Bizi Takip Edin

Amerika

Epstein e-postalarına kenar notları

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığının yayınladığı yeni Jeffrey Epstein dosyaları, önceki partilere göre çok daha fazla ses getirmiş gibi görünüyor.

Trump yönetiminin önce kulağının üstüne yattığı, sonra peyderpey açıklamaya başladığı bu belgelerde hakikat, dedikodu, komplo, yalan, vahşet iç içe geçiyor.

Yahudilik, ezoterizm, çocuk kurban etme, okült arayışlarla finansal kapitalizm ve emperyalist işgal iç içe geçiyor. Epstein ve çetesi o kadar çok kişiyle temas halindeki, bu karmaşık bilgi ve belge yığını insanı büyülüyor, afallatıyor, dermansızlaştırıyor. İnsan, belgelerin bu şekilde yayınlanmasının tam da bunu amaçladığını düşünmeden edemiyor.

Bu nedenle, kısmen sadeleşmeye, kısmen kimi soru işaretlerini koyarak cevap aramaya yeltenerek bazı eğilimleri ortaya sermeye çalışacağım.

  • Sosyal medya tuzağı: Cui bono?

Sosyal medyada parça parça paylaşılan bazı e-postalar, Epstein’in ilişkilerine dair fikir verse de bunun politik sonuçlarına dair kafa karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor.(1)

Nasıl yarasın ki? Epstein ve çetesi, hem Demokratik müesses nizamla ele ele vermiş, hem de “MAGA” Cumhuriyetçileri ve Amerikan milliyetçileri ile kol kola girmiş. Adam bir yandan Steve Bannon ve Peter Thiel ile takkeler alıp külahlar vermiş, diğer yandan Ehud Barak ve Lord Mandelson’a akıl dağıtmış. JPMorgan gibi “geleneksel” Wall Street devlerine de danışmanlık yapmış, Apollo gibi nevzuhur varlık yönetim şirketlerine de. Trans ideolojisini de benimsemiş, “woke” karşıtı X hesaplarını ve 4Chan ekibini de fonlamış. “Küreselciler” de orada, “milliyetçiler” de.(2)

Bu noktada Epstein için, kapitalizmin aşırı finansallaştığı dönemin en para getiren mesleklerinden biri olan “broker” veya “fixer” demek daha akla yatkın görünüyor: Paraya, nakde, finansmana, küresel finansın kumanda tepelerinde yer alan Amerikan dünyasına, City of London’a ve İsrail’e ulaşmak isteyen herkesin bir noktada Epstein veya çevresindeki herhangi biri ile temasa geçtiğini, aksi ispat edilmediği sürece, önden varsaymak durumundayız. Bu komisyonculuk ve iş bitiricilik mesleğinin “fiktif” sermayenin tüm kolları ile (gayrimenkul, kripto para, spekülasyon, kredi kurumları, varlık yönetimi, vs) iç içe geçmesi ve kişiler, kurumlar, devletlerle aracılık işine girmesi, 50 yıl önce kapitalist dünyanın krize verdiği yanıtla uyumludur.

Bu noktayı daha sonra etraflıca ele almayı umuyorum ama geçerken şunu hatırlatmam gerekiyor: Epstein’in suç ortağı Ghislaine Maxwell’in babası Robert Maxwell ile Adnan Kaşıkçı’nın ilişkisi; Kaşıkçı’nın ve BCCI’nın Afganistan cihadının örgütlenmesindeki kritik rolü bugün iyi biliniyor. Vergi cennetleri, offshore finans merkezleri 1970’lerdeki krize verilen yanıt olmuştu. Kaşıkçı-Maxwell-Epstein çizgisi, bu çatlaklarda, karanlık kovuklarda iş gören parazitlerdi. Bir kere işe koyulduktan sonra hem neden, hem sonuç haline geldiler.

  • Sessizlikle geçiştirilenler

Belgelere üstünkörü de olsa göz atan herkes, Epstein ve çevresinin Yahudi karakterinin belirgin olmasına, kendilerini Yahudi olmayanlardan (“goyim”) üstün görmelerine, yine de herkesle sofraya oturmalarına rağmen, bir kişi ve çevresinin ortalıkta görünmediğini fark etmiştir: Binyamin Netanyahu ve Likud.

