Ortadoğu
Eski CIA yetkilisi Larry Johnson: ‘İran’dan sonra sırada Türkiye var’

Güneybatı Asya’da yaşanan savaşa dair kapsamlı ve ciddi bir değerlendirme sunan eski CIA istihbarat analisti ve terörle mücadele uzmanı Larry Johnson, İran’a yönelik ortak ABD-İsrail saldırısını “katastrofik bir stratejik hesap hatası” olarak nitelendirdi.
Stratejik Pusula programında Profesör Hasan Ünal’a konuşan Johnson; Washington ve Batı Kudüs’ün, İran’ın iç istikrarı ile askeri dayanıklılığını temelden yanlış yorumladığını, bunun da Batı’yı uzun süreli bir depresyona sürükleme tehdidi taşıyan küresel bir ekonomik krizi tetiklediğini belirtti.
Johnson’ın “ölümcül bir saldırı” olarak tanımladığı 28 Şubat olaylarının ardından gerçekleşen görüşme, İran liderliğine yönelik suikast ve sonrasında Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına odaklanıyor. Çatışmanın 14. gününe girilirken Johnson, bölgenin jeopolitik mimarisinin geri dönülemez bir şekilde parçalandığı uyarısında bulundu. Johnson ayrıca Türkiye’nin, İsrail’in yıkıcı faaliyetleri için “sıradaki hedef” olarak riskli bir konumda bulunabileceğine dikkat çekti.
“Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail adına tam bir hesap hatası”
Mülakatın açılışında Profesör Ünal, mevcut çatışmaları ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen “apaçık bir saldırganlık” olarak tanımladı ve savaş sahasının, saldırganların orijinal planlarından önemli ölçüde saptığına işaret etti. Johnson bu görüşe katılarak Washington’daki istihbarat camiasının kendi kurguladığı anlatıların kurbanı olduğunu kaydetti.
“İran’ın askeri kabiliyetini hafife aldılar” diyen Johnson, Pentagon ve Mossad’ın “İran liderliğini yok etme kabiliyetlerini ise gözlerinde büyüttüklerini” belirtti. Johnson, Amerikalı planlamacıların; dini liderin ve üst düzey Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yetkililerinin tasfiye edilmesinin halk ayaklanmasını tetikleyeceği yönündeki “yanlış bir inançla” hareket ettiklerini açıkladı. Johnson’a göre bu varsayım, CIA tarafından Demokrasi için Ulusal Vakıf (NED) ve USAID aracılığıyla finanse edilen kusurlu anket verilerine dayanıyordu.
Johnson, “İnternet üzerinden yapılan bir dizi kamuoyu yoklamasını finanse etmişlerdi; bu anketler İran halkının yüzde 80’inin İslam Cumhuriyeti’ne şiddetle karşı olduğunu iddia ediyordu. Ancak bunun bir yalan olduğu ortaya çıktı” dedi.
Maryland Üniversitesi’nin geleneksel telefon yöntemleriyle yaptığı ve rejimin yaklaşık yüzde 70 oranında desteğe sahip olduğunu gösteren karşı anketleri hatırlatan Johnson, “Yapılanları meşru kılacak hiçbir ifade yok; bu bir ihanet ve barbarlık eylemidir” diye konuştu. Johnson, mevcut ABD-İsrail tutumunu, Nazilerin Nürnberg’de yargılandığı saldırı savaşına benzetti.
“Türkler sıradaki hedefin kendileri olduğunun farkında mı?”
Görüşmenin önemli bir bölümü Ankara üzerindeki etkilere ayrıldı. Profesör Ünal’ın, Türkiye’nin İsrail retoriğine dair algısını tarif etmek için kullandığı “havlayan köpek ısırmaz” atasözüne rağmen Johnson sert bir uyarıda bulundu. Johnson, İsrail’in Tahran’la olan mevcut hesaplaşmasından sağ çıkması halinde, “tehlikeli ve kontrolden çıkmış” devlet aygıtını Türk liderliğine çevireceğini ifade etti.
Johnson, “İsrail dünyadaki en vahşi, en kontrolden çıkmış devlet yapısıdır” ifadelerini kullanarak şunları ekledi: “Başta Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’de sivilleri katletmek üzere, başkalarına bu kadar fütursuzca ve düzenli olarak saldıran ve öldüren başka bir ülke yok.”
Türkiye’nin bu kaosun dışında kalabileceği düşüncesini reddeden Johnson, İsrail devletinin Türkiye’yi saygı duyulacak bir ortak olarak değil, alt edilmesi gereken stratejik bir engel olarak gördüğünü belirtti.
ABD’nin Türkiye’yi uzun süredir Ankara’nın uzun vadeli çıkarlarını gözetmeksizin kendi amaçları doğrultusunda kullandığını kaydeden Johnson, Washington’daki hakim görüşü “Türkiye, amaçlarımız için kullanılacak biridir” sözleriyle yansıttı.
Johnson, İran’ın “ezilmesi” konusunda yapılacak herhangi bir Türk işbirliğinin İsrail nezdinde minnetle değil, daha fazla yıkıcı faaliyetle karşılanacağı uyarısında bulundu: “Sizin de altınızı oyacaklar, sizi de mahvedecekler, sizden de kurtulacaklar.” Johnson, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsraillileri idare etme çabalarını ise “akıl dışı” olarak nitelendirdi.
“Donald Trump Siyonistlerin kontrolü altında”
ABD’deki iç siyasi dinamiklere değinen Johnson, Amerikan hükümetinin İsrail lobisinin “işgali altında” olduğu yönündeki tartışmalı görüşünü yineledi.
Binyamin Netanyahu’nun Donald Trump göreve geldiğinden bu yana Washington’a yaptığı yedi ziyareti, yönetim hiyerarşisine “talimat verildiğinin” kanıtı olarak gösterdi.
“Donald Trump da birçok Kongre üyesi gibi Siyonistlerin kontrolü altında” diyen Johnson, ABD ve İsrail’in 46 yıldır İran’ın dünyanın önde gelen terör sponsoru olduğu yönündeki “tamamen asılsız” iddiayı yaydığını kaydetti.
Terörle Mücadele Bürosu’ndaki deneyimlerine; CIA ve Ulusal Terörle Mücadele Merkezi verilerine dayanan Johnson, son çeyrek asırda uluslararası terörizmin ana itici gücünün Tahran değil; genellikle Suudi milyarderlerle bağlantılı olan Tekfirci ve Vahhabi gruplar, yani Sünni cihatçı unsurlar olduğunu vurguladı.
“İran kesinlikle bir numaralı terör sponsoru değil, yanına bile yaklaşamaz” diyen Johnson, İran’ın tarihsel itidaline dikkat çekti. 1980’lerdeki sekiz yıllık Irak savaşında Tahran’ın, ABD tarafından sağlanan gazla hedef alınmasına rağmen kimyasal silahlarla karşılık vermeyi reddettiğini hatırlatan Johnson, bunu, bu tür silahları “Allah’a karşı işlenmiş bir günah” olarak gören liderliğin “manevi rehberliğine” bağladı.
“İran dünya ekonomisini boğazından yakaladı”
Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması, askeri çatışmayı küresel bir ekonomik kuşatmaya dönüştürdü. Johnson, büyük ölçüde enerji bağımsızlığına sahip olan ABD’de bile psikolojik ve piyasa etkilerinin ağır olduğunu bildirdi.
Florida’daki bir akaryakıt istasyonunda benzin fiyatlarının bir hafta içinde yüzde 54 artmasını, gelecek günlerin habercisi olarak niteledi.
Ancak Johnson, petrolden daha “tehlikeli bir kesinti” tespit etti: Gübre için gereken üre ve azot tedariki. “İnsanlar benzin olmadan yaşayabilir; araba sürmek yerine yürüyebilirsiniz… ama gübre yoksa gıda da yok” diyen Johnson, “Altı yedi ay sonrası için kıtlık ve açlık artık kesin bir ihtimal” uyarısında bulundu. Johnson, talepteki çöküş küresel bir depresyonu tetiklemeden önce petrolün varil fiyatının 200 dolara ulaşabileceğini öngördü.
İran’ın stratejik kozunun artık mutlak olduğunu belirten Johnson, “İran bu darboğazı bırakmayacak. Neden bıraksın ki?” diye sordu. Tahran’ın artık tazminat, yaptırımların tamamen kaldırılması ve bir daha asla ABD veya İsrail tarafından saldırıya uğramayacağına dair sarsılmaz güvenlik garantileri talep edebilecek konumda olduğunu kaydetti.
“İran’ın askeri tesisleri dağların içine inşa edilmiş… Batı füzelerine karşı bağışık sayılırlar”
Taktik sahada ise savaş, hem Batı hem de Doğu teknolojisinin sınırlarını ortaya çıkardı. Johnson, Çin menşeli bir hava savunma radar sisteminin çatışma ortamında başarısız olduğu haberlerine rağmen, İran ordusunun gelişmiş ABD yapımı MQ-9 Reaper ve İsrail yapımı Hermes dron’larını başarıyla düşürdüğünü belirtti.
Johnson, ABD’nin JASSM (Müşterek Havadan Karaya Ayrılma Füzesi) mühimmatının İran altyapısına zarar vermesine rağmen ülkeyi silahsızlandırmayı başaramadığını ifade etti.
“İran, Ukrayna’nın üç katı büyüklüğünde” hatırlatmasında bulunan Johnson; nüfusunun yüzde 55’i sadece iki şehirde (Hayfa ve Tel Aviv) yoğunlaşan İsrail’in aksine, İran’ın uçsuz bucaksız olduğunu ve kritik varlıklarının yerin derinliklerine gömüldüğünü kaydetti.
“İran’ın yüz farklı yeri hedef almasına gerek yok… Sadece iki yer için endişelenmesi yeterli: Hayfa ve Tel Aviv” diyen Johnson, Basra Körfezi’ndeki en az bir ABD üssünün “hava savunma korumasının tamamen tükendiğini” ve personelin savunmasız kaldığını açıkladı: “İran füzeleri buraları dilediği gibi delip geçebilir.”
“Rusya öyle bir konumda ki… Dünya artık onlara umutsuzca muhtaç”
Johnson’a göre bu bölgesel patlamanın asıl kazananı Moskova. Basra Körfezi’nin devre dışı kalmasıyla birlikte Rusya; petrol, sıvılaştırılmış doğalgaz ve gübre arzı bol olan tek küresel güç olarak kaldı. Johnson, “Rusya öyle bir konumda ki dünya artık ona umutsuzca muhtaç; eminim Rusya bu durumdan yararlanacaktır” dedi.
Kapanış konuşmasında Johnson, Ortadoğu’da on yıllardır koruma kisvesi altında Körfez Arap devletlerini “sağmaya” dayalı ABD hegemonyası döneminin sona erdiğini vurguladı. İran füze bombardımanlarını durdurmadaki başarısızlık ve İsrail’in “çok katmanlı” hava savunma sisteminin Hizbullah’ın dört saatlik yoğun saldırılarından korunamaması, ABD’nin yenilmezlik algısını parçaladı.
Johnson sözlerini şöyle tamamladı: “Amerika Birleşik Devletleri, Calut’tur. Ve şimdi İran, tıpkı Davud gibi, taşıyla Amerika Birleşik Devletleri’ni tam iki kaşının ortasından vurdu; Amerika Birleşik Devletleri ise yere yığıldı.”
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












