Avrupa
Epstein skandalı Starmer hükümetini sarsıyor

Birleşik Krallık’ta hükümete hizmet veren önemli isimlerin Jeffrey Epstein ile derin ilişkiler kurması nedeniyle Başbakan Keir Starmer’ın geleceği belirsizliğe girdi.
Son olara Morgan McSweeney, pazar günü özel kalem müdürlüğü görevinden istifa etti. McSweeney eski Washington Büyük elçisi Peter Mandelson’un Epstein ile olan bilinen bağlarına rağmen, onu ABD büyükelçisi olarak atama tavsiyesinin “tüm sorumluluğunu” üstlendiğini söyledi.
McSweeney yaptığı açıklamada, Mandelson’u atama kararının “yanlış” olduğunu ve “partimize, ülkemize ve siyasete olan güvene zarar verdiğini” söyledi.
Starmer’a bu atamayı yapmasını kişisel olarak tavsiye ettikten sonra “tüm sorumluluğu” üstlendiğini söyleyen McSweeney, “Kamu hayatında sorumluluk, en uygun olduğu zaman değil, en önemli olduğu zaman üstlenilmelidir. Bu koşullar altında, onurlu olan tek yol kenara çekilmektir,” diye ekledi.
McSweeney, Starmer’ın İşçi Partisi lideri olduğu süre boyunca onun önemli bir yardımcısı oldu. 2010’ların sonlarında, önce Labour Together düşünce kuruluşunda, ardından Starmer’ın yanında yaptığı çalışmalar, partinin sol kanadını bozguna uğratmaya ve Starmer’ı liderliğe, ardından da Başbakanlığa taşımaya yardımcı oldu.
Fakat McSweeney uzun süredir istifa etmesi için baskı altındaydı. Bu baskı, ABD Adalet Bakanlığı’nın Mandelson ve Epstein arasındaki ilişkinin boyutunu gösteren yeni e-postaları yayınlamasıyla daha da arttı.
Bloomberg’e konuşan kaynaklar, yetkililerin, kabine üyelerinin başbakana özel olarak kenara çekilmesini söylemeye veya bunu yapmazsa istifa etmekle tehdit etmeye hazırlandığını belirtti.
Bir bakan yardımcısı, Starmer’ın bu haftayı atlatıp atlatamayacağına yönelik bahsin “50-50” olduğunu söyledi.
Bu tartışmalara aşina olan bir kişi, Starmer’ın McSweeney olmadan devam edip edemeyeceğini günlerce düşündüğünü söyledi.
İşçi Partisi’nin 2024 seçimlerindeki ezici zaferinin mimarını kaybetmek, hükümetin hayal kırıklığına uğramış üyeleri üst kademede değişiklik talep ederken, Sağlık Bakanı Wes Streeting ve eski Başbakan Yardımcısı Angela Rayner’ın onun yerine geçecek adaylar olarak gösterildiği bir dönemde başbakanı savunmasız bırakıyor.
İşçi Partisi milletvekili Andy McDonald, pazartesi günü BBC’nin “Today” programında Starmer’ın geleceği hakkında şunları söyledi:
“Her şey onun elinde. Yaptığı hatayı kabul etmez, önündeki sorunu fark etmez, bunu açıkça dile getirmez ve nasıl çözeceğini bize söylemezse, korkarım ki bu işin sonu gelecek; bugün olmasa bile, önümüzdeki haftalarda ve aylarda kesin olarak.”
McSweeney’i, Starmer’ın iletişim direktörü olarak istifa eden Tim Allan izledi.
Fakat Allan, “yeni bir No. 10 [Başbakanlık] takımın kurulmasına olanak sağlamak için” istifa ettiğini söyleyerek, daha geniş çaplı değişikliklerin yolda olduğunu ima etti.
McSweeney’in uzun süredir başbakanı saran tartışmaların odak noktası olması nedeniyle, Mandelson öfkesi henüz dinmemişken Starmer daha da korumasız kalacak.
Parlamento üyeleri kısa süre önce diplomatik atamayla ilgili inceleme belgelerinin yayınlanmasını temin etti. Bu belgeler henüz yayınlanmadı.
İktidar partisi içinde, bazıları Starmer’ın Rayner gibi “solcu” isimleri kabineye geri davet ederek ve kendisi de eski parti lideri olan Enerji Bakanı Ed Miliband gibi isimleri terfi ettirerek konumunu güçlendirmeye çalışacağını tahmin ediyor.
Fakat diğerleri, Rayner’ın Starmer’ın koltuğuna bir adım daha yaklaştığı için bu görevi kabul edeceğini şüpheyle karşılıyor.
Bir İşçi Partisi yetkilisi, Starmer’ın mayıs ayındaki yerel seçimlere kadar hayatta kalabilmesinin tek yolunun, rakiplerinin bu süreyi kendilerine meydan okumak için hazırlık yapmak için kullanacağı bir “lame duck” (topal ördek) olarak kalmak olduğunu söyledi.
Starmer’ın en eski destekçileri, zayıflamış başbakanın McSweeney’i görevden almasına şaşırdılar.
Cumartesi günü, Starmer’ın yakın müttefikleri, liderin düşüşünü kaçınılmaz hale getireceği için baş danışmanının istifa etmeyeceğini söylemişlerdi.
Pazar sabahı geç saatlerde, kabine üyesi Pat McFadden Sky News’e, McSweeney’in nihayetinde “başbakanın ataması” olan bir konuda sorumluluk alması gerektiğini düşünmediğini söylemişti.
McFadden, “Ülkenin 18 ayda bir veya iki yılda bir başbakanını değiştirmesi iyi bir şey değil. Bu, dünya çapında iktisadi, siyasi ve itibar açısından kaos ve belirsizliğe yol açıyor,” dedi.
Starmer, Mandelson’a yönelik hesap sorma taleplerinden kurtulsa bile, önümüzdeki haftalarda tehlikeyle karşı karşıya kalacak.
En acil sorun, 26 Şubat’ta Gorton ve Denton’da yapılacak özel seçimler. Bu seçim bölgesi, İşçi Partisi’nin kalesi olması gerekirken, şu anda Yeşiller Partisi ve Reform UK ilk sırayı kapmak için yarışıyor.
İki aydan biraz daha uzun bir süre sonra, daha geniş çaplı yerel seçimler yapılacak ve anketler, İşçi Partisi’nin çok sayıda sandalye kaybedeceğini gösteriyor.
Sadece 19 ay içinde ikinci özel kalem müdürünü kaybeden Starmer, McSweeney’in eski yardımcıları Jill Cuthbertson ve Vidhya Alakeson’u hızla terfi ettirerek boşalan pozisyonu ortaklaşa doldurmalarını sağladı.
Başbakanlık ofisi, başbakanın pazartesi günü bir müdahale yaparak, partisinin 2024’te vaat ettiği değişimi gerçekleştirmek için atacağı sonraki adımlar hakkında ülkeye bilgi vereceğini belirtti.
Pazar günü, iki önemli İşçi Partisi bağlantılı grup, Mandelson’un atanmasından sorumlu olanların sadece özel kalem müdürü ile sınırlı kalmaması gerektiğini öne sürünce eleştiriler yağmaya başladı.
Sol eğilimli İşçi Partisi politikacılarının oluşturduğu bir ağ olan Mainstream, Mandelson’un atanmasında “ilgili tüm tarafların” hesap vermesi gerektiğini söyledi.
Bir başka solcu baskı grubu olan Compass ise daha açık sözlüydü: “Zamanla, partiyi yönetecek yeni bir kaptan gerekecek.”
Muhalefet partileri de Starmer’a odaklanmakta gecikmedi. Liberal Demokratların Genel Başkan Yardımcısı Daisy Cooper, ”Sorumluluk ona ait“ derken, ana muhalefet partisi Muhafazakârların lideri Kemi Badenoch, X’te Starmer’ın ”kendi korkunç kararlarının sorumluluğunu üstlenmesi“ gerektiğini söyledi.
Anketlerde önde giden Reform UK’in lideri Nigel Farage ise başbakanın McSweeney’in “çok gerisinde kalmayacağını” söyleyerek istifanın yakın olduğunu öngördü.
Avam Kamarası’nda, İşçi Partisi’nin kendi saflarından gelen hoşnutsuzluk bu hafta, Rayner liderliğindeki parti milletvekillerinin, Mandelson’un büyükelçi olarak atanması ve görev süresiyle ilgili belgelerin açıklanmasını talep eden Tory önergesini engellemeye yönelik hükümet çabalarına karşı çıkmasıyla ortaya çıktı.
İsyancılar istediğini elde etti ve hükümet şu anda binlerce sayfalık bilgiyi açıklamaya hazırlanıyor, fakat yayın tarihi henüz belirlenmedi.
Rayner şu anda başbakanlık için en önde gelen aday olarak görülüyor, fakat partiden en az altı kişi daha bu göreve talip olduğunu açıkladı.
Bunlar arasında Miliband, Streeting, İçişleri Bakanı Shabana Mahmood ve Dışişleri Bakanı Yvette Cooper da bulunuyor.
İşçi Partisi’nin sağ kanadından birkaç kişi, Savunma Bakanı John Healey’in görevi devralması gerektiğini öne sürdü.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












