, kendi sosyal medya hesaplarında paylaştıkları bir açıklamada, göçmenlerin “Avrupa değerlerine” uymaları ve topluma entegre olmaları gerektiğini belirttiler.

Danimarka ve İtalya başbakanları tarafından İtalyanca ve Danca eşzamanlı olarak yayınlanan bu açıklama, her ikisinin de ideolojik veya coğrafi ayrımların ötesine geçmesi gerektiğini savundukları bir siyasi vizyon ortaya koyuyor.

İkili şunları yazdı:

“Ortaklığımızın pek çok kişiyi şaşırttığının farkındayız. Biri güneyde büyük bir ülkeyi yönetiyor. Diğeri ise kuzeyde küçük bir ülkeyi yönetiyor. Fakat Avrupa’ya göz kulak olma arzumuzda birleşiyoruz. İkimiz de Avrupa’nın Hristiyan kültürel mirasını tanıyoruz ve onu korumak istiyoruz. Ülkelerimize gelen ve Avrupa’yı yuvaları haline getirmek isteyen insanların, Avrupa değerlerine saygı göstermelerini ve bize istemediğimiz bir yaşam tarzını dayatmamalarını bekliyoruz. Avrupa’yı, ortak değerlerimizi ve Avrupa yaşam tarzını korumanın doğru yolunun bu olduğuna inanıyoruz.”

Milli-muhafazakâr Meloni ile sosyal demokrat Frederiksen, göç politikası konusunda defalarca güçlerini birleştirdiler.

2025 yılında İtalya ve Danimarka, Strasbourg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini (AİHM) dizginlemek amacıyla bir mektup kaleme almıştı.

Bu girişim, nihayetinde Avrupa Konseyi’nin 46 üyesinin tamamı tarafından onaylanan Kişinev Deklarasyonuna yol vermişti.

Bugünkü açıklamada, “Yabancı suçlular konusunda birlikte dengeleri değiştirdik. Artık daha fazla kişi sınır dışı edilecek! Özellikle sıradan insanlar, kontrolsüz göç nedeniyle çok uzun yıllardır çok ağır bir bedel ödüyorlar,” denildi.

Geçen hafta, iki lider görüşlerini bir kez daha uyumlu hale getirdiler.

Bu, Ceuta’ya göçmen akını sonrasında göç politikası konusunda yeniden tırmanan gerginliklerin ardından İspanya’nın Schengen bölgesinden askıya alınma olasılığını gündeme getirdi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İsveç: İspanya’nın göçmen affı çok kötü bir fikir

Yayınlanma

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, İspanya’nın düzensiz göçmenlere yönelik af kararını “çok kötü bir fikir” olarak nitelendirdi.

İsveç lideri, bunun Avrupa’yı 2015’teki göç krizine geri itebileceği ve kıtanın serbest dolaşım alanını sorgulanır hale getirebileceği uyarısında bulundu.

Önümüzdeki ay yeniden seçilmeye aday olan İsveçli “merkez sağ” lider Ulf Kristersson, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, İspanya’nın 1 milyondan fazla kişiye uyguladığı af kararının, diğer ülkelerin ulaşmaya çalıştığı hedeflere ters düştüğü için son AB liderler toplantısında “oldukça büyük bir tepki” yarattığını söyledi.

Geçen ay on binlerce kişinin İspanya’nın Ceuta eksklavına girmesinin ardından, büyük çoğunluğu birkaç saat içinde Fas’a geri dönmüş olsa da, İtalya, Almanya ve Danimarka’nın liderleri başta olmak üzere birçok ülke İspanya’yı sert bir şekilde eleştirdi.

Kristersson şunları söyledi:

“Bu durum, 2015’te yaşananlara yakın bir şekilde hareket etmemek için hâlâ çok, çok dikkatli olmamız gerektiğini simgeliyor. Bence İspanya mesajı aldı . . . ama bu durum, sistemin kırılganlığını da ortaya koyuyor.”

İsveç, 2015 yılında nüfusuna oranla neredeyse diğer tüm Avrupa ülkelerinden daha fazla göçmen kabul etti ama daha sonra derin entegrasyon sorunları ve hızla artan çete suçlarıyla boğuştu.

Kristersson, İsveç’teki sığınmacı sayısını ve ölümcül silahlı saldırıların düzeyini önemli ölçüde azalttığını öne sürerek yeniden seçilme kampanyası yürütüyor. 

Fakat milliyetçi İsveç Demokratları’nı da içeren sağcı bloğu, Sosyal Demokratların liderliğindeki solun gerisinde kalıyor.

İsveç başbakanı, İspanyol mevkidaşı Pedro Sánchez’e, Madrid’in beklediğinin iki katından fazla olan 1,2 milyon kişinin başvurmasına yol açan, düzensiz göçmenlere yönelik son af uygulamasından hoşnut olmadığını ilettiğini söyledi:

“[Afın] olması, sizin için Avrupa topraklarını kullanma imkânı da yaratıyor. Bu durum bizim için özellikle zararlıdır çünkü deneyimlerimizden biliyoruz ki Avrupa’ya gelen birçok kişi kuzeye gitmeyi tercih ediyor. 2015’te de tam olarak bu oldu.”

Sánchez ise göçün, İspanya’nın yaşlanan nüfusunun uzun vadeli iktisadi sağlığı için hayati önem taşıdığını savunuyor.

Af, yasal statüsü olmayan göçmenlere, İspanya’da beş ay yaşamış olmaları ve sabıka kayıtlarının temiz olması koşuluyla, bir yıllık ve yenilenebilir oturma izni sunuyor.

İspanya’daki bu af, İspanya’da yaşama ve çalışma hakkı tanıyacak ama AB’nin geri kalanında bu haklar geçerli olmayacak.

Bununla birlikte, çoğu Latin Amerikalı olan göçmenler, sınırsız seyahat imkanı sunan Avrupa’nın Schengen Bölgesi içinde serbestçe dolaşabilecekler.

Kristersson, Schengen’in, üye ülkelerin “dış sınırlarımızı koruyabilmek ve politikalarımızı mümkün olduğunca uyumlu hale getirebilmek için birleşik bir şekilde hareket etmesine” bağlı olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Ayrıca, tek bir ülkenin kararı nedeniyle artan göç akışlarının Schengen sisteminin “dayanışmasını” etkileyeceğine dair “hiç şüphe olmadığını” da ekledi.

İsveç, göçmenler, sınır dışı etme ve daimi ikamet kurallarını keskin bir şekilde sıkılaştırmış ve bu da geçen yıl sığınma başvurusunda bulunanların sayısının son 40 yılın en düşük seviyesine inmesine yol açmıştı.

Kristersson, “Bu konuda gevşeme zamanı değil… İsveç’te büyük bir çoğunluk, kontrolsüz bir duruma geri dönemeyeceklerini söylüyor. İstikrarlı bir durumu tehlikeye atabilecek adımlar atmak çok kötü bir fikir olur,” dedi.

Eylül ayındaki seçimler, İsveç için bir dönüm noktası niteliğinde. Kristersson ve merkez sağ müttefikleri, ilk kez İsveç Demokratları’nı hükümete dahil edeceklerini açıkladılar.

Partinin kökleri neo-Nazi hareketine dayanıyor ve lideri geçen yıl bu bağlantılar ve partinin antisemitizm geçmişi nedeniyle özür dilemişti.

Muhalefetteki Sosyal Demokratlar, İsveç Demokratları hariç parlamentodaki herhangi bir parti ile çalışmaya hazır olduklarını belirttiler.

Temmuz ayında yapılan en son ankette, Sosyal Demokratlar yüzde 32 oy oranıyla ilk sırada yer alırken, İsveç Demokratları yüzde 20, Kristersson’un liderliğindeki Ilımlılar Partisi ise yüzde 17 oy aldı.

Başbakan, İsveç Demokratları’nın koalisyona dahil edilmesini savundu ve sağ blokun, hangi partilerle iktidara geleceğini açıklamayan Sosyal Demokratların aksine net bir koalisyon önerisi olduğunu belirtti.

Kristersson, “Bunda abartılacak bir şey görmüyorum,” diyerek, komşu Norveç ve Finlandiya’nın son dönemde göç karşıtı milliyetçi partilerle koalisyon hükümetleri kurduğuna işaret etti.

Görev süresi sona eren İsveç parlamentosundaki sekiz partinin tamamı, Ukrayna’ya desteği ve savunma harcamalarının artırılmasını destekliyor.

Fakat başbakan, Sosyal Demokratların liderliğindeki yeni bir hükümetin, İsveç’i ittifaka katan kendi yönetimi kadar NATO’da aynı etkiye sahip olup olmayacağını sorguladı.

O zamandan beri Stockholm, bölgesel savunma planlarında güçlü bir rol oynamış ve savunma sanayi kapasitesini öne çıkarmış durumda.

Kristersson, Rusya’nın Avrupa için “belirleyici tehdit” olacağını ve “güvenliğin önümüzdeki yıllarda yapacağımız her şeyin temel bir parçası olacağını” söyledi.

Kristersson sözlerine şöyle devam etti:

“Sol partiler kazanırsa, [bu partilerin] dördünden ikisi İsveç’in NATO üyeliğine ve mevcut yeni güvenlik politikası yönelimine karşı çıkacaktır. İsveç tarafında NATO üyeliğiyle ilgili nasıl yeni kararlar alabilecekler ki?”

Sosyal Demokratlar ise İsveç’in NATO üyeliğini, ülkenin savunma sanayisini ve Ukrayna’ya verilen desteği güçlü bir şekilde desteklediklerini belirtiyorlar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Manfred Weber, Afrika’da göçmen iade merkezleri kurulmasını talep ediyor

Yayınlanma

Avrupa Halk Partisi (EPP) lideri Manfred Weber, Afrika’da göçmen iade merkezlerinin bir an önce kurulması çağrısında bulundu.

Weber, İspanya’nın Ceuta eksklavında yaşanan göçmen krizinin bu sürecin aciliyetini gösterdiğini öne sürdü.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (faz) gazetesinde pazartesi günü yayınlanan bir köşe yazısında, Avrupa Parlamentosu’nun en büyük grubunun lideri Weber şöyle yazdı:

“Ceuta, komşu ülkelerle yakın işbirliğinin işe yarayabileceğini gösterdi. Fas, göçmenleri derhal geri kabul etti. Hiç kimse Schengen bölgesine doğru yoluna devam edemedi. Avrupa, Afrika’da bir an önce geri dönüş merkezleri kurmalı.”

On binlerce kişinin Kuzey Afrika’da bulunan Ceuta’ya zorla girmesinin ardından, birçok uluslararası lider İspanya’nın solcu hükümetini ve göç politikasını suçladı.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve hükümeti en sert eleştirmenler arasında yer alıyor. Roma, cuma günü İspanya’dan gelen yolcular için sınır kontrolleri getirerek Madrid’in misillemesine yol açtı.

Weber, AB Göç Komiseri Magnus Brunner’in geçen hafta yaptığı önerileri yineledi ve geri dönüş merkezlerinin kurulmasını kabul etmeleri karşılığında, blok dışındaki ülkelere daha yakın ticari bağlar, iktisadi işbirliği ve yasal göç fırsatları sunulabileceğini savundu.

“Kalma hakkı olmayan göçmenler Avrupa’yı terk etmelidir; hiçbir koşulda istisna olamaz!” diye yazan Weber, geri dönüşlerin artık tek tek üye ülkelerin siyasi iradesine bağlı olmaması gerektiğini de ekledi.

Weber ayrıca, Avrupa içindeki iç sınır kontrollerini uzun vadeli bir çözüm olarak reddetti:

“Olağanüstü durumlarda gerekli olabilirler. Ancak sorunun temel nedenini çözmezler… Dolayısıyla tek bir cevap olabilir: dış sınırın güçlü ve ortak bir Avrupa koruması.”

Haziran başında, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi, geri dönüş merkezleri aracılığıyla blok dışındaki ülkelere sınır dışı edilmeleri de içeren göçmen iadelerine ilişkin yeni AB kurallarını duyurdu.

Weber ayrıca, yaklaşık 100 kişinin hayatını kaybettiği Ceuta krizinin tek taraflı ulusal eylemlerin sonucu olduğunu savundu ve İspanyol hükümetinin “siyasi sinyallerinin” “göç rotaları üzerinde anında bir etki yarattığını” söyledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English