Mümkün mü? Hiç zannetmiyorum. Zaten bu nokta, belgelere ve yayınlanış biçimine şüpheyle yaklaşmak için bir başka neden daha sunuyor. Ayrıca, “Kime yarar?” sorusuna dair ipuçları da sunuyor. İsrail’in kurucu politik hattı İşçi Partisi ve öncülleri, o hattın liderlerinden Ehud Barak’ın Epstein ile ilişkileri gözümüze sokularak daha da gayrimeşru hale getiriliyor. Tekrar olacak ama, doğrularla yanlışlar, abartıyla hakikat iç içe geçtiğinde herkesin suçlu olduğu fikri, aslında “her şeyin aynı kalması için bazı şeyleri değiştirmemiz gerekiyor” düsturunu akla getiriyor.

Nitekim daha önce, gözden düşen Barak’ın Netanyahu’nun karşısına tekrar çıkarılmasında Epstein’in rol oynadığı iddia edilmiş, dahası Netanyahu, Epstein’in Mossad ajanı olduğunu yazan bir Jacobin makalesini paylaşmıştı.

  • Bir oksimoron olarak siyonizmin evrenselleşmesi

Yukarıdaki noktayla bağlantılı olarak, Judaizmin tam anlamıyla siyonistleştirilmesi meselesi önem kazanıyor.

Ehud Barak ile Jeffrey Epstein arasındaki bir ses kaydında Barak’ın Yahudiliğin tanımının gevşetilmesini, kan bağı koşulunun ortadan kaldırılmasını, bu sayede devletin Yahudiliğe ihtida eden kitleyi “seçme” şansına sahip olarak, örneğin İsrail’in kurucularının yapmak zorunda kaldığı gibi Afrika ya da Arap dünyasından hiç kimseyi Yahudi saymayabileceği önerisi kayda değer. Bunun için ortodoks hahambaşılığın evlilik ve cenaze işleri gibi alanlardaki tekelinin kırılması gerekiyor.

Burada oksimoron iki şekilde ortaya çıkıyor: Sömürgeci/partikülarist bir proje olarak siyonizmin Judaizmin sınırlarını belirsizleştirmesi; ve Judaizmin evrenselleştirildiği oranda nativistleşmesi, kendi içine kapanması, ırkçı bir ideoloji olarak en yüksek seviyeye çıkarılması.

Epstein’in Thiel’e bir e-postasında Brexit’i “kabileciliğe” (tribalism) dönüş, küreselleşme karşıtlığının başlangıcı olarak müjdelemesi ve savunmasının esbab-ı mucibesi de burada aranmalı.

Bu noktada İsrail’in kuruluşunun sorgulanması ve siyonizmin temellerinin sarsılması kimseyi şaşırtmamalı. Hatta daha da ileri gidip siyonizmin evrenselleşmesi ile İsrail’in gereksizleşmesinin aynı sürecin farklı momentleri olabileceğini öne süreceğim.

Dijital olarak birbirine bağlanmış küresel bir ağ devleti fantezisinde, nativist eğilimlerin kendisine yer bulması, hatta desteklenmesi ilk bakışta göründüğü kadar tuhaf değil. İktisadi öznenin sözümona anonimleştiği/dijitalleştiği bir evrende, modernliğin çağrıldığı bir kültürel homojenleşmeden ziyade etno-milliyetçi akımların evrensel bir model haline geldiğini görmek daha olası.

Bu kapsamda evanjelizm, Hindutva ve siyonizmin heyecan uyandırması kaçınılmaz. Siyonistleştirilmiş Yahudilik ise tarihteki en “başarılı” örneklerden biri, belki de en başarılısı olduğu için, doğal olarak “birleştirici” bir rol oynuyor. “Batının/Batı değerlerinin yıkılışı” paniği ise yeni ve yer yer “Doğulu” kölelik biçimlerinin egemen sınıflarının repertuvarlarına dahil edilmesine yarıyor.

  • İdeoloji: Yıkımın normalleştirilmesi ve iktidar

Peter Thiel ve çevresinin Amerikan “sınır zihniyeti” hakkında daha önce yazmıştım (bakınız ve bakınız). Ama bu Amerikan Yeni Sağ hareketlerinin siyonizme intisap etmelerinde siyonizmin sınırda yaşam alanı bulmasının önemine işaret etmek durumundayım.

Sınır zihniyeti kuralın, kanunun, durağanlığın olmadığı; orman kanunlarının, kaçak yaşamanın, yok etmenin ve yıkımın, inovasyonun kucaklandığı bir esriklik haline tekabül ediyor. Amerikan Kızılderililerin soyunun nasıl kırıldığını anlatan vahşet hikayeleri ile Epstein adasında yapılan karanlık ritüellerin birleştiği yer de burası. Kanlı-canlı insanın maddi varlığının ötesine geçme eğilimini yansıtan kadim ve karanlık öğretilerle, kapitalistin kanlı-canlı emekten kurtulma isteği ve sömürgecinin yerliyi ortadan kaldırma iştahı burada ortak. Sınırlar, mecazi ve gerçek anlamıyla ortadan kalkıyor.

Epstein burada “gerici modernizm”, karşı-Aydınlanma, Nietzsche’ci aristokratik isyan gibi temaların vücut bulmuş hali gibi görünüyor. Örnek: Bill Gates, Afrika’daki “hayırseverlik” işlerine Epstein’i de dahil etmek istiyor. Epstein, bundan çok rahatsız görünüyor. Gates’in, kendisini bu işe bulaştırmamasını istiyor. Tüm hayatların eşit olduğunu fikrini “gülünç” buluyor. Yapılan işi, “en kötü haliyle Katoliklik” olarak görüyor. İnsan, Nietzsche egemen sınıfların doğal filozofudur, diyesi geliyor. Merhamet, iyilik, sevgi gibi değerler “köle ideolojisi” sayılıyor, fıtrat değişiyor ama kan aynı kalıyor.

Başka bir örnek: Epstein, Steve Bannon’a verdiği önceden yayınlanmamış bir mülakatında, Newtoncu evrenin her şeyi ölçme eğiliminin başarısızlığından bahsediyor. Ona göre Newtoncu bilimler, öznel meseleleri, örneğin bilinç denen “tuhaf fenomeni” açıklayamıyor. Bu nedenle, maddeden ayrı bir ruh olması gerektiğine inanıyor.(3) Mucizelerden bahsediyor. Kadınların, kendi gibi erkeklerden farklı olarak, akılla açıklanamayacak bir sezgi gücüne sahip olduğunu ileri sürüyor. Ama tabii ki burada bitmiyor: Elbette  rasyonel dünyanın dışına atılan kadınlar (ve azınlıklar), bir başka e-postada, “türünün son örneklerinden” sayılan “Zodiac” isimli gizli bir cemiyete üye olabilecek kapasitede değiller!

Ama bu sözümona “karmaşıklık” ve “öngörülemezlik” vehmi, finansal piyasaların krize eğilimli oluşu bahsinde de ortaya çıkıyor. Burada, kelimenin en kötü anlamıyla “ideoloji” sırıtıyor: Epstein, organik dünyadaki, örneğin vücudumuzdaki öngörülemezliği örnek göstererek, finansal dünyanın da böyle olduğunu savunuyor. Matematik, önceden tahmin, planlama… bunlar boş işler. Kimse sistemin nasıl çalıştığını anlamıyor; sistem, bir mucize. Mistikleştirme ve mitleştirme, yıkım ve güç istenci ile birleşiyor. Belki de bu eğilim, günümüzün her soy ve boydan “filozofunu” birleştiriyor: Bir arkadaşı Epstein’e, Aleksandr Dugin’i okumasını tavsiye ediyor. Görüşlerini ilgi çekici ve “belki de faydalı” buluyor.

Son örnek çok yaygınlaşan bir e-postadan: Thiel ile birlikte Libya’nın, Irak’ın, Suriye’nin yıkılmasından özel zevk alıyorlar. Thiel’e göre Orta Doğu’daki ülkeler ne kadar fazla karışır ve ne kadar fazla “kötü adam” birbirini yemeye başlarsa, ABD bu ülkelere o kadar az karışmak/müdahale etmek durumunda kalır. Epstein ise tüm bunları Obama’nın stratejisi olarak görüyor ve “zekice uygulandığını” savunuyor.

  • Geç kalmış komplocular

Belgeler ortaya saçılınca, Fredric Jameson’ın bir tespiti tekrar yayıldı: Komplo teorileri, yoksul insanın postmodern dönemdeki “bilişsel haritalama” sisteminin bir parçasıydı.

Burada anlaşıl(a)mayan bir dünyayı anlamlandırmadan bahsediyoruz. Oysa Jameson, 20. yüzyılda Amerikan büyük şehirlerinin dönüşümünü takip ederken, hakiki bir komploya işaret eder: Finansal sermaye ve arazi spekülasyonu.

Robert Fitch’in The Assassination of New York [New York’a Suikast] kitabından bahseden Jameson, üretimin kentten (bilinçli olarak) uzaklaştırılıp finansal spekülasyonun galebe çalması çerçevesinde neyin bilinçli bir komplo, neyin sermaye mantığının doğal sonucu olduğunu ayırt etmeye çalışır. 

1920’lerde hazırlanan bir kent planı, açıkça küçük işletmelerin ve emekçilerin oturduğu arazilere çökmeyi ve onları kenti dışına sürmeyi tartışıyor örneğin. Ortada bir “komplo” olduğu açık: Egemen sınıflar, büyük kentlerdeki işçi-göçmen-küçük burjuva hercümerci ile uğraşmak istemez, onların şerrinden korkarken, bir yandan da 1920’lerde tıkanan sermaye birikimini daha kârlı sektörlere, örneğin emlak ve sigorta gibi işlere kaydırmanın hesabını yapıyorlardı. “Eşitsiz yatırım fırsatları”, kapitalist üretimin krizinin hem sonucu hem nedeni haline geliyordu.

Burada, zenginliğin gitgide özel ellerde birikirken emekçi sınıfların yarattığı genel korkunun kendisinin komplo ürettiğini hatırlatmak istiyorum: Sayıca bir avuç diyebileceğimiz mülk sahiplerinin, mülksüzler kalabalığı karşısında direnmek, düzenini sürdürmek için dalavereye başvurmasından daha doğal ne olabilir? Kan ve irinle dünyaya geldiği andan itibaren üretimi insansızlaştırmayı hedefleyen, sürekli daha fazlasını biriktirmek için nüfusu “artıklaştıran”, kendi zenginliğini mülksüzlerden kaçırmak için uzayı bile fethetmeyi planlayan bir sınıfın bir zamanlar “ahlaklı” olduğu fikri nereden geliyor?

Adam Smith dahi, gizli anlaşmaların sosyal yaşamdaki (olumsuz) rolünü en kötü sözcüklerle dile getiriyor. Benzer zanaate mensup insanların, diyor Milletlerin Zenginliği’nde, eğlenmek veya oyalanmak için nadiren bir araya geldiği durumlarda bile, sohbetleri eninde sonunda gelip kamuya karşı bir komploya (tam olarak bu sözcüğü kullanıyor) ya da fiyatları yükseltmenin bir yolunu bulmaya gelir dayanır. Bunun “lonca” usulü örgütlenmenin rekabeti baskılama aracı olarak kullanılmasına karşı itiraz olduğunu söyleyenler çıkabilir; ama Smith’in aynı “kamuya karşı komplo” fikrini tacirler, koloni şirketleri, hatta soylular için de kullandığını hatırlatmak isterim. Sayıca az zenginler, sayıca çok mülksüzleri yönetmek için fesat ve komploya ihtiyaç duyarlar.

Jameson’a dönelim. New York kent planını hazırlayanlar, aynı zamanda o kentin iş dünyasına mensup kimselerdi. Mülk sahipleri, bir büyük altüst oluşu sermaye-planlama-bilimsel üretim ortaklığında bir komplo ile örgütlemişlerdi. Sınıf mücadelesi başka türlü yürütülemezdi.

  • Eğilimler: Neyin şafağındayız?

Altını çizmemizin gerektiği tek yer şu: Yine Lukacs, proleter olmayan kitlelerin kendilerinin doğrudan sömürüldüklerinin farkına vardıkları yerin, parasal ve ticari sermaye olduğunu öne sürer. Faşizm, “gaspçı” sermaye ile “üretken” sermaye arasında ayrım yaparak, bunu ırkçı bir demagojiye dönüştürür.

Zannediyorum, Epstein belgelerinin bize geleceğe ilişkin belli belirsiz sunduğu eğilim, “eski tip” finansal rejimin geride bırakılacağına ilişkin bir anlatıdan oluşuyor. 2008 krizi ile sarsılan Wall Street elitlerine karşı, Trump ve arkasındaki sermaye grubunun “Main Street”e, üretime, yeniden sanayileşmeye yaptığı yer yer demagojik, yer yer sahici vurgu, belgelerin arka planını oluşturuyor olabilir.(4) Netanyahu bağlantısızlığı ve tekno-sermayenin siyonizm merakı da bu kanıyı güçlendiriyor. Proleterlerin temsilcilerinin pek nadir görüldüğü bir dünyada, proleter olmayan kitlelerin sömürünün kaynağı zannettiği zeminde taraf olması pek de şaşırtıcı değil.

Nitekim pislikler ortaya saçılırken bundan hiçbir adli sonuç çıkmaması da tasfiye edilmesi muhtemel bazı kişilerin, aslında temsil ettikleri çizgiyi sivriltmek için ayak altından temizlendiği anlamına gelir. Bu bakımdan, Clintonların ABD Kongresinde verecekleri ifadelerin içindekilere değil de dışarıda bırakılanlara bakmak daha iyi fikir sahibi olmamızı sağlayacak.


(1) Deli saçması fikirler veya sayıklamalar da mevcut: Örneğin eski Norveç Başbakanı Thorbjørn Jagland bir e-postada yeni dünya parasının renminbi değil ruble olmasını istiyor. Kimsenin ağzı torba değil ki büzesin!
(2) Çok çarpıcı bir örnek: Epstein, 2017’de o dönem New York Times muhabiri olan Landon Thomas’a gönderdiği bir e-postada, Katar-Deutsche Bank-Donald Trump ilişkisine dair önemli ipuçları sunuyor. Epstein’e göre Katar, Deutsche Bank’ın en büyük finansörü (piyasa verilerine göre BlackRock ile birlikte); Deutsche Bank ise Trump’ı finanse ediyor.
(3) György Lukacs, Aklın Yıkımı’nda, felsefi irrasyonalizmin ayırıcı özellikleri arasında, sezgi gibi “rasyonalite ötesi” (supra-rationality) kavramların devreye sokulmasını da sayar. Mekanik felsefi görüşün başarısızlığı ve yarattığı yeni sorunlar, böylece doğal fenomenlerde de “rasyonalite ötesi”nin kanıtı olarak görülür: “Bu, tüm toplumsal ilerlemenin sorgulanabileceği, Şeytan’ın ‘ilk devrimci’ olarak sunulabileceği ve özgürlük ve eşitlik yönündeki her türlü çabanın karalanabileceği temeldir.”
(4) Burada “Trumpist” kampta da anlaşmazlık olduğu bariz. Örneğin 2014 yılında Vatikan’da bir toplantıda konuşan Steve Bannon, “devletçi” kapitalizmin yanı sıra, “Ayn Rand kapitalizmi” olarak adlandırdığı liberteryen kapitalizme de karşı olduğunu söylemiş. Bannon, ikinci Trump döneminde tekno-liberter kampın önderlerinden Elon Musk ile girdiği ağız dalaşıyla da biliniyor.

Amerika

Tesla ve SpaceX için 3,6 trilyon dolarlık birleşme planı

Yayınlanma

Tesla ve SpaceX yönetim kurulları, iki şirketi yaklaşık 3,6 trilyon dolarlık piyasa değeri altında bir araya getirebilecek birleşme planını incelemek üzere bağımsız komiteler kurdu. Yapay zeka yatırımları ve roket harcamaları nedeniyle birleşen yapının yıllık serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolara inmesi bekleniyor.

Elektrikli araç üreticisi Tesla ile uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in olası birleşimi, piyasa değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşan yeni bir yapı ortaya çıkarabilir.

Financial Times, yatırımcılar, hukukçular ve analistlerin değerlendirmelerine dayandırdığı incelemesinde, her iki şirketin yönetim kurullarının bağımsız komiteler kurarak birleşme ihtimalini araştırmaya başladığını duyurdu.

Elon Musk, 20 Ekim’de yaptığı açıklamada birleşmeyi “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi ancak koşulların henüz netleşmediğini ve anlaşmanın garanti olmadığını belirtti. Girişimci, çıkar çatışması sebebiyle görüşmelere doğrudan katılamayacağını bildirdi.

Hissedarlar açısından birleşmenin en belirgin avantajı, Musk’ın zaman ve kaynak paylaşımına dair soru işaretlerini giderebilmesi. İsmi açıklanmayan bir Tesla yatırımcısı, “Şu an vaktinin bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar gücünün veya parasının büyük bölümünün nereye gittiğini anlayamıyor” dedi.

Otomobil üreticisine yakın bir kaynak, iki şirketin Roadster spor modelinden malzeme, yakıt ve üretim teknolojilerine kadar uzanan mevcut işbirliğini hatırlattı. Aynı kaynak, birleşmenin işlem gücü ile yapay zekanın fiziksel cihazlardaki kullanımını entegre eden dikey bir yapı kuracağını kaydetti.

Tesla ile SpaceX arasındaki finansal ilişkiler şimdiden belirgin bir hacme ulaştı. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack batarya sistemleri ve Cybertruck araçları satın aldı.

Tesla, yapay zeka girişimi xAI’a yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın Şubat 2026’da SpaceX ile birleşmesi sonucunda uzay şirketinin doğrudan hissedarı haline geldi. Musk, xAI hamlesini yapay zeka, roket teknolojisi ve uydu iletişimini bir araya getirerek uzayda veri merkezleri kurma hedefiyle gerekçelendirmişti.

Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminleri, Tesla ve SpaceX’in toplam gelirinin 2026 yılında 153 milyar dolara çıkacağını gösteriyor. Buna karşılık yapay zeka altyapısı, çip üretimi ve roket harcamaları sebebiyle iki yapının toplam serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolar olması bekleniyor.

Financial Times, 3,6 trilyon dolarlık büyüklüğün kesinleşmiş anlaşma bedelini değil, şirketlerin mevcut piyasa değerini yansıttığını bildirdi. Olası birleşme aynı zamanda Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü güçlendirebilir.

Girişimci, imtiyazlı hisseler sayesinde SpaceX’te yaklaşık yüzde 84 oy gücünü elinde tutarken bu oran Tesla’da yüzde 20 civarında kalıyor. Anlaşmanın kabul edilmesi için Tesla tarafında yalnızca oylamaya katılanların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteği aranacak.

Hukuk uzmanları, birleşme müzakerelerinin bir tarafın diğerinin aleyhine avantaj sağlamadığına piyasayı ikna edecek biçimde yürütülmesi gerektiğini belirtiyor. Colorado Üniversitesi kurumsal hukuk profesörü Ann Lipton, her iki şirketin merkezini taşıdığı Teksas yasalarının yönetim kararlarına itirazı zorlaştırdığına işaret etti.

Lipton, çıkar çatışması iddiasının tek başına yetersiz kalacağını, hissedarların dolandırıcılık veya kasıtlı yasa ihlali gibi fiilleri ispat etmek zorunda olduğunu söyledi. Sürecin bir diğer zorlu ayağını ise küresel onaylar oluşturuyor.

Hukukçulara göre anlaşmanın AB, Birleşik Krallık ve Çin’deki düzenleyici kurumlardan onay alması gerekecek. Geçen yıl Tesla’ya 21 milyar dolarla toplam cirosunun yaklaşık yüzde 22’sini kazandıran Çin, şirketin en büyük otomobil fabrikasına Şanghay’da ev sahipliği yapıyor.

SpaceX’in ABD savunma ihalelerini üstlenmesi ve askeri Starshield uydularını üretmesi, Pekin hattında güvenlik çekincelerini artırıyor. JPMorgan analistleri, ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle Çin onayının ciddi engellerle karşılaşabileceğini bildirdi.

Banka analistleri, Tesla’nın Çin operasyonlarını tamamen ayırmasını veya kontrolü yerel bir konsorsiyuma devrederek marka ile otonom sürüş lisans gelirleriyle yetinmesini olası seçenekler arasında gösterdi.

The Wall Street Journal temmuz ayında Tesla’nın Çin birimini satmayı değerlendirdiğini yazmış, ancak Musk bu iddiayı “kesinlikle sahte haber” diyerek yalanlamıştı.

Tesla’ya yakın bir kaynak, birleşmenin Donald Trump’ın 2029’da bitecek başkanlık görev süresinden önce tamamlanmasının önem taşıdığını ifade etti. Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek, ama herkesin düşündüğü kadar hızlı değil” dedi.

SpaceX’in halka arzının ardından haziran ayında tarihin ilk trilyoneri unvanını alan Musk, hisselerdeki dalgalanmalar nedeniyle bu eşiğin altına indi. Forbes verilerine göre 13 Ekim’de SpaceX hisselerinin değer kaybetmesiyle serveti 982,9 milyar dolara gerileyen girişimcinin güncel varlığı 925 milyar dolar seviyesinde.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’de yolsuzluğu ihbar edene ödül verilecek

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, kamudaki dolandırıcılıkları ihbar edenlere nakit ödeme sağlayacak 25 milyon dolarlık teşvik programını tanıttı. Mahkûmiyetle sonuçlanan bildirimlere yüzde 1 komisyon vadeden düzenlemede ilk ödeme 10 bin dolarla muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye yapıldı.

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, federal hükümeti dolandıranları ihbar edenlere nakit para ödenmesini öngören 25 milyon dolarlık bir ihbarcı programı açıkladı.

Oval Ofis’te duyurulan Dolandırıcılık İhbar Teşvik Programı kapsamında, mahkûmiyetle sonuçlanan başarılı bildirimlerde bulunanlara yüzde 1 oranında komisyon verilmesi planlanıyor.

Ödüllerin kimlere dağıtılacağı konusundaki tek yetkilinin kendisi olacağını belirten Trump, süreçte son sözü söyleyeceğini dile getirdi.

Trump, Oval Ofis’teki konuşmasında, “Biri birini ihbar ederse yüzde 1 komisyon alacak. Bu harika olacak çünkü bu ülkeden çalınan para trilyonları buluyor” ifadelerini kullandı.

İhbarların “America.gov/fraud” internet sitesi üzerinden toplanacağını aktaran Trump, süreci hızlandırmak adına aynı ödül için birden fazla talep gelmesi durumunda bağlayıcı hakem rolünü bizzat üstleneceğini bildirdi.

Trump, ödemelere ilişkin takdir yetkisini, “Başka bir deyişle o kişinin bunu hak edip etmediğine ben karar vereceğim ve oldukça cömert davranacağım” sözleriyle savundu.

İnternet sitesindeki yönergede, yapılan bildirimin cezai kovuşturmaya yol açması şartıyla ödülün en fazla 30 bin dolara kadar çıkabileceği belirtiliyor.

Öte yandan Trump, Oval Ofis’te yaptığı konuşmada bir kişinin alabileceği tutarda herhangi bir tavan sınır olmadığını iddia etti.

İhbarcıların çok yüksek gelirler elde edebileceğini öne süren Trump, “İnsanlar başkalarını ihbar ederek milyonlarca dolar kazanacak” dedi.

Trump ayrıca ödemelerin ceza davası açılmasına bağlı kalmayacağını, çalınan paranın geri alınması durumunda yapılacağını savundu.

Program kapsamında verilen ilk ödül, Oval Ofis’te Trump ve Vance’in yanında yer alan muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye gitti. Fox News, Shirley’ye bu kapsamda 10 bin dolar ödendiğini aktardı.

Shirley, Minnesota’daki çocuk bakım programlarında yürütülen usulsüzlük iddialarını araştırdığı bir video yayımlamasının ardından geçen yıl sağ çevrelerde tanınmıştı.

Yeni program, Başkan Yardımcısı Vance’in başkanlığını yürüttüğü dolandırıcılıkla mücadele görev gücünün çalışmalarına dayanıyor.

Vance, “Başkan bu durumun durması gerektiğini söyledi. Artık duruyor ve bunu durdurmamıza yardım etmek isterseniz, ABD Başkanı’nın yaptıkları sayesinde siz de bu ödülleri paylaşabilirsiniz” diye konuştu.

Trump, federal hükümet programlarındaki suistimalleri incelemek ve azaltmak amacıyla mart ayında Dolandırıcılığı Ortadan Kaldırma Görev Gücü’nü kurmuş, yapının başına da Vance’i getirmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

Anthropic halka arz öncesinde 80,7 milyar dolar zarar açıkladı

Yayınlanma

Yapay zeka devi Anthropic, 2026’nın ilk yarısında 80,7 milyar dolar net zarar açıklarken gelirini 16,3 milyar dolara taşıdı. Şirket, halka arz izahnamesinde modellerin şantaj benzeri davranışlar sergileyebileceği ve felaket boyutundaki risklerin sigortalanamayacağı uyarısını yaptı.

Yapay zeka modeli Claude’un geliştiricisi Anthropic, 30 Haziran’da sona eren 2026’nın ilk altı ayında 80,7 milyar dolar net zarar açıkladı.

The Wall Street Journal gazetesinin şirketin halka arz izahname taslağına dayandırdığı habere göre kaydedilen bu zarar, 2025 yılının tamamında gerçekleşen 42 milyar dolarlık kaybı neredeyse ikiye katladı.

Söz konusu devasa tutarın 72 milyar dolarlık büyük bölümü muhasebe kaynaklı defter değeri düşüşlerinden kaynaklandı.

Buna karşın şirketin gelirlerinde sert bir yükseliş görüldü; yılın ilk yarısındaki ciro, önceki yılın aynı dönemindeki 1,1 milyar dolardan 16,3 milyar dolara ulaştı.

Anthropic bu dönemde işlem gücü ve altyapı ihtiyaçları için yaklaşık 9 milyar dolar harcayarak, 2025’in tamamında yapılan 7,3 milyar dolarlık harcamayı altı ayda geride bıraktı.

Şirketin önümüzdeki 7 ila 10 yıl içinde bulut hizmetleri sözleşmeleri kapsamında yaklaşık 450 milyar dolar ödeme taahhüdü bulunuyor.

Bu yükümlülükler çerçevesinde Google Cloud ile 111 milyar dolar, Amazon Web Services ile 110 milyar dolar ve Microsoft ile 31 milyar dolarlık sözleşmeler planlanıyor.

Anthropic ayrıca yapay zeka odaklı daha küçük bulut sağlayıcıları Nscale ve Lambda üzerinden Nvidia çipleri kiralamak için sırasıyla 2033 ve 2034 yıllarına kadar 86 milyar dolara varan harcama yapacak.

Şirket gelecek yıllarda bilgi işlem kapasitesini artırmak amacıyla 750 milyar dolar daha harcayabilir.

Halka arz izahname taslağının yaklaşık üçte birlik kısmı ise doğrudan risk faktörlerine ayrıldı.

Belgede modellerin gerçek dünyada somut zararlara yol açma olasılığına dikkat çekilirken, yapay zekanın “kendini koruma” eğilimi sergileyebileceği ve “şantajı” andıran yanıtlar üretebileceği kaydedildi.

Anthropic, yapay zeka kaynaklı “felaket boyutundaki bir olayın” yaratacağı hasarın büyüklüğü nedeniyle bu tür riskleri sigortalamanın imkansız hale gelebileceği uyarısında bulundu.

Piyasa beklentilerine göre Anthropic’in halka arzı tarihin en büyük işlemlerinden biri olabilir ve SpaceX’in rekorunu geride bırakabilir.

Borsaya açılmanın ardından şirketin piyasa değerinin 2 trilyon dolara kadar ulaşabileceği öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English