Asya
Denizaltı kablolarını tahrip eden süper akıntılar sanıldığından daha yaygın

Tsinghua Üniversitesi’nin liderliğindeki uluslararası bir ekip, devasa denizaltı akıntılarının daha önce sanıldığından daha yaygın olduğunu ortaya çıkardı.
Çinli bilim insanları bu akıntıların daha önce bu tür akıntıların oluşmasının imkânsız olduğu düşünülen baraj gölleri ve göller gibi sakin ortamlarda da oluştuğunu da tespit etti.
Bilim insanları, “turbidite akıntıları” olarak adlandırılan devasa denizaltı akıntılarının okyanus tabanlarını yeniden şekillendirebileceğini ve dünyanın internet trafiğini taşıyan hayati öneme sahip kablolara zarar verebileceğini on yıllardır biliyorlardı.
Fakat bu akıntıların nasıl oluştuğu ve nasıl davrandığına dair bir anlayış, şimdiye kadar tam olarak anlaşılamamıştı.
Bu bulgular, araştırmacıların bulanıklık akıntılarının oluşumunu anlamak için geliştirdikleri çerçeveyle birlikte, bu güçlü akıntıları daha iyi tahmin etmeye ve yönetmeye yardımcı olarak su altı altyapısını korumaya ve baraj göllerini yönetmeye katkıda bulunabilir.
SCMP’nin aktardığına göre 26 Mayıs’ta Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayınlanan makalede şunlar yazıyor:
“Kendi kendine hızlanan bulanıklık akıntıları, kıtalararası telekomünikasyon kablolarını koparan ve su altı manzaralarını yeniden şekillendiren güçlü, aşındırıcı yerçekimi alt akıntılarıdır. Küçük ölçekli deneylerdeki başarıya rağmen, hızlanan bulanıklık akıntılarına ilişkin saha gözlemleri nadir olmuştur; bu gözlemler çoğunlukla denizaltı ortamlarında gerçekleşen birkaç vakayla sınırlıdır.”
Ekipte, Sarı Nehir Hidrolik Araştırma Enstitüsü, Wyoming Üniversitesi, Illinois Üniversitesi, Texas Tech Üniversitesi, Hokkaido Üniversitesi ve Durham Üniversitesi’nden araştırmacılar yer aldı.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), bulanıklık akıntılarını, depremler dahil jeolojik bozulmaların neden olabileceği, aktıkları yerlere büyük miktarda tortu biriktiren hızlı, yokuş aşağı su akışları olarak tanımlıyor.
Bu akıntılar, mikroplastikler gibi parçacıkların okyanusa taşınması da dahil olmak üzere, uzun mesafeli tortu taşınmasının başlıca mekanizmalarından biri.
Bu parçacıklar, dünyadaki kıtalararası dijital trafiğin yüzde 99’una kadarını taşıyan denizaltı kabloları için bir risk oluşturuyor.
Denizaltı fiber optik kabloların küresel ağında her yıl yüzlerce arıza meydana geliyor. Kazara yaşanan hasarların ardından, bilinen bir risk faktörü olan bulanıklık akıntıları da dahil olmak üzere doğal afetler bu arızalara neden oluyor.
Örneğin 1929’da, Kanada’nın Newfoundland kıyıları açıklarındaki Grand Banks’ta meydana gelen büyük bir deprem, bir sualtı heyelanını ve birkaç yüz kilometre yol alan bir bulanıklık akıntısını tetikleyerek 12 transatlantik iletişim kablosuna zarar vermişti.
Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırmaları Kurumu’na göre, o zamandan bu yana geçen neredeyse bir asırlık araştırma sürecine rağmen, bilim insanları bu akıntıların oluşumunu tam olarak anlamakta hâlâ zorlanıyor.
Bu akıntılar, hem denizaltı altyapısı hem de tortu taşınımı açısından büyük önem taşımasına rağmen, su altında meydana gelmeleri, öngörülemez olmaları ve araştırma ekipmanlarına zarar verebilmeleri nedeniyle doğal ortamlarda incelenmesi zor.
Çin liderliğindeki ekip, Çin’in en uzun ikinci ve en fazla tortu taşıyan su yolu olan Sarı Nehir üzerindeki Xiaolangdi Baraj Gölü’nü, 2018 ile 2020 yılları arasında ve 2023’te gerçekleştirilen dört yıllık saha araştırması için doğal bir laboratuvar olarak kullandı.
Kendi kendine hızlanan bulanıklık akıntılarının –aşağı doğru ilerledikçe tetiklenen veya şiddeti artan akıntılar– büyük miktarlarda sedimanın derin okyanusa taşınmasında kilit bir mekanizma olduğu düşünülüyor.
Illinois Üniversitesi’ne göre, bu fenomen 60 yıldır bilinmesine rağmen, daha önce laboratuvar dışında gözlemlenmemişti.
Çinli araştırmacılar, rezervuarı inceleyerek kendiliğinden hızlanan bulanıklık akıntılarının sık sık meydana geldiğine dair “net kanıtlar” buldu.
Araştırmacılar, aşındırıcı bulanıklık akıntılarının düşük eğimli ortamlarda bile gelişip kendiliğinden hızlanabileceğini göstererek, bu akıntıların hızlanması için dik eğimlerin veya yüksek su hızlarının gerekli olduğu yönündeki önceki inanışları sorguladılar.
Akıntıları tespit ettikten sonra ekip, oluşum koşullarını analiz etti ve bu verileri kullanarak, ortamdan bağımsız olarak bu akıntıların ne zaman başlayıp hızlanabileceğini belirleyen, akış, eğim, hız ve çökelme hızına dayalı evrensel bir eşik değeri oluşturdu.
Araştırmacılar, bu eşiğin bu tür bulanıklık akıntılarının oluşumunu tahmin etmek ve rezervuar yönetimi için mühendislik stratejileri geliştirmek amacıyla kullanılabileceğini belirtti:
“Bu bulgular, bu akıntıları kullanarak rezervuar sedimanlarını aşmak ve aşındırmak, sediman bağlantısını yeniden sağlamak ve şu anda küresel depolama kapasitesini yıllık yaklaşık yüzde 1 oranında azaltan küresel rezervuar sedimantasyon krizini hafifletmek için fiziksel bir temel oluşturmaktadır.”
Asya
Singapur, bürokraside “liyakat” için siyasetçilere milyonlar ödüyor

Financial Times gazetesi, Singapur’un nitelikli kadroları devlette tutmak ve yolsuzluğun önüne geçmek amacıyla siyasetçilere milyon dolarlık maaşlar ödediğini yazdı. Son artışla birlikte Başbakan Lawrence Wong’un yıllık geliri 2,8 milyon dolara çıkarken, kıdemsiz bakanların gelirleri de en çok kazanan bin vatandaşın gelirine endeksleniyor.
Singapur’da siyasetçilerin ve üst düzey bürokratların maaşları, özel sektördeki en başarılı bankacılar ve hukukçularla rekabet edebilmek amacıyla milyon dolarlık seviyelerde belirleniyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, gelirlerin piyasa koşullarına endekslendiği bu formül, liyakatli kadroları devlete çekme ve yolsuzluğu önleme stratejisine dayanıyor.
Ülkede bu hafta Başbakan Lawrence Wong’un maaşına 1 milyon dolarlık artış yapıldı. Yeni düzenlemeyle birlikte Wong’un yıllık geliri 2,8 milyon dolara ulaştı. Bu rakam, ABD Başkanı Donald Trump’ın aldığı yıllık başkanlık maaşının yedi katına denk geliyor.
Formül yolsuzluğu önlemeyi ve liyakati korumayı hedefliyor
Singapur, siyasetçilerine piyasa normlarına göre ödeme yapma modelini 1994 yılında benimsedi.
Dönemin Başbakanı Lee Kuan Yew tarafından hayata geçirilen bu düzenleme, kamu yönetiminin en yetenekli uzmanları bünyesine katarken büyük şirketler ve küresel hukuk bürolarıyla rekabet edebilmesini amaçlıyor.
Yüksek maaş politikası aynı zamanda tecrübeli siyasetçilerin karlı özel sektör teklifleri karşısında görevlerini terk etmelerini önlüyor. İyi gelir elde eden bakanların rüşvete yönelme ihtimalinin düşeceği varsayımıyla sistem, yolsuzluğa karşı kurumsal bir kalkan görevi de görüyor.
Financial Times, bu yaklaşım sayesinde Singapurlu siyasi liderlerin dünyanın en çok kazanan yöneticileri arasına girdiğine dikkat çekiyor.
Ülkedeki barem sistemine göre kıdemsiz bir bakanın geliri, Singapur’un en yüksek kazanca sahip bin vatandaşının medyan gelirine endeksleniyor.
Siyasete adım atmanın getirdiği bir “özveri payı” sayılarak bu tutardan yüzde 40 kesinti yapılıyor. Son endekslemenin ardından kıdemsiz bir bakanın yıllık maaşı yaklaşık 941 bin dolar düzeyine çıktı.
Siyasetçilere yapılan toplam ödemelerin yüzde 65’i sabit maaştan, yüzde 35’i ise gayrisafi yurt içi hasıla büyümesi, istihdam oranları ve devletin reel gelir artışına bağlı performans primlerinden oluşuyor.
Başbakan Wong, kendi maaşına yapılan zammı beş yıl boyunca hayır kurumlarına bağışlayacağını duyururken ülkedeki maaş mimarisini savundu.
Wong, “Hiç kimse siyasete para için girmemelidir. Rekabetçi maaşlar devlete hizmet motivasyonu üretmez. Ancak bu motivasyona zaten sahip olanların öne çıkıp adım atmasını mümkün kılar” dedi.
Küresel yetenekleri çekmek için yeni adımlar atılıyor
Singapur yönetimi, yüksek maaş uygulamasının yanı sıra ülkeye küresel sermaye ve beyin gücü çekme adımlarını sürdürüyor.
Hükümet ağustos ayında, dünyanın önde gelen fon yöneticilerini ülkeye çekmek amacıyla uygulanan üst düzey ONE Pass vize programını genişleteceğini duyurdu. Program, ülkenin kalkınmasına somut katkı sunabilecek uluslararası liderleri ve kıdemli yatırım uzmanlarını hedef alıyor.
2023 yılında yürürlüğe giren ONE Pass, geleneksel çalışma vizelerinden farklı olarak yabancı uzmanlara birden fazla işveren bünyesinde eş zamanlı faaliyet gösterme hakkı tanıyor.
Singapur, haziran ayında dünyanın en rekabetçi ekonomileri sıralamasında ilk kez İsviçre’yi geride bırakarak zirveye yerleşti.
Hong Kong’un ikinci sırada yer aldığı endekste üçüncü sıraya gerileyen İsviçre ise Avrupa’nın en rekabetçi ekonomisi olma unvanını koruyor.
Bu sırada bölgedeki diğer ülkeler farklı gündemlerle öne çıkıyor.
Irak Başbakanı, ülkedeki nakit yetersizliğine esprili bir dille yaklaşarak para yokluğu sayesinde yolsuzluğun da yaşanmayacağını savundu.
Asya
“İran ABD üssünü vurmadan önce Çin’den uydu görüntüsü aldı”

Wall Street Journal gazetesi, İran’ın temmuz ayında Ürdün’deki Amerikan üssüne düzenlediği ve üç askerin öldüğü füze saldırısı öncesinde Çin’den yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri aldığını yazdı. Pekin iddiaları kötü niyetli suçlamalar olarak nitelendirip reddetti.
İran’ın temmuz ayında Ürdün’deki bir Amerikan üssüne düzenlediği ve üç ABD askerinin ölümüyle sonuçlanan füze saldırısı öncesinde ve sonrasında Çin’den yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri aldığı öne sürüldü.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran, 17 Temmuz’da Ürdün’ün kuzeydoğusundaki Muvaffak el-Salti Hava Üssü’ne balistik füzelerle saldırı düzenledi. Füzelerin doğrudan Amerikan askerlerinin uyuduğu kışlayı vurması sonucu üç asker hayatını kaybetti, dört asker de yaralandı.
Haberde, Donald Trump yönetiminin saldırıdan önceki aylarda Çinli şirketlerin Tahran’a uydu görüntüsü sağlayabileceği yönünde Pekin’i defalarca uyardığı aktarıldı. ABD, mayıs ayında Çin merkezli MizarVision, Earth Eye ve Chang Guang adlı şirketlere yaptırım uyguladı.
Pekin iddiaları kabul etmiyor
Yetkililer, saldırının ardından Tahran yönetiminin üste meydana gelen hasarı gösteren yüksek çözünürlüklü görüntüler yayımladığını kaydetti. Amerikan tarafının Ürdün’deki saldırıyla bağlantıyı ortaya koyan belgeleri Çinli muhataplarına sunduğu, ancak Pekin’in bu tezleri reddederek somut kanıt talep ettiği belirtildi.
Haberde görüşlerine yer verilen yetkililer, Çinli şirketlerin Tahran’a destek verdiği iddiasını Pekin’in kabul etmediğini dile getirdi. Habere göre yetkililer, uydu görüntülerini sağlayan şirketlerin isimlerini açıklamazken doğrudan Pekin yönetiminin olaya dahil olduğunu da öne sürmedi.
Çin’in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü Liu Pengyu, suçlamaların “kötü niyetli” olduğunu belirterek Çin ile İran arasındaki işbirliğinin uluslararası hukuka bütünüyle uygun yürüdüğünü savundu.
Haberde bu iddiaların, ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 24 Eylül’de yapılması planlanan zirve öncesinde iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırabileceği değerlendirildi.
Trump’ın çalışma ekibine Pekin ve Şi ile iyi ilişkileri korumanın öncelik olduğunu söylediği, bu nedenle üst düzey Amerikalı yetkililerin zirveyi gölgeleyebilecek açık çatışmalardan kaçındığı aktarıldı. Habere göre yetkililer, Çin’in İran’a sağlayabileceği desteğin boyutunu kamuoyu önünde özellikle önemsiz gösteriyor.
Washington deniz kuvvetleri için endişeli
Dışişleri Bakanı Marco Rubio, temmuz ayındaki üs saldırısından birkaç gün sonra Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi ile bir araya geldi. Rubio, Çin’in Tahran’a istihbarat verisi sağlayıp sağlamadığına yönelik soruya net yanıt vermekten kaçınarak, “Çin’in hiçbir eylemi çatışmanın gidişatını hiçbir şekilde değiştirmedi” dedi.
Gazeteye konuşan kaynaklar, Amerikan yönetiminin Pekin’in Tahran’a ABD’nin deniz kuvvetlerini izlemesi konusunda da yardım edebileceğinden kaygı duyduğunu aktardı. İran son günlerde bir Amerikan uçak gemisine ve başka askeri gemilere balistik füzeler fırlattı.
Reuters haber ajansı yaz aylarında yayımladığı bir haberde, Çin’in Pakistan üzerinden İran’a büyük bir taşınabilir hava savunma sistemi (MANPADS) sevkiyatı yapmayı planladığını öne sürmüş, Çin Dışişleri Bakanlığı ile Pakistan Silahlı Kuvvetleri bu iddiayı yalanlamıştı.
Donald Trump ise Pekin’deki yüz yüze görüşmede Xi Jinping’in, Çin devletinin ve şirketlerinin hiçbir koşulda Tahran’a askeri destek vermeyeceği güvencesini bizzat kendisine ilettiğini açıklamıştı.
Asya
Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.
Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.
Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.
ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.
Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.
BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.
Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.
BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.
Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.
ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.
Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.
Avrupa7 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa6 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa7 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya6 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor









