Amerika
Cumhuriyetçiler İran savaşı bütçesine mesafe koydu

Cumhuriyetçi senatörler, ABD Başkanı Trump’ın İran savaşı için Kongre’den talep etmesi beklenen on milyarlarca dolarlık ek bütçenin Senato’dan geçmesinin zor olacağı uyarısında bulundu. Bazı Cumhuriyetçiler, Trump yönetiminin savaşı sona erdirmeye yönelik açık plan ortaya koymadığını belirtirken, savaşın uzaması ve enerji fiyatlarındaki artışın seçmen tepkisini büyüttüğünü söyledi.
ABD’de Cumhuriyetçi senatörler, Başkan Donald Trump’ın İran savaşı için Kongre’den talep etmesi beklenen on milyarlarca dolarlık ek bütçenin Senato’dan geçmesinin zor olacağı uyarısında bulundu.
Senatörler, Trump yönetiminin çatışmayı sona erdirmeye yönelik net plan ortaya koymadığını ve savaşın uzamasına yönelik kaygıların arttığını belirtti.
Cumhuriyetçi senatörler, Trump’ın Kongre’den resmi savaş yetkisi istememesi ya da savaşı kısa süre içinde sona erdirmeye yönelik açık plan sunmaması halinde ilave finansmanın yeterli desteği bulamayabileceğini söyledi.
Senatörlere göre temel sorunlardan biri, İran’ın küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini sürdürmesi nedeniyle Trump’ın savaşı kolay biçimde sona erdirecek çıkış yolu bulamaması.
İsminin açıklanmaması koşuluyla The Hill gazetesine konuşan Cumhuriyetçi bir senatör, “Ek bütçenin ciddi sorun yaşayacağını düşünüyorum. Resmi bir ek bütçe talebi görmememizin nedenlerinden biri de bu olabilir. Bunun geçmesi çok zor olacak” dedi.
Senato’da çarşamba günü üç Cumhuriyetçi senatör, Trump’ın İran’a yönelik askeri faaliyetlerden ABD güçlerini çekmesini öngören ve Demokratlar tarafından hazırlanan 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası kapsamındaki karar tasarısının ilerletilmesi yönünde oy kullandı. Senato’daki Cumhuriyetçi liderlik ise üyelerden tasarıya karşı oy vermelerini istemişti.
Daha önce Trump’a çatışmayı sona erdirme çağrısı yapan girişimlere karşı oy veren Alaska Senatörü Lisa Murkowski, tutum değiştirerek Maine Senatörü Susan Collins ve Kentucky Senatörü Rand Paul ile birlikte Trump’ın savaş yetkilerini sınırlandırmayı amaçlayan girişime destek verdi.
Murkowski yayımladığı açıklamada, “Kongre yetkisi olmadan sürdürülen çatışmalar için öngörülen 60 günlük süreyi artık geride bıraktık. Yönetim çatışmaların sona erdiğini söylüyor ancak abluka sürüyor ve ABD Silahlı Kuvvetleri mensuplarıyla varlıklarımız, müttefiklerimiz ve ortaklarımıza yönelik saldırılar devam ediyor. Yönetimin kendi tutumu, Kongre yetkisi olmadan askerlerimizi risk altında tutmanın gerekçesini ortadan kaldırıyor” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyetçi senatörler, çatışmanın uzaması ve yakıt fiyatları üzerindeki etkisine yönelik kaygıların Senato’daki Cumhuriyetçi grup içinde, son oylamanın gösterdiğinden daha yaygın olduğunu söyledi.
İsmini vermeden konuşan başka bir Cumhuriyetçi senatör, “Sabır tükeniyor. Asıl mesele kamuoyu baskısı. Senatörler eyaletlerine her döndüğünde savaşa karşı seçmen tepkisiyle karşılaşıyor. Bağımsız seçmenler bundan kesinlikle hoşlanmıyor ve enerji fiyatları gerçekten can yakmaya başladı” dedi.
Trump, savaşın başlangıcında çatışmaların dört ila beş hafta süreceğini söylemişti. Çatışmalar çarşamba günü itibarıyla 75’inci gününe ulaştı.
Başka bir Cumhuriyetçi senatör ise savaş için acil ek bütçe geçirilmesinin “zor olacağını” belirtti. Aynı senatör, bütçe talebinin Cumhuriyetçilere, Savaş Yetkileri Yasası üzerinden rahat biçimde yapamadıkları baskıyı kurma fırsatı vereceğini söyledi.
Aynı senatör, “Savaş Yetkileri Yasası belirsiz bir alan. Ancak Kongre’nin bütçe yetkisi net” dedi ve Cumhuriyetçi senatörlerin Beyaz Saray’dan gelecek olası ek bütçe talebini savaşın nasıl sona erdirileceğine ilişkin yanıt istemek için kullanacağını kaydetti.
Kaynak, “Yönetimin bugüne kadar vermediği yanıtları almadan bu fırsatın geçip gitmesine izin vermeyeceğiz” dedi.
Cumhuriyetçi senatörlerin çoğu, Demokratların hazırladığı karar tasarısına destek vererek Trump’ın başkomutanlık yetkisini zayıflatmak istemiyor. Bununla birlikte bazı senatörler, Trump resmi savaş yetkisi talep etmezse çatışmanın uzatılması için finansman sağlamayacakları uyarısında bulunuyor.
Trump, 1 Mayıs tarihli Kongre mektubunda, 28 Şubat’ta başlayan çatışmaların “sona erdiğini” savunmuş ve İran ile ilan edilen ateşkesin Savaş Yetkileri Yasası kapsamında öngörülen 60 günlük süreyi durdurduğunu belirtmişti. Söz konusu yasa, başkana Kongre yetkisi olmadan asker konuşlandırma imkanı tanıyor.
Utah Senatörü John Curtis ise çarşamba günü yaptığı açıklamada bu değerlendirmeye katılmadığını söyledi.
Curtis, “Benim açımdan sürenin dolduğuna dair hiçbir şüphe yok” dedi.
Curtis, Demokratların hazırladığı savaş yetkileri karar tasarısına bunu sembolik oylama olarak gördüğü için karşı çıktığını belirtti. Ancak Trump’ın Senato ve Temsilciler Meclisi’nden resmi yetki istememesi halinde ilave finansmanı desteklemeyeceği uyarısında bulundu.
The Hill’e konuşan Curtis, “60 gün sonrasında savaşı finanse etmeme imkanım var ve bu konuda ciddiyim” dedi.
Curtis’in Murkowski, Collins ve Paul ile birlikte ek bütçeye karşı oy kullanması halinde, böyle bir tasarının Senato’da yenilgi riskiyle karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
Paul ise “60 günlük sürenin dolmasının bazı şeyleri değiştirdiğini düşünüyorum” diyerek Murkowski’nin son tavrına işaret etti.
Paul, Trump’ın İran’a yönelik bombardımanı yeniden yoğunlaştırması halinde daha fazla Cumhuriyetçi senatörün savaşa karşı çıkabileceğini söyledi.
“Şu anda faaliyetlerde durgunluk var” diyen Paul, “Savaş yeniden yoğunlaşırsa daha fazla kişi karşı çıkabilir” ifadelerini kullandı.
Senato Çoğunluk Lideri John Thune ise çarşamba günü gazetecilere yaptığı açıklamada, Beyaz Saray’ın savaş için acil finansman talebini ne zaman ileteceğine ilişkin yönetimden bilgi almadığını söyledi.
Thune, “Bilmiyorum. Hâlâ bekliyoruz. Basında birkaç haber çıktı ama henüz resmi bir şey görmedik” dedi.
Basında nisan ayı başında çıkan haberlerde, yönetimin savaş için 80 milyar ila 100 milyar dolar arasında değişebilecek ilave bütçe talebi hazırladığı belirtilmişti. Ancak bu talebin o tarihte henüz kesinleşmediği aktarılmıştı.
O tarihten bu yana Beyaz Saray’ın ne kadar ek kaynağa ihtiyaç duyulduğu ve bunun ne zaman talep edileceği konusunda kamuoyuna fazla bilgi vermediği belirtiliyor.
Pentagon Muhasebe Yetkilisi Jules Hurst, salı günü Temsilciler Meclisi üyelerine savaşın maliyetinin 29 milyar dolara yükseldiğini söyledi. Ancak Senato’da hem Demokrat hem Cumhuriyetçi üyeler çatışmanın vergi mükelleflerine daha yüksek maliyet getirdiğinden şüphe ediyor.
Savunma yetkilileri mart ayında Kongre üyelerine yaptıkları bilgilendirmede, savaşın ilk haftasının maliyetinin 11 milyar doları aştığını belirtmişti.
Bu hafta Kongre’de ifade veren Savunma Bakanı Pete Hegseth ise Beyaz Saray’ın ek bütçe talebini tam olarak ne zaman sunacağını söylemekten kaçındı. Hegseth ayrıca Pentagon’un mühimmat stoklarının azaldığı yönündeki kaygıları da reddetti.
Temsilciler Meclisi Savunma Ödenekleri Alt Komisyonu Başkanı Kaliforniya Temsilcisi Ken Calvert’in, ek bütçe talebinin “gecikmeden” gönderilmesinin faydalı olacağını söylemesi üzerine Hegseth, “Mühimmat meselesi gereksiz ve yanlış biçimde abartıldı” dedi.
Hegseth, “Elimizde ne olduğunu tam olarak biliyoruz. İhtiyacımız olan her şeye sahibiz” ifadelerini kullandı.
Savunma Bakanı ayrıca, “Neye ihtiyaç duyduğumuzu düşünürsek onu talep edeceğiz” dedi.
Amerika
Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.
Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.
Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.
Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.
Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.
İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.
Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.
Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.
Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor
Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı
Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.
Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.
Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.
Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.
Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.
Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.
Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.
Amerika
Casuslukla suçlanan Suudi OpenAI mühendisine mahkemeden tahliye engeli

OpenAI ofisine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi mühendis Abdulrahman Alfozan’ın kefalet talebi, savcılığın sunduğu kaçma riski gerekçesiyle reddedildi. Mahkeme, Suudi Arabistan Konsolosluğunun sunduğu sınırsız kefalet teklifini geri çevirirken yıllık 385 bin dolar maaşlı mühendisin kraliyetle mesajlaştığı tespit edildi.
Yapay zeka devi OpenAI ofislerine dinleme cihazı yerleştirmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı çalışan Abdulrahman Alfozan, savcılığın kaçma şüphesi ve Suudi kraliyet ailesiyle üst düzey temaslarına dair sunduğu kanıtların ardından cezaevinde kalacak.
Financial Times gazetesinin haberine göre ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki federal mahkeme, Suudi Arabistan konsolosluğunun kefalet için sunduğu ve yargıcın “açık çek” olarak tanımladığı teklife rağmen 35 yaşındaki Alfozan’ın tahliye talebini reddetti.
ChatGPT’nin geliştiricisi OpenAI, San Francisco’daki merkez ofisinde yer alan bir yönetici toplantı odasında tuvalet kağıdına sarılmış bir ses kayıt cihazı tespit etti. Bu gelişmenin ardından Suudi Arabistan vatandaşı mühendis, ekim ayında FBI tarafından gözaltına alındı.
Vaka, küresel yapay zeka yarışında avantaj yakalamak isteyen yabancı hükümetlerin öncü teknoloji şirketlerini sanayi casusluğu hedefi haline getirdiğine dair Silikon Vadisi’ndeki kaygıları yeniden alevlendirdi.
Savcılık makamı, “Sanık OpenAI toplantılarını ister kişisel kazanç sağlamak, ister yabancı bir devlete yardım etmek, isterse her iki amaçla kaydetmek istemiş olsun; eylemi suç teşkil ediyor. Bu da Silikon Vadisi’ndeki yenilikçilik ortamı için bir tehlike, ulusal güvenlik için ise bir endişe kaynağıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Duruşma öncesinde Alfozan’ın Suudi Arabistan ile kurduğu kişisel ve ticari bağlara dikkat çeken hükümet avukatları, sanığın “yabancı bir hükümetten kayda değer destek” gördüğünü savundu.
Dava dosyasına yansıyan ayrıntılara göre Alfozan, en azından geçen yıldan bu yana Suudi kraliyet ailesinin ismi açıklanmayan bir üyesiyle WhatsApp üzerinden sık sık mesajlaştı.
Söz konusu yazışmalarda, kraliyet mensubunun Alfozan’ı krallıkta başlatılan yeni bir yapay zeka girişimine dahil etme girişimleri yer aldı.
Kraliyet ailesi üyesi, mayıs ayında bilgisayar mühendisine “Suudi Arabistan’ın sana ABD’den daha çok ihtiyacı var” mesajını gönderdi. Alfozan ise bu mesaja onay anlamına gelen “100” yanıtını iletti.
Dava dosyasında Alfozan’ın, şirketteki hisse hak ediş süresi dolana kadar OpenAI’dan ayrılmayacağını belirttiği kaydedildi.
İkili arasındaki en son WhatsApp yazışmasının ise Alfozan’ın gözaltına alınmasından dört gün önce, 5 Ekim’de gerçekleştiği aktarıldı.
Savcılık sanığın kaçma ihtimali üzerinde duruyor
Mahkeme kayıtları, mühendisin gözaltına alınmasından bir gün sonra eşi ve oğlunun Katar’a uçtuğunu gösteriyor.
Belgelere göre bu uçuş, Suudi bir askeri yetkilinin ayırtıp ödediği tek yön business class biletle gerçekleşti.
Alfozan’ın avukatları ise uçak biletinin parasını eşinin bacanağının kendi kaynaklarıyla ödediğini savundu.
Savcılık bu iddiaya karşı çıkarak, Suudi konsolosluğunun da Alfozan’ın ailesi için başka bir uçuş ayarladığını ancak bu rezervasyonun sonradan iptal edildiğini bildirdi.
Suudi Arabistan Konsolosluğu ayrıca kefalet bedeli için herhangi bir üst sınır belirtmeksizin tüm tutarı karşılama teklifinde bulundu.
Sulh Ceza Hakimi Alex G Tse, duruşmada bu teklifi defalarca “açık çek” olarak niteledi.
Sanığın ABD dışına çıkması durumunda davanın fiilen düşeceğini vurgulayan Yargıç Tse, “Suudi Arabistan’ın suçluları iade etmeme konusundaki tutumu son derece net. ABD hükümetinin çıkarlarını koruyacaklarına dair bana nasıl bir güven verebilirler?” dedi.
Yargıç Tse, Alfozan’ın Suudi Arabistan’a dönmesi halinde bağlılığı nedeniyle “büyük ödüllerle karşılanabileceğini” dile getirdi. Suudi hükümetinin, ABD’de gözaltına alınan vatandaşlarının kefalet ve hukuki masraflarını karşıladığı biliniyor.
Savunma makamı casusluk suçlamalarını reddetti
Alfozan’ın avukatları, konsolosluğun teklifi yerine sanığın Charles Schwab bünyesindeki 1 milyon dolarlık kişisel yatırım hesabının kefalet teminatı olarak kabul edilmesini önerdi.
Savcılık verilerine göre Alfozan’ın OpenAI’daki yıllık maaşı 385 bin dolardı ve kendisine 2,2 milyon dolarlık hisse paketi tanımlanmıştı.
San Francisco’daki mahkeme salonuna turuncu cezaevi kıyafeti, beyaz spor ayakkabılar ve yargıcın karşısına geçtiğinde çıkardığı bir maskeyle gelen Alfozan hakkındaki suçlamaları avukatı reddetti.
Savunma avukatı William Pernick duruşmada, “Bu beyefendi bir turist değil. Hükümetin kurgusu, onu Amerikan teknolojisini çalmak için buraya yerleştirilmiş yabancı bir sızma unsuru gibi göstermekten ibaret” diye konuştu.
Müvekkilinin göçmenlerin bu ülkedeki hayali olan ABD vatandaşlığını almaya yalnızca birkaç hafta uzaklıkta olduğunu söyleyen Pernick, evinde bulunan kayıt cihazlarının internetten temin edilebildiğini kaydetti.
Pernick, OpenAI’ın çalışanları kod yazımı için bu cihazları kullanmaya teşvik ettiğini öne sürdü.
Avukat ayrıca evdeki kayıt cihazlarından birinin kedinin kum kabını izlemek amacıyla kullanıldığını savundu.
Pernick, OpenAI’ın Alfozan’ın Suudi Arabistan ile olan bağlantılarını desteklediğini ve bunlardan fayda sağladığını da sözlerine ekledi.
Sözlü iletişimi hukuka aykırı şekilde dinlemek veya dinlemeye teşebbüs etmekle suçlanan Alfozan, suçlu bulunması halinde yasa gereği beş yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya kalabilir.
Amerika
ABD’de zenginler prestijli arsalar için milyonluk evleri yıktırıyor

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD’de milyarderler, prestijli kıyı bölgelerindeki arsa kıtlığı nedeniyle yüz milyonlarca dolarlık malikaneleri satın alıp yerle bir ediyor. Satış ilanlarında yapay zekayla boş arsa tasarımları öne çıkarken uzmanlar tek bir yıkım ve lüks inşaat döngüsünün 250 hanenin yıllık karbon salımına denk zarar ürettiğini belirtiyor.
ABD’de milyarderler, yüz milyonlarca dolar ödeyerek satın aldıkları lüks malikaneleri kısa süre içinde yıktırıyor.
The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre bu yönelimin arkasında, özellikle sahil şeritleri gibi prestijli bölgelerde yaşanan arsa kıtlığı yatıyor.
Çok zengin alıcılar için asıl belirleyici etken üzerindeki yapı değil, arazinin konumu haline geldi. Satın alınan mülkler yerle bir edildikten sonra açılan alana daha modern tarzda yeni konutlar inşa ediliyor.
Haberde lüks gayrimenkul piyasasındaki değişime dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:
“Daha önce pahalı gayrimenkul alımlarının temel nedeni olan evin kendisi, artık neredeyse önemini yitirdi. Alıcılar her şeyden önce okyanus kıyısında veya dağ zirvesinde yer alan, iyi konuma sahip araziler için yarışıyor.”
Gazete bu duruma örnek olarak ABD’li milyarder William Lauder’ın hamlelerini aktardı. Lauder, Mart 2023’te hayatını kaybeden radyo programcısı Rush Limbaugh’nun okyanus kıyısındaki mülkünü 155 milyon dolara aldıktan sonra temmuz ayında tamamen yıktırdı.
Lauder daha önce de Palm Beach sahilinde yaklaşık 1,2 hektarlık arazide yer alan iki evi yıktırmıştı. Başlangıçta bu alana kendi konutunu yapmayı tasarlayan Lauder, daha sonra boşalan arsayı yaklaşık 200 milyon dolara sattı.
Gayrimenkul değerleme uzmanı Jonathan Miller, arsa fiyatları arttıkça bu tür işlemlerin giderek yaygınlaştığını belirtti.
Yaşanan hareketlilik üzerine emlak danışmanları da lüks konutları doğrudan yıkıma uygun arsa olarak pazarlamaya başladı.
İlanlarda arazinin üzerindeki yapılar olmadan nasıl görüneceğini göstermek için yapay zekayla üretilen görseller kullanılıyor.
Pazarlamacılar “yıkım” sözcüğünü doğrudan kullanmamak adına “uyarlanabilir yeniden kullanım” gibi ifadelere başvuruyor.
Lüks konut piyasasında yıkım ilanı oranı artıyor
Eğilim yalnızca kıyı şeridiyle sınırlı kalmayıp ABD’nin diğer bölgelerine de yayılıyor.
Gayrimenkul aracılık şirketi Redfin’in verileri, satış ilanlarında binaların yıkılmasını öngören ifadelerin sıklaştığını ortaya koyuyor.
Söz konusu ifadelerin oranı Houston’ın Bunker Hill Village bölgesindeki ilanlarda yüzde 15’in üzerine çıkarken, Virginia’daki Pimmit Hills’te yüzde 6,67 seviyesinde seyrediyor.
Miami’de çalışan emlak danışmanı Dina Goldenteyer, alıcıların on yıldan daha eski evleri artık beğenmemesi nedeniyle üst üste yıkım uygulamalarının sıklaştığını dile getirdi.
Perakende sektörünün eski yöneticileri Jamie Dooley ve Christine Scott çifti, 2020 yılında Florida’daki Destin yakınlarında deniz kenarındaki bir evi yıkmak için 3,7 milyon dolar harcadı.
Çift, açılan alana modern bir konut inşa etmek için beş yıl harcamasına rağmen ortaya çıkan yeni yapıyı da yıkım şartıyla satışa çıkardı; gerekçe olarak yapıyı bu haliyle kimsenin satın almak istememesini gösterdi.
WAP Sustainability adlı çevre danışmanlığı şirketinin çalışanı William Paddock ise bu inşaat döngüsünün çevreye verdiği zarara işaret etti.
Paddock, yaklaşık 1000 metrekarelik bir evi yıkıp yerine yaklaşık 2 bin 700 metrekarelik yeni bir bina yapmanın, ortalama 250 Amerikan hanesinin yıllık emisyonuna denk bir karbon ayak izi ürettiğini vurguladı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları









