Amerika
Demokratlar, ABD’yi bir kez daha Avrupa’ya odaklanmaya çağırıyor

ABD’de Demokrat Parti’nin 2024 politika platformu, dış ilişkiler bölümünün başında Avrupa’dan bahsediyor ve ABD’nin Rusya’ya karşı müttefiklerini bir araya getirmedeki başarısını vurguladıktan sonra partinin Hint-Pasifik duruşunu özetliyor.
90 sayfayı aşkın belgenin son bölümü olan “Dünya Çapında Amerikan Liderliğini Güçlendirmek” ilk bölüm başlığı olarak Avrupa’yı içeriyor. Bunu Hint-Pasifik, Çin, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Batı Yarımküre ve Afrika takip ediyor. 2020 platformu bu bölgeleri alfabetik sıraya koymuştu ve bunlar şöyle sıralanmıştı: Afrika, Amerika, Asya-Pasifik, Avrupa ve Orta Doğu.
Chicago Küresel İlişkiler Konseyi CEO’su ve Obama yönetiminde ABD’nin eski NATO Büyükelçisi olan Ivo Daalder, Nikkei Asia’ya verdiği bir röportajda yeni platformun “son Atlantikçi” olarak adlandırdığı Başkan Joe Biden’ın düşüncelerini yansıttığını söyledi.
Harris’in dış politikası “Atlantikçilere” emanet
Daalder, “Dış politika konusundaki tüm açıklamalarını gözden geçirirseniz, ittifaklardan bahsediyor ve bunu öncelikle NATO bağlamında, ikinci olarak da Hint-Pasifik’te yapılan her şey bağlamında ortaya koyuyor,” dedi.
Demokratların yeni başkan adayı Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e ulusal güvenlik konusunda, Obama yönetiminde Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu dışişleri bakan yardımcısı olarak görev yapan bir başka “Atlantikçi” Philip Gordon’un danışmanlık yapacağını belirten Daalder, “Rusya ve Çin’le stratejik rekabet gibi küresel sorunların ele alınmasında Hint-Pasifik ve Atlantik’i bir araya getirmek ve birini diğerine karşı oynamaya çalışmamak için bilinçli bir çaba” olacağını söyledi.
Avrupa’ya yapılan vurgu, Asya’ya olan ilgiyi azaltacağından korkan bazı dış politika ve güvenlik analistleri arasında endişelere yol açıyor.
Cumhuriyetçiler Trump’ın siyasi tutum belgesini yayınladılar
Japonlar, Avrupa’ya dönüşten rahatsız
Örneğin Japonya Kara Öz Savunma Kuvvetleri’nden emekli üç yıldızlı bir general olan Koichi Isobe, Harris’in dış politika önceliklerinin net olmadığını savundu.
Nikkei Asia’ya konuşan Isobe, “Japonya’nın bakış açısından, eski Başkan Donald Trump’ın ulusal güvenlik ve Çin konusunda nerede durduğunu anlıyoruz. Harris için aynı şey geçerli değil,” dedi.
Biden döneminde ikili ittifakın “muazzam bir ilerleme” kaydettiğini belirten Isobe, platformun Harris’in Asya politikasının, “Asya’ya dönüş” fikrini ortaya atan ancak bunu hayata geçiremeyen Obama yönetiminin politikasına benzeyebileceğini düşündürdüğünü söyledi.
Başarısız “Asya Pivot” politikası
Dış politika analistleri Robert Blackwill ve Richard Fontaine, kısa bir süre önce “Kayıp On Yıl: ABD’nin Asya’ya Yönelişi ve Çin Gücünün Yükselişi” başlıklı makalelerinde, birbirini izleyen ABD yönetimlerinin ‘Asya Pivot’ stratejisine sadık kalmamasını, 1965‘te Vietnam’daki tırmanış ve 2003’te Irak’ın işgaliyle birlikte İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yapılan en büyük üç dış politika hatasından biri olarak nitelendirdiler.
Blackwill geçen ay Chicago Küresel İlişkiler Konseyi’nin online etkinliğinde yaptığı konuşmada, ABD’nin son on yılda Orta Doğu ve diğer bölgelerle dikkati dağılırken, Çin’in “Hint-Pasifik bölgesinde ve daha sonra da küresel çapta şaşırtıcı bir güç ve nüfuz artışı” gerçekleştirdiğini söyledi.
Blackwill, ilk kez 2011 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından ana hatları çizilen “Asya’ya yöneliş” stratejisinin “radikal” bir değişim olduğunu söylemiş ve “Amerikan tarihinde ilk kez Avrupa, Amerikan dış politikasının birinci önceliği olmaktan çıktı,” demişti.
Trump’ın dış politika danışmanından tepki
Muhtemel İkinci Trump yönetiminde önemli bir ulusal güvenlik rolünde görev alması beklenen eski Pentagon yetkilisi Elbridge Colby, Avrupa’ya öncelik vermenin Amerika için yanlış bir dış politika olduğunu ve ABD’nin Asya ve Çin’e öncelik vermesi gerektiğini belirten bir tweet attı.
“Bu bela aramaktır,” diye yazan Colby, Başkan Yardımcısı adayı JD Vance’in de ABD’nin Asya ve Çin’e öncelik vereceğini söylediğini aktardı.
Demokratların Çin politikası: “Sert ama akıllı”
2024 platformu geçen pazartesi günü Demokratik Ulusal Konvansiyon’da kabul edildi.
Platform, kasım ayındaki seçimleri kazanması halinde Harris’in başkanlığını şekillendirmeye yardımcı olabilecek iç ve dış politikaların bir derlemesi.
“Başkan Biden’ın ilk döneminde, dünyanın hiçbir bölgesi ittifaklarımızın önemini Avrupa’dan daha iyi göstermemiştir,” diyen dış politika bölümü, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasının ardından NATO’yu “her zamankinden daha güçlü ve birlik içinde” olarak tanımlıyor.
Bölümde ayrıca trans-Atlantik ittifakın Çin’e yanıt vermede de kilit rol oynayacağı belirtiliyor. Biden’ın “Çin ile rekabeti yönetmek için Avrupalı müttefiklerimizle birlikte çalıştığı” belirtiliyor.
Bölümün Çin kısmında bu ülke “Amerika’nın en önemli stratejik rakibi” ve ABD liderliğindeki uluslararası düzeni temelden yeniden şekillendirme niyet ve kapasitesine sahip tek küresel aktör olarak tanımlanıyor.
Yine de Demokrat bir başkanlık yönetiminin bu ülkeyle rekabeti “sorumlu bir şekilde yöneteceği” ve yapay zekanın güvenli kullanımı gibi alanlarda birlikte çalışacağı belirtiliyor. Platformda Çin ile “çatışma arayışında olmadıkları” belirtiliyor.
Biden’ın “ilişkilerde bir istikrar zemini sağlarken” Amerikan çıkarlarını ve değerlerini durmaksızın ilerleten “sert ama akıllı” Çin politikasına dikkat çekiyor.
Tayvan konusunda, dış politika bölümü Biden’ın adadaki temel pozisyonuna sadık kalıyor ve partinin “her iki taraftan da statükoda tek taraflı değişiklik olmamasını sağlayacağını” vurguluyor.
Trump’a İran eleştirileri
Ukrayna konusunda ise platform, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “işgalde yanlış hesap yaptığının” altını çiziyor ve ABD’nin Ukrayna’nın kendini savunabilmesi için yaklaşık 50 ülkeden oluşan bir koalisyonu güvenlik yardımı sağlamak üzere bir araya getirdiğini belirtiyor.
Platform ayrıca İran’a yönelik olarak Trump’ın “azami baskı” yaklaşımından daha incelikli bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bu çerçevede Obama yönetiminin 370 olan yaptırım sayısı Trump başkanlığında 1.500’ün üzerine çıkmıştı.
İran’a karşı koyma ve onu “caydırmanın” yanı sıra ülkenin ve “terörist vekillerin bölgenin güvenliğini tehdit etmesini” engelleme ihtiyacına dikkat çekerken, Trump’ın 2018’de İran nükleer anlaşmasından çekilme hamlesini “pervasız ve dar görüşlü” ve “maliyetli bir hata” olarak eleştiriyor.
Bu da Gordon’un bölgeye ilişkin uzun zamandır savunduğu görüşlerle örtüşüyordu. Gordon 2007 yılında yayınlanan “Haklı Savaşı Kazanmak: Amerika ve Dünya için Güvenliğe Giden Yol” adlı kitabında İran’ı hem kontrol altında tutmanın hem de İran’la angaje olmanın doğru yol olduğunu yazmıştı.
Gordon ABD’yi, İran’ın “meşru çıkarlarına” saygı gösterecek şekilde bu ülke ile “ciddi bir ilişki” kurmaya çağırmıştı.
Amerika
Telegram kısa linklerinin kesilme nedeni ABD yaptırımları

Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa link hizmetinde yaşanan erişim kesintisinin, ABD Hazine Bakanlığına bağlı Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisinin yaptırım kuralları nedeniyle gerçekleştiği açıklandı. Karadağ merkezli “.me” alan adı yöneticisi, Telegram kurucusu Pavel Durov’un çağrısı üzerine yaptığı açıklamada, hizmetin yaptırım uyumu sebebiyle geçici olarak durdurulduğunu ve sorunun giderilerek erişimin yeniden sağlandığını bildirdi.
Telegram’ın “t.me” uzantılı kısa linklerinin tarayıcılarda açılmamasıyla başlayan küresel erişim sorununun arkasından ABD yaptırımları çıktı.
Karadağ’ın ulusal internet alan adı olan “.me” uzantısının yöneticileri, Telegram kurucusu Pavel Durov’a verdikleri yanıtta kesintinin ABD Hazine Bakanlığı taleplerinden kaynaklandığını bildirdi.
Telegram kurucusu Pavel Durov, sosyal medya platformu X üzerinden Karadağ alan adı tescil kuruluşuna seslenerek, “t.me linki çalışmayı durdurdu. Buna bir bakabilir misiniz?” çağrısında bulundu.
Yetkili kurumun X hesabından Durov’a verilen yanıtta, “Sabrınız için teşekkür ederiz. t.me adresinin faaliyeti, OFAC kurallarına uyum çerçevesinde geçici olarak durduruldu ancak servis şu an yeniden erişime açıldı” ifadeleri kullanıldı.
OFAC, ABD Hazine Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren ve ABD’nin ulusal güvenliği ile dış politikasına tehdit oluşturduğu değerlendirilen yabancı ülkeler, rejimler, şirketler ve kişilere yönelik ekonomik yaptırımları yöneten Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi olarak biliniyor.
Erişim kesintisi öncesinde, tarayıcılar üzerinden Telegram kanallarına, paylaşımlara ve kullanıcı profillerine yönlendiren kısa linkler açılmıyordu.
Rus teknoloji portalı Kod Durova, sorunun alan adının DNS sisteminden çıkarılmasına yol açan “serverHold” statüsünden kaynaklandığını duyurdu.
Rus bilişim şirketi Timeweb’in Genel Müdürü Andrey Başirov da t.me alan adının Karadağ’ın ulusal internet bölgesinde yer aldığını, sorunun alan adı sahibi kuruluştan kaynaklanması nedeniyle adresin DNS sisteminin dışına çıkarıldığını teyit etti.
TechCrunch internet sitesinin siber güvenlik uzmanı John Aragon’un değerlendirmelerine dayandırdığı analizine göre, t.me adresinin durdurulması, ABD Hazine Bakanlığının fidye yazılımı saldırılarında kullanıldığı belirtilen bir VPN sağlayıcısını yaptırım listesine aldığı günle eş zamanlı gerçekleşti. ABD’nin yaptırım listesinde (SDN) ilgili servisin Telegram kanalının bağlantı adresi de yer alıyordu.
Alan adı kayıt otoritesinin, listedeki spesifik bağlantıyı engellemek yerine yaptırım kurallarına uyum sağlama gerekçesiyle Telegram’a ait tüm t.me alan adının faaliyetini askıya aldığı değerlendiriliyor.
Amerika
ABD bankacılık sektörü stabil kripto paralara karşı birleşti

ABD bankacılık sektörü, Senatoya gönderdikleri ortak mektupta dijital varlık piyasasını düzenleyen CLARITY Act yasa tasarısının sıkılaştırılmasını isteyerek stabil kripto paralara faiz ve getiri yasağı getirilmesini talep etti. Sektör temsilcileri, mevcut tasarıdaki boşlukların stabil kripto paraların mevduat alternatifi olarak kullanılmasına yol açabileceğini ve bankalardan fon çıkışını tetikleyebileceğini vurguladı.
ABD bankacılık sektörü temsilcileri, kripto para piyasasını düzenlemeyi hedefleyen Dijital Varlık Piyasasında Şeffaflık Yasası (CLARITY Act) tasarısındaki stabil kripto paralara ilişkin getiri hükümlerinin sıkılaştırılması için senatörlere çağrıda bulundu.
Beyaz Saray tarafından bir yılı aşkın süredir desteklenen ve kripto para şirketlerine geniş olanaklar tanıyan yasa tasarısı, geleneksel finans temsilcilerinin güçlü direnciyle karşılaşıyor.
Amerikan Bankacılar Birliği (ABA), Amerika Bağımsız Bölgesel Bankacılar Birliği (ICBA) ve 76 eyalet bankacılık derneği tarafından Senato liderliğine gönderilen ortak mektupta, stabil kripto paralara yönelik ödül ve getiri sağlayan mevcut ifadelerin çok belirsiz olduğu savunuldu.
Bankalar, stabil kripto paraların banka mevduatlarının yerine geçmesini önleyecek değişikliklerin tasarıya eklenmesini talep etti.
Açıklamada, “Tasarıdaki belirsizlik, kongrenin stabil kripto paraların bir değer saklama aracı değil, yalnızca bir ödeme aracı olarak hizmet etmesi gerektiği yönündeki uzun süredir devam eden net duruşuna rağmen, bu varlıkların fiilen mevduat alternatifi olarak kullanılmasına yol açabilir” ifadesine yer verildi.
Mektupta, mevduat çıkışlarının küçük ölçekli bankalarda konut kredileri, küçük işletmelerin ve tarım sektörünün finansmanını destekleyen kaynakları eriteceği, bunun da yerel toplulukların bağımlı olduğu kredi mekanizmalarına ciddi zarar vereceği kaydedildi.
Bankacılar, stabil kripto paralara faiz, getiri veya ödül verilmesinin kesin olarak yasaklanmasını ve bu yasağın başka hizmetler adı altında delinmesini engelleyecek net ifadelerin tasarıya eklenmesini istedi.
Ayrıca, stabil kripto paraların cüzdanlarda veya borsalarda tutulma süresine bağlı olarak ödül verilmesine imkan tanıyan hükümlerin de tasarıdan çıkarılması talep edildi.
Dernekler konuya ilişkin olarak, “Bu hükmün çıkarılması, ödeme amaçlı stabil kripto paraların kullanılmadan uzun süre tutulmasını teşvik etmeme yönündeki ortak hedefimizle örtüşmektedir. Bu bölümün korunması, ödüllerin doğrudan müşterilerin cüzdanlarında veya borsalarda ne kadar stabil kripto para tuttuklarına bağlı olacağı gerekçesiyle, mevduat çıkışını önlemeyi amaçlayan ilk yasağın hedeflerini boşa çıkaracaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Bankacıların mektubu, Temsilciler Meclisinde 17 Temmuz Çarşamba günü yapılması planlanan CLARITY Act oturumundan birkaç gün önce gönderildi.
Mayıs ayında Senato Bankacılık Komisyonu, aylarca süren tartışmaların ve ihraççıların aleyhine olan bazı değişikliklerin ardından belgeyi onaylamıştı ancak bu değişikliklerin geleneksel finans temsilcilerini de memnun etmediği görülüyor.
Yasa tasarısının bu yıl sonuna kadar kabul edilme olasılığına yönelik piyasa beklentileri de zayıflıyor.
Tahmin platformu Polymarket üzerindeki verilerde, tasarının 2026 yılına kadar yasalaşma ihtimali 13 Temmuz Pazartesi günü yüzde 24’e gerileyerek ocak ayından bu yana en düşük seviyeyi gördü. Katılımcılar 14 Salı günü bu beklentiyi yüzde 34’e yükseltti.
Haziran ayı başında ise Coinbase, Ripple, Kraken, Circle, a16z ve Binance US dahil 200’den fazla kripto para şirketi ve kuruluşu ortak bir bildiriyle Senatoyu CLARITY Act yasa tasarısını kabul etmeye çağırmıştı.
Buna karşın haziran ayı sonunda Bölge Savcıları Ulusal Derneği, ABD Savcı Yardımcıları Ulusal Derneği, Uluslararası Polis Şefleri Derneği ve Ulusal Şerifler Derneği yasa tasarısına mevcut haliyle karşı çıktı.
Kurumlar, yasanın açık kaynaklı kripto ürün geliştiricilerini koruyan maddesinin yasadışı faaliyetler üzerindeki denetimi zayıflatabileceğini bildirdi.
Geçen hafta ise Federal Kolluk Kuvvetleri Görevlileri Derneği (FLEOA), merkeziyetsiz finans sistemlerinin hesap verebilirliği konusunda tasarıya daha fazla açıklık getirilmesini talep ederek belgeye destek verdi.
Yaklaşık 34 bin aktif ve emekli federal kolluk görevlisini temsil eden FLEOA, kripto projelerini yönetenlerin “yapay merkeziyetsizlik” arkasına gizlenerek sorumluluktan kaçabileceği uyarısında bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump da 13 Temmuz Pazartesi günü Truth Social platformundan yaptığı açıklamada, Senatoyu, tasarının en önemli destekçilerinden olan ve 11 Temmuz Perşembe günü 71 yaşında hayatını kaybeden Senatör Lindsey Graham’ın anısına CLARITY Act yasa tasarısını kabul etmeye çağırdı.
Amerika
Elon Musk’ın DOGE’u tasarruf yerine maliyet getirdi

ABD’de Donald Trump ve Elon Musk öncülüğünde kurulan Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE), 8 Temmuz itibarıyla resmi olarak faaliyetlerine son verdi. Kamu Çalışanları Ulusal Federasyonu Başkanı Randy Erwin, hiçbir tasarruf sağlamayan yapının arkasında 317 bin işsiz federal çalışan bıraktığını açıkladı.
ABD’de Donald Trump yönetimi döneminde kurulan ve kamuoyunda tartışmalara neden olan Hükümet Verimliliği Departmanı (DOGE), 8 Temmuz itibarıyla resmi olarak kapatıldı.
Kamu Çalışanları Ulusal Federasyonu (NFFE) Başkanı Randy Erwin, sürecin sona ermesini memnuniyetle karşıladıklarını belirterek yapının geride hiçbir tasarruf bırakmadığını ve kamu hizmetlerine büyük zarar verdiğini ifade etti.
Erwin, Donald Trump ve Elon Musk’ın bütçe tasarrufu sağlama iddiasıyla kamu programlarında büyük kesintilere gittiğini ancak günün sonunda hiçbir tasarruf elde edilemediğini kaydetti.
NFFE Başkanı, bu süreçte en zengin kesimlere ise trilyonlarca dolarlık vergi ayrıcalıkları sağlandığını belirtti.
DOGE’nin kapatılmasının ardından nihai bir faaliyet raporu yayımlanmamasının başarısızlığın kabulü anlamına geldiğini vurgulayan Erwin, şu değerlendirmede bulundu:
“Son yüzyılın en büyük yıkıma yol açan hükümet reformu girişimi olan DOGE’nin sona ermesini memnuniyetle karşılıyoruz. DOGE, federal iş gücü üzerinde derin bir iz bıraktı. Kurumların görevlerini yerine getirmesi için gerekli yetenek ve tecrübeye sahip personeli istihdam etmek artık çok daha zor hale geldi. Amerikan halkı bu hataların ve tedbirsizliğin bedelini onlarca yıl boyunca ödemek zorunda kalacak.”
New York Times analizi iddiaları çürüttü
New York Times tarafından 2025 yılının sonlarında yayımlanan ve Trump’ın ikinci döneminin ilk dokuz ayındaki federal tedarik ile sözleşme kayıtlarını inceleyen analiz, DOGE’nin bütçe iddialarını çürüttü.
Analiz, Musk ve Trump’ın iddia ettiği bütçe kesintilerinin herhangi bir tasarruf sağlamadığını, aksine kamuya ek maliyetler getirmiş olabileceğini ortaya koydu.
DOGE bünyesinde görev yapan Musk ve Trump’ın Yönetim ve Bütçe Ofisi (OMB) Direktörü Russell Vought’un gerçekleştirdiği kesintiler sonucunda 317 bin federal çalışanın işine son verildi.
Tarım Bakanlığında benzer kesinti ve yapılandırma girişimlerinin sürdüğü, sendikaların ise bu sürece karşı direnmeye devam ettiği bildirildi.
Musk ve Trump, 2025 yılının başlarında bütçedeki usulsüzlük, israf ve suistimallerle mücadele ederek 2 trilyon dolar tasarruf sağlayacaklarını vadetmişti. Ancak süreç sonunda resmi olarak iddia edilen tasarruf miktarı, öngörülen hedefin yalnızca onda biri oranında, yani 215 milyar dolar seviyesinde kaldı.
Analistler, bu miktarın ne kadarının gerçek israf kalemlerinden kesildiğinin belirsiz olduğunu, kesintilerin büyük çoğunluğunun işten çıkarılan ve kritik kamu hizmetlerini yürüten personelin maaş bütçelerinden kaynaklandığını saptadı.
New York Times ekibi, DOGE’nin 2025 yılının ekim ayından önce federal harcamaları 1 trilyon dolar azaltma hedefine ulaşamadığını, bu süreçte federal harcamaların azalmak yerine artış gösterdiğini yazdı.
Analize göre DOGE tarafından iddia edilen en büyük 40 kesintiden, aralarında en yüksek bütçeli iki kalemin de yer aldığı 28 kesinti kararı tamamen yanlış çıktı.
Uçak bakımı ve bilgi teknolojileri alanlarındaki bu iki sözleşmenin toplam tutarının 7,9 milyar dolar olduğu ve sözleşmelerin yürürlükte kalmaya devam ettiği belirlendi.
Bu iki kalemin, DOGE’nin iddia ettiği diğer 29 bin kesintinin toplamından daha büyük bir bütçeyi kapsadığı kaydedildi.
İşten çıkarılan çalışanlar çadır kent kurdu
İşten çıkarmaların ardından mağdur olan federal çalışanlar, Washington’daki Union Station önünde bir çadır kent kurdu.
Federal Sendikacılar (FUN) Ağı adı verilen oluşum çatısı altında bir araya gelen eski kamu çalışanları, burada barınma, dayanışma ve yeni iş arama süreçleri için destek merkezi oluşturdu.
Oluşumun internet sitesinde yayımlanan açıklamada, “Federal iş gücünü birleştirmek, hayati öneme sahip hizmetleri korumak ve hizmet ettiğimiz halkı savunmak için buradayız” ifadesine yer verildi.
GAO zaten israfla mücadele ediyor
Randy Erwin, federal hükümet bünyesinde israf ve suistimallerle mücadele etmekle görevli resmi ve tarafsız bir kurum olan Hükümet Sorumluluk Ofisinin (GAO) zaten uzun yıllardır faaliyet gösterdiğine dikkati çekti.
Bu nedenle DOGE gibi paralel bir yapıya hiçbir zaman ihtiyaç duyulmadığını vurguladı.
GAO’nun yayımladığı son raporlardan birine göre, 30 Eylül’de sona eren 2025 mali yılında federal bütçede “hatalı ödemeler”, usulsüzlükler ve israf kapsamında 186 milyar dolar boşluk çıktı.
Bu tutarın yüzde 73’ünden fazlası Medicare, Medicaid, SNAP (gıda yardımı), kazanılmış gelir vergisi indirimi ve salgın döneminden kalan küçük işletme destek programı olmak üzere beş temel alanda gerçekleşti.
GAO raporunda, donanmanın gemi inşa süreçlerinin etkinleştirilmesinden sosyal güvenlik sistemindeki mükerrer ödemelerin önlenmesine kadar 132 milyar ile 251 milyar dolar arasında ek tasarruf sağlanabileceği, ancak bunun için Kongre onayı gerektiği belirtildi.
DOGE’nin faaliyet gösterdiği süre boyunca binlerce federal çalışanı işten çıkardığı veya ücretli izne ayırdığı, ancak bu personelin yürüttüğü hizmetlerin kritik öneme sahip olması nedeniyle daha sonra tekrar işe alınmak zorunda kalındığı bildirildi.
Bu durumun, kamu bütçesinde tasarruf yerine büyük bir vergi israfına yol açtığı tespit edildi.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Görüş7 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika7 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya7 gün önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi7 gün önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti









