Rusya
‘Donbass’ta Gazze senaryosu çizdiler’

Ukrayna’da savaş ne zaman başladı ve ne zaman bitecek?
Moskova, 2013 sonu ve 2014 yılı başındaki Meydan olayları ve Yanukoviç’in devrildiği zaman dilimini “devlet darbesi” olarak adlandırıyor. Rusya’ya göre savaş bu darbeyle başladı.
2022 yılı 24 Şubat’ında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin “bu savaşı bitirmek için” Özel Askeri Operasyon düğmesine bastı. Rusya’nın inşa ettiği bu söylem giriştikleri askeri harekatın ABD’nin Irak’ta yaptığı türden bir işgal olmadığı, Donabass’taki sivillerin korunmasına dayanan hukuki bir alt yapısı olduğu ve “savaşı bitiren savaş” anlamına geldiği gibi tezlerle destekleniyor.
Savaşın üçüncü yılında girerken Rusya’nın askeri sahada inisiyatifi ele geçirdiğini ve Ukrayna güçlerini adeta erittiğini söylemek mümkün. Ukrayna tarafı ise Batı desteği olmasa Amerikalıların sevdiği tabirle “failed state” durumune geldi. Buna karşın ne Rusya’da rejim değişti ne de Rus ekonomisi çöktü. Elbette savaşın Rusya’ya ağır maliyetleri oldu ancak Ukrayna devleti Batı finanasmanı olmadığı bir durumda ayakta durabilecek kapasitesini tümden yitirdi.
Cephedeki kilitlenmeyi ise Rusya sağlam savunma mevzilerinde bekleyerek geçiriyor. Rus yetkilere göre Kiev’i finansmanın ağır ekonomik maliyeti, Batı kamuoyunun limitleri , ABD seçimleri gibi parametreler savaşın bitimini belirleyecek, Rusya’nın taleplerini Batı’nın görmesini sağlayacak.
Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı Özel Yetkili Büyükelçisi Rodion Miroşnik’e Ankara’da sorularımızı yönetme imkanı bulduk. Sık sık Donbass’ı ziyaret eden ve Kiev’in sivilleri hedef aldığı saldırıları kayıt almakla görevli olan Miroşnik, Moskova’nın yaklaşımını, “Donbass’ın Gazze olmasına müsade edemezdik” sözleriyle özetliyor. Rus Evi Ankara’nın “Bitmeyen Trajedi’nin 10. Yılı” etkinliğinde açılış konuşması yapan Miroşnik, “Ukrayna’nın doğusunda Gazze senaryosunu gerçekleştirmek istediler. Rusya’nın bunu izleyeceği düşüncesi vardı” diyor.
Mehmet Kıvanç: 10 yıldır çalkantılı ve kanlı bir süreç yaşanıyor Ukrayna’da. Herkesin aklında olan soru şu: Bu savaş ne zaman bitebilir? Ya da bir çeşit Afganistan’daki gibi “sonsuz savaş” denilen bir sürecin içinde miyiz?
Rodion Miroşnik: Bu savaşın hangi tarihte biteceği konusunda size maalesef net bir yanıt vermem mümkün değil. Belki nasıl biteceğini size söyleyebilirim. Mevzubahis çatışma Rusya’nın haklı ve hukuka dayalı zaferi ile sonuçlanacaktır. Eğer uluslararası manada bazı örnekler isterseniz çünkü siz Afganistan örneğinden bahsettiniz ben size başka örnekler verebilirim.
İki yıl önce Hırvatistan senaryosu adı verilen bir versiyon uygulamaya koymaya çalıştırlar. Günümüzde ise gördüğümüz şey özellikle Gazze Şeridi’nde Orta Doğu’da yaşananların realizasyonu gibi görülüyor. Herhalde sürecin başlangıcında Kiev rejiminin şöyle bir beklentisi vardı: “Biz istediğimiz gibi taarruz edeceğiz. Rusya bunu sadece izleyecek ve bakacak.” Bir mesele de şu: Batı tarafından donatılan Ukrayna ordusunun anlaşmazlığa konu olan Donbass bölgesindeki nüfusa göre üstün olması ve sayılarının kat be kat fazla olması. Bu durum sanırım onlara hızlı bir zafer kazanacakları illüzyonunu yarattı.
İki yıl önce Donbass halkının Donbass bölgesinin bir umudu yeşerdi. Ayakları yere basan bir beklenti. “Biz kurtulacağız.” Bu vesile ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Vladimir Putin’in de bir ifadesi var bu konuyla ilgili. Operasyon başladığı zaman şunu ifade etti: “Biz bu savaşı başlatmadık. Bu savaşı bitirmeye geldik.” Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.
Afganistan savaşı tabi çok uzun sürdü. Ancak savaşın bitişine bakıldığında bir felaket görüyorsunuz orada. ABD’nin ciddi bir finansmanı var bu savaşın devam etmesi için. Benzer bir senaryo mevzubahis olabilir ama bu savaşın bu kadar uzun süreceğini ben düşünmüyorum.
Mehmet Kıvanç: Moskova’nın Rus ordusundan askeri sahadaki şu anki beklentisi tam olarak nedir? Savaşta bazı gel gitler de yaşandı. Bundan sonrasına ilişkin Moskova hangi hedefleri istiyor Rus ordusundan. Sahada bir kilitlenme durumu da görüyoruz bir taraftan.
Rodion Miroşnik: Hedef aslında net. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin bu hedefi net bir şekilde ortaya koydu. Nedir bu? Ukrayna’daki siyasi rejimin rehabilitasyona girmesi bu birincisi. İkincisi de ülkenin silahtan arınması yani demilitarizasyon süreci. Bu gerekli. Bu hedef gerçekleştirilene kadar bu süreç devam edecek. Ne zaman biter bu konuda net bir şey söylemek mümkün değil.
Şu an için net bir bilgi vermek gerekirse çatışma bölgesinde Rus ordusunun inisiyatifi eline aldığını söylemek mümkün. Biliyorsunuz bu çok geniş bir cephe hattı ve birçok hücum yönü var. Harkov hattı çok stratejik öneme sahip. Bu hattaki bütün stratejik hedefler ele geçirilmiş durumda. Bu hedeflere ulaşmak için Rus ordusu hızlı bir şekilde ilerliyor. Yakın vadeli hedef Rusya anayasasına göre Rusya Federasyonu’nun unsuru olan toprağı olan bölgeyi tamamen kurtarmak ve özgürleştirmek.
Çok geniş bir cephe hattından bahsediyoruz. Donetks hattı yine çok stratejik öneme haiz. Bu hatta da ciddi ilerlemeler var ve oradaki bütün hedefler tek tek alınıyor. Halihazırda önümüzdeki stratejik önemdeki hedeflerin geçmişte alınan hedeflere nazaran çok daha zayıf olduğunu da ifade etmek isterim.
Mehmet Kıvanç: Kiev’in politikasını söylem düzeyinde değiştirmediğini görüyoruz. “Kiev uzun vade savaşa hazırlanıyor” görüşü hakim. Moskova’nın uzun vade hazırlığı var mı?
Rodion Miroşnik: Kiev rejimi bağımsız olarak hiçbir şeyi planlayamaz. Büyük oranda Batı’nın belli aktörlerinin silahlandırmasına ve finansmanına ihtiyacı var. Artı Batı’da faaliyet gösteren özel askeri şirketlere ihtiyacı var. Bunlar olmadan herhangi bir şey planlamaları mümkün değil.
Ukrayna devletinden ya da Ukrayna devlet yapısından arta kalan yapı, bunu nasıl adlandırırsanız adlandırın bunu bağımsız olarak yaşamını idame ettirmesi var olması teknik olarak mümkün değil artık. Periyodik olarak bu süreci devam ettirebilmeleri için, savaşabilmeleri ayakta kalabilmeleri için her ay 40 milyar dolar civarı bir finansmana ihtiyaç duyuyorlar.
Uluslararası aktörlerin bu konuyla ilgili verecekleri karara ve yapacakları plana bağlı Ukrayna’daki rejimin silahlı mücadeleyi devam ettirip ettirmeme potansiyeli ve kararlılığı. Batılılar gerçekten silah verecekler mi kendilerine? Para sağlayacaklar mı? Mühimmat verecekler mi? Askeri danışmanlık ve müsteşarlık hizmetlerine devam edecekler mi? Bunlar olmadan mümkün değil.
Mehmet Kıvanç: NATO – Rusya Konseyi, AGİT şu anda işlevsiz. Çalışmadığı görülüyor. Barış ve uzlaşı olacaksa bu hangi mekanizma üzerinden gerçekleşecek. Barış sürecinin nasıl başlayacağı aklımızda şekillenmiyor.
Rodion Miroşnik: Evet Bu NATO- Rusya Konseyi çalışmıyor dediniz doğrudur. NATO’nun şöyle bir pozisyonu var. Siz Ukrayna ile oturun bu sorunu müzakere yoluyla çözün diyor ama Rusya’nın karşısında müzakere edebileceği hukuki anlamda bir makam yok. Böyle bir makam olmadan böyle bir uzlaşıyı gerçekleştirmek mümkün değil. 2014’ten bu yana 7 ayrı diyalog mekanizmasına biz aktif olarak iştirak ettik. Bu mekanizmaların tamamı mevcut bölgelerdeki uzlaşmazlığı çözüm üzerine kuruluydu. Hepsinde vardık. Buralarda alınan kararların tamamı Ukrayna tarafından reddedildi ve uyulmadı bu kararlara.
Rusya her türlü iletişim kanalına ve diyaloğa açık. Önümüze koymuş olduğumuz hedeflerimiz var. Ukrayna’nın Nazi ideolojisinden arındırılması, silahsızlandırılması bunlar gerçekleştirilene kadar bu durum devam edecek. Ancak biz bu sorunu askeri harekat yoluyla ya da savaş yoluyla çözme meraklısı değiliz. Üstelik Ukraynalılar bizim kardeş halkımız. Kardeş halkın kanını dökme gibi bir arzumuz da yok. Dolayısıyla bize gelecek olan her türlü mantıklı öneriye açığız. Bütün iletişim kanallarımız açık.
Peki, Batı bize nasıl yanıt veriyor? Kısa bir zaman önce ABD Başkanı Biden 500 civarı yeni yaptırımı hayata geçiriyoruz dedi. Avrupa Birliği (AB) kısa süre önce 13 yeni yaptırım paketini hayata geçirdi.
Batı’da burada bir anlaşmazlık var ve bunu biz müzakere masasında çözmek istiyoruz gibi bir öneri ya da gündem maddesi yok. Ukrayna topraklarındaki milli güvenlik tehditlerinin tasfiye edilmesine kadar bu süreç devam edecektir kanaatindeyim.
Mehmet Kıvanç: “Rusya, Batı’nın uzun süreli yıpratma savaşı tuzağına düştü…” Bu görüşe ilişkin yorumunuz nedir?
Rodion Miroşnik: Bunu tuzak olarak adlandırıp adlandırmamaları kendi problemleri. Ben böyle düşünmüyorum. Sahadaki duruma bakarsanız eğer bugün savunma sanayisi modernize etmiş, sahada inisiyatifi ele geçirmiş bir Rusya’dan bahsediyoruz. Ele geçirilen bölgeleri elinde tutan bir Rusya’dan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu bir tuzaksa nasıl bir tuzak onu da anlamak mümkün değil.
Mehmet Kıvanç: Rusya’ya bu kadar yakın bir halk içerisinden nasıl Rusya’ya karşı böylesine güçlü bir direnç gelişebildi. Moskova’nın bu noktada bazı hatalar yaptığını düşünüyor musunuz? Batı’nın etkisi dışında.
Rodion Miroşnik: 1991’den sonra özellikle biz tam da dediğiniz gibi kardeş iki milletin karşı karşıya gelmesi gibi bir durumun mevzu bahis olmayacağını düşünüyorduk. Bunu tahayyül dahi edemiyorduk. Ukrayna’nın toplumsal ve siyasi yeniden yapılanma süreci var SSCB’den sonra. Gelinen noktada biz Batılı kuruluşların Batılı resmi organların, STK’ların ya da istihbarat örgütlerinin buradaki toplumsal ve devlet yapısı üzerindeki faaliyetlerini, eğitim sistemi üzerindeki çalışmalarını anladığım kadarıyla küçümsedik, önemsiz gördük bunları…
Maalesef bugün bunun tepe noktasına ulaştık. Tepe noktası ne savaş… Bu durumda şu soruları biz de sorup gündeme getirmek Ukraynalı muhataplarımızla bunları istişare etmek isteriz. Bu sorunun cevabını biz de çok merak ediyoruz. Ancak an itibariyle bunu yapmamız mümkün değil. Çünkü Ukrayna’da ciddi bir Batı etkisi var. Batı’nın yönetimiyle ülke ayakları üzerinde duruyor. Ne zamanki o Batı etkisini bu savaşın devamı konusunda yapılan Batı finansmanını alırız ülkenin üzerinden o takdirde oturup da bunların cevabını alabiliriz.
Mehmet Kıvanç: Mart ayında İstanbul’da yürütülen Dolmabahçe süreci var. Bütün kanallar tıkalı mı oraya dönüş için?
Rodion Miroşnik: Bunun olması için kaba tabirle Batı’nın yanlış ata oynadığını anlaması gerekiyor. Ukrayna şu anda sahada kaybediyor. Kaybetmeye devam edeceğini ve bu işi devam ettirmenin kendi çıkarlarına olmadığını anladıkları anda yeni bir görüşme süreci olacaktır. Bundan emin olabilirsiniz.
Mehmet Kıvanç: Avrupa’nın etkisi nedir? Rusya – Avrupa diyaloğu tamamen koptu mu?
Avrupa bu süreçte muazzam etkindir. ABD bu savaşta Avrupa’yı ödemeleri yapması ve finanse etmesi konusunda zorluyor ve bu ödemeleri yaptırıyor. Ukrayna’ya yapılacak yardımlar konusunda ABD kongresinde yapılan görüşmeler altı ay boyunca bir ileri bir geri devam ederken o aradaki süreci Avrupalı devletlerin ödemeleriyle kapatıyorlar. Ukrayna’daki süreç Batı ve Avrupa için çok çok pahalı. Dolasıyla ABD’deki iç siyasi mücadelenin de bu işi belirleyecek nitelikte sonuçlar ortaya koyacağını diye düşünüyorum. Her daim aklıselime ve barışçıl yollarla meselenin çözümüne ilişkin bir şans veriyoruz. Buna açığız ancak bize bunu çözmek için başka bir şans bırakmıyorlar. Bu nedenle hedefler gerçekleşene kadar devam etmek durumdayız.
Rusya
RFKP lideri Zyuganov ekonomik güce işaret etti: Batı’nın potansiyeli 10 kat fazla

Rusya Komünist Partisi lideri Gennadiy Zyuganov, Avrupa ülkelerinin 2029-2030 yıllarında Rusya’ya karşı doğrudan bir taarruza hazırlandığını ifade etti. Batı’nın ekonomik kapasitesinin Rusya’dan on kat daha yüksek olduğunu vurgulayan Zyuganov, Moskova’nın uzun süreli bir yıpratma savaşına hazırlanması gerektiğini belirtti.
Rusya Federasyonu Komünist Partisi (RFKP) Genel Başkanı Gennadiy Zyuganov, alt parlamento kanadı Duma’da milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada, Rusya’nın geniş çaplı bir askeri çatışmanın eşiğinde olduğunu ifade etti.
Avrupa ülkelerinin 2029-2030 yıllarında doğrudan bir askeri taarruza geçebileceğini kaydeden Zyuganov, Moskova yönetiminin ekonomi politikasını bu ihtimale göre yeniden şekillendirmesi gerektiğini belirtti.
Zyuganov, 1 Ekim’de parlamentoda yaptığı konuşmada olası bir askeri çatışmanın süresi ile Rus ekonomisinin mevcut kaynakları arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
Gelecekteki bir savaşın uzun süreli bir yıpratma mücadelesine dönüşebileceğini belirten RFKP lideri, “Büyük ve uzun bir savaşı kazanmak için bunun bir yıpratma savaşı olduğunu ve daha yüksek potansiyele sahip olanların galip geleceğini unutmamak gerekir. Bize, Rus dünyasına savaş açanların mali ve ekonomik potansiyeli bizimkinin on katı büyüklüğünde” ifadelerini kullandı.
Mevcut uluslararası sistemin çöktüğünü kaydeden Zyuganov, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Nürnberg yargılamalarına atıfta bulundu.
Yargılamaların üzerinden 80 yıl geçtiğini hatırlatan Rus siyasetçi, “O dönem suçlular en ağır şekilde cezalandırıldı. Bazıları asıldı, bazıları hapsedildi. Ancak bize savaş açanlar durulmadı. Kapımızda büyük bir savaş olduğunu kabul etmek zorundayız” dedi.
Avrupa ülkelerinin asıl hedefinin Rusya’nın doğal kaynaklarını ele geçirmek olduğunu dile getiren Zyuganov, Batı’nın geçmişte Asya, Afrika ve Latin Amerika’yı sömürdüğünü, şimdi ise benzer bir yaklaşımı Rusya’ya yönelttiğini de sözlerine ekledi.
Savaş süreçlerinin “karalama”, “zayıflatma” ve son olarak “taarruz” aşamalarından meydana geldiğini vurgulayan RFKP lideri, Avrupa’nın son aşamaya hazırlandığını belirterek, “Sıcak taarruzu 2029-2030 yılları için planlamış durumdalar” diye konuştu.
Moskova’daki siyasi ve askeri çevreler, 2029-2030 dönemini daha önce de NATO ile gerilimin tırmanabileceği olası bir takvim olarak dile getirmişti.
Viyana’da yürütülen askeri güvenlik ve silahların kontrolü müzakerelerindeki Rus heyetinin başkanı Yuliya Jdanova, eylül ayında yaptığı açıklamada NATO ülkelerinin Rusya ile gerilimi en geç 2029-2030 yıllarına kadar sıcak çatışma aşamasına taşımayı planladığını ifade etmişti.
Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Direktörü Sergey Narışkin de benzer şekilde Avrupa’daki silahlanma programlarını ve savunma hazırlıklarını gerekçe göstererek 2030 yılına işaret etmişti.
Rusya
Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Valday Uluslararası Tartışma Kulübü toplantısında yaptığı konuşmada Batı merkezli küresel güvenlik sisteminin çöktüğünü belirterek nükleer felaket ve dijital denetim risklerine dikkat çekti. Ukrayna’daki çatışmanın sorumluluğunun Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratmak isteyen güçlere ait olduğunu kaydeden Putin, 1983 yılında nükleer faciayı önleyen Yarbay Stanislav Petrov örneğiyle yapay zekanın askeri karar alma süreçlerinden uzak tutulması gerektiğini vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya merkezli düşünce kuruluşu Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Kalkınma ve Destekleme Vakfı Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov’un moderatörlüğünü üstlendiği geleneksel genel kurul oturumunda konuştu.
Dünya siyasetinde köklü bir kırılma yaşandığını dile getiren Putin, uluslararası güvenlik mimarisinin çöktüğü ve eski hukuki normların terk edildiği bir dönemde insanlığın en büyük tehlikelerle yüz yüze kaldığını belirtti.
Oturumun açılışını yapan Valday Uluslararası Tartışma Kulübü Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov, üç günlük forum çalışmalarında değişim, sorumluluk ve sükunet kavramlarının öne çıktığını aktardı. Bu yıl hazırladıkları yıllık raporun “Panik Yok” başlığını taşıdığını hatırlatan Lukyanov, “Böylesi karmaşık koşullarda en yanlış adımı atmaktan, yani gereksiz telaşa kapılmaktan kaçınmayı öneriyoruz” dedi.
Lukyanov, uluslararası plandaki çalkantıların her geçen gün hız kazandığını kaydederek sözü Rusya liderine devretti.
“Savaşla karşı karşıya bırakıldık”
Uluslararası kamuoyunun gündemindeki en sıcak başlık olan Ukrayna savaşına değinen Putin, krizin kökenlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kimi çevrelerin Moskova’nın barış söylemlerini sorguladığını hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Putin, “Birçok uzmanın kafasında ‘Rusya barıştan söz ediyor ama savaşı kendisi başlattı’ sorusu yer alıyor. Bu kürsüden bir kez daha gerçeği dile getirmek istiyorum. Gerçek şu ki, savaşı biz istemedik ve biz başlatmadık; bizimle savaşmaya başladılar” ifadelerini kullandı.
Ukrayna’nın yıllar boyunca Rusya karşıtı bir araç haline getirilmek istendiğini belirten Putin, Batı ittifakının adımlarına işaret etti.
Rusya Devlet Başkanı Putin, “Ukrayna’da saldırgan milliyetçiliği ve Rus karşıtlığını körüklememek gerekiyordu. NATO’nun kendi amaçları doğrultusunda tarihi topraklarımıza askeri olarak yerleşmeye kalkışmaması, orada üsler planlamaması gerekirdi. Kiev’deki radikalleri hükümet darbesine teşvik etmemek ve ardından bu yasa dışı yönetimi taarruz silahlarıyla donatmamak lazımdı” şeklinde konuştu.
Kırım ve Donbass bölgelerindeki sivil nüfusun hedef alındığını söyleyen Rusya lideri, askeri müdahalenin kaçınılmaz hale getirildiğini kaydetti.
Putin, “Donbass ve Kırım sakinleri için kamplar kurma planları yapılmamalıydı. İnsanları yalnızca etnik ve kültürel aidiyetleri nedeniyle tanklarla ezmemek, füzelerle vurmamak, uçaklarla taramamak ve diri diri yakmamak gerekirdi. Rusya, bu bariz saldırı karşısında kendisini silahla savunmak zorunda kalacağı bir noktaya kasten getirildi. Bizi bilerek bu çizgiye sürüklediler” dedi.
“Gelin dostça yaşayalım”
Rusya’yı stratejik bir yenilgiye uğratma hedefinin açıkça ilan edildiğini hatırlatan Vladimir Putin, karşı karşıya kalınan tehdidin büyüklüğüne dikkat çekti.
Putin, “Rusya’yı yok etmeyi bir devlet ideolojisi haline getirmemek ve karşımıza stratejik yenilgi hedefini koymamak gerekirdi. Bunların hepsi söylendi, kimse unutmadı. Biz kesinlikle unutmuyoruz. Eğer hepimiz hayatta kalmak istiyorsak, daha önce de söylediğim gibi, gelin dostça yaşayalım ve bunu nasıl başaracağımızın yollarını birlikte arayalım” değerlendirmesinde bulundu.
Güven tesis etmenin son derece kırılgan ve meşakkatli bir süreç olduğunu ifade eden Rusya Devlet Başkanı Putin, çıkarların en yakın ortaklar arasında bile bütünüyle örtüşemeyeceğine işaret etti.
Rekabet ve cepheleşme içindeki ülkeler için dengenin ancak karşılıklı tavizlerle kurulabileceğini kaydeden Putin, “Eski egemen güç, çok kutuplu dünyanın gerçeklerini kabullenmek zorunda kalacak. Küresel ekonomideki yönelimler bunu açıkça gösteriyor. Batı’nın, dünya çoğunluğunu oluşturan ülkelerle onların temel çıkarlarına saygı duyarak işbirliği yapmayı öğrenmesi gerekecek” sözlerini kullandı.
“Sovyet liderlerinin saflığı büyük zarar verdi”
Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine ve son 35 yılda yaşanan köklü sarsıntılara değinen Rusya lideri Putin, tarihten ders çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Milyonlarca insanın bir gecede kendisini sınırların ötesinde bulduğunu hatırlatan Putin, o dönemin Moskova yönetimine yönelik eleştirilerini paylaştı. Putin, “Sovyet döneminin son yıllarında devleti yöneten isimlerin belirli bir saflık, aşırı iyi niyet ve belki de kaygısızlık içinde hareket ettiğini kabul etmek gerekir. Batılı ortaklara duyulan körü körüne güven ve sözlü anlaşmaların yeterli olacağına dair inanç, Sovyetler Birliği’ne büyük zarar verdi” diye konuştu.
Geçmiş liderlerin hatalarını ayrıntılandıran Vladimir Putin, “Sovyet liderleri Batı’nın hoşuna gitmek istiyordu; Batılı liderler ise dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden biçimlendirip Sovyet mirasından olabildiğince büyük pay koparma peşindeydi. Dağılma, her şeyden önce içeride biriken dengesizliklerin ve nesiller boyu yapılan yönetim hatalarının sonucudur. Pragmatizm yerine dar ideolojik kalıpların benimsenmesi, sorunların halının altına süpürülmesi ve mesleki yetersizlik sistemi çöküşe götürdü” ifadelerini kullandı.
Almanya Sosyal Demokrat Partisi yöneticilerinden Egon Bahr’ın 1990 yılındaki öngörülerini salondakilerle paylaşan Putin, o dönemde yapılan uyarılara dikkat çekti.
Egon Bahr’ın Soğuk Savaş sonrası Avrupa’daki bölünmeyi engellemek adına sunduğu teklifleri anlatan Putin, “Bahr, Almanya’nın birleşmesinden sonra Avrupa’da cepheleşmenin sürmesinden ve NATO içindeki işbirliği karşıtı çevrelerin güç kazanmasından endişe duyuyordu. Bahr, ‘Eğer Avrupa’nın düşman bloklara bölünmesini aşacak kararlı adımlar atılmazsa, gelişmeler Sovyetler Birliği’ni uluslararası tecride mahkum edecek olumsuz bir yöne evrilebilir’ uyarısını yapmıştı” bilgisini verdi.
“Amaç Rusya Federasyonu’nu da parçalamaktı”
Egon Bahr’ın Doğu ve Orta Avrupa’yı kapsayan, hem Moskova’nın hem Washington’ın geniş yetkilerle yer alacağı bir ortak güvenlik konseyi önerdiğini belirten Putin, Batı’nın bu yolu seçmediğini kaydetti.
Rusya lideri, “Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batı’da ipleri eline alan güçler, Rusya’daki iç siyasi dönüşümleri hiçe sayarak bu ülkeyi tarihi Rus İmparatorluğu’nun ana omurgası olarak görmeyi sürdürdü. Amaç, Rusya Federasyonu’nu tamamen tecrit etmek ve parçalamaktı. Bugün Avrupa’da ve dünyada karşılaştığımız tehlikeli tablonun temelinde bu zihniyet yer alıyor” açıklamasını yaptı.
Tarihsel miras ile gelecek tasavvuru arasındaki ilişkiyi değerlendiren Putin, milletlerin geçmişine saygı duymasının bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte geçmişe takılıp kalınamayacağını belirten Rusya Devlet Başkanı Putin, “Milletimizin geleceğe dönük bir perspektife ihtiyacı var. Atalarımızın başarıları ne kadar görkemli olursa olsun, geçmişin büyüklüğünü sergileyen bir müzeye dönüşemeyiz. Gerçek devlet büyüklüğü, zamanın ruhunu yakalamak ve mümkünse çağın önüne geçmekle mümkündür. Tarihsel köklerimizi korurken geleceğin canlı üretim ortamına odaklanmalıyız” değerlendirmesini yaptı.
“Nükleer silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır”
Dünya siyasetindeki gerilimin denetimden çıkma ihtimaline işaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, kriz yönetiminde sağduyulu diplomasinin terk edildiğini aktardı.
Gerilimi tırmandırma politikalarının iki taraflı sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Putin, “Gerçekçi diplomasiye yanaşmayanlar gerilimi tırmandırıyor, rest çekiyor ve karşı tarafı ezme umuduyla kırmızı çizgileri çiğniyor. Ancak tırmanma hiçbir zaman tek taraflı kalmaz; kışkırtıcı adımlara karşı adımlar verilir. Kibir ve aşırı özgüven insanlığı uçurumun kenarına sürüklüyor” uyarısında bulundu.
Nükleer ve kitle imha silahlarının mevcudiyetine atıfta bulunan Putin, tiyatro edebiyatının bilinen kuralını hatırlattı.
Putin, “Büyük güçlerin cephaneliğinde yeryüzündeki tüm yaşamı yok edebilecek güçte silahlar yer alıyor. Bu silahların asla kullanılmayacağından emin olabilir miyiz? Elbette hayır. Hepimizin bildiği bir kural vardır: Eğer tiyatro oyununun başında sahnede bir tüfek asılıysa, o tüfek eninde sonunda patlar. Çatışma ne kadar uzlaşmaz hale gelirse ve stratejik yenilgi hedefleri ne kadar açık dile getirilirse, mücadelenin en yıkıcı evreye taşınma ihtimali o kadar artar” diye konuştu.
“BM daha az demokratik yönetiliyor”
İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel denetim mekanizmalarının günümüz ihtiyaçlarını karşılayamadığını dile getiren Rusya Devlet Başkanı, uluslararası kurumlarda kapsamlı reform ihtiyacı olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler teşkilatının mevcut yapısını eleştiren Putin, “Birleşmiş Milletler en geniş temsile sahip yapı olmasına rağmen, uygulamada tasarlandığından çok daha az katılımcı ve demokratik yöntemlerle yönetiliyor. Sayıca dünya azınlığını oluşturan Batılı ülkeler, örgüt mekanizmalarına orantısız biçimde hükmediyor ve yönetimi tekellerine almaya çalışıyor” görüşünü dile getirdi.
Dünya genelinde ağırlık merkezinin değiştiğine işaret eden Putin, Asya, Afrika, Latin Amerika ve Ortadoğu ülkelerinin karar alma süreçlerinde hak ettikleri konuma gelmeleri gerektiğini aktardı.
Rusya’nın adil bir Birleşmiş Milletler reformunu desteklediğini hatırlatan Putin, “Örgütün dönüşümü yalnızca Güvenlik Konseyi’nin genişletilmesinden ibaret değildir. Faaliyetlerin içeriğinin yenilenmesi, coğrafi adaletin sağlanması ve küresel çoğunluğun iradesinin kurumlara yansıması şarttır. Ancak böylesi bir uzlaşı günümüz şartlarında kolay görünmüyor” sözlerini sarf etti.
“Yapay zeka dijital totalitarizme dönüşebilir”
Teknolojik ilerlemenin insanlığın geleceği açısından doğurduğu tehditlere geniş yer ayıran Vladimir Putin, yapay zekanın kontrolsüz kullanımına yönelik uyarılarda bulundu.
Algoritmaların insan ahlakı ve kültürel miras üzerindeki etkisinin titizlikle incelenmesi gerektiğini vurgulayan Rusya lideri, “Yapay zekanın yaygınlaşması, tüm toplumu belirli merkezlerce programlanan algoritmalara bağımlı kılarak tek tipleştirme tehlikesi taşıyor. Böyle bir dijital totalitarizm, geçmişin karanlık ve insanlık dışı totaliter rejimleri kadar tehlikeli bir çıkmaz sokak yaratacaktır” ifadelerini kullandı.
Biyoteknoloji ve genetik alanındaki gelişmelerin insan doğasını kökten değiştirebilecek seviyeye ulaştığını belirten Putin, küresel ölçekte etik kuralların belirlenmesi gerektiğini kaydetti.
İnsanın yaratılış alanına müdahale eden teknolojilere değinen Putin, “Kişilik gelişimi, davranışların yönlendirilmesi ve düşünce biçimlerinin programlanması gibi varoluşsal konularda ortak ilkeler oluşturulmalıdır. Ne var ki mevcut uluslararası yapılar, tüm insanlığın ilerlemesinden ziyade kendi iktidarını korumaya odaklanan dar bir kesimin kontrolü altındadır” değerlendirmesinde bulundu.
“Stanislav Petrov şüphe etmeseydi facia kaçınılmazdı”
Askeri alanda yapay zeka kullanımının yaratacağı riskleri tarihi bir hadiseyle örneklendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Sovyet subayı Yarbay Stanislav Petrov’un 1983 yılındaki tutumunu anlattı. Erken uyarı sistemlerinin yarattığı yanılgıya işaret eden Putin, “Eylül 1983’te Yarbay Stanislav Petrov nöbet görevindeyken erken uyarı sisteminden ABD’nin beş adet kıtalararası balistik füze fırlattığına dair sinyal aldı. O dönemde herhangi bir algoritma bunu derhal karşı nükleer saldırı gerekçesi sayardı. Ancak deneyimli bir subay olan Petrov teknik bir arıza olabileceğinden şüphe etti ve haklı çıktı. Onun yerinde bir yapay zeka bulunsaydı sonuç bambaşka olabilirdi” dedi.
Savaş teknolojilerinin otomatikleşmesinin yıkıcı sonuçlar doğuracağını aktaran Putin, makinelerin insan vicdanının yerine geçemeyeceğini vurguladı. Putin, “İnsan sezgisi, vicdanı ve beklenmedik anlarda en doğru kararı alma yeteneği makinelerde yoktur. Güvenlik sahasında yapay zekanın sınırlarını belirlemek insanlığın hayatta kalma meselesidir. Çatışmaların bilgisayar oyununa dönüştürülmesi, kan dökülmesinin sıradan bir mekanik rutine indirgenmesi insanlığın vahşileşmesine yol açar” uyarısını yaptı.
“Gözler küresel felaketlere kapatıldı”
Dünya siyasetindeki derin kutuplaşmanın ortak insanlık sorunlarını arka plana ittiğini söyleyen Rusya lideri, iklim krizi, çevre kirliliği, yoksulluk ve gelir adaletsizliği gibi başlıkların göz ardı edildiğini belirtti.
Vladimir Putin, “Uluslararası gerilim ortamında tüm insanlığı ilgilendiren acil küresel meseleler feda edildi. Yakın zamana kadar sürekli tartışılan iklim, ekoloji ve yoksulluk başlıkları kenara itildi. Mevcut uluslararası toplumun bu sorunları küresel ölçekte çözeceğine dair umut kalmadı. Eğer bu meseleler küresel düzeyde ele alınamıyorsa, bölgesel zeminlerde çözümler üretilmelidir” ifadelerini kullandı.
Geniş anlamıyla Avrasya bölgesinin Rusya’nın temel yaşam alanı olduğunu vurgulayan Vladimir Putin, çok kutuplu düzene geçişin sancılı olacağını kaydetti.
Konuşmasının sonunda yeni bir denge kurulmasının zaman alacağını yineleyen Putin, “Ortak evimiz Avrasya başta olmak üzere kendi coğrafyamızın güvenliği ve refahı için çalışmayı sürdüreceğiz. Önümüzdeki süreç belirsizliklerle dolu olsa da Rusya, eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde işbirliğine hazır tüm ülkelerle ortak geleceği inşa etmeye kararlıdır” diyerek sözlerini tamamladı.
Rusya
Bütçeye 838 milyar ruble: Rusya kamu temettü hedefini büyütüyor

Rusya Maliye Bakanlığı, 2027 yılı bütçe tasarısında kamu şirketlerinden sağlanacak kâr payı gelir hedefini 838,4 milyar rubleye çıkardı. Gelecek yıl bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması beklenirken, kamu bankası Sberbank tek başına 500 milyar rublelik kaynak sağlayacak.
Rusya Maliye Bakanlığı, devlete ait şirketlerden federal bütçeye aktarılacak kâr payı gelirlerine yönelik beklentilerini yukarı yönlü güncelledi.
2027-2029 bütçe yasa tasarısının gerekçe metnine göre Moskova, 2027 yılında kamu iştiraklerinden 838,4 milyar ruble temettü geliri hedefliyor.
Hükümet, 2026 bütçe tasarısında kâr payı gelirini başlangıçta 703 milyar ruble olarak öngörmüş, ardından bu tahmini 807,6 milyar rubleye yükseltmişti.
Yeni taslakta temettü gelirlerinin 2028’de 914 milyar rubleye, 2029’da ise 985,6 milyar rubleye ulaşması planlanıyor.
Belgede, kâr payı gelirlerindeki artışın makroekonomik göstergelerdeki toparlanma, şirketlerin olumlu beklentileri ve finansal piyasalardaki seyre dayandığı kaydedildi.
Hazineye aktarılacak kâr paylarında en büyük payı Sberbank üstlenecek. 2026 yılı bilançosunda rekor net kâr hedefleyen kamu bankası, bu kârın yarısını hissedarlarına dağıtmayı amaçlıyor.
Böylece Rusya bütçesine 2027 yılında Sberbank kaynaklı yaklaşık 500 milyar ruble aktarılması bekleniyor. Banka, 2025 yılı sonuçlarına dayanarak 2026’da toplam 850,17 milyar ruble kâr payı ödemiş, hakim ortak konumundaki devlet bu tutarın yarısı olan 425,1 milyar rubleyi kasasına koymuştu.
Bütçedeki kâr payı projeksiyonu, hem borsada işlem gören halka açık şirketleri hem de hisseleri işlem görmeyen kamu kuruluşlarını içeriyor.
Maliye Bakanlığı, 2027 yılı ile 2028 ve 2029 planlama dönemini kapsayan yasa teklifi paketini 24 Eylül’de hükümete sundu.
Gelecek yıl için bütçe gelirlerinin 43,3 trilyon ruble, harcamaların ise 48,8 trilyon ruble düzeyinde gerçekleşmesi öngörülüyor.
Önümüzdeki üç yıllık dönemde bütçe açığının yaklaşık yüzde 2 seviyesinde kalması hedefleniyor. Bakanlık ayrıca 2027 yılında devletin borçlanma hacmini 2,3 trilyon ruble artırmayı planlıyor.
Taslakta gösterge petrol fiyatı varil başına 50 dolar olarak belirlendi. Gerçekleşen petrol fiyatının bu eşiği aşması durumunda elde edilecek ek gelirler Ulusal Refah Fonu’na aktarılacak.
Bakanlığın bütçe paketinde vergi sistemine yönelik bir dizi düzenleme de yer aldı. Bu kapsamda gerçek kişilerin pasif gelirlerine yüzde 13 ila 22 aralığındaki beş basamaklı artan oranlı gelir vergisinin uygulanması, yatırım fonlarının pasif gelirlerine yüzde 15 kurumlar vergisi yükümlülüğü getirilmesi, “C” tipi hesaplara yerleşik olmayanlar adına ödenen temettülerdeki kurumlar vergisinin yüzde 35’e çıkarılması ve madencilik ile metalurji sektöründeki tabii kaynak rantı vergilerinin yeniden düzenlenmesi önerildi.
Borsadaki şirketlerin temettü dağıtımına ilişkin Alfa-Bank verileri ise farklı bir eğilime işaret ediyor. Moskova Borsası geniş pazar endeksinde (MOEXIBMI) yer alan 100 şirketten 49’u 2025 mali yılında kâr payı dağıtırken, analistler 2026 bilançolarıyla bu sayının 37’ye gerilemesini bekliyor.
Bankanın ağustos sonunda açıkladığı 12 aylık projeksiyona göre, halka açık şirketlerin dağıtacağı kâr paylarında petrol ve doğalgaz sektörü 1,7 trilyon ruble ile ilk sırada yer alıyor.
Finans sektörünün 1,2 trilyon ruble, bilişim ve telekomünikasyonun 252 milyar ruble, madencilik ve metal sektörünün 186 milyar ruble, tüketim sektörünün 110 milyar ruble, diğer sektörlerin ise 70 milyar ruble kâr payı dağıtacağı tahmin ediliyor.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak










