Ortadoğu
FBI’ın ‘Şirin’ soruşturması Netanyahu’ya mesaj mı?

FBI, ABD vatandaşı Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile cinayetini soruşturacak. İsrail’in tepki gösterdiği soruşturma, Netanyahu liderliğindeki olası İsrail hükümetinin Biden hükümeti ile ilişkileri açısından ele alınıyor.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), aynı zamanda Amerikan vatandaşı olan Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesiyle ilgili soruşturma başlattı. ABD Adalet Bakanlığı, işgal altındaki Batı Şeria’da 11 Mayıs’ta öldürülen El Cezire muhabiri Ebu Akile’nin ölümüyle ilgili FBI’ın başlattığı soruşturma konusunda İsrail Adalet Bakanlığı’nı bilgilendirdi. Süreç sonunda, olaya dâhil olan İsrail askerlerinin soruşturulması için ABD’nin talepte bulunabileceği belirtildi.
Soruşturma kararı, 20’den fazla ABD’li senatörün, bağımsız bir FBI soruşturması çağrısında bulunan bir ortak mektup imzalamasının ardından geldi. Kararı memnuniyetle karşılayan ABD’li Demokrat Senatör Chris Van Hollen, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Bu, Amerikan vatandaşı ve gazeteci Şirin Ebu Akile’nin vurularak öldürülmesine ilişkin adalet ve hesap verebilirlik arayışında gecikmiş ancak gerekli ve önemli bir adımdır” ifadelerine yer verdi. İsrail lobisinin önemli isimlerinden Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz ise kararı eleştirdi, ona göre Biden yönetimi Netanyahu ve İsrail’i hedef alıyor: “Joe Biden ve yönetimi, İsrail’i ve seçilmiş Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu siyasi düşmanlar olarak görüyor ve bu nedenle onlara tüm siyasi düşmanlarına yanıt verdikleri gibi yanıt veriyorlar: FBI’ı üzerine salarak.‘
İsrail tepkili Filistin memnun
Soruşturma haberi, İsrail’de şok etkisi yarattı. İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, Twitter hesabından yaptığı soruşturma kararını “ciddi bir hata” olarak değerlendirdi ve “ABD’ye, herhangi bir dış soruşturmayla iş birliği yapmayacağımızı ve İsrail’in iç işlerine herhangi bir müdahaleye izin vermeyeceğimizi açıkça belirttim” dedi. İsrail Başbakanı Yair Lapid de her ne kadar dost olursa olsun FBI ya da başka bir yabancı ülke kuruluşunun İsrail askerlerini sorgulamasına izin vermeyeceklerini söyledi ve “Güçlü protestomuz Amerikalılara iletildi” ifadesini kullandı.
Filistin Dışişleri Bakanlığı ise karardan memnun: “Bu karar, geç alınmış olsa da, İsrail tarafından ciddi bir soruşturma yapılmadığı, İsrail’in bunu formalite olarak gördüğü ve suçluları ve katilleri örtbas etme girişimi olarak kullandığına dair Amerikan tarafında kanaat oluştuğunu yansıtıyor.”

Ne olmuştu?
El Cezire’nin deneyimli saha muhabiri Ebu Akile, 11 Mayıs’ta İsrail güçlerinin Batı Şeria’da bulunan Cenin kentindeki mülteci kampına düzenlediği baskını takip ettiği sırada, İsrail askerlerinin açtığı ateşle öldürülmüştü. Ebu Akile’nin yanında bulunan gazeteci Ali es-Sumudi de sırtından yaralanmıştı. Ebu Akile’nin, görevini yaptığı sırada üzerinde “basın” yazılı çelik yelek giydiği halde İsrail askerleri tarafından gerçek mermiyle vurularak öldürülmesi tepkilere neden olmuştu. Çok sayıda uluslararası kurumun soruşturma ve incelemelerinin vardığı sonuç, Ebu Akile’nin İsrail askerleri tarafından hedef alınarak öldürüldüğünü ortaya koymuştu. Olayda sorumluluğunu defalarca inkâr eden ve Filistinli silahlı grupları sorumlu tutan İsrail ordusu, uluslararası tepkilerin ardından, 5 Eylül’de yayınladığı nihai raporunda, Ebu Akile’nin “yanlışlıkla İsrail ordusunun ateşiyle öldürülmüş olma olasılığının yüksek olduğunu” duyurmuştu.
İsrail aşırı sağı ve Demokratlar
İsrail’de yapılan seçimlerinden sonra eski İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya hükümet kurma görevi verilmesinin hemen ardından ABD’den bu adımın gelmesi dikkat çekti. Netanyahu’nun koalisyon kurmaya hazırlandığı Itimar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich’e kritik bakanlıkların kuvvetle muhtemel verilme ihtimali, bu isimlerin katı ve şekilci Arap karşıtlığı nedeniyle Batı “demokrasilerini” tedirgin ediyor. İsrail medyasının bildirdiğine göre, ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Smotrich’i savunma bakanı olarak atamaması için Netanyahu’ya baskı yapıyor. Bu bağlamda FBI soruşturmasıyla ilgili İsrail basındaki genel kanı Kongredeki Demokratların baskısı sonucu kararın alındığı yönünde. Öte yandan Demokrat Parti ile İsrail arasındaki ilişkilerde yaşanacak değişimleri ortaya koyduğu ve iki ülke ilişkilerinin tarihinde bir dönüm noktası olduğu değerlendirmesi yapılıyor.
The wife of far-right MP Itamar Ben Gvir carries a weapon in a hotel in Jerusalem ahead of a meeting with the wives of the leaders of the upcoming government coalition. pic.twitter.com/PfBuT20aYp
— V PALESTINE 🇵🇸 (@V_Palestine20) November 14, 2022
UCM’deki soruşturmayı nasıl etkileyecek?
Jerusalem Post’un istihbarat, terörizm ve hukuk analisti Yonah Jeremy Bob, kaleme aldığı “Ben-Gvir etkisi daha göreve gelmeden İsrail’e zarar mı veriyor?” başlıklı analizinde FBI’nın açtığı soruşturmanın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) görülmekte olan “İsrail’de işlenen savaş suçları” soruşturmasına olası etkilerini ele aldı. UCM’nin eski Başsavcısı Fatou Bensouda, İsrailli yetkililerin Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te işlediği iddia edilen savaş suçlarıyla ilgili soruşturma açtıklarını Mart 2021’de duyurmuştu. Ancak Bensouda’nın koltuğunu Haziran 2021’de Karim Khan’a devrettikten sonra soruşturmada somut bir adım atılmadı. Yonah Jeremy Bob analizinde, İsrail yerel mahkemelerinin herhangi bir savaş suçu iddiasını savsakladığının ortaya çıkmasının UCM Başsavcısının elini güçlendireceğine dikkat çekti. Çünkü UCM, “bir kişi bir suç için iki kez yargılanmaz” ilkesi gereği suçun failinin, uyruğunda olduğu devletin yargılamasına tabi olması durumunda dava açamıyor. Ancak “çökmüş olan yargı sistemi gibi” gibi bazı boşluklar UCM’ye yargı yetkisi veriyor.
Bu noktada Jeremy Bob, “İsrail’in en güçlü müttefiki ABD bile İsraillilere karşı kendi soruşturmasını başlatmaya hazırsa ve İsrail Savunma Kuvvetleri’nin yürüttüğü soruşturmanın yetersiz olduğunu ilan ederse, UCM’yi daha geniş çerçevede İsrail hukuk sisteminin yetersiz olduğu sonucuna varmaktan ne alıkoyabilir” diyor.
‘Biden’ın tehdit yöntemi’
Hiçbir şüpheli ve doğrudan kanıt olmadan, ki İsrail kanıtları paylaşmayacağını çoktan duyurdu, FBI’ın yürütebileceği soruşturma oldukça sınırlı. Bob, Biden’ın daha üst düzey İsrailli bir askeri suçlayarak ikili ilişkileri büyük bir krize sokmayı hedeflediğini düşünmüyor. Biden’ı bu adımı atmaya sevk eden tek ihtimal, Bob’a göre Itamar Ben-Gvir etkisi: “ABD’nin FBI soruşturması duyurusu, Amerikalı yetkililerin, Netanyahu’yu Ben-Gvir ve Betzalel Smotrich’i kilit güvenlik görevlerine atamamaları konusunda uyardıkları bildirildikten kısa bir süre sonra geldi. Örtülü bir tehdit yok: Biden yönetimi, bu adamlardan hiçbiriyle Savunma Bakanı veya Kamu Güvenliği Bakanı olarak çalışmayacaklarını açıkça belirtti. (…) Ek olarak, Demokratların en az bir kanadı (İsrail’e karşı) soruşturma için kampanya yürütüyor ve ABD’deki ara seçimler de artık sona erdi, yani, İsrail’le yeni bir mücadelenin ABD’ye büyük bir seçim maliyeti olmayacak. Bu, Biden yönetiminin Netanyahu’yu Ben-Gvir’e gerçek bir güç verirse ne kadar kötü şeyler alabileceği konusunda tehdit etme yolu olabilir.”
‘İsrail yönetimine atılmış tokat’
Konu, Jerusalem Post’un editöryal başyazısında da ele alındı. Başyazıda, İsrail’in Ebu Akile cinayetiyle ilgili yürüttüğü, bazılarında ABD’nin de dahil soruşturmaların sonuçlarının Washington ile paylaşıldığına dikkat çekildi: “FBI’ın tamamlanan soruşturmalar dışında bir sonuca varacağına inanmak zor. Bununla birlikte, İsrail; Yair Lapid liderliğindeki hükümet ile Benjamin Netanyahu liderliğinde kurulması beklenen yeni hükümete geçiş yaparken başlatılan soruşturma, Kudüs’ün (Batı Kudüs kastediliyor) suratına atılmış bir tokattır.”
Cinayete kurban giden bir Amerikan vatandaşının ölümünün soruşturulmasını anlayışla karşılasalar da söz konusu ülkenin İsrail olması Jerusalem Post editörlerini üzmüş ve şaşkına uğratmışa benziyor: “Washington’un hukukun üstünlüğüne saygı duyduğunu bildiği ve bağımsız, güvenilir bir yargıya sahip İsrail gibi ABD’nin yakın bir müttefiki söz konusu olduğunda bu tür soruşturmalar norm değildir. Arkadaş arkadaşa böyle davranmaz ve Amerikalı müttefiklerimizi şiddetle kararlarını yeniden gözden geçirmeye davet ediyoruz.”

İsrail basınına göre, ABD, Savunma ve İç Güvenlik Bakanlıklarına atanmaları halinde Smotrich veya Ben-Gvir ile ilişki kuramayacağını Netanyahu’ya iletti.
‘İşgal iç meseleymiş gibi…’
İsrail basınında şaşkınlık ve kızgınlık hâkim olsa da ABD’ye hak vermeyenler de yok değil. Bunların başında da sol eğilimli görüşleriyle öne çıkan İsrail’in en eski günlük gazetesi Haaretz geliyor. Haaretz, “Ordu kendini soruşturursa” başlıklı editöryal başyazısında cinayetle ilgili İsrail’in yürüttüğü soruşturmayı ve sonuçlarını eleştiriyor. İsrail Ordusu’nun iç soruşturmasında Ebu Akile’nin İsrail askerinin silahından çıkan kurşunla öldürülmüş olabileceği ihtimalini kabul etmesinin bile dört ay aldığına dikkat çekiliyor. Ayrıca bu yarı örtük kabulün bile BM dahil bir dizi kuruluşun yürüttüğü soruşturma sonuçlarından sonra geldiğine işaret edilen başyazıda, “Soruşturma İsrail Ordusu yerine bağımsız İsrail yargısınca yürütülse sonuçlarının belki daha kabul edilebilir” olacağına işaret ediliyor. Bu bağlamda, kurulması beklenen yeni İsrail hükümetinin yargıyı kontrol altına alma planının yürürlüğe girmesi durumunda İsrail’in iç işlerine “müdahale” taleplerinin daha da güçleneceğine dikkat çekiliyor.
Başyazı, FBI’nın soruşturma kararının İsrail’e karşı sert bir duruş talep eden Demokratların baskısına bağlamanın yanlış olduğu görüşünde: “Bunun yerine İsrail, ABD de dahil olmak üzere dünyanın İsrail’de olup bitenlere daha sert bakmaya başladığını içselleştirmeye başlasa iyi olur. Uluslararası toplumun -sanki 50 yılı aşkın bir süredir başka bir ülkenin işgali İsrail’in kendi iç meselesiymiş gibi- ‘İsrail’in iç işlerine’ müdahale etmeyeceği ihtimali gücünü kaybediyor.”
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









