Avrupa
Epstein ve Avrupa: Eski kıtada kimin eli kimin cebinde?

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışmalarına dair belgelerin Avrupa’daki muhtelif bürokratları ilgilendiren detayları da oldu. Slovakya’da eski Dışişleri Bakanı Miroslav Lajčák’ın istifasıyla başlayan süreç, İngiltere’de Lord Mandelson hakkındaki yolsuzluk ifşaatları ve İskandinav hanedan mensuplarının dahil olduğu kirli ilişkilerle genişlemeye devam ediyor.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışma dosyalarında adı geçen Avrupalılar arasında, siyasi bedel ödeyen ilk isim Miroslav Lajčák oldu. 2012-2020 yılları arasında Slovakya Dışişleri Bakanlığı yapan ve son dönemde Başbakan Robert Fico’nun danışmanlığını yürüten Lajčák, 2018 yılında Epstein ile kurduğu iletişimin ifşa olması üzerine 31 Ocak’ta istifasını sundu. Yayımlanan yazışmalardan birine göre Slovak diplomat, Kiev ve Moskova seyahatlerinin ardından “göz kamaştırıcı kızlardan” bahsediyordu. Epstein’in bu durumu “Rusya’nın en büyük ihraç ürünü” olarak nitelemesine karşılık, Lajčák şakayla karışık bir itirazda bulunmuştu: “Ham petrolden sonra gelir.”
Adı, ABD Adalet Bakanlığı’nın Kasım 2025’te yayımladığı ilk parti dosyalarda da geçiyordu. O dönemde Başbakan Fico, “hakkında ilave bir ifşaat çıkması durumunda” Lajčák’ın görevine son verileceğini duyurmuştu. Danışmanının istifasını yorumlayan Slovak Başbakan, onun “büyük bir diplomata yaraşır şekilde davrandığını” ifade etti. Lajčák ise 2 Şubat’ta Slovakya Radyosu’nda kamuoyuna açıklamalarda bulundu. “Bugün o mesajları okuduğumda kendimi aptal gibi hissediyorum… Maksadını aşan bir iletişim kurdum. Bu mesajlar, erkek egosunun aptalca gevezeliklerinden başka bir şey değildi” diyerek günah çıkardı. Lajčák, Epstein ile iletişiminin “sözlerle sınırlı kaldığını” ve herhangi bir yasa dışı eylemde bulunmadığını savunuyor.
Lajčák, Epstein ile siyaseti de masaya yatırıyordu. Hem Avrupalı mevkidaşları hem de -dosyalarda adı onlarca kez zararsız bağlamlarda geçen diğer pek çok dünya lideri gibi- Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmelere dair izlenimlerini paylaşıyordu. Lajčák, Ekim 2018’de Epstein’e şöyle yazmıştı: “Rusya’da her şey harika geçti. Lavrov ile üç buçuk saat, finalde puro.” Epstein ise ABD’nin 42. Başkanı etrafında dönen seks skandalına atıfta bulunarak, “Clinton-Monica tarzı bir puro olmadığını tahmin ediyorum” şeklinde yanıt vermişti.
Lajčák, Mayıs 2019’da gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerini de Epstein ile tartışan isimlerden biriydi. Diplomat şöyle yazıyordu: “Büyük resmi görebilmek için bir saat daha beklememiz gerekecek. Slovakya cephesine gelince; daha kötüsü de olabilirdi… Sonuçları az önce okudum, sürpriz yok. Tam da beklendiği gibi: Ana akım partiler (Avrupa Halk Partisi [EPP] ve Sosyal Demokratlar [S&D] kastediliyor) güç kaybetti ama hâlâ hakimiyetlerini koruyorlar.”
2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri sonucunda aşırı sağcı partiler mevzilerini güçlendirmişti: Kimlik ve Demokrasi (ID, ki o dönemde Almanya için Alternatif [AfD] bu gruptaydı) 73 sandalye, Avrupalı Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) ise 62 sandalye kazandı. Fakat bu partilerin temsilcileri parlamentoda yönetici pozisyonlara gelemedi. Oylama sonucunda, 1979’dan bu yana ilk kez iki geleneksel parti -EPP (182 sandalye) ve S&D (154 sandalye)- parlamentodaki mutlak çoğunluklarını yitirdi. Yine de EPP grubu en büyük grup olarak kalmayı başardı.
Slovakya’da şu an iktidarda olan Başbakan Robert Fico’nun partisi Smer, daha önce Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyal Demokratlar (S&D) grubuna üyeydi, ancak Ekim 2023’te üyelikleri askıya alındı. Fico, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın AB içindeki en kilit destekçisi olarak görülüyor; Smer temsilcileri ise Brüksel’de artık bağımsız milletvekili olarak yer alıyor. Fico, Temmuz ayında S&D’ye dönüş için, Ukrayna ve göç sorunları konusunda “kendi pozisyonunu koruma hakkı” da dahil olmak üzere bir dizi şart öne sürdü.
