Bizi Takip Edin

Diplomasi

Eski İsrail Başbakanı Bennett: ABD, Ukrayna savaşının bitmesini istemedi

Yayınlanma

Eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, kişisel YouTube kanalından yayınlanan röportajında Ukrayna savaşına dair önemli bilgiler verdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, savaşın başlamasından hemen sonra arabuluculuk için başvurduğu Bennett, Rusya ile Ukrayna arasındaki arabuluculuk ve savaşı sona erdirme çabalarının ABD ve batılı müttefikleri tarafından engellendiğini söyledi.

Arabuluculuk görevi için Moskova’da Vladimir Putin ile görüştüğünü kaydeden eski başbakan, iki tarafın da savaşı bitirmek için büyük tavizler vermeye hazır olduğunu savundu.

Bennett’e göre çabaları en nihayetinde batılı güçler tarafından engellendi. Batının Putin’e saldırıya devam etme ve müzakere etmeme kararı olduğunu kaydeden Bennett, “[Arabuluculuğu] engellediler ve yanlış yaptıklarını düşünüyorum,” dedi.

İsrailli siyasetçinin aktardığına göre, Ukrayna tarafı NATO üyeliğinden vazgeçmek, Rusya tarafı ise Ukrayna’nın denazifikasyonu ve silahsızlandırılması hedefini bırakmak gibi büyük tavizler vermeye hazırdı.

Geçen Mart ayında Axios’ta yayınlanan bir haber de Bennett’in iddialarını doğrular nitelikte. Haberde, Putin’in taleplerinin Zelenski için zor olduğu ama bekledikleri kadar aşırı olmadığı vurgulanıyor. Teklifte, Kiev’de bir rejim değişikliği ya da Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ortadan kaybolması yer almıyordu.

Bennett, arabuluculuk çabalarını ABD, Almanya, Britanya ve Fransa ile de koordine ettiğini vurguladı.

Bennett, dönemin Britanya Başbakanı Boris Johnson’ın ‘agresif bir çizgi’ tutturduğunu, Almanya lideri Olaf Scholz ile Fransa lideri Emmanuel Macron’un ise ‘pragmatik’ davrandığını söyledi. Biden ise ‘her iki çizgiyi’ de benimsemişti.

Johnson, geçen Nisan ayında Ukrayna’yı ziyaret etmiş ve Ukraynalıların Rusya ile anlaşmaya varması durumunda bile kendilerinin bunu yapmayacağını söylemişti.

Neden arabuluculuk yapmak istediğini de açıklayan İsrailli siyasetçi, ülkesinin ulusal çıkarlarının savaşta taraf tutmamak olduğunu, çünkü İsrail’in devamlı saldırı düzenlediği Suriye’deki Rus hava savunma sistemlerinin bulunduğunu hatırlattı.

Diplomasi

AB, Mekke Paktı’na olumlu bakıyor

Yayınlanma

Brüksel, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yakın zamanda imzalanan Mekke savunma anlaşmasını olumlu değerlendiriyor.

7 Ağustos’ta imzalanan pakt, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip Türkiye’yi, nükleer silaha sahip tek Müslüman devlet olan Pakistan’ı ve Körfez’in finansal açıdan en güçlü ülkesi Suudi Arabistan’ı bir araya getiriyor.

Avrupa Komisyonu sözcüsü Euractiv’e yaptığı açıklamada, “Uluslararası hukuka ve BM Şartı ilkelerine tam saygı çerçevesinde, kapsayıcı ve işbirliğine dayalı bir güvenlik ortamına katkıda bulunan bölgesel girişimler, bölgesel istikrara olumlu katkı sağlayabilir ve bölgesel ortaklar arasında güvenin tesis edilmesine yardımcı olabilir,” dedi.

Anlaşma, imzacı ülkelerden birine yönelik silahlı bir saldırı durumunda askeri destek sağlanmasını öngören bir karşılıklı savunma maddesi içeriyor.

Bir başka mesele de anlaşmanın ortak savunma sanayi projelerini ilerletmeye yönelik hükümler içermesi. Bu durum, Pakistan’ın Çin ile savunma ilişkileri nedeniyle askeri çevrelerde Çin’in olası niyetleri konusunda endişeleri artırıyor.

Yunanistan eski Kara Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Georgios Kampas, Euractiv’e verdiği demeçte, “Mekke anlaşmasının önemli bir kısmı savunma sanayi işbirliğini içerdiğinden, Pakistan AB ve NATO içinde bir Truva atı görevi görebilir. Türkiye, NATO standartlarındaki sistemlere güveniyor ve ağırlıklı olarak Çin askeri teknolojisine dayanan Pakistan ile bu kadar yakın işbirliği yapmak, endüstriyel casusluk riskini artırıyor,” iddiasında bulundu.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün raporuna göre, Çin 2025 yılında Pakistan’ın başlıca silah tedarikçisiydi.

Kampas ayrıca, Çin’in NATO’yu ve Yunanistan’ı hedef alan askeri casusluk girişimlerini hatırlattı. 

Ayrıca, Mayıs 2025’te Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışma sırasında, Hindistan’ın Fransız yapımı Rafale savaş uçaklarının Pakistan tarafından Çin füzeleriyle vurulduğu bildirilen bir olaya da değindi.

Komisyon sözcüsü, üç ülkeden hiçbiri AB’nin “Avrupa için Güvenlik Eylemi” (SAFE) savunma programının parçası olmadığı sürece, olası Çin casusluğu konusunda spekülasyon yapılmaması gerektiğini belirtti.

Türkiye, kısmen iki ülke arasındaki deniz anlaşmazlıklarına bağlı Yunanistan’ın itirazları nedeniyle, resmi olarak SAFE’nin bir parçası değildir. 

Fakat Türk şirketleri, SAFE tarafından finanse edilen bir projenin %35’ine kadarını oluşturan bileşenleri tedarik etmeye devam edebilir.

İkili düzeyde Türkiye, İspanya ve İtalya dahil olmak üzere AB ülkeleriyle çok sayıda savunma sanayi anlaşması imzaladı.

En sonuncusu, Mayıs ayında düzenlenen bir iktisadi heyet ziyareti sırasında Belçika ile imzalanmıştır.

Ayrıca Ankara, İtalyan Piaggio Aerospace şirketini satın alması ve Leonardo ile insansız sistemlerin ortak üretimini gerçekleştirmesi yoluyla SAFE’de bir yer edindi.

AB yetkilileri, Türkiye’nin Mekke Anlaşması’nı imzalamadan önce Brüksel’e bildirimde bulunmadığını belirtti.

Türk diplomatik kaynaklar Euractiv’e, 23’ü AB ülkesi olmak üzere tüm NATO müttefiklerine bildirimde bulunulduğunu ve Mekke Anlaşması’nın “NATO ve AB’nin çabalarını tamamlayıcı” bir unsur olarak görülmesi gerektiğini söyledi.

Kaynaklar, “Anlaşma, Orta Doğu’da istikrar, öngörülebilirlik ve barışa katkıda bulunmayı amaçlıyor,” dedi.

Ayrıca kaynaklar, anlaşmanın Türkiye’nin NATO kapsamındaki yükümlülüklerinin hiçbirini ortadan kaldırmadığını veya yerine geçmediğini savunuyor:

“Türkiye, son kullanıcı düzenlemeleri de dahil olmak üzere yasal sorumluluklarını ve taahhütlerini tam olarak yerine getirerek tüm muhataplarıyla savunma sanayi işbirliğini yürütmektedir.”

Bu arada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ilk toplantının yapıldığı İstanbul’da, “ittifakın hiçbir devlete karşı yönelik olmadığını” vurguladı.

Türk diplomatik kaynaklar da bu görüşe katılarak Euractiv’e, girişimin tamamen savunma amaçlı olduğunu ve “bölgesel sahiplenme anlayışını benimseyen” her ülkenin katılımına açık olduğunu belirttiler.

Kaynaklar, paktın “bölge genelinde işbirliğine dayalı bir güvenlik anlayışını teşvik etmeyi amaçladığını” eklediler.

Anlaşmanın imzalandığı aynı gün, Yunanistan ve İsrail, Ege Denizi üzerinde bir hava savunma şemsiyesi oluşturarak ve iki ülke arasındaki askeri bağları önemli ölçüde derinleştiren, tarihi öneme sahip “Aşil Kalkanı” hava savunma anlaşmasını imzaladılar.

Atina, Mekke anlaşması konusunda temkinli bir tutum sergiliyor. Resmi olarak, Riyad’ın yakın bir müttefik olduğunu ve Suudi Arabistan’da konuşlandırılmış Yunan Patriot füzelerinin son aylarda İran’ın füze saldırılarını engellediğini vurguluyor. 

Fakat gayri resmi olarak, Yunan diplomatik çevreleri Suudi Arabistan’ın tutumundan duydukları memnuniyetsizliği dile getirdiler ve hatta Patriot füzelerinin geri çekilmesini talep ettiler.

Komisyon yetkilisi ise, Körfez’in ve daha geniş bölgenin güvenliği ile istikrarının Avrupa’nın güvenliğiyle yakından bağlantılı olduğunu belirtti.

AB yetkilisi, “Bu nedenle bunlar Avrupa Birliği için stratejik öneme sahiptir. Güvenlik ve savunma dahil olmak üzere Körfez’deki ortaklarımızla işbirliğimizi daha da derinleştirmek istiyoruz,” dedi.

AB yetkilisi, 24 Ekim’de yapılması planlanan ikinci AB-Körfez İşbirliği Konseyi Zirvesi’nin bölgeyle ilişkileri daha da derinleştirmesinin beklendiğini belirtti.

Bir AB diplomatı, Suudi Arabistan gibi Körfez devletlerinin İran saldırılarının ardından artık Washington’a güvenemeyeceklerini fark etmeleri nedeniyle Mekke anlaşmasının bölgede alternatif bir savunma yapısı oluşturmayı amaçladığını belirtti.

AB diplomatı, “Bu durum, Amerikan güvenlik garantilerine duyulan güven eksikliğini gösterirken, İsrail’in ortaya çıkan askeri hegemonyası karşısında potansiyel bir caydırıcılık unsuru da oluşturabilir,” yorumunda bulundu.

Fakat başka bir AB diplomatı, Mısır’ın anlaşmaya katılması halinde durumun daha da karmaşık hale gelebileceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Kiev’de mali kriz uyarısı: IMF ve AB şartları Meclisten geçemedi

Yayınlanma

Ukrayna Parlamentosu, IMF ve Avrupa Birliği’nden gelecek mali kaynakların şartı olan yasa tasarılarını ikinci kez kabul edemedi. Yurt dışı kargo muafiyetlerinin kaldırılmasını ve Sayıştay reformunu içeren düzenlemeler için gereken 226 oya ulaşılamadı. Tasarıların reddedilmesi, 0,7 milyar dolarlık IMF ve 3,7 milyar euroluk AB dilimlerinin aktarılmasını riske soktu.

Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada), yurt dışından gelen 150 euroya kadarki kargolara uygulanan vergi muafiyetlerinin kaldırılmasını öngören yasa tasarıları için gereken çoğunluğu yine sağlayamadı. Kararı Ukraynalı milletvekili Yaroslav Jeleznyak duyurdu.

Değeri 150 euroya kadar olan kargolarda KDV muafiyetinin kaldırılmasına ilişkin tasarıya, gereken 226 oya karşılık 194 milletvekili destek verdi.

Aynı fiyat aralığındaki gönderilerde gümrük vergisi muafiyetini kaldırmayı amaçlayan yasa teklifi ise yalnızca 198 kabul oyu aldı. Jeleznyak, parlamentonun Sayıştay üyelerinin seçimi için bir danışma grubu kurulmasını düzenleyen yasayı da onaylayamadığını, bu düzenlemeye 192 vekilin oy verdiğini aktardı.

RBK Ukrayna’nın haberine göre milletvekilleri söz konusu yasa tasarılarını ikinci kez kabul edemedi.

Fon transferleri tehlikede

NV’nin aktardığı bilgilere göre bu yasaların kabul edilmesi, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) programı kapsamında Ukrayna’ya sağlanacak 0,7 milyar dolarlık üçüncü dilimin serbest bırakılması için ön koşul niteliği taşıyor.

Düzenlemeler aynı zamanda, AB’nin Ukrayna’yı desteklemek amacıyla oluşturduğu 90 milyar euroluk kredi çerçevesindeki 3,7 milyar euroluk ikinci makrofinansal yardım diliminin verilmesi için de şart koşuluyor.

Parlamento oturumunun başında konuşan Ukrayna Başbakanı Serhiy Koretskiy, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi halinde bu yıl ortaklarından 30 milyar dolar temin edebileceğini söyledi.

Koretskiy, savunma bütçesindeki açığın 27 milyar dolar düzeyinde bulunduğuna dikkat çekerek tasarıların desteklenmesi çağrısında bulundu.

Parlamento Maliye Komitesi Başkanı Daniil Getmantsev ise oylama sonuçlarını değerlendirirken meclisin artık zor kararlar alma yeteneğini kaybettiğini ifade etti.

Getmantsev, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, “Mali felaket kapıda değil, artık odanın içinde” değerlendirmesinde bulundu.

Ukrayna Maliye Bakanlığı Basın Servisi, IMF heyetinin ağustos ayı sonunda Kiev’e ulaştığını bildirdi. Fon temsilcilerinin Ukraynalı yetkililerle, IMF programı kapsamındaki makroekonomik ve yapısal reform yükümlülüklerinin yanı sıra 2027 bütçe tasarısını ele almayı planladığı belirtildi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Modi’den Putin’e Ukrayna çağrısı: “Sonu gelmeyen savaşı bitirin”

Yayınlanma

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’da bir araya geldiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Ukrayna’daki savaşı sonlandırma çağrısında bulundu. Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi öncesinde konuşan Modi, sonu gelmeyen bir savaştan çatışmaların durdurulmasına geçilmesi gerektiğini vurguladı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği görüşmede Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi öncesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Modi, Moskova yönetiminin “sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna” doğru adım atması gerektiğini belirtti.

Modi, Putin’in yere baktığı ve ayaklarıyla tempo tuttuğu görüşmede, “Savaşın sürdüğü her gün insanlık fiilen bir adım geriye gidiyor; barışa doğru atılan her adım ise tüm insanlığa gerçek bir barış umudu veriyor” dedi.

Çatışmaların durdurulması gerektiğini vurgulayan Hindistan Başbakanı, “Sonu gelmeyen bir savaştan savaşın sonuna, düşmanlıkların durdurulmasına geçmemiz gerekiyor. Tam olarak bu yönde ilerlemeliyiz” ifadelerini kullandı.

İngiliz The Telegraph gazetesinin aktardığına göre Putin ise Modi’ye “Çok teşekkür ederim Sayın Başbakan. Bu yolda ilerliyoruz” sözleriyle yanıt verdi.

Moskova, Rusya’nın savaşı yalnızca kendi şartları doğrultusunda sonlandırmaya hazır olduğunu defalarca dile getirirken, Kiev yönetimi bu şartları kabul edilemez bularak reddediyor.

Modi görüşmede Putin’e “dostum” diye hitap etti ve iki ülke arasında Yeni Delhi yönetiminin resmi olarak “Özel ve Ayrıcalıklı Stratejik Ortaklık” şeklinde adlandırdığı büyüyen ekonomik ilişkilerden övgüyle söz etti.

Hindistan, kilit bir ticaret ortağı olmasına rağmen Putin’in yüzüne savaşı bitirmesi gerektiğini doğrudan söyleyen az sayıdaki müttefikten biri olarak öne çıkıyor.

Hindistan, Ukrayna’daki savaşın başlamasından bu yana Rusya’dan büyük miktarlarda indirimli petrol satın alarak Moskova ile yakınlaşmasını sürdürdü.

Yeni Delhi yönetimi ayrıca Ukrayna’nın rafinerilere düzenlediği saldırıların ardından Moskova’ya benzin temin etmek üzere devreye girdi. İki ülke arasındaki ilişkiler savunma, enerji, uzay ve mobilite alanlarındaki bağları da kapsıyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından ülkeler arasındaki sınır ihtilaflarını çözmek amacıyla 1996 yılında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütü’nün yıllık liderler zirvesi pazartesi günü Kırgızistan’da başladı.

Avrasya ülkelerinin katıldığı konferans; siyasi, ekonomik ve uluslararası güvenlik işbirliğine odaklanıyor.

Bişkek’teki zirvede Rusya ve Hindistan liderlerinin yanı sıra Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Pakistan, Özbekistan, Belarus ve Kazakistan liderleri de yer alıyor.

Zirveye ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) Genel Sekreteri Kao Kim Hourn’un katılması öngörülüyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English