Bizi Takip Edin

Diplomasi

Etiyopya’nın Rönesans Barajı hamlesi Nil’de tansiyonu yeniden yükseltti

Yayınlanma

Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete alması, Nil’in memba ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerde yeni bir gerilim dönemini başlattı. Kahire ve Hartum, su güvenliklerini tehdit eden tek taraflı adımları reddederken, Mısır konuyu BM Güvenlik Konseyine taşıdı.

Etiyopya’nın geçen salı günü Rönesans Barajı’nı hizmete almasıyla Addis Ababa, mansap ülkeleri Mısır ve Sudan ile ilişkilerinde yeni bir gerilim dönemine girdi.

Kahire ve Hartum, su güvenliklerinin ayrılmaz bir bütün olduğunu vurgulayarak, Doğu Nil havzasında su kaynaklarına zarar verecek her türlü “tek taraflı adıma” bütünüyle karşı olduklarını uzun zamandır dile getiriyor.

Nil Nehri, Doğu Afrika’nın tropikal bölgesinden doğar ve iki ana koldan oluşur: Victoria Gölü’nden doğan Beyaz Nil ve Etiyopya’daki Tana Gölü’nden doğan Mavi Nil.

Bu iki nehir, Sudan’ın başkenti Hartum’da birleşerek kuzeye doğru akıyor ve Akdeniz’e dökülüyor.

Etiyopya barajın muhtemel faydalarına odaklanırken, Hartum ve Kahire’deki hesaplar daha karmaşık bir hâl alıyor.

Sudan’ın Roseires Barajı endişesi

Sudan için, saniyede yaklaşık 300 metreküp su bırakılmaması durumunda Mavi Nil’in ekosistemi olumsuz etkilenecek. Zira Rönesans Barajı’nın büyüklüğü ve yaklaşık 100 kilometre mesafedeki Roseires Barajı üzerindeki doğrudan etkisi ciddi bir endişe kaynağı.

Bir hidroelektrik santrali olan Roseires Barajı, Sudan’ın Ed-Damazin kentinde Mavi Nil üzerinde yer alıyor. 1961-1966 yılları arasında inşa edilen baraj, sulama ve elektrik üretimi amacıyla kullanılıyor ve 280 megavat kapasiteli bir santrale sahip.

Barajın depolama ve enerji üretim kapasitesini artırmak için 2013 yılında yükseltme çalışmaları yapıldı. Bu baraj, Sudan’ın elektrik şebekesinin bel kemiği olarak kabul ediliyor ve ülkeye temiz ve ucuz elektrik sağlıyor.

Hem Rönesans hem de Roseires barajlarının güvenli bir şekilde doldurulması ve işletilmesi, iki baraj arasında günlük veri alışverişine tam olarak uyulmasına bağlı.

2015 Çerçeve Anlaşması’nda bu husus kararlaştırılmış olsa da, bağlayıcı bir anlaşmanın imzalanmamış olması, taahhütlerin yerine getirilmemesi anlamına geliyor.

Bu durum, deşarj verileri, Rönesans Barajı’nın güvenlik durumu, acil durum planları ve diğer teknik işletme konularına dair bilgi eksikliği nedeniyle Roseires Barajı’nın işletimini riske atıyor.

Sudan, gerekli koordinasyonun, barajların doldurma ve boşaltma verilerinin paylaşımını garanti eden yazılı bir anlaşmaya dayanması gerektiğini savunuyor.

Söz konusu anlaşma, Roseires Barajı’nın dolum kurallarının Rönesans Barajı’ndan gelen su miktarına ve taşkın dönemine bağlı olması nedeniyle, iki barajın uyum içinde çalışmasını temin etmek için tam bir işbirliği taahhüdü içermeli.

Mısır’ın alternatif arayışı

Mısır ise Addis Ababa’nın baraj, geleceği ve ülkenin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkileri konusundaki siyasetini reddetmeye devam ediyor.

Mısır’ın Nil Nehri’nden yıllık su payı yaklaşık 55 milyar metreküp olup, bunun yüzde 80’i tarımda kullanılıyor. Etiyopya’nın barajı inşa etmeye ve su tutmaya başlamasından bu yana Mısır hükümeti, su tüketimini azaltmak amacıyla çeşitli politikalara başvurdu.

Bu tedbirlerin başında, pirinç ekim alanlarının daraltılması ve daha az su tüketen mısır, patates ve yonca gibi ürünlere odaklanılması geliyor.

Hükümet ayrıca, su israfını önlemek için deniz suyu arıtma tesisleri, atık su arıtma fabrikaları ve binlerce kilometrelik su kanallarının rehabilitasyonu gibi projelere yöneldi.

Ancak bu tedbirler ve projeler, Kahire’nin, mansap ülkelerinin tarihi su paylarını güvence altına alan bağlayıcı bir hukuki anlaşma imzalaması için Etiyopya’ya yönelik siyasi ve diplomatik çabalarını sürdürmesini engellemedi.

Anlaşmazlığın tarihsel kökenleri

Mısır ve Etiyopya arasındaki su ihtilafının kökleri yalnızca Rönesans Barajı’na değil, Nil sularının kendisine ve Etiyopya’nın 1929 ve 1959 anlaşmalarıyla belirlenen Mısır’ın 55,5 milyar metreküplük payını tanıyıp tanımadığına dayanıyor.

Etiyopya, özellikle dönemin Etiyopya İmparatoru II. Menelik ile Mısır ve Sudan’ı sömürgeleştiren İngiltere arasında 1902’de imzalanan anlaşma başta olmak üzere, bu tarihi anlaşmaları tanımıyor.

Addis Ababa, bu anlaşmaların sömürge döneminde imzalandığını ve bu nedenle miras alınamayacağını savunurken, Mısır uluslararası anlaşmaların miras yoluyla devredilmesi teorisine sıkı sıkıya bağlı.

Bu derin anlaşmazlık, Mısır’ın 2010’da imzalanan ve “Entebbe Anlaşması” olarak bilinen Nil Havzası Ülkeleri Çerçeve Anlaşması’na katılmayı reddetmesine yol açtı. Anlaşmayı Etiyopya ve diğer ülkeler 2013’ten itibaren onaylarken, Mısır, Sudan, Eritre ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti anlaşmaya taraf olmadı.

Mısır’ın o dönemdeki çekinceleri, su güvenliğiyle ilgili 14b maddesi ve projeler için ön bildirimle ilgili 8. madde üzerinde yoğunlaşmıştı. Mısır, herhangi bir projenin uygulanmasından önce kendisinin ve Sudan’ın bilgilendirilmesini ve onayının alınmasını talep ediyordu.

Mayıs 2009’daki Kinşasa toplantısında Mısır, anlaşmanın yasal çerçevesinin, su güvenliğine ilişkin 14b maddesinde Mısır’ın tarihi su payına dokunulmayacağını açıkça belirten bir metin içermesi konusunda ısrar etti.

Ayrıca, mansap ülkelerinin (Mısır ve Sudan) herhangi bir projeye başlamadan önce itiraz edebilmeleri için ön bildirim ilkesine ilişkin 8. maddenin eklerde değil, anlaşmanın ana metninde yer almasını istedi; ancak bu talepler Rönesans Barajı konusunda karşılık bulmadı.

Karmaşık siyasi koşullar ve uzun müzakere süreci

Şubat 2011’de Etiyopya hükümeti, Rönesans Barajı’nın inşasına başlandığını duyurdu. Bazı gözlemciler bu adımı, 25 Ocak Devrimi’nin ardından Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in istifasıyla Mısır’ın içinden geçtiği kritik siyasi durumdan faydalanma olarak değerlendirdi.

Sudan’da ise Nisan 2019’da Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimi devrildi, ancak ülke hızla siyasi bir gerilime sürüklendi ve Nisan 2023’ten bu yana ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında kanlı bir ihtilafa sahne oldu. Bu durum, Hartum’un su dosyasındaki müzakere pozisyonunu zayıflattı.

Mısır kendi iç meseleleriyle meşgulken, dönemin Etiyopya Başbakanı Meles Zenawi, Nisan 2011’de, başlangıçta “Milenyum” olarak adlandırılan, daha sonra “Büyük Etiyopya Rönesans Barajı” olarak değiştirilen projenin temelini attı.

Zenawi daha sonra, barajlar konusunu incelemek ve tüm tarafları memnun edecek ortak bir vizyon ve anlaşmaya varmak üzere Mısır, Sudan ve Etiyopya su bakanlarından oluşan üçlü bir teknik komisyon kurulmasını teklif etti.

Komisyon Eylül 2011’de kuruldu ve iki ay sonra toplantılarına başladı. Bu, onlarca teknik ve bakanlar düzeyinde toplantının yapıldığı ancak herhangi bir çözüm getirmeyen uzun bir müzakere sürecinin başlangıcı oldu.

Mısır, Aralık 2023’te, Mısır Sulama Bakanlığının o dönemki açıklamasına göre, “Etiyopya’nın yıllardır üç ülkenin de çıkarlarını güvence altına alacak herhangi bir teknik veya hukuki orta yol çözümünü kabul etmeyi reddeden tutumunu sürdürmesi” nedeniyle barajla ilgili müzakere sürecinin sona erdiğini duyurdu.

İhtilafa bir çözüm var mı?

Geçen salı günü Kahire, Etiyopya’daki Rönesans Barajı’nın açılış kutlamalarıyla eş zamanlı olarak, Güvenlik Konseyine gönderdiği bir mektupla uluslararası hukuka aykırı “tek taraflı bir eylemi” kınayarak resmi protestoda bulundu.

Mısır Dışişleri Bakanlığının mektubunda Kahire, dev barajın “hukuka ve uluslararası teamüllere aykırı tek taraflı bir eylem” olduğunu belirtti.

Mısır, “Etiyopya’nın su kaynaklarının yönetimini tek taraflı olarak domine etme çabalarına izin vermeyeceğini ve halkının varoluşsal çıkarlarını savunmak için uluslararası hukuk ve BM Şartı tarafından güvence altına alınan tüm tedbirleri alma hakkını saklı tuttuğunu” vurguladı.

Ancak Mısır, bu tedbirlerin ne olacağını henüz açıklamadı.

Özellikle barajın artık bir oldubittiye dönüştüğü ve Etiyopya, Mısır ve Sudan’ın karşı karşıya olduğu siyasi ve iktisadi zorluklar göz önüne alındığında, barajın hizmete alınmasından sonraki dönemin öncesi gibi olmayacağı bariz.

Diplomasi

AstraZeneca-Bristol Myers birleşme görüşmeleri şaşkınlık yarattı

Yayınlanma

AstraZeneca hisseleri, şirketin Bristol Myers Squibb ile olası bir birleşme konusunda görüşmeler yaptığına dair haberlerin ardından %7’ye varan bir düşüş yaşadı.

Analistler, bu anlaşmanın ilaç sektörünün en güçlü büyüme hikayelerinden biri için şaşırtıcı bir stratejik hamle olacağını belirtti.

Anlaşma gerçekleşirse, şirketlerin toplam değeri yaklaşık 400 milyar dolara ulaşabilir ve bu, tarihteki en büyük ilaç sektörü birleşmeleri arasında yer alabilir.

Görüşmelerin ayrıntıları henüz netleşmemiş ve kaynaklar Financial Times’a (FT) bir anlaşmanın “asla gerçekleşmeyebileceğini” belirtmiş olsa da, analistler, güçlü ilaç geliştirme portföyü sayesinde CEO Pascal Soriot yönetiminde piyasa değeri hızla artan AstraZeneca’nın neden böyle bir işlemi peşinde olduğunu sorguladılar.

Londra Borsası’nda işlem gören AstraZeneca hisseleri son olarak %4,7 düşüşle işlem gördü ve büyük ölçüde yatay seyreden İngiltere’nin önemli endeksi FTSE 100 üzerinde baskı yarattı.

Bristol Myers hisseleri ise ABD piyasa açılış öncesi işlemlerde %6 değer kazandı.

Pazartesi günkü işlem seansına girerken, AstraZeneca’nın piyasa değeri 264 milyar dolardı.

Bu rakam, şirketin sağlam bir yeni ilaç portföyü geliştirmesiyle birlikte, son on yılda ve CEO Pascal Soriot’un 2012’de göreve gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde yükseldi.

Şirket, geçen yılki 58,7 milyar dolardan 2030 yılına kadar 80 milyar dolarlık satış hedefliyor.

Bristol Myers’ın piyasa değeri yaklaşık 133 milyar dolar ve şirket birçok ilacın tekel hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Patentlerin süresi doldukça ve kan inceltici Eliquis ile kanser ilacı Opdivo gibi en çok satan ilaçlar jenerik ilaçlarla rekabet etmeye başladıkça, şirketin büyüme oranının gelecek yıldan itibaren düşüş göstermesi bekleniyor.

Analistler, hem haberin kendisi hem de zamanlaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.

Jefferies analistleri pazartesi sabahı yaptıkları açıklamada şunları söyledi:

“AZ’nin büyüme ve inovasyon profilinin gücü göz önüne alındığında, biraz şaşkın durumdayız. Elbette finansal değer artışı iyi görünebilir ve belki de daha fazla nakit akışı, daha fazla Ar-Ge’ye olanak sağlayabilir. Fakat finansal mühendisliğe ihtiyaç duymayan bir şirket varsa, o da AZ’dir.”

RBC Capital Markets analistleri, Bristol Myers’ın yeni kan inceltici ilacı milvexian için önemli klinik deneme sonuçlarının açıklanmasının yaklaştığını ve şizofreni ilacı Cobenfy’nin kullanım alanının genişletilmesinin de iki şirket arasındaki ürün yelpazesi sinerjisini belirsiz hale getirdiğini belirtti.

Birleşme görüşmelerinin ardındaki gerekçelerden biri, AstraZeneca’nın bu yılın başlarında önceki ADR programının yerine New York Borsası’nda doğrudan halka arz işlemini tamamlamasının ardından, kilit öneme sahip ABD pazarına daha fazla yaklaşma yönündeki stratejik isteği olabilir.

AstraZeneca’nın 2026 yılının ilk yarısındaki toplam satışlarının %42’sini ABD satışları oluşturdu ve şirket, büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için açıkça ABD pazarını hedefliyor.

Öte yandan, New Jersey’nin Princeton kentinde bulunan Bristol Myers Squibb, son çeyrekte gelirlerinin %69’unu ABD pazarından elde etti.

Jefferies, odak noktasının muhtemelen daha da büyük bir onkoloji devi oluşturma potansiyeli üzerinde olacağını ve AstraZeneca ile Bristol Myers’ın birleşik kanser ilacı portföyünün sektördeki en geniş portföy olmasının, potansiyel olarak antitröst incelemesine yol açabileceğini belirtti.

Şirketlerin onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar ve immünoloji alanlarında çakışmalar olsa da, ürün geliştirme programları büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı nitelikte.

AstraZeneca katı tümörlerde daha güçlüyken, Bristol Myers Squibb ise kan kanserleri ve hücre tedavilerine daha fazla odaklanıyor.

Citi analistleri, birleşme görüşmeleriyle ilgili haberlerin doğru olması halinde, AstraZeneca’nın “sınıfının en iyisi” ürün yelpazesi göz önüne alındığında bunun bir “sürpriz” olacağını belirtti.

Bununla birlikte AstraZeneca, bir kalp hastalığı ilacına yönelik geç aşama klinik denemenin bu ayın başlarında hedefine ulaşamaması nedeniyle nadir görülen bir aksilik yaşadı.

Sonuçlar açıklanmadan önce yönetimin sergilediği güven göz önüne alındığında, bu durum yönetimin güvenilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğurdu.

Buna rağmen çoğu analist, 80 milyar dolarlık satış hedefinin on yılın sonuna kadar ulaşılabilir olduğunu düşünmeye devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Zelenskiy büyükelçilere talimatı verdi: Herkes ülkeye silah getirecek

Yayınlanma

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, diplomatik misyon şefleriyle yaptığı yıllık toplantıda büyükelçilerin performansının artık sağladıkları askeri ve finansal desteğe göre ölçüleceğini açıkladı. Büyükelçilere bulundukları ülkelerden silah ve hava savunma füzesi temin etme talimatı veren Zelenskiy, Avrupa ortaklığıyla yürütülen FREYJA füze projesinin ve Drone Deal girişiminin yeni ayrıntılarını paylaştı

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkenin dış diplomatik misyon şefleriyle gerçekleştirdiği yıllık toplantıda diplomasi anlayışında radikal bir değişime gidildiğini duyurdu.

Euractiv’in haberine göre Zelenskiy, büyükelçilerin başarısını belirleyen temel ölçütün bundan böyle Ukrayna’ya sağladıkları silah miktarı olacağını açıkladı.

Büyükelçilere protokol işlemlerini bir kenara bırakıp somut askeri yardıma odaklanmaları talimatını veren Zelenskiy, her diplomatın görev yaptığı ülkeden silah getirmesi ve hava savunma füzelerinin nereden tedarik edilebileceğini tam olarak bilmesi gerektiğini vurguladı.

Zelenskiy, büyükelçiliklerin performans göstergelerinin askeri teslimatlar ve finansal destek ekseninde yeniden yazılması çağrısında bulundu.

Askeri teçhizat ve savunma teknolojisi tedarikinin yalnızca askeri ateşelerin görevi olmadığını belirten Zelenskiy, bu sürecin doğrudan büyükelçilerin kendi diplomatik sorumluluğu haline geldiğini ifade etti.

Zelenskiy, diplomatik başarının düzenlenen toplantı sayıları veya sosyal medyadaki beğeni oranlarıyla değil; temin edilen silahlar, finansal kaynaklar ve alınan siyasi kararlarla ölçüleceğinin altını çizdi.

Konuşmasında Ukrayna’nın planlanan Avrupa anti-balistik füze projesi FREYJA hakkında da yeni ayrıntılar paylaşan Zelenskiy, bu çalışmayı ülkenin en iddialı fikirlerinden biri olarak tanımladı.

Tasarlanan girişim kapsamında Ukrayna, önleyici füze ile fırlatma sistemlerini üretecek; Avrupalı ortaklar ise radar, sensör ve diğer kritik teknolojileri sağlayacak.

Zelenskiy, şimdiden 10 ülkenin ve 12 savunma şirketinin katıldığı projenin yeni ortaklara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Kiev yönetiminin Drone Deal (İHA Anlaşması) girişimini de hızlandırdığını aktaran Ukrayna lideri, şu ana kadar dokuz ülkeyle anlaşma imzalandığını, 15 ülkeyle ise müzakerelerin devam ettiğini açıkladı.

Zelenskiy, oluşturulan bu çerçevenin Ukrayna savunma sanayisine her yıl düzenli finansman sağlayacağını, partner ülkelerin ise Ukrayna’nın muharebe sahasında test edilmiş teknolojilerine erişim elde ederek kendi güvenliklerini güçlendireceğini belirtti.

Güvenlik bürokrasisinde yeni atamalar

Zelenskiy, kabinede gerçekleştirdiği son revizyonun ardından güvenlik bürokrasisine yapılan iki yeni atamayı da duyurdu.

Eski Savunma Bakanı Rustem Umerov’un Ukrayna Dış İstihbarat Servisinin başına getirildiğini açıklayan Zelenskiy, bu görevlendirmenin diplomasiyi, savunma işbirliğini ve kilit ortaklarla yürütülen müzakereleri daha iyi koordine etmeyi sağlayacağını ifade etti.

Ukrayna Devlet Başkanı, İgor Klimenko’yu ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyinin yeni sekreteri olarak atadı. Konseyin, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’nın direnç kabiliyetini koordine etmede daha büyük bir rol oynaması bekleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Gürcistan’ın tek rafinerisi Rus petrolünü tamamen kesiyor

Yayınlanma

Gürcistan’ın tek petrol rafinerisi Kulevi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya menşeli hammaddelerle değiştirerek eylül sonuna kadar geçişi tamamlamayı hedefliyor. İşletmeci Black Sea Petroleum, Avrupa Komisyonu’nun tanıdığı altı aylık geçiş süresine uyduğunu açıkladı ve Libya petrolü için 2027 sonuna kadar geçerli sözleşme imzaladığını duyurdu.

Gürcistan’ın liman kenti Kulevi’deki tek petrol rafinerisi, Rus ham petrolünü Kazakistan ve Libya’dan gelecek hammaddelerle değiştirerek eylül ayı sonuna kadar tamamen Rus olmayan petrole geçmeyi planlıyor.

Tesisin işletmecisi Black Sea Petroleum (BSP), yayımladığı basın bülteninde bu stratejik değişimin takvimini ve yeni tedarik kaynaklarını resmen açıkladı.

Şirket, 1 Temmuz 2026 tarihinde yaptığı duyuruda, ağustos-eylül 2026 döneminde tamamen Rus olmayan ham petrol işleyeceğini ilan etmişti.

Kulevi Rafinerisi, temmuz ayı başında Kazakistan menşeli petrolü işlemeye başladı; kalan hacmin ise ağustos ayında işlenmesine devam edilecek.

Libya petrolü için uzun vadeli sözleşme

Black Sea Petroleum, 3 Temmuz’da uluslararası bir ticaret şirketiyle imzaladığı sözleşme kapsamında Libya’dan bir petrol sevkiyatının ağustos ayının ikinci yarısında Kulevi’ye ulaşacağını bildirdi.

Şirketten yapılan açıklamada, bu anlaşmanın 2027 yılı sonuna kadar geçerli olduğu ve uzatma seçeneği içerdiği belirtildi.

BSP, Avrupa Komisyonu’nun 24 Temmuz’da teyit ettiği altı aylık geçiş dönemine atıfta bulundu.

Komisyon, rafinerinin Rus hammaddesinden vazgeçmesi için tanınan süreyi doğruladı; şirket de attığı adımların “bu amaca ve zaman çizelgesine uygun” olduğunu kaydetti.

Şirket yetkilileri, tedarik çeşitlendirmesini sürdüreceklerini, düzenleyici kurumlarla yapıcı diyalog içinde olacaklarını ve Rus olmayan petrole geçiş sürecinde üretim istikrarını korurken “açık ve doğrulanabilir ilerleme kanıtları” sunacaklarını taahhüt etti.

Gürcü rafineri, Rus petrolünden vazgeçme kararını ilk kez 1 Temmuz’da duyurmuştu. BSP o tarihte, hammadde değişikliğinin tesise daha yüksek kâr marjlı pazarlara erişim imkanı sağlayacağını vurgulamıştı.

Şirketin verilerine göre tesis, 2026 yılının ilk yarısında 650 bin tondan fazla ham petrol işledi.

Black Sea Petroleum’un üretim planları arasında, 2027’nin ilk çeyreğinde yol bitümü ve ikinci çeyreğinde jet yakıtı üretmeye başlamak yer alıyor.

AB, Gürcistan’ın tek petrol rafinerisine yaptırım kararı aldı

AB yaptırımı ve artan Rus petrolü alımları

Avrupa Birliği’nin temmuz ayında üzerinde mutabık kaldığı 21. Rusya karşıtı yaptırım paketi, Kulevi Rafinerisi’ni de kapsadı.

Tesis, üç Rus ve bir Belarus rafinerisiyle birlikte yaptırım listesine alındı. Ancak Gürcü rafineriye yönelik AB yaptırımları önleyici nitelik taşıyor; bu önlemler, tesisin Rus petrolünü işlemeyi bırakmaması durumunda 25 Ocak 2027’de yürürlüğe girecek.

Moskova, söz konusu yaptırımları yasa dışı olarak nitelendiriyor.

Gürcistan’ın Rus petrolü alımları ise 2025 yılında belirgin bir artış gösterdi. Ulusal İstatistik Servisi’nin verilerine göre ülke, 2025’te Rusya’dan 95,8 milyon dolar karşılığında 225 bin 300 ton ham petrol satın aldı.

Bu rakam, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 21 kattan fazla bir yükselişe işaret ediyor. Tedariklerin büyük bölümü, Kulevi Rafinerisi’nin faaliyete geçtiği 2025 sonbaharında gerçekleşti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English