Sebastian Kurz’u öve öve bitirememişler: ‘Fevkalade donanımlı bir analist’
Epstein ayrıca, Mayıs 2019’da patlak veren ve “İbizagate” olarak bilinen hadisenin beraberinde güven oylamasıyla düşürülen Avusturya eski Şansölyesi Sebastian Kurz’un akıbetiyle de ilgileniyordu. Bu yolsuzluk meselesine, Kurz’un Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile koalisyon ortağı olan aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) temsilcileri karışmıştı. Epstein, 2019 tarihli bir yazışmada (bu belgeler geçtiğimiz kasım ayında ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komisyonu tarafından yayımlandı) “Kurz iktidara dönecek mi?” diye soruyordu. Lajčák’ın yanıtı netti: “Seçimleri kazanacağı kesin. Ancak şu an koalisyon kurabileceği bir ortağı yok.”
Kurz’un adı, Epstein’in Haziran 2018’de eski Norveçli diplomat Terje Rød-Larsen ile yaptığı yazışmalarda da geçiyor. Pedofil milyarder, Larsen aracılığıyla Kurz’u, ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanlığından yaklaşık bir yıl önce ayrılan Steve Bannon ile bir araya getirmeye çalışıyordu. Epstein, “Kurz önemli biri. Trump ve Putin’i ağırlayacak” diye yazmıştı. Rød-Larsen ise yanıt olarak Kurz’a gönderilecek bir mesaj taslağını iletti:
“Değerli Sebastian, perde arkasında Washington’daki en ferasetli ve etkili aktörlerden biri olmaya devam eden ve Başkan’a çok yakın olan Steve Bannon, çeşitli konuları görüşmek üzere sizinle buluşmak istiyor… Bazı konularda görüşlerimiz ciddi şekilde ayrışsa da, kendisi son derece öngörülü ve fevkalade donanımlı bir analist ve aktördür!”
Yayımlanan bir başka yazışmada Epstein, Bannon’a, Kurz’un bizzat kendisiyle görüşmek istediğini iletiyor. Bannon ise Avusturyalı siyasetçiyi Avrupa’nın önde gelen figürlerinden biri olarak tanımlıyor ve onu “popülist, milliyetçi ve egemenlik hareketi yanlısı” olarak nitelendiriyor. Belgelerden bu görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılmıyor. Geçtiğimiz sonbaharda Kurz’un sözcüsü, Avusturya basınına verdiği demeçte eski şansölyenin ne Bannon’ı ne de Epstein’i tanıdığını beyan etmişti.
Yayımlanan bir diğer belgeye göre Bannon, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Avrupalı sağcılara aktif danışmanlık yapıyordu. Bannon, 2018 baharında Epstein’e şunları yazıyordu:
“Şu anda Ulusal Cephe’nin (şimdiki adıyla Ulusal Birlik [RN], aşırı sağcı Fransız partisi), Salvini’nin Lega’sının, AfD’nin, İsviçrelilerin ve Orbán’ın danışmanlığını yapıyorum. Önümüzdeki mayıs ayında Avrupa Parlamentosu seçimleri var; sandalye sayımızı 92’den 200’e çıkarabilir, kripto paralarla ilgili her türlü yasayı veya canımız ne isterse onu durdurabiliriz.”
Bannon’ın burada kastettiği, 2023 yılında ana akım Avrupalı partilerin girişimiyle kabul edilen Kripto Varlık Piyasaları Yönetmeliği (MiCA) idi. Bannon’ın anlattığına göre, yönetmeliğin tartışıldığı dönemde Avrupa Parlamentosu’ndaki sağ gruplar (ID ve ECR) bu girişime karşı çıkmıştı.
Diğer taraftan Bannon ve Epstein, Avrupa’daki isimlerden çoğunlukla alayla bahsediyordu. Bannon Mart 2018’de, AfD’nin oylarının yüzde 13 civarına ulaştığına dikkat çekerek, “May gitti; Merkel ve Macron’un da sayılı günü kaldı” diye yazıyordu.
Merkel’in adının geçtiği en absürt mesaj ise Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir sermayedar tarafından Epstein’in telefonuna gönderildi. Gönderilen siyah-beyaz fotoğrafta muhtemelen bikinili genç kadınlar yer alıyordu. Epstein bu mesaja cevaben “Şansölye Merkel’in gençliği!” yazdı. AfD’nin de adının geçtiği bu belgeleri yorumlayan Der Spiegel, Trump taraftarlarının daha ilk başkanlık döneminde Avrupa’da sağ-popülist bir dönüşüm umudu taşıdıkları sonucuna varmış.
Lord Mandelson vakasının öncesi ve sonrası
Avrupa Komisyonu, 3 Şubat’ta, İngiltere’nin eski Washington Büyükelçisi ve eski Avrupa Komiseri Lord Peter Mandelson’ın Epstein ile ilişkisine dair ortaya çıkan detaylar üzerine soruşturma başlattı. İngiltere Birlik’ten ayrılmış olsa da Komisyon, Mandelson’ın eski bir “Avrupa bürokratı” olarak etik yükümlülüklerinin devam ettiğini vurguluyor.
İfşa olan belgeler, gerilim romanını aratmayacak nitelikte. 2010 yılında İngiliz hükümetinde bakanlık koltuğunda oturan Mandelson’ın, Yunanistan kriziyle sarsılan Euro Bölgesi’ne yönelik 500 milyar euroluk kurtarma paketini, henüz resmiyet kazanmadan Epstein’e “fısıldadığı” öğrenildi. Epstein, AB bakanlar toplantısının arifesinde Mandelson’a “Kaynaklarım paketin hazır olduğunu söylüyor” diye yazmış; Mandelson ise Downing Street’ten ayrılmak üzere olduğunu belirterek, “Bu akşam açıklanacak” cevabını vermişti. Ayrıca Epstein’in, o dönem İşçi Partisi milletvekili olan Mandelson ile bağlantılı hesaplara 75 bin dolar aktardığına dair belgeler, İngiliz polisinin de radarına girdi. Mandelson, “Partime daha fazla zarar vermek istemiyorum” diyerek İşçi Partisi saflarından istifa ettiğini duyurdu.
Belgelerde adı geçen bir diğer isim, mevcut Slovakya Temsilcisi ve Avrupa Komiseri Maroš Šefčovič. Šefčovič, Epstein ile hiçbir temasının olmadığını, adının muhtemelen vatandaşı Lajčák tarafından “kendi çıkarları için” kullanıldığını savundu. Mevcut Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in adı ise yazışmalarda sadece pasif bir haber öznesi olarak geçiyor.
‘Mandelson skandalının temelinde para hırsı ve siyasi yozlaşma yatıyor’
Fransa’dan kimler var?
Fransız kültür ve siyaset hayatının simge ismi, eski bakan Jacques Lang’ın da Epstein ağında olduğunu gösteriyor. Le Monde ve Mediapart’ın incelemelerine göre Lang, Epstein’in uçak ve araçlarını kullanmış; kızı Caroline ise Epstein ile ticari ortaklıklar kurmuştu. Baba-kız, Epstein ile ünlü yönetmen Woody Allen aracılığıyla tanıştıklarını ve Epstein’in suçlarından habersiz, “inanılmaz derecede saf” olduklarını iddia ettiler.
Fransa’nın eski Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire ise daha temkinli bir portre çiziyor. 2013 yılında bir aracı vasıtasıyla Epstein’in New York’taki malikanesine giden Le Maire, iddiaya göre “tuzağa düştüğünü” hissederek mekanı derhal terk etmişti. Ancak aracısı Olivier Colom ile Epstein arasındaki yazışmalar, dikkat çekici. Epstein, fuhuş adasını anlatırken, Colom şu cevabı veriyordu: “Suudi Kralı’nın sarayında köpekbalıkları var. Ben sizinkileri çok daha fazla tercih ederim.”
Norveç Veliaht Prensesi Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor
Belgelerde İskandinavya’nın “kusursuz” monarşilerinden isimler de var. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit’in, Epstein ile 2011-2014 yılları arasında samimi bir yazışma trafiği olduğu ortaya çıktı. Prenses, Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor, hatta 15 yaşındaki oğlu için “çıplak kadınlı sörf tahtası” görselleri konusunda fikir danışıyordu. “İskandinav kadınlarının en iyi eş adayı olduğu” ve Paris’in “aldatmak için ideal bir yer olduğu” gibi sığ sohbetler, Prenses’in “özür dilemesiyle” gündemden düşürüldü.
İsveç Prensesi Sofia da belgelerdeydi. Prens Carl Philip ile evlenmeden önceki modellik ve reality şov geçmişine atıfta bulunan Epstein, 2010 tarihli bir mesajında onun fotoğraflarını paylaşarak, “İsveç basını peşinde ama o bizim Sofia!” minvalinde ifadeler kullanmıştı. Prenses Sofia (eski soyadıyla Hellqvist), evlenmeden önce bir “glamour model” ve reality şov yıldızıydı. İsveç Sarayı’na girmesi modern bir “Külkedisi masalı” gibi sunulmuştu. İsveç Sarayı, Prenses’in Epstein ile 20 yıldır görüşmediğini belirterek suçlamaları yalanladı.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak








