Bizi Takip Edin

RUSYA

Dağıstan’daki havalimanında İsrail’den gelen uçak nedeniyle şiddet olayları: 80’den fazla gözaltı

Yayınlanma

İsrail-Filistin çatışmasının tırmanmasıyla Tel Aviv’den gelen tarifeli bir yolcu uçağı nedeniyle 29 Ekim’de Rusya Federasyonu’na bağlı Dağıstan’daki Mahaçkale havaalanında kitlesel şiddet olayları başladı.

TASS‘ın aktardığına göre yüzlerce kişi hava limanı binasına ve havaalanına girdi, daha sonra kolluk kuvvetleri tarafından dışarı çıkarıldılar. Dün gece açıklanan verilere göre, aralarında polis memurlarının da bulunduğu 20’den fazla kişi yaralandı ve 80’den fazla gösterici gözaltına alındı.

Dağıstanlı yetkililer ve din adamları olayı provokasyonla ilişkilendirerek kınadı.

Putin: Olay Batılı istihbarat örgütleri tarafından kışkırtıldı

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, olayların Ukrayna ile bağlantılı sosyal medya kanalları ve Orta Doğu’daki krizden faydalanmak isteyen Batılı istihbarat servisleri tarafından çıkarıldığını söyledi.

Dün Rus kolluk kuvvetleri yetkilileriyle düzenlediği toplantının öncesinde konuşan Putin, “Dün gece Mahaçkale’de meydana gelen olaylar, sosyal medya da dahil olmak üzere, Batılı istihbarat örgütlerinin eliyle Ukrayna topraklarından organize edildi,” ifadelerini kullandı.

Putin, Washington ve müttefiklerinin Ukrayna’da Nazileri ve işbirlikçilerini açıkça yücelten bir rejimi desteklerken aynı zamanda İsrail’e verdikleri desteği övmelerindeki ironiye işaret ederek, “Kiev’in Rusya’da pogromları kışkırtan destekçilerinin ne yaptıklarının farkında olup olmadıklarından emin değilim,” diye konuştu.

Batı’nın Rusya’nın çok etnikli ve çok dinli toplumunu istikrarsızlaştırma ve bölme girişimlerinde bulunduğuna işaret eden Putin, bunun şimdi de Orta Doğu’da devam eden kriz nedeniyle halkın öfkesinden faydalanmaya çalışılarak yapıldığını öne sürdü.

Putin şöyle devam etti: “Mecut Orta Doğu krizinin, İsrailli sivillere ve bu devletin topraklarındaki diğer ülkelerden insanlara yönelik bir terör saldırısıyla nasıl başladığını hatırlıyoruz. Fakat teröristleri cezalandırmak yerine, ne yazık ki kolektif sorumluluk ilkesi çerçevesinde Gazze halkından intikam alındığını da görüyoruz.”

Ukrayna, Filistin, Suriye, Irak, Afganistan ve başka yerlerde ekilen kaosun, Rusya da dahil olmak üzere tek kutuplu dünya düzenine son vermek isteyen rakiplerini ‘caydırmak ve istikrarsızlaştırmak’ adına kullanıldığını söyleyen Putin, ABD ve müttefiklerinin ‘küresel istikrarsızlığın ana menfaatçileri’ olduğunu belirtti.

Rusya lideri, “Kutsal topraklarda kalıcı bir barışa ihtiyaçları yok, Orta Doğu’da daimi bir kaosa ihtiyaçları var, bu yüzden Gazze Şeridi’nde derhal ateşkes sağlanmasında ısrar eden, akan kanın durdurulmasında ısrar eden ve krizin çözümüne katkıda bulunmaya hazır olan ülkeleri itibarsızlaştırmak için ellerinden geleni yaptılar. Birleşmiş Milletler bile, uluslararası toplumun açıkça ifade edilen tutumu, saldırılara, gerçek bir zulme ve itibarsızlaştırma girişimlerine maruz kalıyor. Tavrımızı açıkça ifade ettik ve etmeye devam ediyoruz ve bu yıldan yıla değişmiyor; ihtilafın çözümünün anahtarı egemen, bağımsız bir Filistin devletinin, tam teşekküllü bir Filistin devletinin kurulmasıdır,” değerlendirmesini yaptı.

Kadirov: Provokasyon girişimi engellendi

Bununla birlikte Çeçenistan lideri Ramzan Kadirov, yaşanan provokasyon girişiminin pazartesi gecesi engellendiğini bildirdi.

Telegram kanalından paylaşım yapan Kadirov, “Bu provokasyon girişimi dün gece Çeçen Cumhuriyeti’nde oldukça hızlı bir şekilde engellendi. Ulusal Politika, Dış İlişkiler, Basın ve Enformasyon Bakanı Ahmed Dudayev liderliğindeki bölge medyası, sahte çağrılara zamanında dikkat çekti ve halkı aceleci davranmamaları konusunda uyardı. Polis ve Rosgvardiya da her türlü provokasyona karşı teyakkuza geçirildi,” diye ekledi.

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog: Yaşananlar son derece rahatsız edici

İsrail Cumhurbaşkanı Ayzek Herzog ise Mahaçkale havaalanındaki ayaklanmaları şok edici olarak nitelendirdi. Die Welt gazetesine mülakat veren Herzog, “Bunlar şok edici ve son derece rahatsız edici. Bu tüm hükümetleri alarma geçirmesi gereken bir şey, bu saf anti-Semitizm ve kesinlikle kontrollü,” diye konuştu.

Herzog, “Pogroma benzer bir şeydi. Tanrıya şükür ki yetkililer nihayetinde engelledi,” yorumunu yaptı.

Dağıstan Cumhurbaşkanı Melikov: Katılımcı ve organizatörlere yönelik operasyonlar sürüyor

Özerk Dağıstan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sergey Melikov da gazeteci Vladimir Solovyov’un sunduğu Solovyov Live yayınında yaptığı açıklamada, Mahaçkale havaalanındaki kitlesel ayaklanmaların katılımcıları ve organizatörlerinin gözaltına alınmaya devam ettiğini kaydetti.

Melikov, “Gözaltılar, [Rusya Soruşturma Komitesi Başkanı Aleksandr] Bastrıkin kontrolü ele geçirdikçe artıyor. Yani, önce 10 kişi gözaltına alınıyor, bazı bilgiler veriyorlar ve bu bilgilere dayanarak daha fazla gözaltı gerçekleşiyor,” dedi.

Melikov, ayrıca yetkililerin bu tür eylemlere hazır olması gerektiğini de belirterek “Hazır olmalıyız, bu son eylem değil. Bu Kafkasya gemisi birden fazla kez sallanacaktır,” dedi ve kolluk kuvvetlerinin hem şimdi hem de gelecekte kışkırtıcılarla uzlaşmayacağı ve diyalog kurmayacağını vurguladı.

Kremlin: Gelecekte bu tür olayların yaşanmaması adına yaşananlar analiz edilecek

Bunun yanı sıra Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, bugün düzenlediği basın toplantısında yaşananlara ilişkin soruya verdiği yanıtta, “Elbette ilgili makamlar soruşturma başlatacak ve bunun ardından elbette durum, gelecekte bu tür yasa dışı tezahürleri en aza indirmek ya da tamamen ortadan kaldırmak için neyin gerekli olduğu analiz edilecektir,” ifadelerini kullandı.

Peskov, 30 Ekim’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılan toplantının ardından verilen özel talimatlar hakkında, etkinlik kapalı olduğu için (devlet başkanının açılış konuşması hariç) ayrıntı veremeyeceğini belirtti.

Zaharova: Olayda Kiev rejimi kilit rol oynadı

Ayrıca Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, eylemlerde kilit rolün, yaşananlara anında tepki veren Kiev rejimine ait olduğunu öne sürdü.

Zaharova, yaptığı yazılı açıklamada “Dağıstan Cumhuriyeti’nde meydana gelen kitlesel ayaklanmalar Rusya Federasyonu halkının uyumlu gelişimini ve etnik-dinsel birliğini baltalamayı amaçlayan planlı ve yürütülen bir dış provokasyonun sonucudur,” değerlendirmesinde bulundu.

Zaharova protestoların ‘Rusya’daki iç siyasi durumu istikrarsızlaştırmak için defalarca açıkça aşırılıkçı ve terörist yöntemlere başvuranlardan’ ilham aldığını kaydetti.

Sözcü, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in yaşananların ardından yaptığı açıklamaların çabukluğu ve içeriğinin ‘Ukrayna istihbarat kurumları tarafından üstlenilen enformasyon sabotajının koordineli olduğunun doğrudan ispatı’ olduğunu ifade ederek şöyle devam etti: “Ayaklanma çağrılarında, daha önce defalarca meydan okurcasına Rusya Federasyonu’na zarar verme arzusunu beyan etmiş olan kaçak provokatör İlya Ponomarev (Rus-Ukraynalı siyasetçi) ile ilişkili kaynakların görülmesi önemlidir.”

Beyaz Saray: Alakamız yok

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby ise, dün düzenlediği basın toplantısında Washington yönetiminin Mahaçkale hadisesiyle alakaları olmadığını belirterek suçlamaları reddetti.

AFP‘nin aktardığına göre Kirby, “Bazı insanlar bunu 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarındaki pogromlara benzetiyor ve bence bu muhtemelen yerinde bir tanımlama,” dedi.

Kirby ayrıca Rusya Devlet Başkanı Putin’in ayaklanmaların sosyal medya aracılığıyla Batılı güvenlik kurumlarından ilham aldığı yönündeki iddiasını da yorumladı. Sözcü bunu ‘klasik Rus retoriği’ olarak nitelendirerek, “Batı’nın bununla hiçbir ilgisi yok. Bu sadece nefret, bağnazlık ve gözdağıdır,” diye ekledi.

RUSYA

Profesör Katasonov: Rusya’da ‘büyük devletleştirme’ zamanı geldi

Yayınlanma

Rus iktisatçı Profesör Valentin Katasonov, Maliye Bakanı Anton Siluanov’un yeni ‘büyük özelleştirme’ önerisini eleştirerek, bunun ülkedeki soygunun devamı olduğunu savundu. Katasonov, Svobodnaya Pressa gazetesindeki makalesinde, Rusya’nın devasa ticaret fazlasına rağmen sermayenin yurt dışına aktığını, devletin ekonomideki payının kritik seviyelere düştüğünü belirterek acil ‘büyük devletleştirme’ çağrısı yaptı.

Rus İktisat Doktoru ve Profesör Valentin Katasonov, Svobodnaya Pressa gazetesinde yayımlanan makalesinde, Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov’un yeni “büyük özelleştirme” çağrısına tepki gösterdi.

Katasonov, bu planların Rusya’da yıllardır süregelen “soygunun” devamı olduğunu ve ülkenin egemenliğini tehlikeye attığını savundu.

Katasonov, Rusya’nın yıllardır ham madde, enerji kaynakları, kereste ve altın gibi değerli varlıklarının ihracı yoluyla soyulduğunu belirterek, “Sadece petrol ve doğalgaz ihracatın yüzde 60’ından fazlasını oluşturuyor,” dedi.

İhracatın ithalatı karşılama argümanına karşın, Rusya Federasyonu’nun var olduğu sürece kronik dış ticaret fazlası verdiğine dikkat çeken Katasonov, şu verileri paylaştı:

“Sadece son üç yılda (2022-2024) Rusya’nın toplam dış ticaret fazlası 628,1 milyar dolar gibi astronomik bir seviyeye ulaştı. Bu rakam 2022’de 337,2 milyar dolar, 2023’te 140 milyar dolar ve 2024’te 150,9 milyar dolardı.”

Katasonov, bu fazlanın rubleye çevrildiğinde Rusya’nın yaklaşık bir buçuk yıllık bütçesine denk geldiğini vurguladı.

Rusya Merkez Bankası’nın resmi verilerine göre, yurt dışında yaklaşık 1 trilyon dolarlık Rus varlığı bulunduğunu (uluslararası döviz rezervleri hariç) aktaran Katasonov, “Bu ticaret fazlasının ve yurt dışı varlıkların büyük kısmı Rusya için değil, başka ülkeler için çalışıyor. Bunların başında da hasmımız olan ülkeler geliyor. Bu durumda Rusya’nın egemenliğinden bahsetmek zor,” değerlendirmesinde bulundu.

Katasonov, Batı ile “ilan edilmemiş savaş” sürerken bile Rusya sermayesinin yurt dışındaki offshore merkezlerden dönmeye isteksiz olduğunu belirtti.

Sermayenin kozmopolit doğasına dikkat çeken Katasonov, Karl Liebknecht, Karl Marx ve Vladimir Lenin’in “sermayenin vatanı olmadığına” dair sözlerini hatırlattı.

Katasonov, “Bir yanda iktidar Rusya’nın egemenliğini güçlendirmekten bahsederken, diğer yanda doğası gereği kozmopolit olan sermayeyi destekliyor. Bu felsefi dille tam bir antinomi (çelişki),” ifadelerini kullandı.

Bu çelişkinin sürdüğünü gösteren bir gelişme olarak Katasonov, Maliye Bakanı Anton Siluanov’un 18 Mart’ta Rosimuşestvo’nun (Federal Mülk İdaresi Teşkilatı) genişletilmiş kurul toplantısındaki açıklamalarına işaret etti.

Siluanov’un, “Büyük özelleştirme için bir teklifimiz olacak. Bize göre, şimdi bu konuyu tekrar gündeme getirmenin tam zamanı,” sözlerini aktaran Katasonov, Siluanov’un kendisini ikinci Anatoliy Çubays (Boris Yeltsin döneminde özelleştirme süreçlerinin ardındaki kötü şöhretli isim) gibi hissettiğini öne sürdü.

Katasonov, Çubays’ın yürüttüğü ilk “büyük özelleştirme” sonrası geriye sadece “artıkların” kaldığını belirtti.

‘Kapitalistlerimiz Rusya’da bu yenmemiş artıkları kapmak istiyorlar’

Katasonov, “Sürekli aç olan kapitalistlerimiz (tırnak içinde ‘bizim’ diyorum zira Rusya ile tek bağları burada kapitalist olmalarıdır), özlerinde kozmopolit olsalar ve çeşitli offshore merkezlerinde kayıtlı bulunsalar da Rusya’yı unutmuyorlar. Rusya’da bu yenmemiş artıkları kapmak istiyorlar. Bu artıkların stratejik öneme sahip olması umurlarında değil. Egemenlik, ulusal güvenlik ve ulusal çıkarlar gibi kavramlar onlara yabancı,” ifadesini kullandı.

Siluanov’un sürekli aynı argümanı kullandığını belirten Katasonov, bakanın kamu mülklerinin satışından hazineye gelir sağlanacağı vaadini eleştirdi.

Siluanov’un, “2025 yılında bu tür mülklerin satışından en az 100 milyar ruble gelir elde edilmesi öngörülüyor,” dediğini hatırlatan Katasonov, “Bu, mevcut kurla 1 milyar doların biraz üzerinde. Oysa sadece geçen yıl Rusya’nın ticaret fazlası 150 milyar doları aştı,” karşılaştırmasını yaptı.

Katasonov, bu ticaret fazlasının arkasında Rus hazinesine milyarlarca dolar vergi ödemekten kaçan “kaçak sermaye” olduğunu ancak Siluanov’un bu durumu görmezden geldiğini ifade etti.

Katasonov, ekonomide devletin “çok fazla eli olduğu” argümanına da Rosstat verileriyle yanıt verdi.

Devlet (federal hükümet, oblastlar, belediyeler) mülkiyetindeki işletme ve kuruluş sayısının 2000 yılında 151 bin (toplamın yüzde 4,5’i) iken, 2023’te 83 bine (toplamın yüzde 2,5’i) düştüğünü kaydetti.

Katasonov, “Yani 2000-2023 arasında devlet işletmelerinin sayısı yüzde 45 azaldı,” dedi.

Benzer şekilde, ülke ekonomisindeki menkul kıymetlerde devlet payının 2000’de yüzde 25 iken 2023’te yüzde 15’e; sabit sermaye yatırımlarındaki devlet payının ise 2000’de yüzde 23,9 iken 2023’te yüzde 17,5’e gerilediğini aktardı.

Madencilik sektörünün yirmi yıldan kısa sürede tamamen özel sermayenin eline nasıl geçtiğini fark etmedik bile’

Katasonov, özellikle reel sektördeki duruma dikkat çekti. Madencilik sektöründe federal hükümetin sahip olduğu ana sermaye payının 2005’te yüzde 51,9 iken 2023’te sadece yüzde 0,3’e düştüğünü vurgulayan

Katasonov, “Madencilik sektörünün yirmi yıldan kısa sürede tamamen özel sermayenin eline nasıl geçtiğini fark etmedik bile,” dedi.

Katasonov, Anayasa’nın 9. maddesinde tabii kaynakların devlet mülkiyetinde de olabileceğinin belirtilmesine rağmen, fiiliyatta kaynakların devlete değil, onları çıkaran özel şirketlere ait olduğunu ve bu şirketlerin kaynakları yurt dışına taşıdığını dile getirdi.

İmalat sanayinde ise federal hükümetin ana sermaye payının 2005’te yüzde 11 iken 2023’te yüzde 9,1’e düştüğünü belirten Katasonov, “İktidar sürekli ekonominin yapısal dönüşümünden, ham madde bağımlılığından kurtulmaktan bahsederken, imalat sanayinde devletin bu kadar küçük ve küçülen payıyla bu nasıl başarılabilir? Özel sermaye için her açıdan ham madde odaklılık daha kârlı,” dedi.

Siluanov’un “büyük özelleştirme” duyurusuna geri dönen Katasonov, Çubays dönemindeki ilk özelleştirmenin halkın soygunu olduğunu tekrarladı.

‘Birkaç küçük özelleştirmeden sonra soyacak bir şey kalmayacak’

Katasonov, “Bu ve bunun gibi birkaç küçük özelleştirmeden sonra devlet mülkiyeti tamamen sıfırlanacak. Soyacak bir şey kalmayacak,” uyarısında bulundu.

Bunun yanı sıra devletleştirme kavramına değinen Katasonov, yıllardır hiçbir yetkilinin devletleştirme veya el konulan mülklerin devlete iadesi (deprivatizasyon) gerekliliğinden bahsetmediğini belirtti.

Tek istisnanın Soruşturma Komitesi Başkanı Aleksandr Bastrıkin olduğunu hatırlatan Katasonov, Bastrıkin’in Mayıs 2023’te St. Petersburg Uluslararası Hukuk Forumu’nda ekonominin temel sektörlerinin devletleştirilmesini önerdiğini ancak bu önerinin sessizlikle karşılandığını anımsattı.

Ülkede 2001 tarihli özelleştirme yasası olmasına rağmen hâlâ bir devletleştirme yasası bulunmadığına dikkat çeken Katasonov, “Eğer Batı ile mücadelede ayakta kalmak ve kazanmak istiyorsak, devlet mülkiyetinin kalıntılarının özelleştirilmesine değil, tam tersine devletleştirmeye ihtiyacımız var. 1990’larda ‘büyük özelleştirme’ yapıldıysa, şimdi bize hayati derecede gerekli olan ‘büyük devletleştirme’dir. Hem de mümkün olan en kısa sürede,” diyerek sözlerini tamamladı.

Okumaya Devam Et

RUSYA

Anket: Rusya’da Sovyet geçmişine özlem azalıyor

Yayınlanma

Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi’nin (VTsIOM) anketine göre, Rusların çoğu perestroykayı gerekli bir adım olarak görse de uygulanışını eleştiriyor. Zamanla reformların kişisel etkilerine dair olumsuz algı azalırken, Sovyet dönemine duyulan nostalji de zayıflıyor. Genç nesillerin perestroykaya daha olumlu yaklaştığı gözlemleniyor.

Rusya Kamuoyu Araştırma Merkezi (VTsIOM), Sovyetler Birliği dönemindeki perestroyka (yeniden yapılanma) sürecinin sonuçlarına ilişkin yaptığı son izleme anketinin bulgularını kamuoyuyla paylaştı.

Anket, perestroykanın yaklaşık 40. yılına yaklaşırken Rusya toplumunda reformlara yönelik algının zamanla değiştiğini, Sovyet dönemine duyulan nostaljinin azaldığını ve reformların kişisel etkilerine dair olumsuz düşüncelerin zayıfladığını gösteriyor.

VTsIOM’un araştırmasına göre, Rusya toplumu 1980’lerin ortalarında Sovyetler Birliği’nin karşılaştığı kriz nedeniyle kapsamlı sosyal, iktisadi ve siyasi reformların “kaçınılmaz” olduğu konusunda büyük ölçüde hemfikir.

Otuz yıllık gözlem süresi boyunca Rusların yüzde 60 ila 70’i perestroykanın gerekliliği konusunda fikir birliğine varmış durumda.

Fakat asıl tartışma konusu, reformların stratejisi ve hem makro (ülke geneli) hem de mikro (bireysel) düzeydeki sonuçları üzerine yoğunlaşıyor.

Ankete katılanların yaklaşık yarısı, değişim ihtiyacını kabul etmekle birlikte reformların uygulanma biçimini eleştiren “hayal kırıklığına uğramışlar” grubunu oluşturuyor.

Bu grubun hayal kırıklığı oranının en yüksek olduğu dönem 2015 yılı olarak kaydedildi.

Perestroykaya şiddetle karşı çıkanların oranı bu grubun yaklaşık yarısı kadarken, reformları “gerekli ve doğru bir adım” olarak görenlerin oranı ise tüm izleme süresi boyunca yüzde 12 ila 16 bandında istikrarlı ancak azınlıkta kalan bir grup olarak dikkat çekiyor.

Reformların kaçınılmazlığı kabul edilse de, perestroyka dönemi hâlâ ülkeye iyiden çok kötü getiren bir süreç olarak algılanıyor (yüzde 61’e karşı yüzde 23).

VTsIOM, bu olumsuz değerlendirmelerin sürekliliğinin, kapsamlı dönüşümlerin sosyo-ekonomik ve siyasi sonuçlarıyla ilgili kolektif hafızadaki derin hayal kırıklıklarına işaret ettiğini belirtiyor.

Buna karşın, reformların kişisel hayata etkisine dair değerlendirmeler yıllar içinde olumlu yönde değişiyor.

Araştırma sonuçları, Sovyet sonrası erken dönemde (1999-2000 yılları) Rusların büyük çoğunluğunun (yüzde 83-88) ülkede yapılan demokratik ve piyasa reformları sonucunda kendilerini “kaybeden” olarak gördüğünü, “kazananların” oranının ise sadece yüzde 12 ila 17 olduğunu gösteriyor.

Fakat 1980’lerin ikinci yarısındaki olaylardan uzaklaştıkça perestroykanın sonuçlarına ilişkin algı iyileşiyor.

2010 yılında neredeyse her dört kişiden biri kendini “kazanan” olarak görürken, günümüzde bu oran neredeyse her üç kişiden bire yükselmiş durumda.

Reformlardan “kazançlı çıkanların” sayısındaki artışla paralel olarak, ülke için perestroyka öncesi statükonun (Brejnev dönemi) korunmasının daha iyi olacağı yönündeki görüş de zayıflıyor.

Bu eğilim ilk olarak 2007’de gözlemlenmiş olsa da, o dönemde yanıtlarda daha fazla belirsizlik mevcuttu.

VTsIOM’a göre, bugün daha bilinçli ve net bir duruş söz konusu: Otuz yıllık izleme tarihinde ilk kez, radikal reformlardan vazgeçip geç Sovyet dönemini “muhafaza etmenin” ülke için daha tercih edilir olacağını düşünenlerin oranı (yüzde 37), karşıt görüştekilerin oranının (yüzde 48) belirgin şekilde gerisinde kaldı.

Perestroykaya dair algı, büyük ölçüde o yılları yaşama deneyimiyle şekilleniyor.

Bu deneyime sahip olmayan genç nesillerin, kapsamlı dönüşümleri daha “ılımlı” değerlendirme ihtimali daha yüksek.

Nitekim, söz konusu dönem hakkında daha dolaylı bilgiye sahip olan Z kuşağı ve genç Y kuşağı (milenyum kuşağı) temsilcileri, diğer yaş gruplarına göre perestroykada ülke için daha fazla olumlu taraf görme ve bunu hatalı bir girişim olarak görmeme eğiliminde.

“Perestroyka çocukları” olarak adlandırılan reform dönemi kuşağı ise, reformların zararına ve yetersiz uygulandığına işaret ederek büyük ölçüde yaşlı nesillerle benzer görüşler paylaşıyor.

Ankete göre, Sovyetler Birliği’nin piyasa ve demokrasi yoluna girmesini kabullenmeye en az hazır olan kuşak ise “thaw kuşağı” (buzların çözülmesi dönemi kuşağı) olarak öne çıkıyor.

Okumaya Devam Et

RUSYA

Rusya’nın en büyük tarım holdingi Rusagro’nun sahibi gözaltına alındı

Yayınlanma

Rusya’nın en büyük tarım holdinglerinden Rusagro’nun kurucusu ve eski senatör Vadim Moşkoviç, Moskova’da büyük çaplı dolandırıcılık şüphesiyle gözaltına alındı. Şirketin CEO’su Timur Lipatov’un da gözaltına alındığı ve Moşkoviç ile eski CEO Maksim Basov’un 1 milyar rubleyi aşan zimmete para geçirme ile suçlandığı belirtiliyor. Şirketin Moskova ve Belgorod’daki ofislerinde aramalar yapıldı.

Rusya’nın en büyük tarım holdinglerinden Rusagro’nun kurucusu ve eski senatör Vadim Moşkoviç Moskova’da gözaltına alındı.

Baza ve Shot Telegram kanallarının aktardığına göre, şirketin Moskova ve Belgorod’daki ofislerinde aramalar yapılıyor ve 57 yaşındaki Moşkoviç’in sorgulanması planlanıyor.

Shot kanalı, iş insanının büyük çaplı dolandırıcılıkla (Ceza Kanunu Madde 159, Kısım 4) suçlandığını ve 10 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıya olduğunu iddia etti.

Haberde, milyarder Moşkoviç’in gözaltına alınma nedenlerinden birinin, büyük bir yağ holdingi olan Solneçniye Produktı’nın 1 milyar rubleyi aşan değerdeki varlıklarına el koyduğu şüphesi olduğu belirtildi.

Rusagro Genel Müdürü Timur Lipatov’un da Vadim Moşkoviç ile birlikte gözaltına alındığı kaydedildi.

Duruma aşina bir kaynak Interfaks haber ajansına yaptığı açıklamada, Moşkoviç ve Rusagro’nun eski Genel Müdürü Maksim Basov’un büyük çaplı zimmete para geçirme suçlamasıyla resmen itham edildiğini belirtti.

Kaynak, zimmete geçirme suçlamasında bahsedilen miktarın yaklaşık 1 milyar ruble olduğunu ve davaya yeni isimlerin de dahil olabileceğini ekledi.

Moşkoviç, kariyerine 1990’lı yıllarda şeker ithalatıyla başladı. 2004 yılında kurduğu Rusagro şirketi, şeker, yağ ve et üretiminde Rusya’nın liderleri arasında yer alıyor.

Moşkoviç’in şirketi, sahip olduğu 700 bin hektar araziyle ülkenin en büyük beş toprak sahibinden biri konumunda.

INFOLine‘ın araştırmasına göre, Rusagro 2023 yılında yüzde 15’lik artışla 277,3 milyar ruble (KDV hariç) ciro elde ederek Rusya’nın en büyük tarım holdingi oldu.

Geçmişte Belgorod oblastını temsilen senatörlük yapan Moşkoviç’in servetinin 2,3 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Moşkoviç, Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık’ın yaptırım listelerinde yer alıyor.

Rusagro sahibinin, bu yaptırımlara ve Kıbrıs vatandaşlığının iptaline karşı yaptığı itirazlar sonuçsuz kalmıştı.

İzvestiya gazetesinin haberine göre, geçen yıl Devlet Duması’nda Moşkoviç hakkında şikâyetler dile getirilmiş ve Adalet Bakanlığı’ndan iş insanının yabancı ajanlar listesine dahil edilmesi talep edilmişti.

Başvuruyu milletvekilleri Anatoliy Greşnevikov, Mihail Delyagin, Yelena Drapeko ve Oleg Nilov’un yaptığı belirtildi.

Delyagin, Moşkoviç’in Rusya karşıtı olarak yorumlanabilecek çok sayıda açıklaması olduğunu savunarak, “‘Ancak onun durumu iyi, her şey harika, anladığım kadarıyla büyük işleri offshore’a taşınmış’,” ifadelerini kullanmıştı.

Delyagin ayrıca, offshore şirketleri olan ve Rusya’daki işlerini bu yolla yöneten zenginlerin Batılı istihbarat kurumlarına bağımlı hale geldiğini öne sürmüştü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English