Ortadoğu
Eski Ürdün Başbakanı ve Uluslararası Adalet Divanı eski Başkan Yardımcısı yanıtladı: Netanyahu UCM’de yargılanacak mı?

Eski Ürdün Başbakanı ve Uluslararası Adalet Divanı eski Başkan Yardımcısı Awn Shawkat Al-Khasawneh Harici’ye konuştu. 5 devletin Netanyahu’nun yargılanması için UCM’ye başvurduğunu söyleyen Al-Khasawneh, uluslararası toplumun yapısı gereği ‘kararların uygulanmaya konulmasının zor olduğunu’ belirtti.
2011-2012 yıllarında Ürdün Başbakanı olarak görev yapan Awn Shawkat Al-Khasawneh, ayrıca 2000’den beri Uluslararası Adalet Divanı üyesidir ve başbakanlığı öncesinde bir dönem Divan’da başkan yardımcılığı yürütmüştür.
Ürdünlü bir uluslararası hukukçu, devlet adamı ve diplomat olan Awn Shawkat Al-Khasawneh, Haşimi Kraliyet Mahkemesi başkanlığının yanı sıra, Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu ve Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonunda görev yaptı. Al-Khasawneh, dünyanın önde gelen üniversitelerinde çeşitli uluslararası hukuk konularında yayınlar yapmakta ve dersler vermektedir.
İsrail’in 7 Ekim’de Hamas’ın baskınına karşılık olarak Gazze’de sivillere yönelik başlattığı hedef gözetmeyen saldırılar 2 ayı geride bırakırken, en az 8 bini çocuk, 6 bini kadın olmak üzere, 18 bini aşkın insan öldürüldü. Gazzeli sivillere yönelik abluka ve saldırılar sonucu uluslararası kamuoyunda tepkiler artarken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) “savaş suçu, soykırım suçu ve insanlığa karşı suçlardan” yargılanması yönünde talepler yükseliyor.
Awn Shawkat Al-Khasawneh, uluslararası kurumların ve UCM’nin atabileceği adımlar ve bölge ülkelerinin çatışmadaki rolü hakkında Esra Karahindiba’nın sorularını yanıtladı.

‘Nüfus transferi yapmama yükümlülüğü var’
İsrail’in Filistinlileri Gazze Şeridi’nden göç etmeye zorlaması Ürdün’ü doğrudan tehdit ediyor. Kral Abdullah, Ürdün’ün Filistinli mültecileri istemediğini açıkça ifade etti. Ürdün’ün bu konuda aldığı önlemler var mı? Yoksa Ürdün kapılarını açacak mı? ABD, Ürdün’ü bu konuda anlaşmaya varmaya ikna edebilir mi?
Öncelikle konuyu Ürdün-İsrail Barış Anlaşması’ndan görelim. Anlaşmanın önsözünde iki devletin zorla nüfus transferi yapmamakla yükümlü olduğunu belirten bir madde var. Eğer böyle bir şey olursa, bu anlaşmanın ihlali anlamına gelecektir. Böyle bir durumda Ürdün’ün ne yapacağını gerçekten bilmiyorum ve kimse de bilmiyor. İşlerin bu noktaya gelmemesini ve bu durumda -ben eski bir yargıcım dolayısıyla yargı konusunu atlamayacağım- muhtemelen bunun bir savaş suçu ve insanlığa karşı suç olacağını umduğumuzu ifade ettik. Bu durum birçok uluslararası anlaşma metnine de yansımıştır.
‘5 devlet Netanyahu’ya karşı UCM’ye başvurdu’
Siz yargı konusundan söz etmişken, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere liderlerden Netanyahu’nun işlediği savaş suçlarından dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması yönünde çağrılar geldi. Uluslararası hukuk otoritelerinin Netanyahu’ya karşı herhangi bir adım atabileceğini düşünüyor musunuz?
Başbakan Netanyahu’nun da aralarında bulunduğu İsrailli yetkililerin adalet önüne çıkarılması için halihazırda beş devletin UCM’ye başvurma kararı var.* Ama yine ne olacağı şu an için bir soru işareti, UCM’de yavaşlığı nedeniyle bu başvurulara yanıt verecek kararlar çıkamıyor.
‘Sadece mağlup bir ülke olduğunda uluslararası mahkeme kuruluyor’
Uluslararası toplumun İsrail üzerinde hiçbir gücü ve etkisi yok. Netanyahu, UCM’de yargılansa bile ciddi bir sonuç alınabileceğini düşünüyor musunuz?
Şu anki durumda, üzücü gerçek şu ki (onun suçunu) ne kadar hissedersek hissedelim, suçluluğu kanıtlanana kadar herkesin masum olduğu varsayımı uygulanacak. Tabii ki, kanıtlar makul bir durumun olduğunu gösteriyor ancak bunun ötesine geçmek için dava edildiğini varsayarsak, birçok durumda devletlerin – hatta bazen yoksul ve dost devletler için bile geçerli – ve uluslararası toplumun doğası nedeniyle bu kararları uygulamaya koymak zor olmuştur. Aslında bu, şu anlama geliyor; eğer savaş suçundan suçlu bulunursanız, bu sizin üzerinizde bir damga olarak durur ve gelecekte işler değişebilir. Ancak sadece mağlup bir ülke olduğunda, Nürnberg Mahkemeleri (2. Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından 1945’te Almanya’nın Nürnberg şehrinde kurulan ve Nazi savaş suçlularını yargılayan mahkeme) gibi, uluslararası bir mahkemenin mümkün olabileceğini düşünmekten nefret ediyorum. Bu organların yaratılma sebeplerinden biri de bunun sadece galip gelenin davasının adaleti olmasını engellemekti.
‘Arapların, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını durdurması için ısrar etmemesi stratejik bir hataydı’
1994’te İsrail’le barış anlaşmasını müzakere eden Ürdün ekibinin hukuk danışmanıydınız. Ürdün, Mısır’dan sonra İsrail’i resmen tanıyan ikinci Arap ülkesi oldu. Bugün Gazze’deki katliama baktığımızda, bu noktada Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? İsrail’in tüm dünyanın gözü önünde böyle bir katliam gerçekleştirmesinde Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşme çabalarının rolü var mı? Gazze savaşı sonrasında İsrail ile normalleşme süreci devam edecek mi?
Aslına bakarsanız işler çok değişti. Ürdün ile İsrail arasında barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana işler tamamen değişti. Esasında bunu kişiliklere indirgemek istemiyorum ama o dönemde iki önemli siyasetçi vardı. Bir yanda merhum Kral Hüseyin**, bir yanda merhum İzak Rabin. Büyük beklentiler vardı: Bu, Ortadoğu’nun tamamını kapsayacak bir barışın başlangıcı olacaktı. Bizim, Arapların yaptığı stratejik hatanın İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarının durdurulmasında ısrar etmemesi olduğunu düşünüyorum. Şimdi geriye dönüp baktığımızda ilk olarak Rabin öldürüldü. Bu bir soru işaretidir; Rabin’in eşi Liya’nın İsrail’in şu anki liderinin elinde kocasının kanının olduğunu söylediği kayıtlarda yer alıyor.
Yani bu beklentilerin hiçbiri gerçekleşmedi. Bunun yerine Kral Hüseyin ve Rabin’in vefatından bu yana anlaşmanın uygulamaya konulan tek kısmı normalleşme oldu. Normalleşmenin Filistin halkının temel haklarının hayata geçirilmesiyle eşgüdümlü ilerleyeceği her zaman anlaşılmıştır. Bana göre İsrail, iyi niyetle pazarlığın kendi payına düşen kısmını tam olarak yerine getirmedi. Bunun çok üzücü bir şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü o anlaşmayı müzakere eden biri olarak o dönemde Araplarla Yahudilerin bir arada yaşaması umudumuzdu. Müslümanlar ve Yahudiler bir arada yaşayacaktı. Çünkü bu bizim tarihimiz. İsrail için demek istemedim, örneğin Osmanlı İmparatorluğu dahil olmak üzere iyi bir örneği kastettim. Sözde Reconquista*** (Yeniden Fetih) sonrasında Yahudilerin İspanya’dan nereye sürüldüklerini, Filistin’e, Türkiye’ye ve Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer bölgelerine sığındıklarını, Yahudi topluluklarının Müslüman dünyasının her yerinde var olduğunu hatırlıyorsunuzdur. İsrail’le barış anlaşmasını müzakere eden ekibe katılmayı kendime haklı çıkarabilmemin nedenlerinden biri de buydu.
‘İsrail’le barış anlaşmasının geldiği nokta’
Tabii ki, anlaşma bir uzlaşmaydı. Saf adalet açısından bakacak olursak Filistinlilerin haklarından vazgeçmenin hiçbir anlamı yoktu. Ama bazen adalet ile barışın birbiriyle çeliştiğini düşündük. Bu Ortadoğu halklarının acılarına son verecekti. Ne yazık ki durumun böyle olmadığı kanıtlandı. Ve bu, mevcut durumu sadece büyük can kayıpları açısından tehlikeli ve üzücü kılmakla kalmıyor. Orantısız ve korkunç üç ay… Sivil nüfusun su, yatak gibi temel ihtiyaçların reddedildiği Orta Çağ’daki barbarların savaşları gibi. Ve siz ayrım gözetmeksizin çocukları öldürüyorsunuz, buna ek olarak, bu Ortadoğu’yu gerçekten de İsrail’i dönüp avlayabilecek bir savaş yoluna sokmuş olacak. (İsrail) ilk etapta gösterdiği tutumdan çok büyük pişmanlık duyabilir.
‘Özgür bir seçim olursa Hamas kazanır’
Sizce Gazze savaşı sonrası ne olacak?
Savaştan sonra Gazze’yi kimin yöneteceğine dair pek çok plan var. İsrailliler gerçekten de Gazze’yi kimin yöneteceğine dair -kara mizah tadında- planlar yapıyor, planlar hazırlıyor. Buna eninde sonunda karar verecek olan Gazze halkıdır. Ve bunun yokluğunda, kendilerinin ve dünyadaki pek çok insanın terör örgütü olarak değil, ulusal kurtuluş örgütü olarak gördüğü Hamas, özgür bir seçim olması durumunda muhtemelen yeniden kazanacak gibi görünüyor. Birçok kişi Gazze’de yapılan seçimin Ortadoğu’da demokratik olarak yapılan tek seçim olduğunu söylüyor. Yani Batı ‘demokrasi’ deyip demokrasiyi yaymak istediğinde örneğin; Hillary Clinton şunu bunu söylüyor ama seçim sevmediği insanları ortaya çıkardığında bunların hepsinin bir anda yok oluyor olması şaşırtıcı.
‘Irak, Suriye ve Libya’nın tahribatı bu sonucu doğurdu’
Bugün neden Arap ve Müslüman ülkeler İsrail’i caydırmak için kınamanın ötesinde adımlar atmıyor? Geçmişte Araplar İsrail’e karşı birçok kez savaştı. Ancak bugün İsrail’in en sert mücadelelerini bile kınamakla yetiniyorlar. Bu ülkelerin liderleri artık Filistin sorunu ile kendi ülkelerinin çıkarını bir görmüyor mu?
En azından İslam dünyasının Arap kesimi için üzücü bir yorum. O kampta bir kargaşa var. Bu birkaç ay öncesinin ürünü değil. Irak’ın tahribatı, Suriye’nin tahribatı, Mısır’ın ekonomik sorunları, Libya’nın yıkılması vs. ile uzun bir süreç oldu. Ne yazık ki hepsi bu sonucu doğurdu. Ama sizi temin ederim ki, Arap ülkelerini yönetenler ne düşünürse düşünsün, Filistin meselesi Arap dünyasında yaşayan herkesin kalbindedir. 7 Ekim’de yaşananlara verilen spontane tepkide tam da bu yaşandı. Çünkü bunun çok uzun süredir dayanılmaz bir durum olduğu ve bu durumdaki pek çok insanın bu durumdan kurtulmaya çalışmasının kaçınılmaz olduğu pek çok saygın insan tarafından hissediliyor. Kim olursa olsun sivillerin öldürülmesini hiçbir şekilde tasvip etmiyorum. Ama bunun durup dururken olmadığını düşünüyorum. Bu, insanları bir toplama kampı olarak gerçekte tüm niyet ve amaçlara varan bir yere koyma bağlamının, aşağılama bağlamının bir parçasıydı; bu, Nazizm yönetimindekilerle aynı özelliklerde değil belki ama aynı derecede kötü ve sakıncalı.
ABD’nin Suriye ve Irak’taki üsleri sık sık saldırıya uğruyor. Pentagon’un güçlerini daha çok Ürdün ve BAE’deki üslerinde yoğunlaştırabileceği söyleniyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Ortadoğu’da, Ortadoğu’nun hemen hemen tüm ülkelerinde Amerikan üsleri var. Kızıldeniz’de ondan az Amerikan üssünün olmadığı söyleniyor. Yani bir anlamda dünya üzerinde ilan edilmemiş bir Amerikan İmparatorluğu’nda yaşıyoruz. Nasıl değişecekleri gerçekten benim bilgimin ötesinde.
‘Farklı bir dünyanın doğumunun kanlı olması kaçınılmaz’
Ukrayna ve Gazze savaşları ABD’nin Ortadoğu’daki etkisinin azalmasına yol açarken, Çin ve küresel güney ülkeleri Gazze çatışmasında arabulucu olma yolunda öne çıkıyor. Bu süreçte Arap ülkeleri liderlerinin ilk olarak Çin’i ziyaret ettiğini de düşünürsek, Gazze’de çözüm bulunmasında başta Çin olmak üzere küresel güney ülkelerinin rol oynayabileceğini düşünüyor musunuz?
Güçlü şüphelerim var. Çin’in ve hatta Rusya’nın rolü konusunda güçlü şüphelerim var. Söyleyebileceğim tek şey, bilge insanların, zamanlarını en iyi yorumlayabilen kişiler olduğudur. Ve Batı’nın bu hakimiyetine meydan okunduğu bir dönemden geçiyoruz. Ve tarihin derslerinden biri de ister belirli bir ülke içinde ister uluslararası alanda olsun, egemen bir grup ayrıcalıklı bir konumda olduğunu hissettiğinde, bu onların mantık dışı ve hatta bazen suç teşkil eden eylemlere başvurduğu zaman olduğunu söyler. Temel değişikliklerin olduğu bir dönemde, tek kutuplu bir dünyada, muhtemelen aynı güçte olmayan diğer kutuplaşmaların ortaya çıktığı bir dünyada, zor bir doğum olması kaçınılmaz; kanlı bir doğum olması kaçınılmaz.
* UCM’nin 17 Kasım’da yaptığı çalışmalara göre, mahkemeye üye 5 ülke; Güney Afrika, Bolivya, Bangladeş, Komorlar Birliği ve Cibuti, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları hakkında soruşturma talebinde bulundu.(AA)
** Kral Hüseyin bin Talal (1935-1999) modern Ürdün’ün ‘babası’ olarak biliniyor. 1991’de Kral Hüseyin, Madrid Barış Konferansı’nın toplanmasında önemli bir rol oynadı. (http://www.kinghussein.gov.jo/biography.html)
*** Granada Krallığı 1238’de Kral V. Ferdinand ve Kraliçe I. Isabella’nın Hıristiyan kuvvetlerinin eline geçer ve Mağribiler, İspanya’daki son dayanaklarını da kaybeder. (https://www.history.com/this-day-in-history/reconquest-of-spain)
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Ortadoğu
Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.
Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.
Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.
El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.
Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı
Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.
Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.
Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.
Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.
Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.
Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.
İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.
NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.
Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.
Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.
Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi
Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.
El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.
İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.
Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.
Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.
İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi
Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.
Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.
Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.
Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.
Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.
Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.
Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.
Tampon bölge modeli
Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.
El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.
Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.
Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.
Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.
Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.
Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor












