Amerika
CPAC zirvesinde “milli muhafazakâr enternasyonal” bir aradaydı

Küresel çaptan “milli muhafazakâr” siyasetin karargâhı olma iddiası ile hareket eden Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nın (CPAC) Washington’daki üç günlük etkinliğinin son gününe ABD Başkanı Donald Trump damga vurdu.
Trump konuşmasında, Washington’ın yıllarca “radikal sol Marksistlerden, savaş tacirlerinden ve yozlaşmış özel çıkar gruplarından” oluşan “uğursuz bir grup” tarafından kontrol edildiğini öne sürdü.
5 Kasım’da, “Amerika’yı yok eden tüm yozlaşmış güçlere karşı durduklarını, onların gücünü ellerinden aldıklarını” ileri süren Trump, nihayetinde de “ülkelerini geri aldıklarını” söyledi.
Başkan, 6 Ocak 2021’de ABD Kongre Binasına yapılan saldırıda işlenen suçlardan hüküm giyen yüzlerce kişiyi affetmekle övündü ve onları “siyasi mahkumlar” ve “J6 rehineleri” olarak tanımladı. Bu mahkumlardan bazıları de salondaydı ve “J6! J6!” ve ‘Teşekkürler!’ diye bağırırken görüldüler.
Trump ayrıca çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) programlarını ortadan kaldırmakla, ABD’yi Paris iklim anlaşmasından çıkarmakla ve belgesiz göçmenleri (“canavarlar”) Guantánamo Körfezine göndermekle övündü.
“Tüm DEI memurlarına işlerinin ortadan kalktığını bildirdim,” diyen Trump, özel sektörde de bu tip uygulamalara son verilmesini umduğunu belirtti.
Başkan, Elon Musk’ın ABD’nin uluslararası yardım kuruluşu USAID de dahil olmak üzere federal hükümeti küçültmeye yönelik hamlelerini de selamladı.
Trump, “Amerikan tarihindeki en büyük sınır dışı etme operasyonunu başlattıklarını” da sözlerine ekledi.
Trump en sevdiği konulardan biri olduğunu söylediği gümrük tarifeleri hakkında da konuştu ve “Tarife kelimesi sözlükte en sevdiğim kelimedir,” diyerek kalabalığın alkışlarını topladı.
Trump kalabalığa en sevdiği kelimenin tarife olduğunu söylediği için eleştirildiğini, şimdi ise eş ve Amerika gibi kelimelerden sonra dördüncü favori kelimesi olduğunu söyledi.
CPAC katılımlarına, “1870’ten 1913’e kadar nispeten en zengindik, bunu bir düşünün. Bu bizim en zengin olduğumuz dönemdi, çünkü gümrük vergilerini topladık,” iddiasında bulundu.
Trump kalabalığa “Başkan Zelenskiy ve Başkan Putin ile uğraştıklarını” söyledi ve Ukrayna’nın savunmasına ABD’yi bu kadar yoğun bir şekilde dahil ettiği için “aptal ve beceriksiz” eski Başkan Joe Biden’a yüklendi.
Trump, Avrupa’nın Ukrayna’ya yardım için ABD’den daha fazla katkıda bulunması gerektiğini söylerken, “Onlara verdiğimiz parayı geri almalıyız diyor. Bu adil değil,” dedi.
“Korkunç bir durum” olarak nitelendirdiği savaşı sona erdirmek için bir anlaşmaya yakın olduklarını söyleyen Trump, “Ben başkan olsaydım bu asla olmazdı. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Bu konuda konuşmaktan hoşlanmıyorum çünkü müzakerelerin ortasındayız,” dedi.
“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde
Fransız Ulusal Birlik lideri konuşmasını iptal etti
CPAC zirvesinde konuşması beklenen Fransız Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella’nın, konuşmasını iptal etti.
Bardella, Donald Trump’ın eski baş danışmanı Steve Bannon’ın perşembe günü sahnede Bardella ve diğerlerinin nazi selamına benzettiği bir el hareketi yapmasının ardından yapmayı planladığı konuşmayı iptal etti.
Steve Bannon CPAC’de yaptığı konuşma sırasında sağ kolunu parmakları havada ve avuç içi aşağı bakacak şekilde uzatmadan önce “savaş, savaş, savaş” diye bağırmıştı.
Bardella halihazırda Washington’daydı ve cuma günü etkinlikte konuşma yapması planlanmıştı. Bardella yaptığı açıklamada, “nazi ideolojisine gönderme yapan bir hareket” olarak nitelendirdiği bu hareket nedeniyle konuşmasını iptal ettiğini söyledi.
Bannon ise nazi benzetmesini reddetti ve hareketi bir “el hareketi” olarak nitelendirerek bunun yedi yıl önce Fransa’da Bardella’nın partisine yaptığı bir konuşmada sahnede yaptığı “aynı el hareketi” olduğunu söyledi.
Fransız haber dergisi Le Point’a konuşan Bannon, “Eğer ana akım medyanın konuşma hakkında söyledikleri yüzünden [konuşmayı] iptal ettiyse, konuşmayı dinlememiş demektir. Eğer bu doğruysa, Fransa’yı yönetmeye layık değildir. O bir oğlan çocuğu, erkek adam değil,” dedi.
Meloni, Trump’ın Avrupa’ya bağlılığını sürdüreceğini savundu
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni cumartesi günü CPAC’de yaptığı konuşmada Trump’ın Avrupa’ya sırtını dönmeyeceğini söyledi.
Cumartesi günü CPAC’de Avrupa’yı yeniden doğru yola sokan bir lider ve bir “kahraman” olarak selamlanan Meloni, övgülere bir dayanışma mesajıyla karşılık verdi.
Meloni konuşmasında transatlantik ittifakın öneminin altını çizerek, “Batı, Amerika olmadan var olamazsa, Avrupa olmadan da var olamaz,” dedi.
Avrupa’nın “başıboş” olduğu fikrini reddederek, muhafazakâr hükümetlerin yükselişi sayesinde kıtanın bugün daha güçlü olduğunu ve bunun kısmen CPAC’nin “daha önce sesi duyulmayan milyonlara ses veren küresel bir ağ yaratma” çabaları sayesinde olduğunu savundu.
Meloni ayrıca Trump’ın Avrupa’dan uzaklaşacağı yönündeki korkuları da reddetti ve “Düşmanlarımız Trump’ın uzaklaşacağını umuyor ama böyle bir şey olmayacak,” dedi.
Trump’ı “güçlü ve etkili” olarak öven İtalyan lider, “Bazıları Avrupa’yı uzak ya da kayıp olarak görebilir ama size söylüyorum, durum böyle değil. Trump’ın zaferiyle birlikte solun kızgınlığı histeriye dönüştü,” iddiasında bulundu.
Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Meloni, geçen pazartesi günü Paris’teki acil durum konferansına katıldıktan sonra bile Trump’ın son açıklamaları hakkında yorum yapmadığı için muhalefetin eleştirilerine maruz kalmıştı.
Meloni, CPAC konuşmasında Ukrayna’daki savaşı Rusya’yı kastederek “acımasız bir saldırgana” karşı verilen çok önemli bir özgürlük mücadelesi olarak nitelendirdi.
Ukrayna halkını ”gururlu” diyerek öven Meloni, hem ABD hem de Avrupa’nın katılımını gerektiren “adil ve kalıcı bir barış” ihtiyacını vurguladı.
İsrail ile ‘milliyetçi-muhafazakâr enternasyonal’ arasındaki ilişki
Fico’dan Trump’a övgüler
Slovakya Başbakanı Robert Fico da etkinlikte yaptığı konuşmada, mevcut ABD Başkanı Donald Trump’ı “Ukrayna müzakerelerindeki enerjisi” nedeniyle övdü ve “Rusya’nın savaş için ciddi güvenlik nedenleri olduğunu” iddia etti.
Fico konferansta “geleneksel değerlerin savunucusu” ve “Ukrayna’da barışın savunucusu” olarak tanıtıldı.
Trump için “Başkanınız gerçeği dile getirerek Avrupa’ya büyük bir hizmette bulunuyor” diyen Fico, AB’nin Trump’ı engellemek yerine bu anlamsız savaşı sona erdirmesine yardımcı olması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Trump da CPAC konferansında yaptığı konuşmada Fico’ya “Teşekkürler Robert” diyerek karşılık verdi.
Musk, İspanyol Vox’u övdü
Tesla ve SpaceX’in sahibi Musk cumartesi günü X’te yayınladığı kısa bir mesajda, “Vox bir sonraki seçimi kazanacak,” dedi.
Musk, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Vox’un tartışmalı lideri Santiago Abascal’ı İspanya’daki “harika çalışmaları” için tebrik ettiği bir videoyu da retweetledi.
Abascal, Washington’daki CPAC’nin bu yılki konukları arasındaydı ve yaptığı konuşmada, “Bu sosyal ağa özgürlüğü geri getirdiği için Elon Musk’a teşekkür etme fırsatım oldu. Woke sansürün sona ermesi özgürlüklerin tarihi bir fethidir,” dedi.
Vox lideri, Trump’ın Avrupa’yı tehdit ettiği gümrük vergilerini uygulamayacağını umduğunu söylerken, Yeşil Mutabakat ve Brüksel tarafından dikte edilen diğer “istismarcı” politikaların Avrupa ekonomileri üzerindeki gerçek yükler olduğunu vurguladı.
Duda’nın Trump ile görüşmesi Polonya’yı karıştırdı
Öte yandan Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, CPAC sırasında Donald Trump ile yaptığı görüşme nedeniyle iktidar koalisyonunun eleştirilerine maruz kalırken, birçok siyasetçi ABD liderinin Polonyalı mevkidaşını küçümsediğini öne sürdü.
Duda, iki liderin CPAC kapsamında bir araya geldiğini ve ABD’nin Polonya’daki askeri varlığı ile Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi konularının ele alındığı 10 dakikalık bir görüşme yaptıklarını söyledi.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “CPAC kulisinde Başkan Trump Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda ile bir araya geldi ve yakın müttefikliğimizi bir kez daha teyit etti. Başkan Trump ayrıca Polonya’nın savunma harcamalarını artırma taahhüdü dolayısıyla Cumhurbaşkanı Andrzej Duda’yı övdü,” denildi.
Duda ise görüşmenin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, ABD’nin Polonya’daki varlığının azalacağına dair bir korku olmadığını, hatta Donald Trump’ın, ABD’nin Polonya’daki varlığının artmasını beklediğini aktardı.
Duda, Trump ile görüşmesinde NATO’nun doğu kanadının stratejik önemini vurgulamaya çalıştığını söyledi.
Duda’nın ziyareti iktidar koalisyonu tarafından eleştirildi. Sivil Platform milletvekili ve parlamentonun Dış İlişkiler Komitesi üyesi Marcin Bosacki, görüşmenin organizasyonundaki profesyonellik eksikliğini kınayarak, uzun süre bekleme ve kısa görüşmeye işaret etti.
X’te konuşan Bosacki, Duda-Trump görüşmesi fikrinin övgüye değer olsa da “her şeyin yanlış yapıldığını” savundu.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Amerika
Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.
ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.
29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.
Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.
Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.
Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.
Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.
Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.
F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.
Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.
Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.
Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.
Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.
Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.
İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.
Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.
Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.
Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası









