Bizi Takip Edin

Amerika

Demokrat Senatör Schiff, her iki partiyi de Kongre’nin savaş yetkisini devretmekle suçladı

Yayınlanma

ABD’li Demokrat Senatör Adam Schiff, Kongre’nin savaş ilan etme yetkisini koruma konusunda her iki partinin de son yirmi yılda başarısız olduğunu belirtti. Schiff ayrıca, eski FBI Direktörü James Comey’e yönelik hazırlanan yeni iddianamenin hukuki dayanaklardan yoksun ve siyasi güdümlü olduğunu savundu.

ABD’de Demokrat Partili California Senatörü Adam Schiff, Pazar günü yaptığı açıklamada, son yirmi yıldır Kongre’nin savaş ilan etme yetkisini savunma konusunda her iki siyasi partinin de kusurlu olduğunu ifade etti.

NBC kanalında yayınlanan “Meet the Press” programında Kristen Welker’ın sorularını yanıtlayan Schiff, “Kongre’nin savaş yetkisini savunma noktasında her iki parti de üzerine düşen görevi yerine getiremedi” değerlendirmesinde bulundu.

California Senatörü, bu duruma spesifik bir örnek olarak eski Başkan Barack Obama’nın 2011 yılında Libya’ya yönelik askeri harekatı onaylamasını gösterdi.

O dönem Temsilciler Meclisi üyesi olan Schiff, Obama’ya bu tür bir adım için Kongre’den yetki alması çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Ancak Schiff, Obama’nın NATO müttefikleriyle birlikte yürüttüğü müdahaleyi Kongre onayı olmaksızın gerçekleştirdiğini kaydetti.

Schiff, “Bunun o zaman bir hata olduğunu düşünmüştüm; şimdi bunun daha da büyük bir hata olduğunu düşünüyorum” dedi.

Obama, iki dönemlik görev süresi boyunca Pakistan, Yemen ve Somali’de de Kongre onayı almadan askeri saldırılar düzenlemişti.

Obama yönetimi, bu saldırıların ilgili ülkelerdeki teröristleri hedef aldığını sıklıkla dile getirmişti. Kongre, 11 Eylül 2001 terör saldırılarına yanıt olarak Terörle Mücadele Yasası kapsamında genel bir yetki tanımlamıştı.

Başkan Donald Trump ve eski Başkan Joe Biden da görev süreleri içinde Kongre onayı olmaksızın askeri operasyonlara onay verdi.

ABD Anayasası’nın 1. Maddesi savaş ilan etme yetkisini Kongre’ye verirken, 2. Madde uyarınca Başkan, ülkenin güvenlik ve savunmasını korumak için gerekli gördüğü hallerde ABD kuvvetlerini yurt dışında görevlendirebiliyor.

Schiff’in bu açıklamaları, Trump’ın Kongre’ye resmen bildirimde bulunarak, İran ile devam eden ateşkesin, Savaş Yetkileri Yasası tarafından öngörülen 60 günlük süreyi uzattığını bildirmesinden iki gün sonra geldi.

ABD ve İsrail, 28 Şubat tarihinde İran’a yönelik savaş başlatmıştı. Başkan Trump, 7 Nisan’da iki haftalık bir ateşkes emri vermiş ve bu süreyi o tarihten bu yana uzatmıştı.

Vekaleten Adalet Bakanlığı görevini yürüten Todd Blanche, aynı programda Welker’a verdiği demeçte, yönetimin Savaş Yetkileri Yasası konusunda “kesinlikle” hukuka uygun hareket ettiğini söyledi.

Ancak Schiff, ABD Donanması’nın Hürmüz Boğazı’na giren gemileri engellemeye devam ettiğine dikkat çekerek bu görüşe karşı çıktı.

Schiff, “Savaş Yetkileri Yasası’nda ABD Donanması için herhangi bir istisna bulunmuyor. Bu nedenle Sayın Blanche’ın söyledikleri tamamen yanlıştır” ifadesini kullandı.

Schiff ayrıca, Adalet Bakanlığı’nın eski FBI Direktörü James Comey hakkında yeni bir büyük jüri iddianamesi hazırlamasının ardında, Todd Blanche’ın görevinde kalıcı olma isteğinin yattığını savundu.

Kuzey Carolina Doğu Bölgesi’ndeki bir büyük jüri tarafından Salı günü kabul edilen iddianamenin, Comey’nin Başkan Trump’ın “siyasi rakibi” olması nedeniyle getirildiğini belirtti.

Senato Yargı Komisyonu üyesi olan Schiff, Trump’ın Comey’nin kovuşturulması için çağrıda bulunduğunu ve eski Adalet Bakanı Pam Bondi’nin “başkanın düşmanlarından” birine karşı dava açmayı başaramadığını belirterek bu sürecin siyasi olduğunu öne sürdü.

Bondi’nin 2 Nisan’da görevden alınmasından bu yana Adalet Bakanlığı’nı yöneten Blanche, Trump tarafından henüz asil olarak bu göreve aday gösterilmedi.

Blanche, programın erken saatlerinde Trump’ın kendisinden her ne isterse yapabileceğini ve görevini yerine getirmekten mutlu olacağını söylemişti.

Comey aleyhindeki üç sayfalık iddianamede, eski FBI Direktörü’nün geçen Mayıs ayında Instagram hesabından “86” ve “47” rakamları şeklinde dizilmiş deniz kabuklarının fotoğrafını paylaşarak Trump’ın hayatına kastetmek ve bedensel zarar vermekle tehdit ettiği öne sürüldü.

Restoran argosunda “86” terimi bir şeyi iptal etmek veya atmak anlamına geliyor. Ancak 47. Başkan olan Trump, bu paylaşımın kendisine yönelik bir tehdit amacı taşıdığını ifade etti.

Blanche, iddianamenin yalnızca bu paylaşıma dayanmadığını belirtti. Comey ise daha önce paylaşımı silmiş ve şiddeti teşvik etme amacı taşıdığını reddetmişti.

1987 ile 1993 yılları arasında California Merkez Bölgesi’nde ABD Savcı Yardımcısı olarak görev yapan Schiff, meslek hayatı boyunca bu kadar “zayıf bir dava” görmediğini söyledi.

Schiff, “Gelecekte Adalet Bakanlığı’nda birisi bu kadar zayıf bir dava açmayı teklif ederse, bunun yeni bir adı olacak; bunlara ‘deniz kabuğu davaları’ denilecek” diyerek duruma tepki gösterdi.

Schiff, davanın jüri önüne dahi çıkmadan düşürülmesinin muhtemel olduğunu, jüriye gitse bile kesinlikle reddedileceğini öngördüğünü sözlerine ekledi.

Amerika

Trump ve Rubio, Kimberly Guilfoyle’u kovmayı değerlendiriyor

Yayınlanma

ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Kimberly Guilfoyle’un, görevi kötüye kullandığına dair haberler üzerine yakında görevden alınabileceği belirtiliyor.

Associated Press’i (AP) pazar günü üst düzey bir ABD’li yetkiliye atıfta bulunarak bildirdiği habere göre, Başkan Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Guilfoyle’un iddia edilen davranışları karşısında “son derece öfkeli” ve görevden alınmasını değerlendiriyor.

Yetkili, AP’ye, hangi önlemin alınacağına dair kararın muhtemelen pazartesi günkü Kolomb Günü tatilinden sonra bu hafta içinde verileceğini söyledi.

Görevden alınma kararı henüz teyit edilmedi.

Donald Trump Jr.’ın eski nişanlısı Guilfoyle, Wall Street Journal’ın (WSJ), Senato onay oturumundan kısa bir süre önce Trump’ın bağışçısı Eric Deters’tan 100.000 dolarlık American Express faturasını ödemesini istediğini bildirmesinin ardından bu hafta mercek altına alındı.

WSJ’nin incelediği mesajlara göre, Guilfoyle, Deters’a parayı doğrudan American Express’e havale etmesini tavsiye ederek bu işlemin yazılı bir iz bırakmayacağını belirtmiş ve ona Trump yönetiminin üst düzey yetkilileriyle temas kurmasında yardım etmeyi teklif etmişti.

Deters bu ödemeyi hiçbir zaman yapmadığını söyledi; Guilfoyle’un avukatı Jesse Binnall ise mesajların gerçekliğini reddetti.

Bu iddialar, Guilfoyle’un Yunanistan’daki davranışlarına ilişkin WSJ’nin daha önceki bir araştırmasının ardından ortaya çıktı.

ABD elçisi Kimberly Guilfoyle, Yunanistan’da ortalığı karıştırdı

Söz konusu araştırmada, Guilfoyle’un Yunan inşaat ve enerji şirketi Aktor Group’un çıkarlarını desteklediği ve şirketin kayıtlı lobicisi Christos Marafatsos’un üst düzey yetkililerle yaptığı özel diplomatik toplantılara kendisine eşlik etmesine izin verdiği iddia ediliyordu.

WSJ ayrıca, Guilfoyle’un Yunan yetkililerle yaptığı bir akşam yemeğinde, Romanya’daki siyasi gelişmeleri örnek göstererek ABD’nin Yunanistan hükümetini zayıflatacağını ima ettiğini bildirdi.

Yunanistan Dışişleri Bakanı, ülkenin Enerji Bakanı’nın herhangi bir tehditte bulunulduğunu yalanlaması nedeniyle Guilfoyle’u açıklama için çağırmaya gerek olmadığını belirtti.

Daily Mail’in haberine göre, bununla ayrı olarak, Dışişleri Bakanlığı’nın Genel Müfettişlik Ofisi, Guilfoyle’un büyükelçilik çalışanlarına yönelik muamelesi, özel seyahatleri, hediye kabulü ve ticari çıkarlarla olan ilişkileriyle ilgili iddialara ilişkin bir soruşturma başlattı.

Kaynaklar, Guilfoyle’un çalışanları işten atmakla tehdit ettiği iddia edilen düşmanca bir çalışma ortamından bahsetti.

Ayrıca, Guilfoyle’un önemsiz olaylar nedeniyle güvenlik ekibindeki bazı üyelerin rütbesini düşürdüğünü iddia ediyorlar.

Bunlardan biri, Guilfoyle’un Mikonos’ta tatil yaparken sabah saat 4’te gelen buz talebine cevap vermediği bildirilen bir görevli.

Genel müfettişlik ofisi, bir soruşturmanın varlığını ne doğruladı ne de yalanladı. Binnall, Daily Mail gazetesine verdiği demeçte, “Büyükelçinin herhangi bir suistimalde bulunduğu yönündeki tüm iddiaların dayanağı yoktur,” dedi.

Bu iddialar, Guilfoyle’un davranışlarının incelenmesini talep eden New Hampshire eyaleti Demokrat Senatörü Jeanne Shaheen ve New York eyaleti Demokrat Temsilcisi Gregory Meeks dahil olmak üzere Kongre’deki Demokratların dikkatini çekti.

Meeks, iddiaların doğrulanması halinde Guilfoyle’un görevden alınmasını istedi.

Başkan Yardımcısı JD Vance cuma günü bu tartışmaya değindi ve uygunsuz davranışların sonuçları olması gerektiğini kabul ederken, aceleci yargılarda bulunulmaması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Lula’nın seçim heyeti Meta şirketini Brezilya seçimlerine müdahaleyle suçladı

Yayınlanma

Brezilya Devlet Başkanı Lula’nın seçim heyeti, 25 Ekim’deki ikinci tur öncesinde paylaşımlarına erişim kısıtlaması getirildiği iddiasıyla Meta’yı seçimlere müdahale etmekle suçladı. Yüksek Seçim Mahkemesi şirkete açıklama yapması için 48 saat mühlet tanırken suçlamaları reddeden Meta, iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın seçim kampanyası heyeti, Facebook, Instagram ve WhatsApp sosyal medya platformlarının çatı kuruluşu Meta şirketini, devlet başkanlığı seçimlerinin 25 Ekim’de yapılacak ikinci turu öncesinde rakibi Senatör Flavio Bolsonaro lehine seçim sürecine müdahale etmekle suçladı.

France 24 televizyonunun aktardığı kampanya heyeti açıklamasına göre suçlamanın gerekçesini, Lula’nın sosyal ağlardaki paylaşımlarına yönelik uygulandığı iddia edilen erişim ve dağıtım kısıtlamaları oluşturuyor.

Lula’nın seçim heyetinin konuya ilişkin açıklamasında, “Bir dizi teknik aksaklık, Meta’nın eylemlerinin Flavio Bolsonaro’nun adaylığı lehine Brezilya’daki seçim sürecine bir müdahale girişimi teşkil ettiğine dair ciddi şüpheler uyandırıyor” ifadesine yer verildi.

Seçim heyeti, Meta’nın son günlerde Instagram üzerinde Devlet Başkanı Lula’nın paylaşımlarının yayılmasını ve öne çıkarılmasını sınırlandırdığını ileri sürdü.

Heyetin iddialarına göre resmi sayfadaki paylaşımlardan birinin görüntülenme istatistikleri geçici süreyle görünmez hale geldi ve bu durum doğrudan içeriklerin ulaştığı kişi sayısını düşürdü.

Açıklamada ayrıca, 4 Ekim’de düzenlenen ilk tur oylamasından önce de Devlet Başkanı Lula ile diğer sol çizgideki siyasetçilerin Instagram arama sonuçlarından kaybolduğu kaydedildi.

Yüksek Seçim Mahkemesi Meta’ya 48 saat süre tanıdı

Brezilya Yüksek Seçim Mahkemesi, 10 Ekim’de aldığı kararla Meta yönetimine konuyu açıklığa kavuşturması için 48 saat süre verdi.

Mahkeme şirketten, Lula’nın seçim heyetine ait paylaşımların dağıtımını kısıtlayıp kısıtlamadığını bildirmesini ve video izlenme verilerindeki olağan dışı dalgalanmaları açıklamasını istedi.

Karar uyarınca şirketin, Devlet Başkanı Lula’nın resmi hesaplarına uygulanan tedbirler hakkındaki ayrıntılı bilgileri yargıya sunması gerekiyor.

Meta şirketinin Brezilya temsilciliği ise suçlamaları geri çevirerek iddiaların asılsız olduğunu ve somut olgularla desteklenmediğini savundu.

Şirket açıklamasında, bahsi geçen teknik aksaklıkların büyük bölümünün yalnızca Brezilya ile ya da tek tek belirli hesaplarla sınırlı kalmadığını bildirdi.

Seçim mevzuatına tam uyum sağladığını vurgulayan teknoloji şirketi, platformlarında bütün aktörlere eşit koşullar sunmayı amaçladığını kaydetti.

Lula ikinci tura hazırlanıyor

Lula, seçimlerin ikinci turuna ilişkin hazırlıklarını değerlendirirken “Play-off karşılaşmalarında iyiyimdir” ifadesini kullandı.

Brezilya’da 2002, 2006 ve 2022 yıllarında olmak üzere üç kez devlet başkanı seçilen Lula, 25 Ekim’deki ikinci turda eski Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu olan Senatör Flavio Bolsonaro ile yarışacak.

Flavio Bolsonaro, 4 Ekim’de düzenlenen ilk tur oylamasını birinci sırada tamamlamıştı.

“Brezilya seçimleri rejim değişikliği operasyonuna dönüştü”

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump’ın bütçeden ödenen televizyon reklamlarına yargı engeli

Yayınlanma

ABD’de federal yargı, kasım ayındaki kritik ara seçimler öncesinde Başkan Donald Trump’ın kendisini öne çıkaran ve kamu bütçesinden karşılanan tartışmalı televizyon reklamlarını 14 gün süreyle durdurdu. İç Güvenlik Bakanlığının 20 milyon dolarlık bütçesiyle hazırlandığı basına yansıyan reklamlar, vergi mükelleflerinin parasının siyasi propagandaya aktarıldığı gerekçesiyle hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekmişti.

ABD’de bir federal yargıç, kritik ara seçimlere haftalar kala siyasetin iki kanadından gelen yoğun tepkilerin ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini öne çıkaran ve kamu kaynaklarıyla finanse edilen kalan tüm televizyon reklamlarını iptal etmesine hükmetti.

ABD basınında yer alan haberlere göre Trump yönetimi, Trump yanlısı reklamların masraflarını karşılamak amacıyla İç Güvenlik Bakanlığı fonlarından 20 milyon dolar kullandı.

ABD Bölge Yargıcı Jennifer Rochon, yönetimin bu tür reklamları hazırlamasını veya yayımlamasını 14 gün süreyle engelleyen geçici bir tedbir kararı verdi.

Yargıç Rochon mahkeme kararında, davalıların itiraz konusu reklamların geliştirilmesini, oluşturulmasını, dağıtılmasını, yerleştirilmesini veya yayımlanmasını onaylayan herhangi bir sözleşmeye girmesini, mevcut sözleşmeleri yenilemesini ya da genişletmesini yasakladı.

Mahkeme kararına göre davacılar, yayımlanan reklamların Kongre tarafından yetki verilen amaçları aştığını, tanıtım ve propaganda kısıtlamalarını ihlal ettiğini ileri sürdü.

Davacılar, kendilerini temsil eden kâr amacı gütmeyen hukuk kuruluşu Democracy Forward aracılığıyla yaptıkları açıklamada, mahkemenin bu tür açıkça hukuka aykırı siyasi propaganda için daha fazla vergi mükellefi parasının harcanmasını önlemek adına hızlı hareket etmesinden memnuniyet duyduklarını kaydetti.

Democracy Forward üzerinden yayımlanan açıklamada ayrıca, bir başkanın kendi gündemini ilerletmek ve seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla hükümet mekanizmasını ve Kongre tarafından başka kullanımlar için tahsis edilmiş kamu fonlarını kullanmasının hiçbir yasal dayanağının ve emsalinin olmadığı belirtildi.

Donald Trump kasım ayındaki oylamada doğrudan oy pusulasında yer almasa da Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’deki kontrolü elinde tutmasına yardımcı olmasını umduğu Cumhuriyetçi adaylar için yoğun kampanya yürütüyor.

Beyaz Saray ise kamu fonlarının kullanımını savunarak söz konusu reklamların kamu spotu niteliği taşıdığını iddia etti.

Eylül ayı sonunda yayımlanan ilk reklamda, arka planda “Love Me” (Beni Sev) şarkısı çalarken Trump’ın “Amerika asla komünist bir ülke olmayacak” dediği görüldü.

Yayımlanan bir diğer reklamda ise ekranda “ABD Hükümeti tarafından ödenmiştir” yazısı yer alırken, koridorda yürüyen Trump’ın siyah-beyaz görüntüleri eşliğinde “son savaş” uyarısı yaptığı aktarıldı.

Yayımlanan reklamlar hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekti.

Demokrat Senatör John Hickenlooper reklamları “yasa dışı” ve “propaganda” olarak nitelendirirken, bazı kıdemli Cumhuriyetçiler de duruma ilişkin çekincelerini dile getirdi.

Trump geçen hafta Truth Social platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, kendisini öne çıkaran reklamların parasını kendisinin ve siyasi seçim kampanyasının karşılayacağını belirtti.

Beyaz Saray yetkilileri ise daha sonra AFP’ye yaptıkları açıklamada, Trump’ın söz konusu paylaşımının kamu bütçesine geri ödeme yapılacağı anlamına gelmediğini kaydetti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English