Diplomasi
Etiyopya’nın Rönesans Barajı hamlesi Nil’de tansiyonu yeniden yükseltti

Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete alması, Nil’in memba ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerde yeni bir gerilim dönemini başlattı. Kahire ve Hartum, su güvenliklerini tehdit eden tek taraflı adımları reddederken, Mısır konuyu BM Güvenlik Konseyine taşıdı.
Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete almasıyla Addis Ababa, mansap ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerinde yeni bir gerilim dönemine girdi.
Kahire ve Hartum, su güvenliklerinin ayrılmaz bir bütün olduğunu vurgulayarak, Doğu Nil havzasında su kaynaklarına zarar verecek her türlü “tek taraflı adıma” bütünüyle karşı olduklarını uzun zamandır dile getiriyor.
Nil Nehri, Doğu Afrika’nın tropikal bölgesinden doğar ve iki ana koldan oluşur: Victoria Gölü’nden doğan Beyaz Nil ve Etiyopya’daki Tana Gölü’nden doğan Mavi Nil.
Bu iki nehir, Sudan’ın başkenti Hartum’da birleşerek kuzeye doğru akıyor ve Akdeniz’e dökülüyor.
Etiyopya barajın muhtemel faydalarına odaklanırken, Hartum ve Kahire’deki hesaplar daha karmaşık bir hâl alıyor.
Sudan’ın Roseires Barajı endişesi
Sudan için, saniyede yaklaşık 300 metreküp su bırakılmaması durumunda Mavi Nil’in ekosistemi olumsuz etkilenecek. Zira Rönesans Barajı’nın büyüklüğü ve yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Roseires Barajı üzerindeki doğrudan etkisi ciddi bir endişe kaynağı.
Bir hidroelektrik santrali olan Roseires Barajı, Sudan’ın Ed-Damazin kentinde Mavi Nil üzerinde yer alıyor. 1961-1966 yılları arasında inşa edilen baraj, sulama ve elektrik üretimi amacıyla kullanılıyor ve 280 megavat kapasiteli bir santrale sahip.
Barajın depolama ve enerji üretim kapasitesini artırmak için 2013 yılında yükseltme çalışmaları yapıldı. Bu baraj, Sudan’ın elektrik şebekesinin bel kemiği olarak kabul ediliyor ve ülkeye temiz ve ucuz elektrik sağlıyor.
Hem Rönesans hem de Roseires barajlarının güvenli bir şekilde doldurulması ve işletilmesi, iki baraj arasında günlük veri alışverişine tam olarak uyulmasına bağlı.
2015 Çerçeve Anlaşması’nda bu husus kararlaştırılmış olsa da, bağlayıcı bir anlaşmanın imzalanmamış olması, taahhütlerin yerine getirilmemesi anlamına geliyor.
Bu durum, deşarj verileri, Rönesans Barajı’nın güvenlik durumu, acil durum planları ve diğer teknik işletme konularına dair bilgi eksikliği nedeniyle Roseires Barajı’nın işletimini riske atıyor.
Sudan, gerekli koordinasyonun, barajların doldurma ve boşaltma verilerinin paylaşımını garanti eden yazılı bir anlaşmaya dayanması gerektiğini savunuyor.
Söz konusu anlaşma, Roseires Barajı’nın dolum kurallarının Rönesans Barajı’ndan gelen su miktarına ve taşkın dönemine bağlı olması nedeniyle, iki barajın uyum içinde çalışmasını temin etmek için tam bir işbirliği taahhüdü içermeli.
Mısır’ın alternatif arayışı
Mısır ise Addis Ababa’nın baraj, geleceği ve ülkenin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri konusundaki siyasetini reddetmeye devam ediyor.
Mısır’ın Nil Nehri’nden yıllık su payı yaklaşık 55 milyar metreküp olup, bunun yüzde 80’i tarımda kullanılıyor. Etiyopya’nın barajı inşa etmeye ve su tutmaya başlamasından bu yana Mısır hükümeti, su tüketimini azaltmak amacıyla çeşitli politikalara başvurdu.
Bu tedbirlerin başında, pirinç ekim alanlarının daraltılması ve daha az su tüketen mısır, patates ve yonca gibi ürünlere odaklanılması geliyor.
Hükümet ayrıca, su israfını önlemek için deniz suyu arıtma tesisleri, atık su arıtma fabrikaları ve binlerce kilometrelik su kanallarının rehabilitasyonu gibi projelere yöneldi.
Ancak bu tedbirler ve projeler, Kahire’nin, mansap ülkelerinin tarihi su paylarını güvence altına alan bağlayıcı bir hukuki anlaşma imzalaması için Etiyopya’ya yönelik siyasi ve diplomatik çabalarını sürdürmesini engellemedi.
Anlaşmazlığın tarihsel kökenleri
Mısır ve Etiyopya arasındaki su ihtilafının kökleri yalnızca Rönesans Barajı’na değil, Nil sularının kendisine ve Etiyopya’nın 1929 ve 1959 anlaşmalarıyla belirlenen Mısır’ın 55,5 milyar metreküplük payını tanıyıp tanımadığına dayanıyor.
Etiyopya, özellikle dönemin Etiyopya İmparatoru II. Menelik ile Mısır ve Sudan’ı sömürgeleştiren İngiltere arasında 1902’de imzalanan anlaşma başta olmak üzere, bu tarihi anlaşmaları tanımıyor.
Addis Ababa, bu anlaşmaların sömürge döneminde imzalandığını ve bu nedenle miras alınamayacağını savunurken, Mısır uluslararası anlaşmaların miras yoluyla devredilmesi teorisine sıkı sıkıya bağlı.
Bu derin anlaşmazlık, Mısır’ın 2010’da imzalanan ve “Entebbe Anlaşması” olarak bilinen Nil Havzası Ülkeleri Çerçeve Anlaşması’na katılmayı reddetmesine yol açtı. Anlaşmayı Etiyopya ve diğer ülkeler 2013’ten itibaren onaylarken, Mısır, Sudan, Eritre ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti anlaşmaya taraf olmadı.
Mısır’ın o dönemdeki çekinceleri, su güvenliğiyle ilgili 14b maddesi ve projeler için ön bildirimle ilgili 8. madde üzerinde yoğunlaşmıştı. Mısır, herhangi bir projenin uygulanmasından önce kendisinin ve Sudan’ın bilgilendirilmesini ve onayının alınmasını talep ediyordu.
Mayıs 2009’daki Kinşasa toplantısında Mısır, anlaşmanın yasal çerçevesinin, su güvenliğine ilişkin 14b maddesinde Mısır’ın tarihi su payına dokunulmayacağını açıkça belirten bir metin içermesi konusunda ısrar etti.
Ayrıca, mansap ülkelerinin (Mısır ve Sudan) herhangi bir projeye başlamadan önce itiraz edebilmeleri için ön bildirim ilkesine ilişkin 8. maddenin eklerde değil, anlaşmanın ana metninde yer almasını istedi; ancak bu talepler Rönesans Barajı konusunda karşılık bulmadı.
Karmaşık siyasi koşullar ve uzun müzakere süreci
Şubat 2011’de Etiyopya hükümeti, Rönesans Barajı’nın inşasına başlandığını duyurdu. Bazı gözlemciler bu adımı, 25 Ocak Devrimi’nin ardından Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in istifasıyla Mısır’ın içinden geçtiği kritik siyasi durumdan faydalanma olarak değerlendirdi.
Sudan’da ise Nisan 2019’da Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimi devrildi, ancak ülke hızla siyasi bir gerilime sürüklendi ve Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında kanlı bir ihtilafa sahne oldu. Bu durum, Hartum’un su dosyasındaki müzakere pozisyonunu zayıflattı.
Mısır kendi iç meseleleriyle meşgulken, dönemin Etiyopya Başbakanı Meles Zenawi, Nisan 2011’de, başlangıçta “Milenyum” olarak adlandırılan, daha sonra “Büyük Etiyopya Rönesans Barajı” olarak değiştirilen projenin temelini attı.
Zenawi daha sonra, barajlar konusunu incelemek ve tüm tarafları memnun edecek ortak bir vizyon ve anlaşmaya varmak üzere Mısır, Sudan ve Etiyopya su bakanlarından oluşan üçlü bir teknik komisyon kurulmasını teklif etti.
Komisyon Eylül 2011’de kuruldu ve iki ay sonra toplantılarına başladı. Bu, onlarca teknik ve bakanlar düzeyinde toplantının yapıldığı ancak herhangi bir çözüm getirmeyen uzun bir müzakere sürecinin başlangıcı oldu.
Mısır, Aralık 2023’te, Mısır Sulama Bakanlığının o dönemki açıklamasına göre, “Etiyopya’nın yıllardır üç ülkenin de çıkarlarını güvence altına alacak herhangi bir teknik veya hukuki orta yol çözümünü kabul etmeyi reddeden tutumunu sürdürmesi” nedeniyle barajla ilgili müzakere sürecinin sona erdiğini duyurdu.
İhtilafa bir çözüm var mı?
Geçen salı günü Kahire, Etiyopya’daki Rönesans Barajı’nın açılış kutlamalarıyla eş zamanlı olarak, Güvenlik Konseyine gönderdiği bir mektupla uluslararası hukuka aykırı “tek taraflı bir eylemi” kınayarak resmi protestoda bulundu.
Mısır Dışişleri Bakanlığının mektubunda Kahire, dev barajın “hukuka ve uluslararası teamüllere aykırı tek taraflı bir eylem” olduğunu belirtti.
Mısır, “Etiyopya’nın su kaynaklarının yönetimini tek taraflı olarak domine etme çabalarına izin vermeyeceğini ve halkının varoluşsal çıkarlarını savunmak için uluslararası hukuk ve BM Şartı tarafından güvence altına alınan tüm tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu” vurguladı.
Ancak Mısır, bu tedbirlerin ne olacağını henüz açıklamadı.
Özellikle barajın artık bir oldubittiye dönüştüğü ve Etiyopya, Mısır ve Sudan’ın karşı karşıya olduğu siyasi ve iktisadi zorluklar göz önüne alındığında, barajın hizmete alınmasından sonraki dönemin öncesi gibi olmayacağı bariz.
Diplomasi
BP net kârını Ortadoğu’daki savaşla ikiye katladı

İngiliz enerji devi BP, Ortadoğu’daki savaşın petrol ve doğalgaz piyasalarını sarsmasıyla ikinci çeyrek net kârını iki katından fazla artırdı. Şirket, nisan-haziran döneminde 3,91 milyar dolar net kâr elde ederken Kuzey Denizi’ndeki varlıklarını ve ABD’deki biyogaz işini satmayı planladığını duyurdu. ABD-İran savaşıyla fosil yakıt fiyatlarının yükselmesi, Batılı beş büyük enerji devinin toplam kârını 47 milyar dolara yaklaştırdı.
İngiliz enerji devi BP, nisan-haziran dönemini kapsayan ikinci çeyrekte net kârını iki katından fazla artırarak 3,91 milyar dolara çıkardığını duyurdu.
Şirket, geçen yılın aynı döneminde 1,62 milyar dolar net kâr açıklamıştı. Fosil yakıt fiyatlarının yıllık bazda keskin yükseliş kaydetmesi, BP’nin mali sonuçlarına doğrudan yansıdı.
ABD ile İran arasındaki savaşın etkisiyle kazançlarını katlayan Batılı en büyük beş enerji şirketi BP, Chevron, ExxonMobil, Shell ve TotalEnergies, ikinci çeyrekte toplam yaklaşık 47 milyar dolar net kâr bildirdi.
Nisan ayında göreve gelen BP Üst Yöneticisi (CEO) Meg O’Neill, bilanço açıklamasında son finansal dönemin “küresel enerji piyasasındaki en çalkantılı dönemlerden biri olarak kaydedildiğini” belirtti.
Dünya genelindeki enerji devleri, Ortadoğu’daki savaşa dair son haberlerle petrol ve doğalgaz vadeli işlem sözleşmelerinin sert dalgalanmalar yaşamasından ve ticaret hacimlerinden yüksek kazanç sağlıyor.
Küresel fosil yakıt arzındaki aksamalarla birlikte BP’nin toplam geliri ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 47 artarak 70 milyar dolara ulaştı.
Performansı son yıllarda rakiplerinin gerisinde kalan BP, O’Neill’ın atanması öncesinde temiz enerji yatırımlarında kesintiye gitmiş ve daha kârlı olan petrol ile doğalgaz faaliyetlerine yeniden ağırlık vermeye başlamıştı.
Ancak şirket, İngiltere’deki Kuzey Denizi operasyonlarını bu geleceğin parçası olarak görmüyor. Cuma günü yapılan duyuruda, Kuzey Denizi’ndeki işlerin satılmasının planlandığı bildirilmişti.
O’Neill, bilançoyla birlikte yaptığı açıklamada, “Potansiyelimizin tamamını kullanamıyoruz. Son birkaç yıldaki performansımız, hissedarlarımızın beklentilerini bir kenara bırakın, kendi beklentilerimizi bile karşılamadı” ifadelerini kullandı.
Salı günü çeyreklik temettü ödemesini yüzde 4 artıracağını duyuran BP’nin hisseleri, bilanço açıklamasının ardından Londra piyasasındaki ilk işlemlerde yüzde 0,5 değer kazandı.
Şirket, belirli kalemleri dışarıda bırakan temel kâr göstergesinin de beklentileri aşarak iki katından fazla artışla 5,7 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.
Bilanço yapısını güçlendirme konusunda iyi bir ilerleme kaydettiklerini belirten O’Neill, şu bilgileri verdi:
“Son haftalarda Almanya’daki Gelsenkirchen rafinerimizi sattık, Avusturya’daki perakende işimizi satmak için anlaşmaya vardık ve İngiltere’deki Kuzey Denizi faaliyetlerimizi satma niyetimizi duyurduk. Bugün ise ABD’deki biyogaz şirketimiz Archaea’yı satma niyetimizi açıklıyoruz.”
O’Neill, şirketi son dönemde yaşanan iç çalkantılardan uzaklaştırmayı da hedefliyor.
BP, nisan ayındaki yıllık genel kurul toplantısında yatırımcıların iklim raporlama gerekliliklerini azaltacak karar tasarısını reddetmesiyle hissedar tepkisiyle karşılaşmıştı.
Bu gelişmeden bir ay sonra şirket, kurumsal yönetim standartları, denetim ve yürütülen faaliyetlere ilişkin “ciddi endişeleri” gerekçe göstererek BP Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’u beklenmedik şekilde görevden aldı. Manifold ise hakkındaki suçlamaları reddetti.
ExxonMobil’de 23 yıl görev yapan ve daha önce Avustralyalı Woodside Energy grubunu yöneten Amerikalı O’Neill, BP’nin 117 yıllık tarihinde dışarıdan atanan ilk CEO oldu.
O’Neill, görevde iki yıldan az bir süre kaldıktan sonra istifa eden Murray Auchincloss’un yerini almıştı.
Diplomasi
AstraZeneca-Bristol Myers birleşme görüşmeleri şaşkınlık yarattı

AstraZeneca hisseleri, şirketin Bristol Myers Squibb ile olası bir birleşme konusunda görüşmeler yaptığına dair haberlerin ardından %7’ye varan bir düşüş yaşadı.
Analistler, bu anlaşmanın ilaç sektörünün en güçlü büyüme hikayelerinden biri için şaşırtıcı bir stratejik hamle olacağını belirtti.
Anlaşma gerçekleşirse, şirketlerin toplam değeri yaklaşık 400 milyar dolara ulaşabilir ve bu, tarihteki en büyük ilaç sektörü birleşmeleri arasında yer alabilir.
Görüşmelerin ayrıntıları henüz netleşmemiş ve kaynaklar Financial Times’a (FT) bir anlaşmanın “asla gerçekleşmeyebileceğini” belirtmiş olsa da, analistler, güçlü ilaç geliştirme portföyü sayesinde CEO Pascal Soriot yönetiminde piyasa değeri hızla artan AstraZeneca’nın neden böyle bir işlemi peşinde olduğunu sorguladılar.
Londra Borsası’nda işlem gören AstraZeneca hisseleri son olarak %4,7 düşüşle işlem gördü ve büyük ölçüde yatay seyreden İngiltere’nin önemli endeksi FTSE 100 üzerinde baskı yarattı.
Bristol Myers hisseleri ise ABD piyasa açılış öncesi işlemlerde %6 değer kazandı.
Pazartesi günkü işlem seansına girerken, AstraZeneca’nın piyasa değeri 264 milyar dolardı.
Bu rakam, şirketin sağlam bir yeni ilaç portföyü geliştirmesiyle birlikte, son on yılda ve CEO Pascal Soriot’un 2012’de göreve gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde yükseldi.
Şirket, geçen yılki 58,7 milyar dolardan 2030 yılına kadar 80 milyar dolarlık satış hedefliyor.
Bristol Myers’ın piyasa değeri yaklaşık 133 milyar dolar ve şirket birçok ilacın tekel hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Patentlerin süresi doldukça ve kan inceltici Eliquis ile kanser ilacı Opdivo gibi en çok satan ilaçlar jenerik ilaçlarla rekabet etmeye başladıkça, şirketin büyüme oranının gelecek yıldan itibaren düşüş göstermesi bekleniyor.
Analistler, hem haberin kendisi hem de zamanlaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Jefferies analistleri pazartesi sabahı yaptıkları açıklamada şunları söyledi:
“AZ’nin büyüme ve inovasyon profilinin gücü göz önüne alındığında, biraz şaşkın durumdayız. Elbette finansal değer artışı iyi görünebilir ve belki de daha fazla nakit akışı, daha fazla Ar-Ge’ye olanak sağlayabilir. Fakat finansal mühendisliğe ihtiyaç duymayan bir şirket varsa, o da AZ’dir.”
RBC Capital Markets analistleri, Bristol Myers’ın yeni kan inceltici ilacı milvexian için önemli klinik deneme sonuçlarının açıklanmasının yaklaştığını ve şizofreni ilacı Cobenfy’nin kullanım alanının genişletilmesinin de iki şirket arasındaki ürün yelpazesi sinerjisini belirsiz hale getirdiğini belirtti.
Birleşme görüşmelerinin ardındaki gerekçelerden biri, AstraZeneca’nın bu yılın başlarında önceki ADR programının yerine New York Borsası’nda doğrudan halka arz işlemini tamamlamasının ardından, kilit öneme sahip ABD pazarına daha fazla yaklaşma yönündeki stratejik isteği olabilir.
AstraZeneca’nın 2026 yılının ilk yarısındaki toplam satışlarının %42’sini ABD satışları oluşturdu ve şirket, büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için açıkça ABD pazarını hedefliyor.
Öte yandan, New Jersey’nin Princeton kentinde bulunan Bristol Myers Squibb, son çeyrekte gelirlerinin %69’unu ABD pazarından elde etti.
Jefferies, odak noktasının muhtemelen daha da büyük bir onkoloji devi oluşturma potansiyeli üzerinde olacağını ve AstraZeneca ile Bristol Myers’ın birleşik kanser ilacı portföyünün sektördeki en geniş portföy olmasının, potansiyel olarak antitröst incelemesine yol açabileceğini belirtti.
Şirketlerin onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar ve immünoloji alanlarında çakışmalar olsa da, ürün geliştirme programları büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı nitelikte.
AstraZeneca katı tümörlerde daha güçlüyken, Bristol Myers Squibb ise kan kanserleri ve hücre tedavilerine daha fazla odaklanıyor.
Citi analistleri, birleşme görüşmeleriyle ilgili haberlerin doğru olması halinde, AstraZeneca’nın “sınıfının en iyisi” ürün yelpazesi göz önüne alındığında bunun bir “sürpriz” olacağını belirtti.
Bununla birlikte AstraZeneca, bir kalp hastalığı ilacına yönelik geç aşama klinik denemenin bu ayın başlarında hedefine ulaşamaması nedeniyle nadir görülen bir aksilik yaşadı.
Sonuçlar açıklanmadan önce yönetimin sergilediği güven göz önüne alındığında, bu durum yönetimin güvenilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğurdu.
Buna rağmen çoğu analist, 80 milyar dolarlık satış hedefinin on yılın sonuna kadar ulaşılabilir olduğunu düşünmeye devam ediyor.
Diplomasi
Zelenskiy büyükelçilere talimatı verdi: Herkes ülkeye silah getirecek

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, diplomatik misyon şefleriyle yaptığı yıllık toplantıda büyükelçilerin performansının artık sağladıkları askeri ve finansal desteğe göre ölçüleceğini açıkladı. Büyükelçilere bulundukları ülkelerden silah ve hava savunma füzesi temin etme talimatı veren Zelenskiy, Avrupa ortaklığıyla yürütülen FREYJA füze projesinin ve Drone Deal girişiminin yeni ayrıntılarını paylaştı
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkenin dış diplomatik misyon şefleriyle gerçekleştirdiği yıllık toplantıda diplomasi anlayışında radikal bir değişime gidildiğini duyurdu.
Euractiv’in haberine göre Zelenskiy, büyükelçilerin başarısını belirleyen temel ölçütün bundan böyle Ukrayna’ya sağladıkları silah miktarı olacağını açıkladı.
Büyükelçilere protokol işlemlerini bir kenara bırakıp somut askeri yardıma odaklanmaları talimatını veren Zelenskiy, her diplomatın görev yaptığı ülkeden silah getirmesi ve hava savunma füzelerinin nereden tedarik edilebileceğini tam olarak bilmesi gerektiğini vurguladı.
Zelenskiy, büyükelçiliklerin performans göstergelerinin askeri teslimatlar ve finansal destek ekseninde yeniden yazılması çağrısında bulundu.
Askeri teçhizat ve savunma teknolojisi tedarikinin yalnızca askeri ateşelerin görevi olmadığını belirten Zelenskiy, bu sürecin doğrudan büyükelçilerin kendi diplomatik sorumluluğu haline geldiğini ifade etti.
Zelenskiy, diplomatik başarının düzenlenen toplantı sayıları veya sosyal medyadaki beğeni oranlarıyla değil; temin edilen silahlar, finansal kaynaklar ve alınan siyasi kararlarla ölçüleceğinin altını çizdi.
Konuşmasında Ukrayna’nın planlanan Avrupa anti-balistik füze projesi FREYJA hakkında da yeni ayrıntılar paylaşan Zelenskiy, bu çalışmayı ülkenin en iddialı fikirlerinden biri olarak tanımladı.
Tasarlanan girişim kapsamında Ukrayna, önleyici füze ile fırlatma sistemlerini üretecek; Avrupalı ortaklar ise radar, sensör ve diğer kritik teknolojileri sağlayacak.
Zelenskiy, şimdiden 10 ülkenin ve 12 savunma şirketinin katıldığı projenin yeni ortaklara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.
Kiev yönetiminin Drone Deal (İHA Anlaşması) girişimini de hızlandırdığını aktaran Ukrayna lideri, şu ana kadar dokuz ülkeyle anlaşma imzalandığını, 15 ülkeyle ise müzakerelerin devam ettiğini açıkladı.
Zelenskiy, oluşturulan bu çerçevenin Ukrayna savunma sanayisine her yıl düzenli finansman sağlayacağını, partner ülkelerin ise Ukrayna’nın muharebe sahasında test edilmiş teknolojilerine erişim elde ederek kendi güvenliklerini güçlendireceğini belirtti.
Güvenlik bürokrasisinde yeni atamalar
Zelenskiy, kabinede gerçekleştirdiği son revizyonun ardından güvenlik bürokrasisine yapılan iki yeni atamayı da duyurdu.
Eski Savunma Bakanı Rustem Umerov’un Ukrayna Dış İstihbarat Servisinin başına getirildiğini açıklayan Zelenskiy, bu görevlendirmenin diplomasiyi, savunma işbirliğini ve kilit ortaklarla yürütülen müzakereleri daha iyi koordine etmeyi sağlayacağını ifade etti.
Ukrayna Devlet Başkanı, İgor Klimenko’yu ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyinin yeni sekreteri olarak atadı. Konseyin, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’nın direnç kabiliyetini koordine etmede daha büyük bir rol oynaması bekleniyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı












