Amerika
Cumhuriyetçi Parti’de Trump’a destek zayıflıyor

The Hill’e konuşan Cumhuriyetçi Senato kaynakları, Başkan Donald Trump’ın yılın geri kalanına ilişkin gündeminin ciddi risk altına girdiğini ve özellikle göçmenlik uygulamalarına 2029’a kadar finansman sağlamayı amaçlayan bütçe uzlaşı paketinin çıkma ihtimalinin zayıfladığını belirtti. Geçen hafta geçici Adalet Bakanı Todd Blanche ile Cumhuriyetçi senatörler arasında yapılan toplantıda tansiyon yükselirken, bazı Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Beyaz Saray balo salonu projesi ve 1,8 milyar dolarlık “mağdur fonu” önerisinin Kongre’de ciddi dirençle karşılaştığını ifade etti.
The Hill gazetesine konuşan Cumhuriyetçi Senato kaynakları, Başkan Donald Trump’ın yılın geri kalanına ilişkin yasama gündeminin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Kaynaklar, özellikle göçmenlik uygulamalarına 2029’a kadar kaynak sağlamayı amaçlayan bütçe uzlaşı paketinin, geçen hafta geçici Adalet Bakanı Todd Blanche ile Cumhuriyetçi senatörler arasında yapılan toplantının ardından daha da kırılgan hale geldiğini aktardı.
Cumhuriyetçi senatörler, Trump’ın Beyaz Saray için balo salonu inşasına kamu kaynağı ayırma planının Senato’dan geçme ihtimalinin bulunmadığını söyledi.
Senatörler ayrıca, Biden dönemi Adalet Bakanlığı tarafından yargılanan kişilere tazminat ödenmesini öngören 1,8 milyar dolarlık “mağdur fonu” teklifinin ya tamamen geri çekilmesi ya da kapsamlı biçimde değiştirilmesi gerektiği görüşünü dile getirdi.
Cumhuriyetçi kaynaklar, aksi halde durmuş durumdaki bütçe uzlaşı paketinin ara seçimlerden önce kabul edilme ihtimalinin düşük olduğunu belirtti.
Senato kaynakları, Trump’ın yabancılaştırdığı dört Cumhuriyetçi senatörün bulunduğunu ve bunların Senato’daki yasama sürecini zorlaştırabileceğini aktardı.
Kaynaklar, Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis, Louisiana Senatörü Bill Cassidy, Teksas Senatörü John Cornyn ve Kentucky Senatörü Rand Paul’ün bu grupta yer aldığını söyledi.
Teksas Senatörü Ted Cruz, Blanche ile geçen hafta yapılan sert toplantının ardından yönetimin Kongre’den yasa geçirmekte zorlanabileceğinin açık biçimde ortaya çıktığını ifade etti.
Cruz, “53-47 çoğunluğumuz var. Dört senatörü kaybederseniz 50’nin altına düşersiniz ve hiçbir şey geçiremezsiniz” dedi.
Cruz, “Bu durum yılın geri kalanında işleri daha da karmaşık hale getirecek” ifadesini kullandı.
Cumhuriyetçi senatörlerin kısa sürede yönetimle yeniden uyumlu hale geleceğini düşünmediğini belirten Cruz, “Bu dört senatörün bir anda her şey yolundaymış gibi davranacağını düşünmüyorum. 2026’ya ve yılın geri kalanına ilişkin olarak önümüzde ilginç sorunlar olacak” dedi.
Cumhuriyetçiler Senato’da 53 sandalyelik çoğunluğa sahip bulunuyor. Maine Senatörü Susan Collins ile Alaska Senatörü Lisa Murkowski ise geçmişte önemli oylamalarda parti yönetimine karşı pozisyon almıştı.
Kıdemli bir Cumhuriyetçi danışman, “Yönetim bu senatörleri öfkelendirerek her yerde sorun yaratıyor. Bu gerçekten kötü bir strateji” dedi.
Cumhuriyetçi Senato kaynakları, Cumhuriyetçi senatörlerin Trump ve Beyaz Saray tarafından baskı altında tutulduklarını düşündüklerini belirtti.
Kaynaklar, senatörlerin yürütme organından yeterli iletişim göremedikleri ve çoğu zaman saygı eksikliğiyle karşı karşıya kaldıkları görüşünde olduğunu aktardı.
Trump’ın en yakın müttefiklerinden bazıları da yönetimle görüş ayrılığı yaşadı. Güney Carolina Senatörü Lindsey Graham, Anma Günü tatili sırasında Trump’ın “büyük ölçüde müzakere edildiğini” söylediği olası İran anlaşmasına ilişkin kaygılarını dile getirdi. Trump, anlaşmanın İran’ın nükleer programı ve füze stoğunu nasıl ele alacağına dair ayrıntıları netleştirmemişti.
Graham, X platformundaki paylaşımında, “Eğer İran’la çatışmayı sona erdirmek için bir anlaşma yapılırsa ve bunun nedeni Hürmüz Boğazı’nın İran terörüne karşı korunamayacağına inanılmasıysa ve İran hâlâ Körfez’deki büyük petrol altyapısını yok etme kapasitesine sahipse, İran diplomatik çözüm gerektiren baskın bir güç olarak algılanacaktır” ifadelerini kullandı.
Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Roger Wicker da cumartesi günü yaptığı açıklamada, “İran’ın iyi niyetle hareket edeceğine dair inançla gündeme gelen 60 günlük ateşkes felaket olur” dedi.
İsminin açıklanmamasını isteyen bir Cumhuriyetçi senatör, meslektaşlarının Beyaz Saray’a yönelik rahatsızlığının seçim yılında daha da arttığını söyledi.
Senatör, Cumhuriyetçilerin Trump tarafından zor siyasi pozisyonlara sürüklendiğini düşündüğünü ifade etti. Başkanın partisinin seçimlerde ciddi siyasi ters rüzgarlarla karşılaşmasının beklendiğini de sözlerine ekledi.
Cumhuriyetçi senatörler, Biden dönemi Adalet Bakanlığı tarafından yargılanan kişilere tazminat ödenmesini öngören 1,8 milyar dolarlık fon teklifini, Beyaz Saray’ın siyasi açıdan en sorunlu girişimlerinden biri olarak değerlendirdi.
Aynı senatör, “İnsanlar yoruldu. Kuşatma altında olduklarını düşünüyorlar. Beyaz Saray’la çalışmak çok zor. Başkanın altındaki kadrolar özellikle sorunlu” dedi.
Senatör, Blanche ile geçen hafta yapılan toplantıda Cumhuriyetçi üyelerin neden öfkelendiğini anlatırken, “İnsanlara kötü davranıyorlar. Bunu kısa süre yapabilirsiniz ama zamanla yıpratıcı hale geliyor” ifadelerini kullandı.
Toplantıya katılan Cumhuriyetçi senatörlerin yaklaşık yarısının, 1,8 milyar dolarlık fon ve başka başlıklar nedeniyle yönetimi eleştirdiği belirtildi.
Tartışmalarda Trump’ın düşen kamuoyu desteğinin kasım seçimlerinde Cumhuriyetçi adayları olumsuz etkileyebileceği kaygısının da gündeme geldiği aktarıldı.
Cumhuriyetçi senatörler ve danışmanlar, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ve Sınır Devriyesi için yaklaşık 70 milyar dolarlık kaynak içeren bütçe uzlaşı paketinin, yönetimin 1,8 milyar dolarlık fon teklifinden vazgeçmemesi halinde çıkma ihtimalinin çok düşük olduğunu söyledi.
Bir kaynak, Cumhuriyetçi senatörler ile Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçilerin Anma Günü tatili sırasında seçmenlerinden bu öneriye yönelik yoğun tepki duyabileceklerini ifade etti.
Aynı senatör, Trump’ın Cassidy ve Cornyn’e karşı ön seçim rakiplerini desteklemesinin Cumhuriyetçi senatörlerle başkan arasındaki gerilimi artırdığını söyledi.
Cassidy, Trump’ın Louisiana Temsilcisi Julie Letlow’u desteklemesinin ardından Louisiana’daki Cumhuriyetçi ön seçiminde üçüncü sırada kaldı ve 27 Haziran’daki ikinci tura kalamadı.
Cornyn ise salı günü yapılacak Teksas Cumhuriyetçi Senato ön seçim ikinci turu öncesinde zayıf aday olarak görülüyor.
Trump, Cornyn’in rakibi olan Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a destek vermişti. Paxton daha önce ağır menkul kıymet dolandırıcılığı suçlamalarıyla karşı karşıya kalmış ve duruşma öncesi uzlaşma kapsamında 100 saat kamu hizmeti yapmayı kabul etmişti.
Cumhuriyetçi milletvekilleri ve danışmanlar, Blanche’ın perşembe günü yapılan toplantıda senatörleri öfkelendirmesinin ardından artık Adalet Bakanlığı’nın kalıcı başına getirilme ihtimalinin kalmadığını söyledi.
Blanche, toplantıda milletvekillerinin fon için sınırlayıcı hükümler getirilmesi taleplerine karşı çıkmıştı.
Blanche, Trump’ın nisan ayı başında Adalet Bakanı Pam Bondi’yi görevden almasının ardından geçici olarak görev yapıyor.
Kıdemli Cumhuriyetçi danışman, Blanche’ın “ideolojik yelpazenin tamamından gelen senatörlerin öfkesiyle karşı karşıya kaldığını” söyledi.
Bir başka Cumhuriyetçi danışman ise, “Blanche’ın yüz ifadesi kariyerinin gözlerinin önünde eridiğini gördüğünü gösteriyordu” dedi.
Aynı danışman, “Artık kalıcı adalet bakanı olarak onay alamayacağını biliyor. Kendisi de bu göreve geleceğini düşünüyordu ve bunun için çalışıyordu” ifadelerini kullandı.
Perşembe günkü toplantıda Blanche’a tepki gösteren Tillis, Senato’daki Cumhuriyetçilerin söz konusu fona yönelik itirazlarının başını çekiyor.
Tillis aynı zamanda Bondi’nin yerine gelecek ismin onay sürecini yönetecek Senato Yargı Komisyonu’nda görev yapıyor.
Cumhuriyetçi Senato liderliği, bütçe uzlaşı paketini Yargı Komisyonu’nda görüşmeye açmamaya karar verdi. Bir Cumhuriyetçi Senato kaynağı, bunun nedeninin Tillis’in tasarıya destek verip vermeyeceğinin belirsiz olması olduğunu söyledi.
Kaynak, Tillis’in değişiklik önergelerine karşı güvenilir oy olarak görülmediğini de ifade etti.
Senato Yargı Komisyonu 11 Mayıs’ta yayımladığı açıklamada, Senato İç Güvenlik Komisyonu’nun paketi görüşeceğini duyurması nedeniyle kendi oturumlarını iptal ettiklerini bildirmişti.
Açıklamada, bütçe uzlaşı tasarısının yalnızca bir komisyonda görüşülmesinin yeterli olduğu belirtilmişti.
Bununla birlikte kaynaklar, Trump ve ekibinin Tillis’i Blanche’a veya Yargı Komisyonu’ndan geçecek tartışmalı adaylara destek vermeye ikna etmekte zorlanacağını söyledi.
Trump ile Tillis arasındaki ilişkiler cuma günü daha da kötüleşti. Trump, sosyal medya paylaşımında Tillis’i “PES EDEN” olarak niteledi ve yeniden aday olma “cesaretine” sahip olmadığını söyledi.
Tillis ise Trump’ın danışmanlarının ortaya attığı kötü fikirleri benimsemesinin kasım seçimlerinde Cumhuriyetçi adaylara zarar vereceğini belirtti.
Trump’ın Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı için aday göstereceği isimlerin onay süreçlerinin de zorlaşabileceği değerlendiriliyor. Bu kapsamda Gıda ve İlaç Dairesi’nin eski komiseri Marty Makary’nin yerine gelecek isim ile başcerrah olarak görev yapması planlanan Nicole Saphier’in adaylıkları da bulunuyor.
Trump’ın başcerrahlık görevi için daha önce aday gösterdiği Casey Means, Senato Sağlık, Eğitim, Çalışma ve Emeklilik Komisyonu’ndan geçememesi üzerine nisan ayı sonunda adaylıktan çekilmişti.
Senato Sağlık Komisyonu Başkanı Cassidy, Beyaz Saray balo salonu için öngörülen 1 milyar dolarlık kaynak ile 1,8 milyar dolarlık “silahlandırma karşıtı” fon teklifine yönelik Cumhuriyetçi itirazların ön saflarında yer aldı.
Cumhuriyetçi senatörler ve danışmanlar, Cornyn’in Paxton’a karşı yarışını kaybetmesi halinde Trump’ın gündemi açısından yeni bir engel haline gelebileceği uyarısında bulundu.
Cornyn’in oyu, Ulusal İstihbarat Direktörlüğü görevinden ayrılan Tulsi Gabbard’ın yerine getirilecek ismin onayı açısından kritik önem taşıyor.
Gabbard cuma günü görevinden ayrıldığını açıklamış ve eşine kanser teşhisi konmasının ardından daha fazla zaman geçirmek istediğini belirtmişti.
Kıdemli Cumhuriyetçi danışman, “Cassidy’yi bu kadar öfkelendirdikten sonra Sağlık Komisyonu’ndan aday geçirmek çok daha zor olacak” dedi.
Aynı danışman, “Başkan artık Cornyn’i de hedef aldığı için Gabbard’ın yerine gelecek yeni Ulusal İstihbarat Direktörü’nü İstihbarat Komisyonu’ndan geçirmek de daha zor olacak” ifadelerini kullandı.
Cornyn, ikinci tur seçim kampanyası nedeniyle perşembe günü Blanche ile yapılan toplantıya katılmadı.
Cornyn çarşamba günü yaptığı açıklamada, Trump’ın yeniden seçilme kampanyasını desteklememesinden “hayal kırıklığı duyduğunu” söyledi. Bununla birlikte Paxton’ı yenebileceğini savundu.
Cornyn, “Şimdiye kadar yürüttüğüm tüm seçim kampanyalarının en iyi ekibine ve en iyi planına sahibiz. Seçmeni sandığa götüreceğiz ve kazanmayı hedefliyoruz” dedi.
Trump’ın görevdeki Cumhuriyetçi senatörlerin rakiplerini desteklemesinin başkanın yasama gündemini nasıl etkileyebileceği sorusuna Cornyn, “Bu konuda sonucu sizin çıkarımınıza bırakıyorum” yanıtını verdi.
Amerika
JD Vance, Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi bağış tabanını oluşturuyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in ev sahipliğinde düzenlenen bir bağış etkinliği, genç siyasetçinin Tucker Carlson bağlantılı isimlerle kendi tabanını oluşturmaya çalıştığının bir gösterfgesi.
İlk olarak Axios tarafından haber yapılan bu etkinlik, Tucker Carlson’ın medya şirketinin önemli destekçilerinden biri olan İran asıllı Amerikalı yatırımcı Omeed Malik’in evinde düzenlendi.
Malik’in yanı sıra, bağış etkinliğine Vance’in ve Carlson’ın yakın müttefiki Donald Trump Jr. da katıldı.
Malik, Trump Jr. ile ortak oldukları 1789 Capital yatırım şirketinde iş ortağı. Bu şirket, Orta Doğu ve diğer yabancı yatırımcılardan önemli miktarda fon topladı ve Katar Yatırım Kurumu ile de iş yaptı.
Ocak ayında Malik, Trump Jr. ve Carlson ile birlikte Katar’daki Doha Forumu’nda göründü.
Trump Jr. ve Malik de Mayıs 2025 Katar Ekonomi Forumunda “Amerika’ya Yatırım” başlıklı ortak bir panelde konuşma yapmıştı.
Polymarket’in kurucusu Shayne Coplan, GRV Strategies’in kurucusu Garrett Ventry, Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in oğlu Brandon Lutnick, Trump’ın danışmanı Steve Witkoff’un oğlu ve World Liberty Financial’ın kurucu ortağı Zach Witkoff da etkinlikte yer aldı.
Vance’in önemli müttefiklerinden biri olan ve Rockbridge Network’ün başkanı Chris Buskirk, etkinliğin ev sahiplerinden biriydi.
Resepsiyonun ardından, yaklaşık 20 kişinin katıldığı daha samimi bir akşam yemeği düzenlendi. Resepsiyona katılanlar Cumhuriyetçi Ulusal Komite’ye 100.000 dolar bağışladı.
Akşam yemeğine katılanlar ise 250.000 dolar bağışladı.
Jewish Insider’a göre bu bağış etkinliği, Carlson’un İsrail hakkındaki görüşleri nedeniyle sert tepkilerle karşı karşıya kalmasına rağmen, Vance’in Carlson’un ağıyla devam eden bağlarını gözler önüne seriyor.
Carlson, İran’la savaş konusunda Başkan Donald Trump ile yollarını ayırdıktan sonra “üçüncü bir siyasi parti”nin kurulmasına ön ayak oluyor.
JD Vance’in de İran’a karşı savaşa özel konuşmalarında karşı çıktığı ileri sürülüyor.
5 milyon dolar toplandığı bildirilen bu bağış etkinliği, Vance’in, Trump sonrası dönemi şekillendirecek “popülist sağdaki” genç bağışçılardan oluşan bir koalisyon kurduğunu gösteriyor.
Jewish Insider, Vance’in faaliyetlerinin bazı “geleneksel Cumhuriyetçiler” arasındaki endişeleri artırdığına işaret ediyor.
Yahudi muhafazakârlar, davetiyenin perşembe günü internette ortaya çıkmasıyla birlikte sosyal medyada bu bağış etkinliğiyle ilgili endişelerini dile getirdiler.
Vance, son aylarda İsrail’e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırdı. Örneğin, İsrail’in etki kampanyalarının ABD’nin İran savaşı hakkındaki görüşünü “manipüle ettiğini” iddia ederken, Tahran ile müzakerelere ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle İsrailli yetkilileri kamuoyu önünde suçladı.
2028’de kimin başkanlık yarışına gireceği ve Vance’in favori aday olup olmayacağına dair spekülasyonlar artarken, birçok Yahudi Cumhuriyetçi bağışçı Vance’e karşı temkinli davranmaya devam ediyor.
Başkan yardımcısı, Yahudi Cumhuriyetçilere bazı yakınlaşma girişimlerinde bulunmuş olsa da, çarşamba gecesi düzenlenen bağış etkinliği, İsrail yanlısı Cumhuriyetçiler arasında memnuniyetsizlik yarattı.
Vance: İsrail destekli kampanya İran mutabakatını sabote ediyor
Amerika
S&P: Avrupa’da petrol işleme kapasitesi 2035’e kadar yüzde 20 azalacak

Yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin üretim artırma çağrılarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki rafineri kapasitelerinin önümüzdeki on yılda küçülmeye devam etmesi bekleniyor. S&P Global Energy verilerine göre 2035 yılına kadar Avrupa’da petrol işleme hacmi yüzde 20, ABD’de ise yüzde 7 oranında daralacak.
Financial Times’ın haberine göre, yüksek yakıt talebine ve hükümetlerin istikrarlı arz sağlama çabalarına rağmen Avrupa ve Kuzey Amerika’daki petrol rafinerilerinin kapasiteleri önümüzdeki on yılda daralmayı sürdürecek.
S&P Global Energy projeksiyonlarına göre, 2035 yılına kadar Avrupa’da ham petrol işleme hacmi yüzde 20 azalarak günlük 9 milyon varilin biraz üzerine gerileyecek.
ABD’de ise söz konusu gösterge yüzde 7 düşüşle günlük 16,7 milyon varile inecek. Buna karşılık Çin, Hindistan, Ortadoğu ve Afrika’daki rafineri kapasiteleri artmaya devam ediyor.
Avrupa ve ABD’deki rafineriler, Ortadoğu’daki savaş kaynaklı yakıt açığı nedeniyle bu yıl neredeyse tam kapasiteyle çalışıyor. Ancak analistler bu durumun, eski ve küçük ölçekli işletmelerin kapatılması yönündeki uzun vadeli eğilimi değiştirmeyeceğini değerlendiriyor.
Avrupa’da yakıt talebinin azalmasındaki temel etkenlerden biri elektrikli araç satışlarındaki artış olarak öne çıkıyor. Yılın ilk yarısında elektrikli araç satışları Fransa’da yaklaşık yüzde 63, Almanya’da ise yüzde 48 arttı.
Uzmanlara göre bir diğer neden, hükümetlerin kapasite artırma çağrılarına rağmen yatırımcıların yeni projelere destek verme konusundaki isteksizliği oldu.
Reuters haber ajansı, Ortadoğu ve Ukrayna’daki çatışmalara bağlı küresel tedarik kesintilerinin yaşandığı bir ortamda Hindistan, ABD ve Çin’in yakıt ihracatını artırdığını aktardı.
Ajans ve görüşlerine yer verilen uzmanlar, fiyat artışları ile arz açığının bu ülkelere, daha önce Ortadoğu ve Rusya yakıtına bağımlı olan ülkelere sevkiyatı artırma imkanı tanıdığına işaret etti.
Reuters küresel petrol üretim hacimlerinde düşüş ihtimalini de dışlamadı. Temmuz ayında küresel yakıt işleme miktarı bir önceki yıla göre 5 milyon varil azalarak günlük yaklaşık 89 milyon varile geriledi; mevcut talep ise günlük 100 milyon varilin üzerinde seyrediyor.
Aynı dönemde ABD’den yapılan dizel ve fuel-oil ihracatı 7 Ağustos ile biten haftada günlük 1,9 milyon varille rekor seviyeye ulaştı.
Endonezya’nın benzin ithalatı ise temmuz ayındaki 9-10 milyon varil seviyesinden ağustos ayında 11-12 milyon varile yükseldi.
Bu süreçlere paralel olarak Hindistan, Asya için kilit tedarikçi konumunu korurken bölgesel rakibi Çin temmuz ayında yakıt sevkiyatını hazirandaki 240,9 bin ton seviyesinden 1,1 milyon tona çıkardı.
Doğalgaz alanında ise Avrupa Komisyonu verilerine göre Avrupa Birliği’nin en büyük tedarikçisi Norveç oldu.
Amerika
Amerikan tahvil piyasasına müdahaleye Wall Street tepkisi

Hazine Bakanı Scott Bessent’in ABD tahvil piyasasını canlandırma girişimi, Washington’un 40 trilyon dolarlık borç yükü ve giderek tırmanan enflasyon konusundaki endişelerin artmasıyla birlikte yatırımcılar tarafından “kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” olarak nitelendirildi.
Financial Times’a (FT) göre ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü, önümüzdeki aydan itibaren uzun vadeli devlet tahvili alımlarını “en az iki katına çıkarma” planlarını açıklayarak Wall Street’i şaşkına çevirdi.
Duyurunun ardından uzun vadeli Hazine tahvilleri hızla yükseldi ve 30 yıllık borçlanma maliyetlerini, birkaç gün önce ulaştıkları 19 yılın en yüksek seviyesinden aşağı çekti.
Gelgelelim bu yükseliş kısa sürede sönümlendi. Perşembe günü Bessent, dünyanın en önemli piyasasını dizginlemek için elindeki “geniş araç setini” tanıtmak üzere CNBC’ye çıkmasına rağmen, getiriler yeniden yükselmeye başladı.
Morgan Stanley Investment Management’ın yatırım direktörü Jim Caron, “[Bessent] sorunu anlıyor. Fakat sorunu anlamakla, bu konuda somut bir şey yapabilmek iki farklı şey. Hazine, uzun vadeli getirileri kontrol edemez,” dedi.
Bessent’in geri alım stratejisi, eski hedge fon yöneticisinin önceki birçok Hazine başkanıdan çok daha alışılmadık bir yaklaşım benimsediğinin en son örneği.
Son haftalarda, avro satarak Japon yenini güçlendirmek için nadir görülen bir hamle başlattı ve İran’la müzakerelerde yakın zamanda ilerleme kaydedileceğine dair sinyaller vererek petrol fiyatlarını defalarca etkiledi.
Öte yandan bu girişim, onu 32 trilyon dolarlık piyasadaki “tahvil bekçileri” ile karşı karşıya getirdi.
Bu yatırımcılar, Amerika’nın kötüleşen kamu maliyesi, ısrarla yüksek seyreden enflasyon ve yapay zeka patlamasını finanse etmek için Büyük Teknoloji şirketlerinin aşırı borçlanma eğiliminden korkuyorlar.
Nomura’dan Charlie McElligott, Bessent’in Hazine tahvili geri alım planının “tek başına kurşun deliğine yapıştırılan yara bandı” niteliğinde olduğunu ve “piyasa güçlerini yatıştırmak için yeterli olmayacağını” söyledi.
Hazine Bakanlığı çarşamba günü yaptığı açıklamada, 9 Eylül’den itibaren vadesi 10 ila 30 yıl arasında olan Hazine tahvillerine yönelik düzenli alımlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara veya daha fazla bir seviyeye çıkaracağını duyurdu.
Bu adım, başlangıçta eski Hazine tahvillerinin alım satımını kolaylaştırmak amacıyla tasarlanan programın büyük ölçüde genişletilmesi anlamına geliyor.
Bazı analistler, Hazine’nin normalde borçlanma stratejisini açıkladığı üç aylık yeniden finansman duyurusundan iki hafta sonra gelen bu ani hamlenin, kurumun güvenilirliğini zedelediğini belirtti.
Jefferies’in ABD baş ekonomisti Thomas Simons, “İletişim stratejisindeki bu kopukluğun, kurumun yönlendirmelerinin genel güvenilirliğini azalttığını söylemenin abartı olmadığını düşünüyoruz,” dedi.
Bessent bunu açıkça dile getirmemiş olsa da, çoğu yatırımcı Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli menkul kıymetlerin geri alımlarındaki artışı, daha fazla kısa vadeli borç ihraç ederek dengelemesini bekliyor.
Bu hamle, bakanlığı faiz oranlarındaki dalgalanmalara maruz bırakıyor. Bessent’in 2024 yılında, o dönemki Hazine Bakanı Janet Yellen’ı benzer bir politika izlediği için eleştirdiği gözden kaçmadı.
Jones Trading’den Mike O’Rourke, “Asıl soru, Bessent’in eleştirdiği yolu izlemeye devam edip etmeyeceği,” dedi.
O’Rourke, Hazine Bakanı’nın “sorunları örtbas etmeye” devam etmeyi planlıyorsa “daha büyük ve daha agresif” adımlar atmak zorunda kalacağını öngörüyor.
Bessent, İran savaşının etkilerini ve 30 yıllık Hazine piyasasındaki “çok zayıf” likiditeyi gerekçe göstererek, “getirilerin temel iktisadi göstergeleri yansıtmadığını” savundu.
Washington’ın bu hafta sonu veya önümüzdeki hafta başında “mali konsolidasyona daha fazla odaklanılacağını” açıklayacağını belirten Bessent, ABD’nin kamu açıklarının zirveye ulaşmış olma ihtimalinin “çok yüksek” olduğunu da sözlerine ekledi.
Siyasi tarafsızlığıyla bilinen Kongre Bütçe Ofisi, ABD bütçe açığının bu yıl yüzde 5,8 seviyesinde gerçekleşeceğini öngörüyor.
Bu rakam 2025 yılına kıyasla sabit kalırken, Bessent’in uzun süredir dile getirdiği 2028 yılına kadar yüzde 3’e ulaşma hedefinin oldukça üzerinde.
Evercore’dan Sarah Bianchi, “Bessent’in açıklamaları, yüksek borçlanma maliyetlerinin temel etkenlerine odaklanılacağını işaret etse de, yönetimin bu noktada bütçe açığı konusunda gerçekçi ve önemli bir adım atabileceğine şüpheyle bakıyoruz. Bu hafta yapılan sürpriz hisse geri alım duyurusu sadece geçici bir etki yarattı ve bütçe açığıyla ilgili herhangi bir duyurunun da en az bunun kadar sınırlı olacağını düşünüyoruz,” dedi.
AllianceBernstein’ın sabit getirili menkul kıymetler başkanı Scott DiMaggio, geri alımların daha kalıcı bir etki yaratması için “Federal Rezerv’in harekete geçmesi gerekiyor. Ayrıca, bütçe açığı ve borç yönetimi konusunda da adımlar atılmalı,” dedi.
Diğer uzmanlar ise Bessent’in artırılmış geri alım planının, yükseliş eğilimini tamamen tersine çevirmek yerine, Hazine’nin endişesini göstermek ve tahvil getirilerindeki artışı yavaşlatmak amacıyla tasarlandığını vurguladı.
PGIM’in küresel tahvil bölüm başkanı Robert Tipp, Bessent’in müdahalesi olmasaydı ABD tahvil piyasasındaki satış dalgasının daha belirgin olacağını savundu.
Tipp, “Bu, setin çökmesini engellemek için atılan bir adım, ancak faiz oranlarının yükseldiği, mali israfın ve hedefin üzerinde enflasyonun hüküm sürdüğü bir dünyadasınız ve açıkçası ABD, diğer ülkelerin tahvil piyasalarına kıyasla daha iyi performans göstermiştir,” dedi.
JPMorgan: İpotek borcunu kredi kartıyla ödemek gibi
JPMorgan’a göre, ABD hükümetinin Hazine piyasasındaki baskıyı yönetmeye yönelik çabaları, küresel borç ihracındaki artışın yatırımcı talebini sınadığı bir ortamda, sorunu sadece geleceğe erteleyebilir.
JPMorgan’ın küresel temel araştırma bölümünün eş başkanı James Sullivan, bugün (21 Ağustos) CNBC’nin “Squawk Box” programında yaptığı açıklamada, Hazine’nin fiilen vadesi uzun tahvilleri geri alırken vadesi kısa tahviller ihraç ettiğini, bu stratejinin geçici bir rahatlama sağlayabileceğini ancak temel borç yükünü olduğu gibi bıraktığını belirtti.
Sullivan, bu yaklaşımı uzun vadeli yükümlülüklerin daha kısa vadeli borçlanma yoluyla yeniden finanse edilmesine benzetti.
Sullivan, “Bu, ipotek borcunuzu kredi kartınızla ödemek gibi bir şey. Bir süre işe yarayabilir ama eninde sonunda bu uyumsuzluk daha belirgin hale gelmeye başlar,” diye ekledi.
Bu müdahale, kısa vadede borçlanma maliyetlerinin kontrol altına alınmasına yardımcı olabilir; fakat Sullivan’ın endişesi, bunun asıl büyük sorunu çözmede pek bir işe yaramaması: Sonunda alıcı bulmak zorunda kalınacak olan, giderek yükselen devlet ve şirket borçları duvarı.
Sullivan, “Hükümetlerin piyasaları kontrol etmeye çalışması, çoğu zaman pek de cazip bir durum değil,” dedi.
Yabancıların Amerikan borcundaki etkisi azaldı
Öte yandan ABD devlet tahvili getirilerindeki son dönemdeki büyük dalgalanmalar, kısmen yeni bir finansal gerçeği yansıtıyor.
Uzun bir süredir yabancı hükümetler, eskisine kıyasla ABD’nin bütçe açıklarını finanse etmeye eskisi kadar istekli değil.
ABD Hazine piyasasının, yabancı hükümetlerin nakitlerini güvenli bir şekilde sakladıkları yer olarak üstlendiği rol, ABD hükümetine ve ekonomisine büyük avantajlar sağladı ve borçlanma maliyetlerini normalde olacağından daha düşük seviyede tuttu.
Axios’a konuşan analistlere göre, bu hamle dün tahvil piyasasını istikrara kavuşturmaya yardımcı oldu ve getirileri düşürdü ama aynı zamanda başka riskler de yaratabilir.
Evercore ISI analistleri, “Hazine’nin artan aktif rolü, eğer devam ederse, yatırımcıların daha yüksek oynaklığı ve politika sürprizleri riskini hesaba katmaya başlaması nedeniyle doların cazibesini azaltabilir,” diye yazdı.
BNP Paribas analistleri ise şöyle yazdı:
“Bunun, Fed’in faiz oranlarını hâlâ sabit tutarken uzun vadeli getirilerin [finansal kriz] öncesi zirve seviyelerine ulaşmasına bir tepki olduğunu düşünüyoruz. Hisse geri alımlarının, Fed’in güvenilirliğinde devam eden kaybı telafi etmek için yeterli olacağını düşünmüyoruz.”
Merkez bankaları, maliye bakanlıkları ve devlet varlık fonları gibi resmi yabancı kuruluşlar, ABD Hazine tahvillerinin toplamda yaklaşık %12’sine sahip.
Bu oran, finansal kriz sırasında ve sonrasında yaklaşık %40’tan bu seviyelere düştü.
Bu kuruluşlar, Hazine tahvillerini para kazandıran yatırımlar olarak değil, trilyonlarca dolarlık nakdi güvenli bir şekilde saklamak için bir araç olarak görüyorlardı.
Başka bir deyişle, Hazine piyasasını bir nevi inanılmaz büyüklükte bir banka hesabı olarak kullanıyorlardı ve banka hesabı olan sıradan insanlar gibi, bu kurumların da öncelikli kaygısı güvenlik, emniyet ve kullanım kolaylığıydı. Faiz oranı ise ikincil öneme sahipti.
Bu yabancı yatırımcılar genellikle “fiyata duyarsız” olarak nitelendirilirdi; bu da trilyonlarca dolarlık borç senetleri için alıcı bulmaya çalışırken son derece kullanışlı bir durumdu.
Bu tutumlar son yıllarda değişmeye başladı. Yabancı hükümetlerin Hazine tahvillerindeki toplam payındaki gerileme, 2016 yılında hız kazanmaya başladı.
O yıl Çin, ekonomik sıkıntılar sırasında para birimini korumak amacıyla elindeki Hazine tahvillerini elden çıkarmaya başlamıştı.
COVID salgını sırasında, dünya liderleri de pandeminin maliyetlerini karşılamak için Hazine tahvillerini nakde çevirmeye çalışırken, ABD hükümetinin toplam borç seviyesi keskin bir artış gösterdi ve bu düşüş hızlandı.
2022’de başlayan Rusya-Ukrayna karşı savaşı da bu baskıyı artırdı; zira Rus devlet varlıklarının dondurulması, ülkelerin ulusal servetlerini saklamak için dolar cinsinden varlıkları kullanma konusundaki kararlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oldu.
Yabancı hükümetlerin davranışlarında bir değişiklik olsa da, Hazine tahvillerini toplu olarak elden çıkarmadılar.
Toplamda, tahvil tutarları yıllardır 4 trilyon doların biraz altında kalarak istikrarlı seyrediyor.
Fakat ABD devlet borcunun toplam tutarının patlama yaşayıp son zamanlarda 40 trilyon dolara –GSYİH’nin yaklaşık %120’sine– ulaşmasıyla birlikte, Hazine piyasasındaki payları keskin bir düşüş gösterdi.
Yabancı devlet alıcılarının geri çekilmesiyle birlikte, piyasanın daha büyük bir kısmı, güvenlik odaklı devlet rezerv yöneticileriyle pek az ortak noktası olan hedge fonları gibi tüccarların ve yatırımcıların eline geçti.
Fed, Hazine karşısında “ters ayakta” kaldı
Hazine Bakanlığı’nın borç yönetimi alanındaki değişikliklerinin ABD merkez bankasının para politikası tercihlerini nasıl etkileyebileceği sorulduğunda, iki Federal Rezerv yetkilisi temkinli bir tavır sergiledi.
Bu müdahale, finansal koşullara en büyük etkiyi hangi kurumun yaptığına dair finansal piyasalarda olası bir kafa karışıklığı yaratması nedeniyle Fed için potansiyel zorluklar doğuruyor.
Diğer tüm koşullar sabit kaldığı sürece, Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi finansal koşulları gevşetirken, enflasyonu dizginlemek için faiz artırımına gidebilecek olan Fed ile sürtüşmeye yol açabilir.
St. Louis Fed Başkanı Alberto Musalem, Hazine Bakanlığı’nın uzun vadeli devlet tahvillerinin geri alımında daha agresif bir tempoya geçme kararının sorulması üzerine, “Biz çok basit bir şekilde işgücü piyasasına ve enflasyona odaklanıyoruz; para politikasını, borç yönetimi veya maliye politikasından bağımsız olarak belirliyoruz,” dedi.
Bloomberg’e konuşan San Francisco Fed Başkanı Mary Daly, mevcut uzun vadeli tahvil getirilerinin “Fed’in politika ayarlamaları veya politika kalibrasyonu konusunda ne yapmamız gerektiğine dair bize pek fazla ipucu vermediğini” söyledi.
Daly, Fed politikasının “iyi bir noktada” olduğunu düşündüğünü belirtirken, uzun vadeli tahvilleri, bunların iktisadi görünüm için ne anlama geldiğini görmek amacıyla takip ettiğini de ekledi.
Geçen ay Fed’in faiz oranlarını değiştirmeden bırakma kararını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
Hazine tahvili ihraçlarının daha kısa vadeli tahvillere kaymasının Fed’in para politikasını yürütme şekli açısından sorun yaratıp yaratmayacağı sorulduğunda, “Henüz erken bir aşamadayız ve bu konuları derinlemesine düşünme fırsatımız olana kadar bu tür konuları tartışmak konusunda aceleci davranmak istemem,” dedi.
Bessent ise herhangi bir çatışma ihtimalini önemsiz gösterdi ve Fed’in faiz kararlarının Hazine Bakanlığı’nın yaptıklarından tamamen bağımsız olduğunu belirtti.
ABD merkez bankasının bilançosunu etkileyebilecek her türlü hususa gelince, iki kurum “(Fed) bilançosunda herhangi bir değişiklik olması halinde işbirliği yapacaktır ve biz de… onların gerçekleştirdiği her türlü tahvil satışına uyum sağlayacağız,” dedi.
Kısa vadeli tahvil ihracının artması, piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı yaratarak, merkez bankasının faiz politikasını yönetme biçiminde teknik zorluklara yol açabilir.
Fed’in faiz kontrol sistemi, bir dizi araç ve likidite imkânı aracılığıyla faiz oranlarını yönetmek için para piyasası koşullarını etkilemeye dayanıyor.
Daly, Fed için asıl meselenin, enflasyon ve istihdam hedeflerine nasıl ulaştığına dair “mekanizmalar”dan ziyade, bu hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı ve bunu başarma kabiliyeti olduğunu da sözlerine ekledi.
Warsh “daha az müdahale”den yana
Geçen ayki Fed basın toplantısında Başkan Kevin Warsh, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın, yatırımcıların iktisadi görünüşe daha bağımsız bir şekilde tepki verdiklerini gösterdiğini söylemişti.
Warsh şöyle konuşmuştu:
“Piyasa katılımcıları hakeme değil, topa odaklanmayı öğreniyorlar. Piyasa fiyatları, kendilerinin uygun gördüğü yönde ve ölçüde tepki vermeye devam edecek. Bu, bana göre olumlu bir değişim ve daha yeni başlıyoruz.”
Warsh, finansal koşulların belirlenmesinde piyasaların daha büyük bir rol üstlenmesini savunurken, Bessent ise borçlanma maliyetlerinin düşürülmesini Trump yönetiminin satın alınabilirlik gündeminin merkezi bir parçası haline getirdi.
Bu gerilim, uzun vadeli getiriler ani bir artış gösterdiğinde açıkça ortaya çıkıyor. Fed’in bir piyasa sinyali olarak gördüğü durum, hanehalkları ve işletmeler için daha yüksek borçlanma maliyetlerine yol açarak, yönetim yetkililerinin çözmeye çalıştığı satın alınabilirlik sorununu daha da kötüleştiriyor.
Warsh, yatırımcıların Washington’dan gelen sinyaller yerine ekonomiye odaklanmasını istiyor.
Fakat Hazine Bakanlığı’nın bu hamlesi, piyasalara Washington’ı takip etmeye devam etmeleri için yeni bir neden sunuyor.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











