Bizi Takip Edin

Amerika

“Milli muhfazakârlar” konferansı: Elektrikli testere ve “Roma selamı”nın ötesinde

Yayınlanma

ABD’de düzenlenen Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC) toplantısına, Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin Elon Musk’a hediye ettiği elektrikli testere ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” hareketinin ideoloğu olarak öne çıkan Steve Bannon’ın Nazi selamı damga vurdu.

Washington, D.C.’de düzenlenen ve “Amerika’yı Şimdi Kurtar” sloganının öne çıktığı etkinlik 19 Şubat’ta başladı ve 22 Şubat’ta sona erecek. Eski ABD Başkanı Ronald Reagan’ın himayesinde 1970’li yıllarda Cumhuriyetçilerin muhafazakâr kanadı olarak ortaya çıkan CPAC, 2010 ile 2017 arasında kısmen marjinal bir “alt-right” organizasonu iken, Donald Trump’ın yükselişi ile birlikte hem ana akım muhafazakârlığı kapsarken, hem de transatlantik ilişkilerini de geliştirdi ve “milli muhafazakârlık” olarak adlandırılabilecek ideolojik yönelimin küresel taşıyıcısı haline geldi.

Şu anda CPAC’ın Arjantin’de, Avustralya’da, Brezilya’da, Japonya’da, İsrail’de, Macaristan’da, Meksika’da ve Güney Kore’de kolları bulunuyor. Dahası, Trump’ın yükselişi ile birlikte Atlantik’in öte yakasındaki “özel ilişki”nin memleketinde, Birleşik Krallık’ta da hem Muhafazakâr Parti içinde, hem de Trump’ın müttefiki Nigel Farage’ın Reform partisi nezdinde önemli müttefikler elde etti.

Yeni “küreselcilik”: Milli, liberteryen, muhafazakâr

Nitekim iktisadi olarak “liberteryen”, sosyal olarak “muhafazakâr” bu akımın dünkü etkinliğine Arjantinli Milei ile Musk’ın damga vurması şaşırtıcı değil. Musk, ilk olarak günün erken saatlerinde CPAC için toplanan aktivistlerin büyük tezahüratlarına yol açan bir konuşmacı olarak duyuruldu.

Konuşmasından önce, Musk tarafından sık sık övülen ve 2023 kampanyası sırasında elektrikli testereyi popülerleştiren ve kamu harcamalarının azaltılmasını öneren Javier Milei ile bir araya geldi.

Musk gözlükleri ve alametifarikası olan siyah “Make America Great Again” (“Amerika’yı Yeniden Büyük Yap”) şapkasıyla sahneye çıktıktan sonra Milei’nin kendisine bir hediyesi olduğunu söyledi. Arjantinli lider daha sonra kırmızı elektrikli testereyle sahneye çıktı ve testereyi Musk’a uzattı. Testerenin üzerinde Milei’nin “Viva la libertad, carajo” yani İspanyolca “Yaşasın özgürlük, lanet olsun” sloganı yazılıydı.

Elindeki testerenin “bürokrasi için” olduğunu savunan Musk, önceki Biden yönetimini göçmen politikaları nedeniyle eleştirdi ve özellikle yaklaşık 1 milyon kişinin iki yıllık çalışma izniyle ABD’ye girmesine izin veren bir uygulamanın adını verdi ve Demokratları, kararsız eyaletlerde daha fazla destek almak için bunu bir “yatırım” olarak yapmakla suçladı.

Musk, Newsmax sunucusu Rob Schmitt’in kendisine “Vatana ihanet mi?” diye sormasından önce, “Pek çok insan bunun Amerika’da demokrasinin terazisini eğmek için yapılan gerçek bir aldatmaca olduğunu tam olarak anlamıyor,” dedi ve “vatana ihanet” diye yanıt verdi.

Schmitt kendisine Federal Rezerv’i denetlemeyi düşünüp düşünmediğini sorduğunda Musk, “Evet, elbette, hazır başlamışken. İsraf hemen hemen her yerde,” dedi.

Milyarder, Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin kendisini arayarak, Musk’ın güvenliğinden endişe duyduğunu söylediğini ve güvenlik önlemlerinin nasıl iyileştirilebileceği konusunda fikirlere açık olduğunu belirterek şaka yaptı.

Musk, “Yüz bin kadar katil caniyi hapse atmayı başaran El Salvador Başkanı Bukele beni aradı. ‘Güvenliğiniz konusunda endişeliyim’ dedi. Ben de ‘Dostum, benim güvenliğim için mi endişeleniyorsun?’ dedim,” diye konuştu.

Zihninin içinin nasıl olduğunu tarif etmesi istendiğinde Musk, “Zihnim bir fırtına. Bir fırtına,” diye cevap verdi.

Bannon, Musk’ı görünce sopasını sakladı

Öte yandan Beyaz Saray’daki ilk döneminde Trump’ın baş stratejisti olarak görev yapan MAGA ideoloğu Steve Bannon, Musk’ın ardından sahneye çıktı ve çok daha az coşkulu bir karşılama ile sahneye çıktığında gecenin en ilgi çekici kişisi olmadığını kabul etti.

“Elon Musk’ı takip etme kartını nasıl çektim?” Bannon, “Hadi adamım! Dünyanın en zengin adamını, Süpermen’i ortaya çıkarıyorsun. Onu takip etmem mi gerekiyor? Ben sadece çılgın bir İrlandalıyım!” diye konuştu.

Gecenin en önemli olaylarından biri de bu sırada yaşandı. Bannon, CPAC dinleyicilerini ısrarla “savaşmaya, savaşmaya, savaşmaya” çağırdıktan sonra Nazi selamı olduğu düşünülen hareketi yaptı.

Alkışlar üzerine Bannon hızlıca başını salladı ve “Amin” diye cevap verdi.

2028 yılında da Trump’ı başkan yapmak istediklerini söyleyen Bannon, onun gibi liderlerin tarihte iki kez ortaya çıktığını söyledi ve kendilerinden bu nedenle nefret edildiğini ileri sürdü.

Daha önce dünyanın en zengin adamına sert sözlerle yüklenen Bannon, bu sefer Musk’a sadece biraz takılmakla yetindi ve tarih kitapları bu çağ hakkında yazıldığında “beni, Elon Musk’ı, Tucker Carlson’ı ya da Sean Hannity’yi hatırlamayacaklar; iki şeyi hatırlayacaklar, Donald Trump ve MAGA, tamam mı?” dedi.

“Cumhuriyetçi Partiyi naziler ele geçirdi”

Bannon’ın hareketi, sağcı gruplar arasında bile tuhaf karşılandı. Project Liberal kuruluşunun başkanı Joshua Reed Eakle, X’teki bir klibe verdiği yanıtta, “Nazizm resmen Cumhuriyetçi Partiyi ele geçirdi,” dedi.

“Burası Trump’ın Amerika’sı” başlıklı bir paylaşım da Really American adlı bir siyasi grup tarafından X’te paylaşıldı.

Beyaz milliyetçi Nick Fuentes hem Musk’ın hem de Bannon’ın hareketlerini “Roma selamı” olarak nitelendirdi ama perşembe günü podcast’inde bunu “iğrenç” olarak nitelendirdi ve “Benim gibi bir adam için bile biraz rahatsız edici olmaya başladı!” diye ekledi.

CPAC’ın Washington ayağı, milli muhafazakârlığın ve Trumpizmin Cumhuriyetçi Parti içerisindeki yerini sağlamlaştırma adımları atarken, küresel düzeyde, ama özellikle de Avrupa’da yeni bir dönemin açıldığının sinyalini verdi.

Truss’tan ABD’nin desteğiyle yeni bir alternatif medya kurma sinyali

MAGA dalgasının “MEGA”ya (Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap) dönüşmesi için çabalayan Avrupalı siyasetçilerin CPAC’ye akın ettiği görülüyor.

CPAC’de konuşma yapması beklenen ya da yapan sağcı veya muhafazakâr isimler arasında Fransız Ulusal Birlik (RN) lideri Jordan Bardella ve Sarah Knafo, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Slovakya Başbakanı Robert Fico, Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri Başkanı Mateusz Morawiecki ile Birleşik Krallık’tan Nigel Farage ve Liz Truss yer alıyor.

2022’de kısa bir süre Birleşik Krallık Başbakanlığı yapan Liz Truss, “Elon Musk ve onun inek ordusu misk sıçanlarının İngiliz derin devletini incelemesini istiyoruz,” dedi.

Truss ayrıca ana akım medyaya da yüklenerek, “Amerika’daki dostlarının da yardımıyla” yeni bir medya projesi başlatacaklarını açıkladı.

2017’den 2023’e kadar Polonya Başbakanlığı yapan, Hukuk ve Adalet (PiS) mensubu Mateusz Morawiecki de gazetecilere “Avrupa DOGE girişimimize gerçekten sahip olmalıyız,” dedi.

Musk’ın başında bulunduğu Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE), federal hükümetin harcamalarını denetleyerek durdurmakla görevli.

Avrupa’da Trumpizmin taşıyıcısı olmak için öne çıkan AP’deki Avrupa için Vatanseverler (Patriots for Europe – PfE) grubu tarafından yapılan basın açıklamasında, etkinliğe katılımın “ulusal egemenliği savunmak ve iktidarı halka geri vermek için daha güçlü transatlantik yurtsever bağlar kurma yolunda önemli bir adım” olduğu belirtildi.

Basın açıklamasına göre PfE grubunun üyeleri, “Avrupa ve Amerikan yurtsever hareketleri arasındaki ilişkileri” güçlendirmek amacıyla ABD’li mevkidaşlarıyla “stratejik görüşmeler” yapacak.

France 24’ün haberine göre Avrupalıların katılacağı yuvarlak masa toplantıları arasında “Kaçacak Hiçbir Yer Yok”, “Sol Teknolojinin Yıkımı”, ”BlackRock Life’s Matter: Woke Yönetim Kurulu Odalarını Ezmek” ve ”Kültür Savaşçıları: Ateşkesinizi Alın ve Götürün” yer alıyor.

JD Vance “göçü” baş düşman ilan etti

Açılış konuşmasını yapan ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Trump yönetiminin iktidara gelişinin birinci ayını kutlarken, kontrolsüz göçün hem Avrupa hem de ABD için “en büyük tehdit” olduğunu bir kez daha iddia etti.

Başkan Yardımcısı, geçen hafta Avrupalı liderleri ifade özgürlüğünü bastırmakla ve seçmenlerin gerçek inançlarından “korkmakla” suçlayan eleştirilerini yineledi.

Vance, “Avrupa’daki en büyük tehdit ve yaklaşık 30 gün öncesine kadar ABD’deki en büyük tehdit olduğunu söyleyebilirim, batının liderlerinin milyonlarca ve milyonlarca incelenmemiş yabancı göçmeni ülkelerine göndermeye karar vermiş olmalarıdır,” diye konuştu.

Ukrayna’daki savaşla ilgili olarak “Üç yıldır ilk kez Avrupa’da barışın eşiğinde olduğumuza gerçekten inanıyorum. Rusya ile konuşmadığınız sürece savaşı nasıl sona erdireceksiniz? Savaşa dahil olan herkesle konuşmak zorundasınız,” dedi.

CPAC’deki milliyetçi hava, aralarında Avrupa Parlamentosu’nun Macar üyesi ve Avrupa için Vatanseverler Vakfı’nın başkanı András László’nun da bulunduğu önde gelen Avrupalı sağcı ve Trump dostu isimlerin varlığıyla daha da belirginleşti.

Konferans çerçevesinde Guardian’a konuşan László, Trump yönetiminin Avrupa siyaseti üzerindeki varoluşsal tutumunu savundu.

Vance’in Avrupa’daki konuşma kısıtlamalarına yönelik eleştirilerini yineleyen László, “Zor olsa da dürüst tartışmalar yapmamız gerekiyor” dedi. “Biz ne için savaşıyoruz? Evimizde uygulamadığımız takdirde Ukrayna için egemenlik ve demokrasi mi? İfade özgürlüğünü engellemeyi bırakmalı, bazen bazı insanlar için acı verici olsa da daha fazla tartışma yapmalıyız.”

Uluslararası MAGA ittifakı

Trump yönetiminin ifade özgürlüğünün bastırıldığı iddialarına ve “woke” ideolojiye karşı giriştiği saldırılar hem ABD’li siyasi müttefikleri şaşkına çevirdi hem de Avrupa’daki sağı harekete geçirdi.

ABD ve Avrupa’daki sağ ve muhafazakâr hareketler arasında ideolojik farklılıklar olsa da, Trump’ın 2024 ABD seçimlerini kazanması “kitlesel göçe”, Hıristiyan değerlerin erozyona uğratılmasına ve Mutabakat’a karşı ortak bir platform sağlamış gibi görünüyor.

Örneğin PfE Başkanı Bardella geçen ay yaptığı açıklamada, “Donald Trump’ın vatanseverliğine ve ülkesinin çıkarlarını savunma isteğine büyük saygı ve hayranlık duyuyorum,” demişti.

Bardella ayrıca, Başkan Yardımcısı JD Vance’in geçen hafta Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmanın “anlaşılır” olduğunu da söyledi.

Trump’ın merkezi bir rol üstlendiği milli muhafazakâr hareketlerin uluslararasılaşması, Elon Musk’ın geçen ay Almanya’daki sağcı Almanya için Alternatif (AfD) mitingine internet üzerinden katılmasında da görüldü.

Bir başka örnek de AfD’nin eş başkanı Alice Weidel’in parlamento seçimlerinden birkaç gün önce Vance ile yaptığı ikili görüşmeydi.

Ukrayna savaşında Trump-Vance çizgisine yakınlaşılıyor

Ukrayna meselesi ve Trump’ın Volodimir Zelenskiy’e savaş açması da benzer bir eğilimi şiddetlendiriyor. AB içinde Rusya karşıyı yaptırımlara en sert karşı çıkanlardan olan Macaristan Başbakanı Viktor Orbán geçen hafta ABD’li Tucker Carlson ile yaptığı bir söyleşide Trump’ın suçlayıcı dilini yineleyerek, “Onlar [Ukrayna] savaşa girmeye ve kendi topraklarını savunmaya karar verdiler,” demişti.

Macaristan’daki şubenin başkanı Miklós Szánthó çarşamba günü Washington’da yaptığı açıklamada “Amerikalı ve Avrupalı muhafazakârların mücadeleyi sürdürmek için güçlerini birleştirmeleri” çağrısında bulundu.

Konferans çerçevesinde Guardian’a konuşan Avrupa Parlamentosu’nun Macar üyesi ve Avrupa için Vatanseverler Vakfı’nın Başkanı András László, Trump yönetiminin Avrupa siyaseti üzerindeki “varoluşsal tutumunu” savundu.

Vance’in Avrupa’daki konuşma kısıtlamalarına yönelik eleştirilerini yineleyen László, “Zor olsa da dürüst tartışmalar yapmamız gerekiyor. Biz ne için savaşıyoruz? Evimizde uygulamadığımız takdirde Ukrayna için egemenlik ve demokrasi mi? İfade özgürlüğünü engellemeyi bırakmalı, bazen bazı insanlar için acı verici olsa da daha fazla tartışma yapmalıyız,” diye konuştuç

İsrail’e hep destek, tam destek: Yeni Balfour Deklarasyonu

Yeni milli muhafazakârlığın en önemli siyasi unsurlarından biri de siyonizme, ama özellikle de siyonizmin dini siyonist ve Likud koluna verdiği büyük destek.

Jerusalem Post‘un perşembe günü öğrendiğine göre CPAC, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki egemenliğini destekleyen bir karar tasarısını kabul etti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk yönetiminde ulusal güvenlik danışman yardımcılığı yapmış olan KT McFarland tarafından okunan kararda, “ABD ve müttefiklerinin İsrail’in Yahudiye ve Samiriye üzerindeki egemenliğini tanıması gerektiği” ifade ediliyor.

Karar, CPAC’nin üst düzey yetkilileri ile Yesha Konseyi Başkanı Israel Ganz arasında yapılan yoğun görüşmelerin ardından alındı ve Ganz bu deklarasyonun “Balfour Deklarasyonuna benzediğini” söyledi. 

Jerusalem Post’a konuşan Ganz, “kararın İncil’deki değerlere ve adalete siyasi geçerlilik kazandırdığını” da sözlerine ekledi.

Yesha Konseyi CEO’su Omer Rahamim ise JP’ye yaptığı açıklamada, “CPAC kararının İsrail egemenliğinin Yahudiye ve Samiriye’ye genişletilmesine yönelik Amerikan desteği açısından önemli bir ağırlık taşıdığını” söyledi.

Likud’un “woke ideolojiye” karşı savaşı ve Trump ile birlikte Tanrıyı sahneye yeniden çıkarmak

Bu yılki konferansa katılan Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli ise, “merkezi konferansın Yahudiye ve Samiriye’de İsrail egemenliğinin uygulanması yönündeki deklarasyonunun, ABD’de göreve gelen yönetimin tutumuyla bağlantılı olarak son derece önemli olduğunu” kaydetti.

Chikli, Trump’ın antisemitizmle mücadele konusunda bir ayda Biden’ın dört yılda yaptığından daha fazlasını yaptığını iddia ederek önceki Biden yönetimini de eleştirdi.

Chikli, “Yeni yönetim yeni bir ruhla geliyo. [Dışişleri Bakanı] Marco Rubio’nun dediği gibi İsrail’in her düşmanı ortadan kaldırmaya ve kötülüğü yok etmeye hakkı var ve buna mecbur. Bu tamamen farklı bir yaklaşımdır ve savaşlar bu şekilde kazanılır,” dedi.

“Woke ilerici hareket”in, “Marksist hareketin sadece başka bir yüzü” olduğunu ileri süren İsrailli, “Bu, hakikat fikrini reddeden tanrısız bir felsefedir. Bu sadece İsrail Devleti için değil, Amerika ve Batı medeniyeti için de bir tehdittir. Başkan Trump’ın da dediği gibi, biz Tanrıyı yeniden sahneye çıkarmak istiyoruz,” diye konuştu.

İsrailli eski rehine Noa Argamani de CPAC’a katıldı. Üç gün sürecek toplantının açılış konuşmasını yapan Vance, “Mesajımız Başkan Trump’ın sizi sevdiği, sevdiklerinizi unutmadığı ve onları eve getirmek için her gün mücadele edeceğidir. Yaptığı şey tam olarak budur ve yapmaya devam edeceği şey de budur,” diyerek İsrailli rehinelere seslendi.

Serbest bırakılan rehineler Noa Argamani ve Ilana Gritzewsky ile rehinelerin aile üyeleri Adi Alexander, Gal Delal ve Moshe Lavi’ye hitap eden CPAC organizatörleri Matt ve Mercedes Schlapp, “Amerika sizin yanınızda, Amerika İsrail’in yanında ve Hamas’ın ortadan kaldırılmasını sağlayacağız. Başkan Trump yönetiminde Orta Doğu’ya barış getireceğiz,” dedi.

Amerika

ABD’de 12 eyaletten Paramount ve Warner Bros birleşmesine dava

Yayınlanma

ABD’de Kaliforniya liderliğindeki 12 eyalet, Adalet Bakanlığının onayına rağmen Paramount ve Warner Bros. Discovery birleşmesini engellemek için dava açtı. Eyaletlerin başsavcıları, 111 milyar dolarlık bu işlemin rekabeti azaltacağını, fiyatları artıracağını ve içerik kalitesini düşüreceğini savunuyor.

ABD’de Kaliforniya’nın liderlik ettiği 12 eyaletten oluşan bir koalisyon, medya devleri Paramount ve Warner Bros. Discovery arasındaki birleşme işlemini engellemek amacıyla dava açtı.

CNN’in aktardığına göre dava, federal hükümete bağlı ABD Adalet Bakanlığının daha önce birleşmeye onay vermiş olmasına rağmen açıldı.

Kaliforniya Kuzey Bölge Federal Mahkemesine sunulan dava dilekçesine Kaliforniya’nın yanı sıra Arizona, Colorado, Connecticut, Massachusetts, Minnesota, Nevada, New Jersey, New Mexico, New York, Oregon ve Washington eyaletleri katıldı.

Haberde, davacı 12 eyaletin başsavcılarının tamamının Demokrat Parti üyesi olduğuna dikkat çekildi.

Kaliforniya Başsavcısı Rob Bonta, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, iki şirketin birleşmesinin “rekabeti ortadan kaldıracağını, fiyatların yükselmesine yol açacağını, içerik kalitesini düşüreceğini ve her yıl üretilen film ve dizi sayısını azaltacağını” ifade etti.

Davacılar, bu durumun izleyiciler için maliyet artışına yol açabileceğini ve sinema salonu gösterim ağını daha da zayıflatabileceğini savunuyor.

Adalet Bakanlığının onayı tartışma yaratmıştı

CNN, söz konusu davanın, federal düzenleyici kurumlar tarafından onaylanmış bir işlemi engellemek için eyalet yönetimlerinin harekete geçtiği en dikkat çekici örneklerden biri olduğunu yazdı.

ABD Adalet Bakanlığı birleşmeyi haziran ayında onaylamış, ancak bu karar bazı Demokratların tepkisini çekmişti. Kararı eleştirenler, onay sürecine siyasi faktörlerin etki etmiş olabileceğini öne sürmüştü.

Paramount cephesinden yapılan açıklamada ise davaya itiraz edileceği kaydedildi. Şirket, eyaletlerin iddialarını “hem fiili hem de hukuki açıdan hatalı” olarak nitelendirdi.

Açıklamada, birleşme işleminin ABD dahil birçok ülkedeki düzenleyici kurumlar tarafından halihazırda onaylandığı vurgulandı.

Warner Bros. Discovery, dava konusu edilen haber kanalının da bağlı bulunduğu ana kuruluş konumunda yer alıyor.

CNN’in aktardığına göre, anlaşmayı eleştirenler satın alma tamamlandıktan sonra Paramount’un CNN üzerinde kontrol sahibi olmasından ve kanalı CBS News ile birleştirmesinden endişe duyuyor.

Ancak eyaletlerin açtığı dava, haber yayıncılığından ziyade öncelikle eğlence sektörünün geneli üzerindeki etkilere odaklanıyor.

Warner Bros. alımında Paramount’a Körfez ülkelerinden dev fon

İşlemin tamamlanması ertelendi

Reuters’ın Oregon Başsavcılığına dayandırdığı ve dava dosyalarında yer alan bilgilere göre, Paramount daha önce yaptığı açıklamada Warner Bros. satın alma işlemini 22 Temmuz’dan önce tamamlamayacağını bildirdi.

Şirketin işlemi ilk etapta 16 Temmuz’da kapatmayı hedeflediği belirtildi.

Oregon Başsavcılığı, mahkemeden şirketin ek belgeler sunmasını zorunlu kılmasını ve incelemelerin yapılabilmesi için birleşmenin tamamlanma tarihinin 60 gün süreyle ertelenmesini talep etti.

Paramount, Warner Bros.’u devralma sürecini sürdürüyor. Şirket, 111 milyar dolar değerindeki bu anlaşmanın onaylanması için ABD Federal İletişim Komisyonuna (FCC) resmi başvuruda bulundu.

Satın alma anlaşması, Paramount’un rakibi Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından imzalanmıştı. Paramount daha sonra Netflix’i birleşme sürecini sabote etmeye çalışmakla suçlamıştı.

Mayıs ayında Financial Times gazetesi, Avrupalı sinema sektörü temsilcilerinin de Avrupa Komisyonuna çağrıda bulunarak anlaşma hakkında derinlemesine bir antitröst incelemesi talep ettiğini yazmıştı.

Avrupalı üreticiler, birleşmenin kültürel çeşitlilik, bağımsız film yapımcılığı ve Avrupa pazarındaki rekabet üzerinde riskler oluşturduğu yönünde uyarılarda bulunmuştu.

Paramount, Warner Bros. anlaşmasını erteledi

Okumaya Devam Et

Amerika

Lindsey Graham’ın kız kardeşi Senato koltuğunu devralıyor

Yayınlanma

Hafta sonu hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın yerine, ocak ayında dolacak görev süresini tamamlamak üzere kız kardeşi Darline Graham Nordone atandı. Güney Carolina Valisi Henry McMaster tarafından yapılan atama kararına, ABD Başkanı Donald Trump da destek verdi. Ağustos ayında tam dönem senatörlük için özel bir ön seçim gerçekleştirilecek.

Güney Carolina Valisi Cumhuriyetçi Henry McMaster, hafta sonu ani şekilde hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın yerine, görev süresinin geri kalanını tamamlaması için senatörün kız kardeşi Darline Graham Nordone’u atadı.

Nordone’un Graham’ın mevcut görev süresinin dolacağı ocak ayına kadar Senatoda görev yapması öngörülüyor. Altı yıllık tam Senato dönemi için ise ağustos ayında Cumhuriyetçi Parti içinde ayrı bir özel ön seçim düzenlenecek.

Vali McMaster kararını açıklarken şu ifadeleri kullandı:

“Bugün, yasalar çerçevesinde, bu karşı konulamaz, yeri doldurulamaz ve sıra dışı insanın yerine görev süresinin geri kalanında hizmet edecek birini atamak benim görevim ve onurdur. Lindsey geçmiş yıllarda küçük kız kardeşine kol kanat germişti. Şimdi onun yarım kalan işini tamamlamasını kız kardeşi Darline Graham’dan istemek benim için bir onurdur.”

Nordone, bu görevlendirme için McMaster’a teşekkür ederek bunu “bir onur” olarak nitelendirdi ve “Lindsey her zaman benim yanımdaydı, şimdi de ben onun için orada olacağım” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump da pazartesi günü erken saatlerde Nordone’a desteğini açıklayarak, bu atamanın ağabeyinin anısına “harika bir saygı duruşu” olacağını belirtti.

Senatoda sarsıntı yaratan ölüm

Senatör Lindsey Graham’ın cumartesi günü ani ölümü, dış ve iç politika konularında Kongre’nin üst kanadında 23 yıldır önemli bir ağırlığa sahip olan bir ismin kaybedilmesiyle Senatoda halefiyet tartışmalarını başlattı.

Ofisinden pazar günü erken saatlerde yapılan açıklamada, Graham’ın cumartesi günü “kısa ve ani bir hastalık” nedeniyle yaşamını yitirdiği bildirildi. Washington Adli Tıp Kurumu Başkanı, 71 yaşındaki senatörün ön ölüm nedeninin, arteriosklerotik kardiyovasküler hastalığa bağlı aort damarı yırtılması olduğunu açıkladı.

Pazar günü Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörler, dört dönem Güney Carolina senatörlüğü yapan Graham ile ilgili kişisel anılarını paylaşarak taziyelerini iletti.

Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz, kendisinin, Graham’ın, Cumhuriyetçi Senatör Katie Britt ve Senatör Eric Schmitt’in Paris’teki Eyfel Kulesi önünde çekilmiş 2024 tarihli bir fotoğrafını paylaştı.

Cruz, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Bu fotoğraf telefonumda karşıma çıktı. Normandiya Çıkarması’nın 80. yıl dönümü için oraya gittiğimiz dönemden kalma” yazdı.

Demokrat Senatör Elizabeth Warren da pazar günü yaptığı açıklamada, Afganistan ve Ukrayna seyahatleri sırasında Graham’ı yakından tanıma fırsatı bulduğunu belirtti.

Dış politikadaki şahin duruşuyla bilinen Cumhuriyetçi senatör, Rusya’nın askeri müdahalesine karşı Ukrayna’ya güçlü destek veriyordu. Graham, vefatından bir gün önce, cuma günü Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelmişti.

Warren, X paylaşımında, “Büyük teknoloji şirketlerine yönelik yasa tasarımız için mücadeleyi yeniden başlatmak üzere yeni bir araya gelmiştik. Birçok konuda fikir ayrılığı yaşasak da her zaman mizah ve zeka ile müzakereye açıktı. Kalbim onun sevdikleriyle birlikte” ifadelerini kullandı.

Graham, selefi Cumhuriyetçi Senatör Strom Thurmond ile Demokrat senatörler Ellison Smith ve Ernest “Fritz” Hollings’in ardından Güney Carolina tarihinin en uzun süre görev yapan dördüncü senatörüydü.

Graham’ın halefinin kim olacağına ilişkin karar Güney Carolina Valisi Henry McMaster’a aitti. Eyalet yasalarına göre vali, ölen senatörün 3 Ocak 2027’de sona erecek görev süresini tamamlamak üzere geçici bir isim atamakla yükümlü.

Graham, geçen ay yapılan ön seçimleri kazanmış ve muhafazakar eyalette beşinci dönem için güçlü bir konumda yer alıyordu.

Senatörün ölümü sebebiyle eyalette, Demokrat aday Annie Andrews’un karşısına çıkacak ismi belirlemek üzere Graham’ın ölümünden tam bir ay sonra, 11 Ağustos’ta özel bir ön seçim düzenlenmesi gerekiyor.

Ön seçim adaylık başvuruları 21 Temmuz’da başlayıp 28 Temmuz’da sona erecek. İhtiyaç duyulması halinde, eyalet yasaları gereği ikinci tur oylama 25 Ağustos’ta yapılacak.

Güney Carolina’da birçok Cumhuriyetçi şimdiden bu koltuğa ilgi gösteriyor. Temsilciler Meclisi Üyesi Nancy Mace, pazar günü yaptığı açıklamada bu özel ön seçimde aday olma ihtimalini dışlamadığını belirtti.

Geçen ay yapılan vali ön seçimlerinde beşinci sırada kalan ve ocak ayında Temsilciler Meclisinden ayrılacak olan Mace, Fox News Live yayınında, “Hayata bir kez geliyorsunuz. Eğer Güney Carolina halkı bu sıfatla hizmet etmemi isterse, buna kesinlikle bakarım” dedi.

Mace’in, adaylık gücünü ölçmek amacıyla bu hafta anket yaptırması bekleniyor.

Valilik ön seçimini üçüncü sırada tamamlayan Temsilciler Meclisi Üyesi Ralph Norman da pazar günü Bloomberg Government’a yaptığı açıklamada, Graham’ın koltuğu için adaylığı düşündüğünü söyledi.

Norman, bu süreçte Donald Trump’tan destek istediğini, Trump’ın ise kendisine “Bana bir hafta ver” yanıtını ilettiğini aktardı.

Trump ise pazar günü yaptığı açıklamada, Graham’ın yerine geçecek isim için aklında biri olduğunu ancak senatöre saygısından dolayı henüz isim vermeyeceğini kaydetti.

NBC News’in “Meet the Press” programında Kristen Welker’ın sorularını yanıtlayan Trump, “Herhangi biri hakkında konuşmak istemiyorum ama gerçekten çok iyi olduğunu düşündüğüm biri var” dedi.

Graham’ın vefatı; üyesi olduğu Senato Bütçe, Çevre ve Bayındırlık, Yargı ve Ödenek komisyonlarında da boşluk yarattı.

Ocak 2025’ten bu yana Bütçe Komisyonuna başkanlık eden Graham, Cumhuriyetçi senatörleri Trump’ın önceliklerini bir araya getiren kapsamlı yasa tasarısı arkasında birleştirmede önemli rol oynamıştı.

Cumhuriyetçi Senato grubu, yaklaşık 18 ay önce bu göreve seçtiği Graham’ın halefini belirlemek üzere yeni bir oylama yapacak.

Senato Cumhuriyetçi grubu kurallarına göre, komisyon başkan adaylarının belirlenmesi çok aşamalı bir onay sürecine tabi bulunuyor ve komisyondaki Cumhuriyetçi üyelerin aday göstermesi ile grup çoğunluğunun gizli oylamayla onayını gerektiriyor.

Graham’ın vefatının ardından Bütçe Komisyonu 10 Cumhuriyetçi ve 10 Demokrat üyeden oluşuyor. Komisyonun kıdemli Demokrat üyesi olan Oregon Senatörü Jeff Merkley, pazar günü yaptığı açıklamada Graham’ın ölümünden dolayı şoke olduğunu ifade etti.

Merkley, X üzerinden yaptığı paylaşımda, “Ukrayna’nın savunulması ve birçokları için şaşırtıcı olsa da iklim değişikliği konularında güçlü ortak çıkarlarımız vardı. Bütçe Komisyonu da dahil olmak üzere üç ayrı komisyonda birlikte çalışırken birbirimizi yakından tanıdık” diye yazdı.

Bütçe Komisyonu, Graham’ın ölümünün ardından salı günü yapılması planlanan Hal Duncan’ın Beyaz Saray Bütçe Yönetim Ofisi Müdür Yardımcılığı adaylığına ilişkin toplantısını iptal etti.

Graham’ın yerine komisyon başkanlığına geçmesi beklenen Wisconsin Senatörü Ron Johnson’ın sözcüsü, pazar günü The Hill’e yaptığı açıklamada, senatörün resmi duyuru yapıldığında bütçe başkanlığı görevini üstlenmeye hazır olduğunu bildirdi.

Graham’ın vefatı, Senato Ödenek Komisyonu Başkanı Susan Collins için de dengeleri değiştirdi. Graham’ın kaybı ve haziran ayındaki düşüşünden bu yana hastanede tedavisi süren Kentucky Senatörü Mitch McConnell’ın yokluğu sebebiyle Demokratlar komisyonda 14’e 13 çoğunluk elde etti.

Senatoya Graham’dan önce giren 12 senatörden biri olan Collins, pazar günü yaptığı paylaşımda “iyi bir dost ve değerli bir meslektaşını” kaybettiğini belirterek, “Onun yasama becerileri ve eksilmeyen nüktedanlığı, kendisiyle birlikte çalışma şansına erişen bizler tarafından çok aranacak” dedi.

Senato Çoğunluk Lideri John Thune da pazar günü yayınladığı taziye mesajında Graham’ın askeri hakimlik görevine, ABD Hava Kuvvetlerindeki albaylık rütbesine ve “dünyada iyiliği sağlamak için Amerika’nın askeri gücüne olan inancına” atıfta bulundu.

Dış müdahaleleri savunan çizgisiyle bilinen Graham, 2000’lerin başında Irak’a yönelik operasyonu ve yakın zamanda da İran’a karşı askeri adımları desteklemişti.

Thune paylaşımında, “Güney Carolina’nın kıdemli senatörü olarak Lindsey, eyaleti için tutkuyla mücadele etti. Benim ve diğer birçok kişi için güvenilir bir danışman ve meslektaştı. Birçok devlet başkanı onun tavsiyelerine güvendi. Federal yargı, ulusal savunma ve Güney Carolina üzerindeki etkisi nesiller boyu hissedilecektir” ifadelerine yer verdi verdi.

Lindsey Graham’ın ölümünün ardından halefiyet yarışı başladı

Ölüm nedeni aort damarı yırtılması olarak açıklandı

Washington Adli Tıp Kurumu pazar günü yaptığı açıklamada, Senatör Lindsey Graham’ın cumartesi günü arteriosklerotik kardiyovasküler hastalıktan kaynaklanan aort rüptürü nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu.

Adli Tıp Kurumu Başkanı Dr. Francisco Diaz’ın ofisinden yapılan açıklamada, “Toksikolojik ve mikroskobik testler tamamlanana kadar ölüm belgesi nihai hale getirilmeyecektir. Test sonuçlarının ardından ölüm nedeni ve şekli kesin olarak güncellenecektir” denildi.

Graham’ın ofisinden yapılan sosyal medya paylaşımında ise senatörün ailesinin bu zor süreçte mahremiyet talep ettiği ve dualar için minnettar olduğu belirtildi.

Diaz’ın ofisi ve Washington Metropolitan Polis Departmanı tarafından yapılan ortak açıklamada, Graham’ın vücudunda herhangi bir madde bulunup bulunmadığını belirleyecek olan toksikolojik incelemelerin tamamlanmasının zaman alacağı ifade edildi.

NBC News tarafından elde edilen telsiz kayıtlarına göre, cumartesi gecesi Graham’ın Washington’daki evi için “kalp durması” ihbarı yapılması üzerine acil sağlık ekipleri adrese sevk edildi ve olay yerinde kalp masajı uygulandı.

Olay yerinden paylaşılan fotoğraflarda, sağlık görevlilerinin Graham’ın evinden bir kişiyi sedyeyle ambulansa taşıdığı, polis araçları ve itfaiye kamyonlarının da evin önünde hazır bulunduğu görüldü.

Senatonun tatilde olduğu geçen hafta içinde Ukrayna’ya giden Graham, cuma günü Kiev’de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile bir araya gelmişti.

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, cuma günü Washington’a dönen Graham ile cumartesi akşamı telefonda görüştüğünü söyledi.

Trump, NBC News’e verdiği demeçte, “Sesi biraz yorgun geliyordu ama gayet iyiydi. Yorgun olmakta da son derece haklıydı” dedi.

Mayo Clinic verilerine göre aort damarı yırtılması, vücudun ana atardamarı olan aortun iç tabakasında meydana gelen yırtılma ile kanın bu tabakalar arasına sızması sonucu oluşuyor ve ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.

Genellikle 60 ve 70’li yaşlardaki erkeklerde görülen bu rahatsızlığın belirtileri arasında ani ve şiddetli göğüs veya sırt ağrısı, şiddetli karın ağrısı ve bilinç kaybı yer alıyor.

Cleveland Clinic verilerine göre kardiyovasküler hastalıklar, dünya genelinde ve ABD’de birincil ölüm nedeni olarak kaydediliyor.

Aile geçmişinde bu rahatsızlığı barındıran kişilerin risk altında olduğu belirtilirken, Graham’ın babası Florence Graham’ın da 68 yaşında kalp krizinden hayatını kaybettiği biliniyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de ICE memurunun ateş açması sonucu ölüm

Yayınlanma

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurunun Maine eyaletinde bir kişiyi vurarak öldürmesi üzerine tarafsız soruşturma çağrıları yapılıyor. Federal yetkililer, memurun “kamu güvenliği endişesiyle” ateş açtığını savunurken, göçmen hakları örgütleri hayatını kaybeden 26 yaşındaki Kolombiyalının ülkede yasal çalışma izni olduğunu bildirdi.

ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Maine eyaletinde bir kişinin federal göçmenlik polisi tarafından vurularak öldürülmesine gerekçe olarak “kamu güvenliği endişesini” gösterdi.

Bakanlık tarafından X platformu üzerinden yapılan açıklamada, ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) memurlarının, Pazartesi günü yerel saatle 07.00 sularında Biddeford kentinde sınır dışı kararı bulunan bir düzensiz göçmenin bilinen son adresinde “hedefli gözetim” yürüttüğü ifade edildi. Bu sırada bir kişinin adresten araçla ayrıldığı aktarıldı.

Bakanlık açıklamasında, “Araç olay yerinden kaçmaya çalıştı ve bir memur, kamu güvenliği endişesiyle silahını ateşledi” ifadesi kullanıldı.

Açıklamada ayrıca, “Aracın sürücüsü vuruldu ve acil yardım ekipleriyle derhal irtibata geçildi. Sürücü aldığı yaralar sebebiyle yaşamını yitirdi” denildi.

Öldürülen kişinin çalışma izni vardı

Maine Göçmen Hakları Koalisyonu ve Presente! Maine adlı sivil toplum örgütleri, hayatını kaybeden kişinin ABD’de çalışma iznine ve sosyal güvenlik numarasına sahip 26 yaşında bir Kolombiya vatandaşı olduğunu açıkladı.

Örgütler tarafından yayımlanan ortak bildiride, “26 yaşında bir adam yaşamak ve çalışmak için Maine’e geldi, şimdi ise ailesi ICE’ın dahil olduğu bir olayın ardından onun ölümünün yasını tutuyor. Bu durum yıkıcı, öfke uyandırıcı ve kabul edilemezdir. Yakınları yanıtları, kamuoyu ise ne olduğuna dair eksiksiz ve şeffaf bir açıklamayı hak ediyor” ifadelerine yer verildi.

ICE, bir Palantir programı ile göçmen baskınları yapıyor

Siyasetçilerden bağımsız soruşturma çağrısı

Maine senatörleri Cumhuriyetçi Susan Collins ve bağımsız Angus King, olaya ilişkin tarafsız bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.

Senatör Collins, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Biddeford’daki silahlı olay, yaşananların eksiksiz ve tarafsız bir şekilde soruşturulmasını gerektiriyor. Biddeford polisinin bölgede güvenliği sağladığını ve FBI’ın soruşturma yürüttüğünü biliyorum” dedi.

Collins daha sonra İç Güvenlik Bakanı Markwayne Mullin’in kendisine, bakanlığın müfettişlik makamına bağlı Boston ofisinin, FBI işbirliğiyle soruşturmayı üstlendiği bilgisini verdiğini aktardı.

Senatör King ise Associated Press haber ajansına yaptığı açıklamada, Bakan Mullin’in kendisini bilgilendirdiğini ve üzerlerinde vücut kamerası taşımayan ICE memurlarının Biddeford’da bir yakalama kararını infaz etmek üzere orada bulunduğunu, ancak bu kararın vurulan kişiyle ilgili olmadığını belirtti.

CNN televizyonuna da konuşan King, “Gerçekler neydi? Bu genç adam gerçekten aracını bir ICE ajanının üzerine mi sürmeye çalıştı, yoksa sokaktaki diğer insanları ezme tehlikesi mi yaratıyordu ve bu silahlı saldırıyı haklı çıkaracak makul bir bedensel zarar ya da ölümcül güç tehdidi var mıydı?” diyerek soruşturmanın bu soruları aydınlatması gerektiğini vurguladı.

“Aracı silah olarak kullandı” iddiası

Senatör King, İç Güvenlik Bakanı Mullin ile yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak, bakanın olayda “aracı silah olarak kullanmak” ifadesini tercih ettiğini aktardı.

King, “Araçtaydı, araçla hareket etti ve bakanın kullandığı ifadeyle aracı silah olarak kullandı ve bir ICE ajanı tarafından vuruldu” dedi.

ICE tarafından daha sonra yapılan açıklamada ise aracın bir silah gibi kullanıldığı ifadesine yer verilmezken, sadece şüphelinin kaçmaya çalıştığı öne sürüldü.

Açıklamada, vurulan kişinin asıl hedef olup olmadığı konusuna da açıklık getirilmedi.

Maine Başsavcılığı da kendi soruşturmasını yürüteceğini açıklarken, olaya ilişkin ilk bulgulara değindi. Başsavcılık açıklamasında, “İlk beyanlar, bir sınır dışı operasyonu yürüten memurun görevini yaptığı sırada, öznenin aracıyla memurun üzerine doğru kaçmaya çalıştığını ve bu sırada vurularak öldürüldüğünü göstermektedir” denildi.

İç Güvenlik Bakanlığı, daha önce de ICE tarafından vurulan kişileri agresif davranmakla suçlamış, ancak daha sonra ortaya çıkan video kayıtları bu iddialarla çelişmişti. Olay anında memurların üzerinde vücut kamerası yer almadığı bildirildi.

Bir haftada ikinci olay

Maine’deki bu olay, son bir hafta içinde bir ICE memurunun dahil olduğu ikinci ölümcül silahlı saldırı olarak kayıtlara geçti. Geçen hafta Salı günü Teksas eyaletinde ICE memurları, işe gitmekte olan Lorenzo Salgado Araujo’yu vurarak öldürmüştü.

Kurum, Salgado Araujo’nun aracını memurlara karşı bir silah gibi kullanmaya çalıştığını öne sürmüş, ancak araçtaki diğer kişiler ve Salgado Araujo ailesinin avukatı bu iddiayı yalanlamıştı.

Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Delia Ramirez, yaşananlara tepki göstererek, “Lorenzo’nun öldürülmesinin üzerinden bir hafta bile geçmeden ICE, Maine’de bir başka adamı daha vurarak öldürdü. ICE eliyle gerçekleştirilen cinayetler münferit değil, bir kalıbın parçasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Kongre üyeleri Houston’daki ICE operasyonu için soruşturma istedi

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English