Amerika
Demokratlar, ABD’yi bir kez daha Avrupa’ya odaklanmaya çağırıyor

ABD’de Demokrat Parti’nin 2024 politika platformu, dış ilişkiler bölümünün başında Avrupa’dan bahsediyor ve ABD’nin Rusya’ya karşı müttefiklerini bir araya getirmedeki başarısını vurguladıktan sonra partinin Hint-Pasifik duruşunu özetliyor.
90 sayfayı aşkın belgenin son bölümü olan “Dünya Çapında Amerikan Liderliğini Güçlendirmek” ilk bölüm başlığı olarak Avrupa’yı içeriyor. Bunu Hint-Pasifik, Çin, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Batı Yarımküre ve Afrika takip ediyor. 2020 platformu bu bölgeleri alfabetik sıraya koymuştu ve bunlar şöyle sıralanmıştı: Afrika, Amerika, Asya-Pasifik, Avrupa ve Orta Doğu.
Chicago Küresel İlişkiler Konseyi CEO’su ve Obama yönetiminde ABD’nin eski NATO Büyükelçisi olan Ivo Daalder, Nikkei Asia’ya verdiği bir röportajda yeni platformun “son Atlantikçi” olarak adlandırdığı Başkan Joe Biden’ın düşüncelerini yansıttığını söyledi.
Harris’in dış politikası “Atlantikçilere” emanet
Daalder, “Dış politika konusundaki tüm açıklamalarını gözden geçirirseniz, ittifaklardan bahsediyor ve bunu öncelikle NATO bağlamında, ikinci olarak da Hint-Pasifik’te yapılan her şey bağlamında ortaya koyuyor,” dedi.
Demokratların yeni başkan adayı Başkan Yardımcısı Kamala Harris’e ulusal güvenlik konusunda, Obama yönetiminde Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu dışişleri bakan yardımcısı olarak görev yapan bir başka “Atlantikçi” Philip Gordon’un danışmanlık yapacağını belirten Daalder, “Rusya ve Çin’le stratejik rekabet gibi küresel sorunların ele alınmasında Hint-Pasifik ve Atlantik’i bir araya getirmek ve birini diğerine karşı oynamaya çalışmamak için bilinçli bir çaba” olacağını söyledi.
Avrupa’ya yapılan vurgu, Asya’ya olan ilgiyi azaltacağından korkan bazı dış politika ve güvenlik analistleri arasında endişelere yol açıyor.
Cumhuriyetçiler Trump’ın siyasi tutum belgesini yayınladılar
Japonlar, Avrupa’ya dönüşten rahatsız
Örneğin Japonya Kara Öz Savunma Kuvvetleri’nden emekli üç yıldızlı bir general olan Koichi Isobe, Harris’in dış politika önceliklerinin net olmadığını savundu.
Nikkei Asia’ya konuşan Isobe, “Japonya’nın bakış açısından, eski Başkan Donald Trump’ın ulusal güvenlik ve Çin konusunda nerede durduğunu anlıyoruz. Harris için aynı şey geçerli değil,” dedi.
Biden döneminde ikili ittifakın “muazzam bir ilerleme” kaydettiğini belirten Isobe, platformun Harris’in Asya politikasının, “Asya’ya dönüş” fikrini ortaya atan ancak bunu hayata geçiremeyen Obama yönetiminin politikasına benzeyebileceğini düşündürdüğünü söyledi.
Başarısız “Asya Pivot” politikası
Dış politika analistleri Robert Blackwill ve Richard Fontaine, kısa bir süre önce “Kayıp On Yıl: ABD’nin Asya’ya Yönelişi ve Çin Gücünün Yükselişi” başlıklı makalelerinde, birbirini izleyen ABD yönetimlerinin ‘Asya Pivot’ stratejisine sadık kalmamasını, 1965‘te Vietnam’daki tırmanış ve 2003’te Irak’ın işgaliyle birlikte İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yapılan en büyük üç dış politika hatasından biri olarak nitelendirdiler.
Blackwill geçen ay Chicago Küresel İlişkiler Konseyi’nin online etkinliğinde yaptığı konuşmada, ABD’nin son on yılda Orta Doğu ve diğer bölgelerle dikkati dağılırken, Çin’in “Hint-Pasifik bölgesinde ve daha sonra da küresel çapta şaşırtıcı bir güç ve nüfuz artışı” gerçekleştirdiğini söyledi.
Blackwill, ilk kez 2011 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından ana hatları çizilen “Asya’ya yöneliş” stratejisinin “radikal” bir değişim olduğunu söylemiş ve “Amerikan tarihinde ilk kez Avrupa, Amerikan dış politikasının birinci önceliği olmaktan çıktı,” demişti.
Trump’ın dış politika danışmanından tepki
Muhtemel İkinci Trump yönetiminde önemli bir ulusal güvenlik rolünde görev alması beklenen eski Pentagon yetkilisi Elbridge Colby, Avrupa’ya öncelik vermenin Amerika için yanlış bir dış politika olduğunu ve ABD’nin Asya ve Çin’e öncelik vermesi gerektiğini belirten bir tweet attı.
“Bu bela aramaktır,” diye yazan Colby, Başkan Yardımcısı adayı JD Vance’in de ABD’nin Asya ve Çin’e öncelik vereceğini söylediğini aktardı.
Demokratların Çin politikası: “Sert ama akıllı”
2024 platformu geçen pazartesi günü Demokratik Ulusal Konvansiyon’da kabul edildi.
Platform, kasım ayındaki seçimleri kazanması halinde Harris’in başkanlığını şekillendirmeye yardımcı olabilecek iç ve dış politikaların bir derlemesi.
“Başkan Biden’ın ilk döneminde, dünyanın hiçbir bölgesi ittifaklarımızın önemini Avrupa’dan daha iyi göstermemiştir,” diyen dış politika bölümü, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılmasının ardından NATO’yu “her zamankinden daha güçlü ve birlik içinde” olarak tanımlıyor.
Bölümde ayrıca trans-Atlantik ittifakın Çin’e yanıt vermede de kilit rol oynayacağı belirtiliyor. Biden’ın “Çin ile rekabeti yönetmek için Avrupalı müttefiklerimizle birlikte çalıştığı” belirtiliyor.
Bölümün Çin kısmında bu ülke “Amerika’nın en önemli stratejik rakibi” ve ABD liderliğindeki uluslararası düzeni temelden yeniden şekillendirme niyet ve kapasitesine sahip tek küresel aktör olarak tanımlanıyor.
Yine de Demokrat bir başkanlık yönetiminin bu ülkeyle rekabeti “sorumlu bir şekilde yöneteceği” ve yapay zekanın güvenli kullanımı gibi alanlarda birlikte çalışacağı belirtiliyor. Platformda Çin ile “çatışma arayışında olmadıkları” belirtiliyor.
Biden’ın “ilişkilerde bir istikrar zemini sağlarken” Amerikan çıkarlarını ve değerlerini durmaksızın ilerleten “sert ama akıllı” Çin politikasına dikkat çekiyor.
Tayvan konusunda, dış politika bölümü Biden’ın adadaki temel pozisyonuna sadık kalıyor ve partinin “her iki taraftan da statükoda tek taraflı değişiklik olmamasını sağlayacağını” vurguluyor.
Trump’a İran eleştirileri
Ukrayna konusunda ise platform, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “işgalde yanlış hesap yaptığının” altını çiziyor ve ABD’nin Ukrayna’nın kendini savunabilmesi için yaklaşık 50 ülkeden oluşan bir koalisyonu güvenlik yardımı sağlamak üzere bir araya getirdiğini belirtiyor.
Platform ayrıca İran’a yönelik olarak Trump’ın “azami baskı” yaklaşımından daha incelikli bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bu çerçevede Obama yönetiminin 370 olan yaptırım sayısı Trump başkanlığında 1.500’ün üzerine çıkmıştı.
İran’a karşı koyma ve onu “caydırmanın” yanı sıra ülkenin ve “terörist vekillerin bölgenin güvenliğini tehdit etmesini” engelleme ihtiyacına dikkat çekerken, Trump’ın 2018’de İran nükleer anlaşmasından çekilme hamlesini “pervasız ve dar görüşlü” ve “maliyetli bir hata” olarak eleştiriyor.
Bu da Gordon’un bölgeye ilişkin uzun zamandır savunduğu görüşlerle örtüşüyordu. Gordon 2007 yılında yayınlanan “Haklı Savaşı Kazanmak: Amerika ve Dünya için Güvenliğe Giden Yol” adlı kitabında İran’ı hem kontrol altında tutmanın hem de İran’la angaje olmanın doğru yol olduğunu yazmıştı.
Gordon ABD’yi, İran’ın “meşru çıkarlarına” saygı gösterecek şekilde bu ülke ile “ciddi bir ilişki” kurmaya çağırmıştı.
Amerika
Beyaz Saray kritik yapay zeka planını tamamladı

Beyaz Saray, gelişmiş yapay zeka modellerinin nasıl inceleneceğine ilişkin denetim çerçevesini tamamladı. Yönetim, ABD’nin önde gelen yapay zeka geliştiricileriyle bu kapsamda Kritik Ulusal Siber Direktörlük Ofisi çatısı altında bir araya geliyor.
Beyaz Saray, gelişmiş yapay zeka modellerinin inceleme süreçlerini belirleyen denetim çerçevesine son şeklini verdi. Sürece ilişkin bilgi veren bir yönetim yetkilisi planın tamamlandığını aktardı.
Beyaz Saray, çalışmanın detaylarını paylaşmadı ve metnin kamuoyuna açıklanıp açıklanmayacağını belirtmedi.
İç görüşmeleri aktarmak amacıyla isimlerinin gizli tutulmasını isteyen konuya vakıf beş kaynak, Politico’ya yaptıkları açıkalamada, yapay zeka şirketlerinin salı günü Ulusal Siber Direktörlük Ofisi (ONCD) ile yapılacak toplantıda taslağı incelemesinin beklendiğini ifade etti.
Söz konusu çerçeve, en gelişmiş modeller kullanıma sunulmadan önce ve sunulduktan sonra federal hükümetin ülkenin önde gelen yapay zeka geliştiricileriyle nasıl çalışacağını belirleyecek.
Düzenleme, Trump yönetiminin teknolojiye genel olarak esnek bir hukuki denetim anlayışıyla yaklaşırken, olası güvenlik ve ulusal güvenlik risklerini ele alma çabası kapsamında geliyor.
Şirketlerle temas sürüyor
İç politika değerlendirmelerini aktarmak için isminin açıklanmasını istemeyen bir Beyaz Saray yetkilisi, “2 Haziran tarihli başkanlık kararnamesinde anahatları çizilen gönüllü çerçeve, belirlenen son tarihe kadar tamamlandı” ifadesini kullandı.
Yetkili ayrıca, “Sektör temsilcileriyle atılacak sonraki adımlara ilişkin görüşmeler devam ediyor” dedi.
Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca çerçevenin sınırları üzerinde Beyaz Saray ile yakın işbirliği içinde çalışan sektöre henüz metin sunulmadı. Çerçevenin kamuoyuna açıklanıp açıklanmayacağı ise belirsizliğini koruyor. Başkanlık kararnamesi bu konuda açık bir zorunluluk getirmiyor.
Ancak düzenlemenin gönüllülük esasına dayanması, metnin geniş çapta yayımlanmaması halinde Beyaz Saray tarafından bilgilendirilmeyen şirketlerin sisteme nasıl dahil olacağı sorusunu gündeme getiriyor.
Kararnameye göre çerçevenin tamamlanması için son tarih, kararnamenin imzalanmasından 60 gün sonra olan 1 Ağustos olarak belirlenmişti.
Kaynaklardan dördü; Anthropic, Google, Meta ve OpenAI şirketlerinin Ulusal Siber Direktörlük Ofisi’ndeki toplantıya katılacak kurumlar arasında yer aldığını söyledi.
Google, OpenAI ve Anthropic Temmuz ayı sonlarında bir taslağı ortaklaşa inceleyerek değişiklik önerilerini sundu.
Amerika
Demokrat eyaletler Trump yönetimini refah verisini göçmenlik için kullanmakla suçluyor

Demokratların yönetimindeki eyaletler, Trump yönetiminin Muhtaç Ailelere Geçici Yardım (TANF) alıcılarının kişisel verilerini göçmenlik makamlarına açacağı gerekçesiyle pazartesi günü dava açtı. Davacılar, federal gizlilik yasalarının ihlal edildiğini ve yoksullukla mücadele programının göçmenlik uygulamalarına alet edildiğini iddia ederken, yönetim veri paylaşımını dolandırıcılıkla mücadele için gerekli görüyor.
ABD’de Demokratların liderliğindeki eyaletler, Trump yönetiminin Muhtaç Ailelere Geçici Yardım (TANF) programı alıcılarının kişisel verilerini yakında göçmenlik makamlarının erişimine açacağı endişesiyle dava açtı.
Bu hamle, yönetimin refah alıcılarına ilişkin veri toplamak amacıyla federal gizlilik yasalarını ihlal ettiğini öne süren en son hukuki girişim oldu.
Trump yönetimi, veri paylaşımını dolandırıcılıkla mücadele için gerekli bir adım olarak savunurken, eyaletler bunun programı hedef alma ve göçmenlik uygulamalarına destek olma çabası olduğunu belirtiyor.
Dava dilekçesinde, “Bu yönetim, davalı eyaletlerin yoksullukla mücadele programlarını (TANF dahil) hedef almak için elindeki her türlü aracı kullandı, federal gizlilik korumalarını aşındırdı ve temelsiz ‘dolandırıcılık’ iddialarını devreye soktu” ifadeleri yer aldı.
Gizlilik ihlali ve yetki aşımı iddiası
1996 yılında federal yoksullukla mücadele programlarının kapsamlı bir reformuyla oluşturulan TANF, çocuklu düşük gelirli ailelere yardımcı olmak üzere eyaletlere her yıl milyarlarca dolar sağlıyor.
Eyaletler bu hibelerin dağıtımında esnekliğe sahip.
Açılan dava, federal hükümetin TANF verilerini nasıl kullanabileceğini genişleten 23 Haziran tarihli yasal bildirime itiraz ediyor. Eyaletler bu bildirimi “aşırı yetki iddiası” ve Sosyal Güvenlik numaraları ile diğer hassas bilgilere göçmenlik makamlarının erişmesine yol açabilecek “ağır bir kişisel gizlilik ihlali” olarak nitelendirdi.
Davacılar, söz konusu düzenlemenin hükümetin kişisel verileri nasıl paylaşabileceğini sınırlayan çok sayıda yasayı ihlal ettiğini savundu.
“Yoksullukla mücadele programını silaha dönüştürüyorlar”
Davaya, Kaliforniya, New York ve Washington D.C. başsavcılarının öncülüğünde yaklaşık yirmi Demokrat kontrolündeki eyalet katıldı.
New York Başsavcısı Letitia James yaptığı yazılı açıklamada, “Bu yönetim, artan yaşam maliyetiyle boğuşan ailelere yardım etmek yerine, yoksullukla mücadele programlarını hizmet etmesi gereken insanlara karşı kullanmaya çalışıyor” dedi.
James şöyle devam etti: “TANF fonları, ailelerin sofralarına yemek koymaları, güvenli barınma bulmaları ve geçimlerini sağlamaları için kritik bir destek sunuyor; ancak bu yönetim TANF’i silah haline getirerek milyonlarca insanın en mahrem kişisel bilgilerini yasa dışı biçimde kullanıyor.”
Demokratların kontrolündeki eyaletler daha önce de yönetimin Medicaid ve Ek Beslenme Yardımı Programı (SNAP) ile ilgili veri paylaşımı çabalarına karşı hukuki mücadele başlatmıştı.
Amerika
Trump’ın fonu tasfiye edildi: Blanche koltuk için geri adım attı

ABD Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche, ABD Senatosu Adalet Komisyonu üyelerinin ültimatomuna uyarak Donald Trump destekçilerine tazminat ödenmesi için kurulan 1,8 milyar dolarlık fonu kapatma kararı aldı. Blanche, komisyondaki iki kilit Cumhuriyetçi senatörün onayını alabilmek için fonun tasfiye edildiğini ve Trump’ın vergi muafiyeti sınırlarının daraltıldığını iki resmi kararnameyle duyurdu.
ABD Adalet Bakanlığı görevine aday gösterilen Todd Blanche, Senato Adalet Komisyonundaki tıkanıklığı aşmak amacıyla senatörlerin ültimatomuna boyun eğdi. Blanche, Donald Trump’ın destekçilerine tazminat ödenmesi için oluşturulan fonu feshettiğini ve Trump ile ailesine sağlanan vergi dokunulmazlığını daralttığını duyuran iki resmi talimat yayımladı.
Senato Adalet Komisyonunda 15-16 Temmuz 2026 tarihlerinde iki gün süren oturumlarla başlayan onay süreci, derin bir siyasi krize dönüştü. Komisyondaki oylama iki kez ertelenirken, ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geçici olarak geri çekip yeniden sunma tehdidinde bulundu. Blanche ise daha önce kaçındığı tavizleri vermek zorunda kaldı.
Todd Blanche, Trump’ın eski Adalet Bakanı Pam Bondi’yi görevden almasının ardından 2 Nisan’da vekaleten bakanlık makamına oturdu. Yaklaşık bir yıl boyunca Bondi’nin yardımcılığını yürüten Blanche, haziran ayında Trump tarafından resmen Adalet Bakanı adayı olarak açıklandı.
Atama sürecindeki en büyük engellerden biri, Mayıs 2026’da kurulan Hukukun Araçsallaştırılması Karşıtı Fon oldu. Fon, Trump, oğulları ve Trump Organization şirketinin vergi beyannamelerinin sızdırılması nedeniyle ABD İç Gelir Servisine (IRS) açtığı davanın mahkeme dışı uzlaşmayla kapatılması kapsamında oluşturulmuştu.
Yaklaşık 1,8 миллиарd dolarlık kaynağa sahip fonun, önceki ABD yönetimi döneminde “hukukun araçsallaştırılması mağduru” olduğu iddia edilen kişilere tazminat ödemesi öngörülüyordu. Blanche, 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılan ve polise saldırmaktan hüküm giyen kişilerin de bu ödemeleri alabileceğini göz ardı etmemişti. Bu durum hem Demokratların hem de bazı Cumhuriyetçilerin sert tepkisine yol açtı.
Blanche, 2 Haziran’da projeden vazgeçtiğini duyursa da bu taahhüdü yazılı hale getirmedi ve sadece fonun kapatılmasını yasalaştırmak için Kongre ile çalışmaya hazır olduğunu belirtti.
İki senatör dengeleri değiştirdi
Komisyondaki oy dengesi nedeniyle Blanche’ın kaderi iki Cumhuriyetçi senatörün eline kaldı. CNN’in aktardığına göre, ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaya kaybeden ve yakında Senatodan ayrılacak olan John Cornyn ile Ocak 2027’de görev süresi dolunca emekliye ayrılacak olan Thom Tillis bu süreçte kilit rol oynadı. İki senatörden birinin bile aleyhte oy kullanması adaylığın düşmesi anlamına geliyordu.
İlk olarak 30 Temmuz’da yapılması planlanan komisyon oylaması öncesinde Cornyn, Adalet Bakanlığına ültimatom verdi. Cornyn, 29 Temmuz’a kadar fonun tamamen kapatılacağına ve Trump’ın vergi denetimlerinden muafiyetinin ilk dava sınırlarını aşmayarak gelecekteki kurum kararlarını kapsamayacağına dair yazılı garanti talep etti.
Adalet Bakanlığı verilen sürede bu garantileri sunmadı. Üstelik 29 Temmuz’da The New York Times, Adalet Bakanlığının kürtaj karşıtı aktivist Paul Vaughn’a 1 milyon dollar ödediğini haberleştirdi. Vaughn, 2024 yılında Tennessee’deki bir kliniğin girişini engellemekten hüküm giymiş, daha sonra Trump tarafından affedilmiş ve Blanche tarafından Biden yönetiminin mağduru olarak nitelendirilmişti. Gazete, bu tür noktasal ödemelerin fon resmi olarak var olmasa bile amacına ulaşabileceğini gösterdiğini yazdı.
Aynı günün akşamında Senato Adalet Komisyonu Başkanı Chuck Grassley, Blanche’ın adaylığına yeterli destek sağlanana kadar oylamanın yeniden ertelendiğini duyurdu.
Trump’ın tepkisi
Erteleme kararı Trump’ı öfkelendirdi. Blanche’ı bir “yıldız” ve “tarihin en büyük adalet bakanlarından biri” olarak niteleyen Trump, Cornyn ve Tillis’in tutumunu “harika bir adayı engelleme çabası” olarak adlandırdı. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Cornyn ve Tillis görevden ayrılana kadar adaylığı geçici olarak geri çekip sonra yeniden sunabileceğini ifade etti.
Ancak USA Today yazarı Chris Brennan’ın değerlendirmesine göre, kasım ayındaki ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin Senatodaki çoğunluğu kaybetme riski nedeniyle bu hamle büyük bir risk taşıyordu. Yine de adaylığın geri çekilmesi Blanche’ın görevden ayrılmasını gerektirmiyordu; Blanche, 1977 tarihli Adalet Bakanlığına Vekalet Yasası uyarınca süresiz olarak vekaleten bakanlık yapabilirdi.
30 Temmuz’da Cornyn, Tillis ve Blanche arasında gerçekleşen yüz yüze görüşmede ilerleme sağlansa da anlaşma çıkmadı. Müzakereler hafta sonu da sürdü. Pazar günü, 2 Ağustos’ta Trump sürpriz bir şekilde fon fikrini savunarak, 6 Ocak olaylarından hüküm giyenlerin “hayatlarının karardığını” söyledi.
Tüm bu gelişmelerin ardından 2 Ağustos gecesi Blanche, X sosyal medya platformunda iki resmi talimat yayımlayarak senatörlerin taleplerini yerine getirdi. İlk talimat fonun kuruluş kararını iptal ederken, ikinci talimat Trump ve ailesinin vergi dokunulmazlığını daralttı. Dokunulmazlık artık yalnızca IRS ile yapılan anlaşma anındaki talepleri kapsıyor ve başkanı gelecekteki vergi denetimlerinden korumuyor.
Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada fonun hiçbir zaman fiilen faaliyete geçmediği vurgulanarak, “Hiçbir komisyon üyesi atanmadı, para transferi yapılmadı, başvuru süreci başlatılmadı ve hiçbir ödeme gerçekleşmedi. Bu talimat, fonun var olmadığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde teyit etmektedir” denildi.
Komisyondaki oylamanın 4 Ağustos’ta yapılması bekleniyor. Adaylığın komisyondan geçmesi halinde nihai onay Senato Genel Kuruluna kalacak.
Blanche hakkındaki diğer eleştiriler
Senatörlerin Blanche ile ilgili tek endişesi tazminat fonu değil. Blanche’ın Trump’a olan yakınlığı bağımsızlık tartışmalarını beraberinde getiriyor. Geleneksel olarak Adalet Bakanlığı makamının Beyaz Saray’dan bağımsız olması beklenirken, Blanche’ın Mart 2026’da Тexas’taki CPAC konferansında Adalet Bakanlığını Trump’ı soruşturma süreçlerine katılan personelden “temizlediğini” söylemesi tepki çekmişti.
Ayrıca yardımcısı Akash Singh’in bölge savcılıklarına “asıl müvekkillerinin ABD Başkanı olduğunu” söylemesi ve Blanche’ın atandıktan sonra Trump’a “Sizi seviyorum efendim” demesi eleştirilere yol açtı.
Temmuz ayındaki oturumlarda Cumhuriyetçi Senatör John Kennedy’nin “Trump ile arkadaş mısınız?” sorusuna Blanche, “Onun avukatıydım” yanıtını verdi. Demokrat Senatör Dick Durbin ise Blanche’ın bakanlıktaki görev süresi boyunca Trump’ın kişisel avukatı gibi davrandığını savunarak, “Bu ülke, herhangi bir başkandan çok Anayasa’yı seven bir Adalet Bakanını hak ediyor” dedi.
Blanche, 2023 baharında Trump’ın kişisel avukatı oldu. Daha önce Paul Manafort ve Boris Epshteyn’in savunmasını üstlenen Blanche, Trump’ın pornografik film oyuncusu Stormy Daniels’a yapılan ödemelerle ilgili davada ana avukat olarak görev yaptı. Mayıs 2024’te jüri Trump’ı 34 ayrı suçlamadan suçlu bulsa da Ocak 2025’te hakim “cezadan muaf tahliye” kararı vererek hapis veya tecil cezası uygulamadı. Blanche’ın yürüttüğü Mar-a-Lago’daki gizli belgeler ve 2020 seçimlerine müdahale davaları ise Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasının ardından düşürüldü.
Demokrat Senatör Cory Booker, Trump’ın göreve dönmesinin ardından Adalet Bakanlığının James Comey, Letitia James, John Brennan, John Bolton, Jerome Powell, Cassidy Hutchinson ile Southern Poverty Law Center ve ActBlue gibi kurum ve kişilere yönelik soruşturmaları yeniden başlatmasını eleştirerek, “Bu durum bağımsızlık tartışmalarına gölge düşürüyor” ifadelerini kullandı.
Blanche ayrıca Jeffrey Epstein davasına ait belgelerin eksik ve gecikmeli olarak kamuoyuna açıklanması ve mağdurların kimliklerinin açık kalması nedeniyle de eleştirildi. Hataların sorumluluğunu üstlenen Blanche, Epstein’in suç ortağı Ghislaine Maxwell’in daha hafif koşullara sahip bir hapishaneye nakledilmesi kararıyla da tepki topladı.
Blanche, 16 Temmuz’da Epstein mağdurlarıyla ilk kez bir araya geldi. Görüşmeye katılan mağdurlardan Annie Farmer, Blanche’ı “kibirli ve geçiştirici” olarak nitelendirirken, Liz Stein görüşmenin hayal kırıklığı yarattığını belirtti. Dani Bensky ise Blanche’ın soruları yanıtlamaktan kaçındığını söyledi. Blanche ise görüşmenin ardından “Onlara istedikleri adaleti veremiyorum ama ceza davaları açarak adaleti sağlamak istiyorum” açıklamasını yaptı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü









