Amerika
Fed faiz oranını Jerome Powell döneminin son toplantısında sabit tuttu

ABD Merkez Bankası, Jerome Powell başkanlığındaki son toplantısında politika faizini yüzde 3,5-3,75 aralığında sabit tuttu. Ekonomik aktivitenin güçlü seyrettiğini belirten banka, enflasyonu yüzde 2 hedefine döndürme kararlılığını vurgularken, Jerome Powell görev süresi dolduktan sonra da Fed yönetim kurulunda kalacağını açıkladı.
Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası (Fed), 28-29 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen iki günlük toplantının ardından politika faizini değiştirmeyerek yıllık yüzde 3,5-3,75 seviyesinde sabit bıraktı.
Kurumdan yayımlanan basın açıklamasında, bu kararla birlikte faiz oranlarının üst üste üçüncü kez mevcut seviyesinde korunduğu kaydedildi. Söz konusu toplantı, Jerome Powell’ın Fed Başkanı sıfatıyla katıldığı son oturum olma özelliğini taşıyor.
Yayımlanan metinde, son verilerin ekonomik aktivitenin güçlü bir hızla büyüdüğüne işaret ettiği belirtildi. İstihdam artışının düşük seyretmeye devam ettiği, işsizlik oranının ise son aylarda neredeyse hiç değişmediği ifade edildi.
Enflasyonun yükseliş eğiliminde olduğu aktarılırken, bu durumun kısmen küresel enerji fiyatlarındaki son artışları yansıttığı değerlendirmesine yer verildi.
Fed, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin ekonomik tahminler üzerindeki belirsizliği artırdığı yönünde uyarıda bulundu. Bununla birlikte kurum, enflasyonu yüzde 2’lik hedef seviyesine çekme niyetini bir kez daha teyit etti.
Toplantı sonrasında düzenlenen basın toplantısında Jerome Powell, Kevin Warsh’u tebrik ederek, bunun Fed Başkanı olarak katıldığı son basın toplantısı olduğunu bildirdi.
Powell, bu pozisyondaki görev süresinin dolmasının ardından Fed yönetim kurulunda kalmaya devam edeceğini ilan etti. Bu görevde ne kadar süre kalacağına dair ayrıntı vermeyen Powell, Adalet Bakanlığı tarafından Fed genel merkezinin restorasyonuyla ilgili yürütülen soruşturma tamamen sonuçlanana kadar kurumda kalacağını dile getirdi.
Powell ayrıca görev süresi bittikten sonra Fed’i yönetmeye çalışmayacağı sözünü verdi. Powell’a göre Kevin Warsh, Senato’daki sunumuna bakıldığında, gelecekteki para politikası kararları konusunda baskılara dayanabilecek bir kapasite sergiliyor.
Jerome Powell’ın Fed Başkanlığı görevi 15 Mayıs’ta sona erecek olsa da yönetim kurulunda 2028 yılına kadar kalma imkanı bulunuyor.
Powell, daha önceki basın toplantılarından birinde kurulda kalıp kalmayacağına dair soruya, bu konuda “hiçbir bilgisinin olmadığını” söyleyerek yanıt vermekten kaçınmıştı.
Kurumun faiz kararı, Reuters tarafından 17-21 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen ankete katılan ekonomistlerin beklentileriyle uyumlu gerçekleşti.
Ankete katılan 103 uzmanın tamamı, faizlerin bu toplantıda sabit tutulacağını öngörmüştü. Powell, bir önceki basın toplantısında da Ortadoğu’daki çatışmaların tetiklediği petrol fiyatlarındaki sert yükselişin, kısa vadede ABD enflasyonunda artışa yol açacağı konusunda uyarılarda bulunmuştu.
CME Group’un FedWatch verilerine göre, 29 Nisan itibarıyla piyasa katılımcıları da faizlerin sabit kalma ihtimalini yüzde 100 olarak fiyatlamıştı.
Ancak uzmanlar, enerji fiyatlarındaki artış ve Ortadoğu’daki gerilimin etkisiyle ABD’de enflasyonun güçlenmesi nedeniyle bu yılki faiz indirimi takvimine ilişkin tahminlerini revize etti. Reuters anketine katılanların yaklaşık üçte biri artık bu yıl hiç faiz indirimi beklemediklerini ifade etti; bu oran Mart ayındaki ankete kıyasla iki katına çıktı.
Buna karşın, 103 katılımcıdan 71’i Fed’in bu yıl en az bir kez faiz indirimine gideceği yönündeki beklentisini korudu. Fed’in bir sonraki faiz toplantısının 16-17 Haziran tarihlerinde yapılması planlanıyor.
Fed yönetimindeki değişim süreci, siyasi tartışmaların gölgesinde ilerliyor. ABD Başkanı Donald Trump, 2025 yazında faizleri daha hızlı düşürmediği gerekçesiyle Jerome Powell’ı defalarca eleştirmiş ve istifa etmesi çağrısında bulunmuştu.
Ocak ayında ise Powell hakkında, Fed genel merkezinin restorasyon harcamalarıyla ilgili Kongre’de verdiği ifadeler nedeniyle adli soruşturma başlatıldı.
Powell, bu davanın açılma nedeninin “başkanın tercihlerine dayanmayan” para politikası olduğuna inandığını belirtti.
Eski Fed başkanları Janet Yellen, Ben Bernanke ve Alan Greenspan, Adalet Bakanlığı’nın bu girişimini kurumun bağımsızlığını zayıflatmaya yönelik bir çaba olarak nitelendirerek kınadı. Nisan ayı sonunda ise söz konusu soruşturmanın sonuçlandığı ve davanın düştüğü açıklandı.
Bloomberg’in geçtiğimiz Kasım ayında kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Fed Başkanlığı için en güçlü adayın Beyaz Saray Ekonomi Danışmanı Kevin Hassett olduğu ileri sürülmüştü.
Fakat Trump, daha sonra Hassett’in mevcut görevinden ayrılmasının “ciddi bir sorun” teşkil edeceğini söyledi. Ocak 2026 sonunda ise Trump, Fed Başkanlığı koltuğu için danışmanı Kevin Warsh’u aday gösterdi.
Trump, Warsh’un “en büyük Fed başkanlarından biri, belki de en iyisi” olacağından şüphe duymadığını ifade etti.
ABD Senatosu Bankacılık Komisyonu, Kevin Warsh’un adaylığını onaylamak üzere 21 Nisan’da oturum düzenledi. Fed toplantısının ikinci günü olan 29 Nisan’da, komisyonun Warsh’un adaylığını onayladığı bilgisi paylaşıldı.
Adaylığın kesinleşmesi için Senato Genel Kurulu’nda oylama yapılması gerekiyor. Mart ayı sonunda Bankacılık Komisyonu üyesi Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis, Powell hakkındaki soruşturma tamamlanana kadar Warsh lehine oy kullanmayacağını belirterek süreci fiilen durdurmuştu.
Nisan sonunda Powell hakkındaki davanın kapandığı haberinin gelmesi üzerine Tillis, Warsh’un adaylığını desteklemeyi kabul etti.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Amerika
Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.
ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.
29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.
Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.
Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.
Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.
Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.
Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.
F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.
Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.
Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.
Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.
Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.
Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.
İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.
Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.
Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.
Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası











