Bizi Takip Edin

Diplomasi

Çin’e karşı ‘kucaklaşma’

Yayınlanma

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin Washington ziyareti, ABD Başkanı Biden’ın kucaklaması ile gündem oldu. ABD medyası Modi için, “ABD’nin konuk bir lidere verebileceği en cömert onurun tadını çıkardı” diye yazdı.

Özellikle de iki gücün Çin’le olan çatışmasının, Washington ile Hindistan arasındaki ilişkiyi yönlendirdiğine işaret edildi.

Biden, Hindistan’ı, “Çin’in meydan okuması karşısında Batı liderliğindeki küresel uluslararası düzeni korumaya yardımcı olmak için hayati önemde gördüğünü” açıkça belirtti.

ABD Başkanı, Hintli mevkidaşını karşıladığı törende yaptığı konuşmada, “Bu yüzyılda dünyanın karşı karşıya olduğu zorluklar ve fırsatlar, Hindistan ve ABD’nin birlikte çalışmasını ve liderlik etmesini gerektiriyor” şeklinde konuştu.

Biden, Washington’ın Pekin ile olan bağları ile Hindistan arasındaki bağları karşılaştırdı ve Yeni Delhi ile ilişkilerin ABD-Çin ilişkisinden farkını “ikimiz de demokrasi olduğumuz için birbirimize ezici bir saygı duymamızdır” sözleriyle ortaya koydu.

 70 vekilden protesto

Ancak ABD kamuoyu bu konuda Biden’dan farklı düşünüyor. Biden’ın Modi’yi kucaklaması sonrası, Hindistan’daki “demokratik gerileme” vurgusuyla, “insan haklarının ve basın özgürlüğünün korunmasına yönelik Washington’ın kendi çağrılarını ayaklar altına aldığı” eleştirilerini beraberinde getirdi.

70 Demokrat milletvekilinden oluşan bir grup, Modi’nin ziyaretiyle ilgili, “Bu değerleri dünya sahnesinde güvenilirlikle ilerletmek için, aynı ilkeleri burada Amerika Birleşik Devletleri’nde uygulamaya çalıştığımız gibi, onları hem dosta hem de düşmana eşit şekilde uygulamalıyız” açıklamasını yaptı.

Belirsizlik giderilmedi

Bu arada Modi, ABD-Hindistan ilişkilerini her zamankinden daha önemli olarak nitelendirerek, tam da Biden’ın duymak istediği gibi, birlikte “tüm dünyanın güçlerini artırmada başarılı” olabileceklerini söyledi.

Ancak, Modi hükümetinin Washington ile ısınan bağlara rağmen, kendisini bu konumda görüp görmediği soru işareti. ABD’li uzmanlar, ABD-Çin çatışmalarından herhangi birinin tam ölçekli bir askeri veya diplomatik ayrışmaya dönüşmesi durumunda Hindistan’ın tüm ağırlığını Biden’a verip vermeyeceğinin belirsizliğini koruduğu yorumunu yapıyor. 

Savunma ve teknolojide işbirliği

Modi’nin ABD ziyareti kapsamında, iki ülke arasında teknoloji, uzay, savunma ve enerji alanlarında geliştirilen işbirlikleri de duyuruldu. Joe Biden ile Modi’nin, iki ülkenin dünyada en yakın ortaklar arasında olduğu vizyonunu teyit ettiği belirtildi.

Ortak açıklamada, yarı iletkenlere yönelik bir mutabakat zaptı imzalandığına değinilerek, Biden ve Modi’nin telekomünikasyon alanında da dayanıklı tedarik zincirleri oluşturma ve küresel dijital katılımı sağlama konusunda ortak vizyonu paylaştığı belirtildi.

Liderlerin, savunma sanayi işbirliğini hızlandırma arzusunu dile getirdiği ifade edilen açıklamada, iki ülkenin savunma bakanlıklarının tedarik güvenliği anlaşması imzalamak için müzakereleri başlatma kararı aldığı aktarıldı.

Her şey Çin’le ilgili…

Modi, ABD-Çin rekabetinin en yüksek olduğu ve Blinken’ın ziyaretinin bile ilişkileri yumuşatmaya yetmediği bir zamanda Washington’ı ziyaret etti. CNN, “ABD’li yetkililer bu hafta Modi ziyaretinin Çin’le ilgili olmadığı konusunda ısrar ettiler. Ama bir bakıma Washington’da bu günlerde her şey Çin ile ilgili” yorumunu yaptı.

Cumhuriyetçi Florida Senatörü ve Senato İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Marco Rubio, Modi’nin ziyaretinin anlamını şöyle özetledi.

“Uluslarımızın ekonomik ve güvenlik çıkarları, özellikle Çin Komünist Partisi’nin Himalayalar ve Hint Okyanusu’nda büyüyen düşmanlığı başta olmak üzere en acil sorunların birçoğunda örtüşüyor.”

Japonya ve Avustralya ile savunma ittifaklarını güçlendiren ve Filipinler başta olmak üzere bölgede daha fazla ABD askeri konuşlandıran Biden yönetimi, Çin’i çevreleme çabasında Hindistan’ı da “umut verici bir ortak” olarak görüyor. Hindistan ayrıca Avustralya, Japonya ve ABD liderlerini de içeren ve yakın zamanda Japonya’da bir araya gelen Quad güvenlik ittifakının katılımcı bir üyesi oldu.

Hindistan ekonomisi Batılı hükümetlerin kendilerini Çin tedarik zincirlerinden kurtarma arzusuna da hizmet ediyor.

Perşembe günkü ortak bir Kongre oturumunda yaptığı konuşmada Modi, ABD’nin tutumunu destekleyerek, Pekin’in bölgedeki “uluslararası hukuk tarafından tanınmayan geniş kapsamlı egemenlik iddialarına” açıkça atıfta bulundu. Hindistan’ın, uluslararası hukuk tarafından tanımlanan seyrüsefer özgürlüğü ile işaretlenmiş “özgür, açık ve kapsayıcı bir Hint-Pasifik” ABD vizyonunu paylaştığını ve herhangi bir ulusun egemenliğine karşı olduğunu söyledi.

Bu yorumlar, “ABD’nin pozisyonuna önemli bir destek ve Çin’e bir mesaj” olarak değerlendirildi.

General Electric, Hindistan’da savaş uçağı motorları üretecek

Biden-Modi zirvesinin en önemli çıktılarından biri de, ABD menşeli enerji şirketi General Electric’in savaş uçağı motorları üretmek için Hintli bir şirketle ortak olmasını sağlayacak anlaşma olarak görülüyor.

Hindistan basınına göre, GE ve Hindistan’ın “Hindustan Aeronautics Ltd (HAL)” şirketi, Hindistan Hava Kuvvetleri Avcı Savaş Uçağı “Tejas Mk2” için ortaklaşa savaş uçağı motorları üretmek amacıyla mutabakat anlaşması imzaladı.

Anlaşmanın, Amerika’nın birincil hasımları olan Pekin’e ve Moskova’ya bir mesaj gönderdiği düşünülüyor.

Yeni Delhi, Pekin’le çatışmaya dahil olmayacaktır

Buna rağmen, Washington, Hindistan’ın resmi bir ABD müttefiki olmayacağının farkında. İttifaklara dahil olmaktan kaçınan Yeni Delhi, şimdi kendisini gelişen dünyanın liderlerinden biri olarak görüyor. ABD’ninkilerle çelişen politikaları da mevcut. Örneğin, Moskova’nın Ukrayna müdahalesine yönelik Batı yaptırımlarına katılmadı ve Rusya’nın yaptırımları aşmasına yardımcı oldu. Ayrıca, Hindistan’ın Tayvan veya Güney Çin Denizi’nde Çin ile olası bir askeri çatışmada ABD’nin yanında yer alması beklenmiyor.

Foreign Affairs konuyla ilgili, “Hindistan’ın Çin’e kıyasla önemli zayıflıkları ve ona kaçınılmaz yakınlığı, Yeni Delhi’nin ABD’nin Pekin’le kendi güvenliğini doğrudan tehdit etmeyen herhangi bir çatışmasına asla dahil olmayacağını garanti ediyor” diye yazdı.

Analizde, “Hindistan, sağladığı somut faydalar nedeniyle Washington ile işbirliğine değer veriyor, ancak karşılığında herhangi bir krizde – Çin gibi ortak bir tehdidi içeren bir krizde bile – ABD’yi maddi olarak desteklemesi gerektiğine inanmıyor” yorumu yapıldı.

Yine de Çin’le en zorlu günlerini yaşarken, bu ziyaretten elde edilecek kazanımların ABD’nin yararına olabileceği düşünülüyor.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English