Diplomasi
Cumhuriyetçiler bölündü: Trump’ın İran çıkışı parti içinde tartışma yarattı

ABD Başkanı Donald Trump, İran’da hükümet karşıtı protestocuların şiddet görmesi halinde askeri müdahalede bulunacaklarını belirterek “Silahlarımız dolu ve ateşe hazırız” mesajını paylaştı. Bu açıklama, Tahran’dan sert tepkiler alırken, Cumhuriyetçi Parti içinde “Önce Amerika” ideolojisine ters düştüğü gerekçesiyle derin görüş ayrılıklarına neden oldu.
ABD Başkanı Donald Trump, İran para biriminin değer kaybetmesiyle başlayan ve hükümet karşıtı gösterilere dönüşen olaylarda protestocuların hedef alınması durumunda Amerikan ordusunun devreye gireceğini duyurdu.
Trump, pazartesi günü sabaha karşı Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, “Eğer İran, her zaman yaptığı gibi barışçıl protestocuları vurur ve şiddet kullanarak öldürürse, Amerika Birleşik Devletleri onların yardımına koşacaktır. Silahlarımız dolu ve ateşe hazırız” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyetçiler arasında İran çatlağı büyüyor
Başkanın bu sert çıkışı, Cumhuriyetçi Parti içinde görüş ayrılıklarına yol açtı. Bazı isimler Trump’ın sert tonunu desteklerken, diğerleri bu yaklaşımın Trump’ın seçim kampanyasının merkezinde yer alan “Önce Amerika” ideolojisine aykırı olduğunu savundu.
Trump’ın parti içindeki önde gelen muhaliflerinden Kentucky Temsilcisi Thomas Massie, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, “Bu tehdit İran’daki ifade özgürlüğüyle ilgili değil; dolar, petrol ve İsrail ile ilgili” değerlendirmesinde bulundu.
Massie ayrıca, ABD’nin askeri müdahale tehdidini Amerikan kaynaklarının başka bir ülkenin iç işleri için israf edilmesi olarak niteledi ve olası saldırıların Kongre onayı gerektireceğini vurguladı.
Trump’a sadakatiyle bilinen ancak son dönemde eleştirel bir tutum takınan Georgia Temsilcisi Marjorie Taylor Greene ise Trump’ın İran’a asker gönderme tehditlerinin “2024’te karşı oy kullandıkları her şeyi temsil ettiğini” belirtti.
Trump’ın eski danışmanı ve MAGA hareketinin etkili isimlerinden Steve Bannon da ABD’nin “daha büyük ve uzun süreli bir karmaşaya” sürüklenmemesi konusunda uyardı. Bannon, War Room adlı podcast yayınında Trump’ın mesajını eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın geçmişteki tehditlerine benzeterek şunları söyledi:
“Bırakın bu işi Pers halkı halletsin. Bu meseleye müdahil olamazsınız. Siz ne kadar müdahil olursanız, Mollalar o kadar siper kazıp ‘Bunu yapan Büyük Şeytan’dır’ diyecekler ve baş edemeyeceğinizden daha büyük ve uzun bir karmaşayla karşı karşıya kalacaksınız.”
Trump’a tam destek mesajları
Parti içindeki itirazlara rağmen bazı Cumhuriyetçiler Trump’ın şahin politikasına destek verdi.
Arkansas Senatörü Tom Cotton, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Başkan Trump’ın, 47 yıldır Amerikalıları öldürdükleri gibi kendi halkına da eziyet eden Ayetullahlara karşı sergilediği güçlü duruşu destekliyorum” ifadelerini kullandı.
Trump’ın eski Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da Başkanın tehdidini memnuniyetle karşıladı. Pompeo, X paylaşımında “Başkan Trump’tan çok ihtiyaç duyulan ahlaki ve stratejik netlik. Amerika, İran halkının yanında ve onların özgürlük taleplerini destekliyor” dedi.
İran’dan karşı tehdit: Bölge istikrarsızlaşır
Üst düzey İranlı yetkililer, Trump’ın açıklamalarına Orta Doğu’daki Amerikan askerlerini ve varlıklarını hedef alma tehdidiyle yanıt verdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani, X üzerinden yaptığı açıklamada, “Trump, ABD’nin bu iç meseleye müdahalesinin tüm bölgeyi istikrarsızlaştıracağını ve Amerikan çıkarlarını yok edeceğini anlamalıdır” uyarısında bulundu.
Laricani ayrıca, “Amerikan halkı, bu macerayı başlatanın Trump olduğunu bilmeli ve askerlerinin güvenliğine dikkat etmelidir” dedi.
İran’dan Trump’ın müdahale tehdidine sert yanıt: ‘Uzanan el kesilir’
Netanyahu ile görüşme
Trump’ın tehditleri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile pazartesi günü Florida’daki Mar-a-Lago malikanesinde gerçekleştirdiği görüşmenin hemen ardından geldi. Her iki lider de İran’ı balistik füze programına geri dönmemesi ve nükleer faaliyetleri yeniden başlatmaması konusunda kamuoyu önünde uyardı.
Protestolar bu görüşmeden bir gün önce başlamış olmasına rağmen, iki liderin halka açık açıklamalarında bu konuya değinilmemesi dikkat çekti.
Trump, Netanyahu ile birlikte yaptığı açıklamada, “Umarım yeniden bir yapılanma içine girmeye çalışmıyorlardır, çünkü eğer öylelerse, bu yapılanmayı çok hızlı bir şekilde yok etmekten başka çaremiz kalmayacak” dedi.
Pentagon, haziran ayında İsrail ile İran arasındaki 12 günlük savaşın bir parçası olarak İran nükleer tesislerine düzenlenen ABD saldırılarının, Tahran’ın nükleer silah kapasitesini en az iki yıl gerilettiğini açıklamıştı. Ancak Netanyahu, İran’ın yeniden yapılanmaya çalıştığı yönündeki uyarılarını artırdı.
Netanyahu, salı günü Fox News’a verdiği röportajda, “Üretime [balistik füzeler] geri dönüyorlar. Nükleer programa gelince, bunu yapmaya çalıştıklarını düşünüyorum” dedi. İsrail Başbakanı sözlerine şöyle devam etti:
“Çizgiyi geçmeye karar verdiklerinden emin değilim çünkü Başkan Trump’ın uyarılarını dikkate aldıklarını ve bir yıldan kısa bir süre önce bir şeyler yaşadıklarını düşünüyorum. Bunun neye mal olduğunu gördüler ve bir seçim yapmak zorundalar.”
Batı taraftarı muhaliflerden Trump’a destek
Batı taraftarı İran muhalefetinin önde gelen isimlerinden Mesih Alinejad, sosyal medyada yaptığı paylaşımda, Trump’ın açıklamalarının, ilk döneminde İranlı general Kasım Süleymani’yi hedef alma kararıyla benzerlik gösterdiğini belirtti. Yönetim o dönemde Süleymani’nin ABD güçlerine yönelik yakın bir saldırı planladığına dair istihbarat aldığını açıklamıştı.
Alinejad, İran’daki protestocuların Süleymani’nin heykelini yaktığını iddia eden bir videoyla birlikte paylaştığı mesajında, “Teröristlere karşı hedefe yönelik eylemleri açıkça ve defalarca destekledim. Cevap ne oldu? Karalamalar. ‘Savaş kışkırtıcısı’. Tekrar söyleyelim: Teröristleri ortadan kaldırmak hayat kurtarır” dedi.
İran’ın sürgündeki veliaht prensi Rıza Pehlevi de hükümetin devrilmesi durumunda devreye girip İran’a liderlik etme teklifini yineledi.
Babası, 1979 devrimiyle devrilen İran’ın son şahı olan Pehlevi, Trump’a hitaben yazdığı açık mesajda, “İran için istikrarlı bir geçiş planım ve bunu başarmak için halkımın desteği var. Hür dünyanın liderliğinizle, kalıcı bir barış mirası bırakabiliriz” ifadelerini kullandı.
Uzmanlar askeri müdahale ihtimalini sorguluyor
Öte yanan Amerika Ulusal Güvenliği Yahudi Enstitüsü (JINSA) Başkanı ve CEO’su Michael Makovsky, Başkanın göstericiler lehine “bir şeyler söylemesini” takdir etti ancak Trump’ın protestocular adına İran’ı vurma tehditlerinin çok inandırıcı olmadığını belirtti.
Makovsky, “İsrailliler rejimin çöktüğünü görmeyi çok ister, ABD de istemeli, politikamız bu olmalı… Ancak Trump’ın tweetinde yazdığı şekliyle değil; ABD güçlerinin burada nasıl bir rolü olacağını göremiyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Makovsky, Trump’ın bunun yerine İran’ın petrol ihracatına yönelik yaptırımları uygulaması gerektiğini savundu. İran’ın petrol ihracatı, Trump’ın ilk döneminin sonunda günlük 400 bin varille tarihi düşük seviyeye gerilemişti.
Ancak bu rakamlar, ABD merkezli politika kuruluşu Nükleer İran’a Karşı Birlik’in analizine göre, Biden yönetimi sırasındaki diplomatik girişimler nedeniyle arttı ve Trump ikinci döneminde henüz anlamlı bir baskı uygulamadı. Kasım ayında İran günlük 2,2 milyon varil petrol ihraç etti.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı











