Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Filistin’deki kiliseler “Hristiyan Siyonizmi”ni reddedince ABD tepki gösterdi

Yayınlanma

Ocak ayının sonunda, Kudüs’teki patrikler ve Kilise liderleri, Hristiyan Siyonizmini açıkça reddettiklerini belirten önemli bir bildiri yayınlayınca ABD ve İsrail ile ipler gerildi.

Bildiri, sadece netliği ile değil, yayınlandığı zaman ve önde gelen bir Hristiyan Siyonist olan ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin tepkisi ile de dikkat çekti. Huckabee, patriklerin açıklamasına kamuoyuna açık bir şekilde yorum yapmak zorunda hissetti.

Patriklerin açıklaması şu şekildeydi:

Kutsal Topraklar’daki Patrikler ve Kilise Liderleri, inananların ve dünyanın önünde, bu topraklardaki Mesih’in cemaatinin, yüzyıllar boyunca kutsal görevlerini sadık bir bağlılıkla yerine getiren Apostolik Kiliselere emanet edildiğini teyit ederler. Hristiyan Siyonizmi gibi zararlı ideolojileri savunan yerel şahıslar tarafından son zamanlarda gerçekleştirilen faaliyetler, halkı yanıltmakta, kafa karışıklığı yaratmakta ve cemaatimizin birliğini bozmaktadır. Bu girişimler, Kutsal Topraklar ve daha geniş Orta Doğu bölgesinde Hristiyanların varlığını tehlikeye atabilecek bir siyasi gündemi dayatmaya çalışan İsrail ve ötesindeki bazı siyasi aktörlerin hoşuna gitmektedir.

Bildiri, Roma Katolik, Rum Ortodoks, Ermeni, Doğu Katolik ve diğer Ortodoks kiliselerinin liderlerini içeren bir çatı kuruluş olan Kudüs Patrikleri ve Yerel Kiliseler Liderleri başlığı altında yayınlandı.

Mondoweiss’a göre, patrikleri özellikle rahatsız eden şey, giderek yaygınlaşan bir eğilim gibi görünüyor: resmi siyasi çevrelerde hoş karşılanan, kendilerini İsrail veya Kutsal Topraklar’daki Hristiyanları temsil ettiklerini iddia eden, fakat Hristiyan Siyonist teolojiyi savunan, kendi kendilerini atayan yerel şahısların veya grupların desteklenmesi.

Son zamanlarda, bu tür toplantılara Büyükelçi Huckabee de dahil olmak üzere üst düzey ABD ve İsrail yetkilileri katılıyor ve bu durum, Kilise liderlerinin tarihi otoritesine ve Hristiyan inancının bütünlüğüne giderek artan bir tehdit oluşturuyor.

Mondoweiss’a göre bu girişimler, imparatorluk, sömürgecilik ve işgal tarih boyunca Filistin’deki Hristiyan toplulukların birliğini koruyan ve “Statüko” olarak bilinen asırlık kilise yapılarını zayıflatıyor.

Bu nedenle Huckabee, patriklerin açıklamasına kamuoyuna açık bir şekilde yorum yapmak zorunda hissetti. X’te yaptığı açıklamada büyükelçi, “‘Hristiyan’ unvanını alan hiç kimsenin neden Siyonist olmaması gerektiğini anlamakta zorlanıyorum,” dedi.

İsrailli Hristiyan Siyonist, Ürdün ve Rum Ortodoks Patrikliğini suçladı

Kilise liderlerinin kınadığı “Hristiyan Siyonizmi” anlayışını yayan kişinin, İsrailli Hristiyan Ses savunma grubunun kurucusu Ihab Shlayan olduğu düşünülüyor.

Shlayan, bu bildirinin Filistin Yönetimi ve Ürdün’ün baskısı altında bulunan Kudüs’teki Rum Ortodoks Patrikhanesi tarafından kaleme alındığını öne sürdü.

Shlayan, “Patrikhanenin tamamını ve Doğu Kudüs’ün tamamını kontrol edenler Ürdün Vakfı ve Filistin Yönetimi,” dedi.

Vakıf, Müslümanlar için Harem’üş Şerif’i yöneten Ürdün kontrolündeki vakfı ifade ediyor.

Shlayan, bu açıklamanın, kilise liderleri ve diğerlerinin onun bunu yapmaya yetkisi olmadığını düşündüğü bölgelerdeki Hristiyanlar adına yürüttüğü sosyal yardım faaliyetlerinin bir sonucu olduğunu savundu.

Shlayan şu iddialarda bulundu:

“Son zamanlarda [İsrailli Hıristiyan Sesi’nin dahil olduğu] o kadar çok olay yaşandı ki, [Rum Ortodoks] patrik, Filistin topraklarındaki Hıristiyanlar adına orada yaşadıkları zorluklar hakkında konuştuğum için Ürdün ve Filistin Yönetimi’nden baskı almaya başladı. İsrail ve ABD uyanıp işlerin böyle devam edemeyeceğini anladıkları gün, bu tür açıklamalar yapılmayacak.”

25 yıl boyunca orduda görev yapan yedek İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) yarbayı Shlayan, Haziran 2024’te ordudan emekli olduktan sonra, devleti açıkça destekleyen İsrailli Hristiyanlardan oluşan bir hareket oluşturma çabalarını kamuoyuna duyurdu.

2012 yılından beri Hristiyan Topluluğu Taslak Hazırlama Forumu ve ilgili kuruluşlarda sessizce faaliyet göstererek, İsrailli Hristiyanları IDF’ye katılmaya teşvik ediyor.

9 Ocak günü Huckabee, Kudüs’teki ABD büyükelçiliğinde Shlayan ve beraberindeki heyeti ağırlamıştı.

Shlayan ayrıca, 12 Ocak’ta İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Patrikler ve Kilise Liderleri grubu da dahil olmak üzere Hıristiyan liderler için düzenlediği Yeni Yıl resepsiyonuna davet edilmişti.

Carlson ile Huckabee arasında “zulüm gören Hristiyanlar” tartışması

Öte yandan ABD’li muhafazakâr sunucu ve yorumcu Tucker Carlson, Huckabee ile mülakat yapmak için İsrail’e gidecek.

Carlson, programında Huckabee’nin, İsrail’in Hristiyanlara yönelik “şok edici” muamelesine karşı yeterince mücadele etmediğini öne sürünce, ikili X’te tartışmaya başlamıştı.

Geçen hafta Ürdün’den yayınlanan “The Tucker Carlson Show” programında Carlson, “ABD tarafından finanse edilen İsrail hükümeti Kutsal Topraklardaki Hristiyanlara nasıl davranıyor?” başlıklı programında Orta Doğu’daki Hristiyanların maruz kaldığı muameleyi vurguladı.

Videoda Carlson, “Mike Huckabee veya [Teksas Senatörü] Ted Cruz gibi Amerikan Hristiyan liderlerin, yaptıklarını haklı çıkarmak için İncil’e atıfta bulunan kişilerin” neden Orta Doğu’daki Hristiyanlarla konuşarak durumun gerçeğini öğrenmediklerini sorguladı.

Carlson, kendi sorusuna yanıt olarak, “Sadece tahmin edebiliriz. Onlar diğer tarafı finanse ettiler,” diye ekledi.

Evangelist bir papaz olan Huckabee, suçlamalara X’ten yanı vererek, “Beni konuşmak yerine, neden gelip benimle konuşmuyorsunuz? Orta Doğu konusunda çok fazla tartışma yaratıyor gibisiniz. Neden ışıkta korkuyorsunuz?” diye sordu.

Birkaç saat içinde Carlson’un X sayfasında şu yanıt yayınlandı:

“Teşekkürler. Çok isterim. Bugün ofisinize ulaşıp röportaj ayarlayacağız. Çok teşekkürler.”

Huckabee, kişisel X hesabından yaptığı paylaşımda, bu sohbeti sabırsızlıkla beklediğini yazdı.

Salı günü, Kanal 13’ün gece haber programı “HaTzinor”, İsrail hükümetinin Carlson’un ülkeye girişine izin vermemeyi düşündüğünü, fakat bunun “diplomatik bir olaya” yol açabileceği endişesiyle sonunda bu kararı almadığını bildirdi.

Carlson, Huckabee ve İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli tarafından giderek daha fazla eleştiriliyor.

Chikli, geçen ayın sonlarında antisemitizmle mücadele konulu bir konferans düzenledi ve Carlson’u “aşırı sağcı antisemitizm”in en önemli örneği olarak gösterdi.

Konferans sırasında Huckabee, Carlson’a “ne olduğunu” bilmediğini belirterek, “Fox News’teyken yaptıklarından daha fazla kazanç elde etmek için mi bunu yapıyor? Öyle olmasaydı bunu yapmazdı,” dedi.

Hristiyan Siyonistler 2027’de büyük bir zirve düzenlemeye hazırlanıyor

Ynet’e konuşan The Joshua Fund’ın kurucusu Joel Rosenberg’e göre, “İsrail topraklarını seven Hristiyan Siyonistler”, ABD’deki İsrail karşıtı ve antisemitik aşırılık yanlıları tarafından “saldırı altında.”

Rosenberg, “Epicenter Zirvesi” olarak adlandırdığı etkinlik için 3.000 evanjelik Hristiyanı İsrail’e getirmeyi umuyor.

Etkinlik, 7 Nisan 2027’de papazları, bakanlık liderlerini, “dua savaşçılarını” ve sıradan insanları Kudüs’e getirmek amacıyla düzenleniyor.

Zirveye hâlâ bir yıldan fazla zaman olmasına rağmen, Rosenberg, kilise liderlerinin etkinlik etrafında turlar planlayacaklarını ve cemaat mensuplarını Kutsal Toprakları ziyaret etmeye ikna ederek, COVID-19 ve iki yılı aşkın süren savaşın ardından “Hıristiyan turizmini yeniden canlandırmaya” yardımcı olacaklarını umduğunu söyledi.

Zirvede, Isaac Herzog, Mike Huckabee ve tanınmış papazlar Jack Graham ve Greg Laurie gibi birçok önemli isim konuşma yapacak.

Rosenberg, zirveyi duyurduktan birkaç gün sonra geçen hafta yaptığı telefon röportajında şunları söyledi:

“Tucker Carlson, Candace Owens, Nick Fuentes ve diğerleri gibi aşırı sağcı seslerde gördüğümüz şey, İsrail’i seven Hristiyanlara yönelik doğrudan bir saldırıdır. Tucker Carlson, Hristiyan Siyonizminin bir beyin virüsü veya sapkınlık olduğunu söylediğinde, bu sadece İsrail ve Yahudi halkına yönelik bir saldırı değil, her bir Hristiyana yönelik bir saldırıdır.”

Şu anda Kudüs’te yaşayan ve Hristiyan web sitesi All Israel News’ü yöneten Rosenberg, 1948’de İsrail’in “yeniden doğuşunun”, “insanlık tarihindeki en heyecan verici İncil kehanetlerinden biri” olduğunu, fakat “Tucker’ın ve Candace’ın bundan nefret ettiğini” ileri sürdü ve “Tanrının İsrail’i ve Yahudi halkını kutsadığı gerçeği değişmiyor,” dedi.

Toplantı, Hristiyanları eğitmek amacıyla İncil’in söylediklerini öğretme, inceleme ve tartışma gününden oluşacak.

Ayrıca katılımcılara İsrail ile yeniden bağlantı kurma veya bazı durumlarda ülkeyi ilk kez ziyaret etme fırsatı da sunacak.

Trump yönetiminde Hristiyan Siyonizmi etkileri

ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu Dini Özgürlük Komitesi’nde, İsrail’in kuruluşunun İncil’de müjdelendiğini ileri süren çok sayıda isim var.

Örneğin komite üyesi Paula White-Cain şöyle yazmıştı:

“İncil’de, Yaratılış 12:3’te, Rab bize İbrahim ile yaptığı antlaşmayı hatırlatır: ‘Seni kutsayanları kutsayacağım, seni lanetleyenleri lanetleyeceğim; ve senin aracılığınla yeryüzündeki tüm aileler kutsanacak.’ Bu sadece Yahudi halkı ile değil, İsrail ulusu ile de ilgilidir. Ve insanlık tarihinin bu önemli döneminde, bizler İSRAİL’in yanında DURMAYA çağrılıyoruz! Bu siyasetle ilgili değil; bu, Tanrı’nın SÖZÜ ile uyum içinde yaşamakla ilgili!”

Geçen hafta yapılan bir panelde, 2025 yılında Katolik Kilisesine giren komite üyesi eski Miss California Carrie Prejean Boller, siyonistlerle girdiği tartışma nedeniyle gündemdeydi.

Hukuk öğrencisi Yitzchok Frankel ve Yeshiva Üniversitesi Rektörü Haham Ari Berman ile yaptığı tartışmada, Katoliklerin siyonist olmak gibi bir zorunluluğu olmadığını söyleyen Boller, anti-siyonizmin anti-semitizm demek olduğu yönünde bir cevap aldı.

Ortadoğu

İran, nükleer tesis saldırılarını görmezden gelen UAEK’ya tepkili

Yayınlanma

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Yönetim Kurulu’nun Haziran 2026 toplantısı için hazırlanan karar taslağı, İran’ın nükleer yükümlülüklerini ihlal ettiği iddialarını yeniden gündeme getirdi. Press TV’nin paylaştığı metinde, ABD ve İsrail’in nükleer tesislere düzenlediği saldırıların yol açtığı hasar görmezden gelinirken, Tahran yönetimi kurumun taleplerini siyasi baskı olarak nitelendirdi.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Yönetim Kurulu’nun Haziran 2026 toplantısında sunulması planlanan yeni karar taslağı, Tahran’ın nükleer denetim yükümlülüklerine uymadığı yönündeki daha önce çürütülen iddiaları yeniden dolaşıma soktu.

Press TV’nin ulaştığı belgelere göre taslak metin, nükleer tesislere yönelik askeri saldırıları ve bu saldırıların tesislerin denetlenebilirliği üzerindeki fiziksel sonuçlarını dışarıda bırakarak ülke üzerindeki siyasi baskıyı artırmayı amaçlıyor.

“İran İslam Cumhuriyeti’nde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) Güvence Anlaşması’nın ve İlgili BMGK Kararlarının Uygulanması” başlığını taşıyan taslak, ABD ve İsrail tarafından bombalanan üç kritik nükleer tesis gerçeğini kapsam dışı tutuyor.

Metinde, İran’ın ilan edilmemiş nükleer maddeler ve faaliyetler konusunda kurumla zamanında iş birliği yapmadığı ileri sürülürken, erişim sorunlarının doğrudan askeri müdahalelerden kaynaklandığı gerçeğinin çarpıtıldığı ifade ediliyor.

Siyasi kararlar askeri saldırılara zemin hazırlıyor

Karar metninde, İran’ı yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlayan Haziran 2025 tarihli karara atıf yapılıyor. Tahran yönetimi, somut kanıt sunulmadan alınan söz konusu kararın, İsrail’in İran’a yönelik doğrudan askeri saldırılarına siyasi bir zemin oluşturduğunu savunuyor. UAEK’nın bu tutumuyla, NPT imzacısı egemen bir devlete yönelik askeri saldırganlığa fiilen alan açtığı belirtiliyor.

Mevcut taslakta, İran’ın son bir yıldır dile getirilen endişeleri gidermediği savunuluyor. Tahran ise kurumun taleplerinin nükleer anlaşmalar kapsamındaki yasal yükümlülüklerini aştığını dile getirerek bu iddiaları reddediyor. Batılı devletlerin baskısı altındaki UAEK’nın, yasal çerçevenin ötesinde taleplerde bulunurken, İran’ın karşı karşıya kaldığı yaptırımları ve askeri tehditleri teşvik eden bir tutum sergilediği kaydediliyor. Kurumun, nükleer tesislere düzenlenen saldırıları kınamaktan kaçınarak İran aleyhine yeni raporlar üretmeye odaklandığı bildiriliyor.

Taslak metinde, kurumun yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumun da dahil olduğu nükleer maddelerin doğruluğunu teyit edemediği bilgisi yer alıyor. Ancak kararda, kurumun erişim sağlayamadığını ileri sürdüğü tesislerin, ABD ve İsrail hava saldırılarında ağır hasar gören noktalar olduğu gerçeğinin gizlendiği vurgulanıyor. Genel Direktör Rafael Grossi liderliğindeki kurumun, bu saldırılara dair bugüne kadar herhangi bir kınama yayımlamadığına dikkat çekiliyor.

Karar taslağında uranyum stoklarının yaklaşık bir yıldır doğrulanamadığı belirtilerek bu durum nükleer silahların yayılması açısından bir risk olarak tanımlanıyor. Tahran yönetimi ise denetim imkanının kesintiye uğramasının asıl nedeninin, UAEK’ya baskı uygulayan güçler tarafından düzenlenen hava saldırıları olduğunu ifade ediyor.

Taslakta, konunun yeniden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) taşınması dahil “ek önlemler” alınabileceği tehdidi yer alıyor. Tahran kaynakları, daimi üyeleri askeri saldırganlığın tarafı olan bir konseye şikayet edilme girişimini uluslararası hukuk açısından çelişkili buluyor.

ABD İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu için UAEK’yi devreye soktu

Tahran nükleer tesislere yönelik saldırıları belgeledi

İran yönetimi, nükleer tesislerine yönelik taleplere karşı, NPT imzacısı hiçbir ülkenin benzer bir askeri saldırı altındayken yükümlülük ihlaliyle suçlanmadığını vurguluyor. Bombalanan bir ülkenin, saldırıların fiziksel sonuçlarından sorumlu tutulmasının uluslararası bir örneği bulunmadığı ifade ediliyor. İran, bir yıldan kısa sürede iki askeri müdahaleye maruz kalmasına rağmen NPT taahhütlerine bağlı kaldığını belirtiyor.

Haziran 2025’teki ilk saldırıda İsrail savaş uçakları Natanz ve Arak nükleer reaktörlerini hedef almıştı. Ardından 22 Haziran tarihinde ABD’ye ait B-2 ağır bombardıman uçakları Fordo, Natanz ve İsfahan’daki tesisleri vurdu. Bu saldırılar karşısında UAEK’nın sessiz kalması üzerine İran Meclisi, geçen yıl kurumla iş birliğini askıya alan yasayı onaylamıştı. İran’ın Viyana’daki Daimi Temsilciliği, 2025 ve 2026 yıllarında nükleer tesislere yönelik 17 dalga halinde çoklu hava saldırısı düzenlendiğini açıklayarak bu eylemleri “nükleer terörizm” olarak niteledi.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, UAEK Genel Direktörü Rafael Grossi’nin iddialarına yanıt vererek, teknik raporların siyasi baskı aracına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.

Garibabadi, erişim eksikliğinin tesislerin kasten hedef alınmasından kaynaklandığını belirterek, “Tesislerde yaşanan tahribatın asıl kaynağını görmezden gelip, bu durumun fiziki sonuçlarını İran’a yönelik bir suçlama unsuru olarak kullanamazsınız” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu için UAEK’yi devreye soktu

Yayınlanma

ABD, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun akıbetini belirlemek amacıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu’na karar taslağı sundu. Tahran yönetimi nükleer tesislere erişim taleplerini reddederken, kurumun hassas bilgileri İsrail’e sızdırdığını ve ABD’nin kurtarma operasyonu adı altında uranyum çalmaya çalıştığını belirtti.

Washington, İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun akıbetini belirlemek amacıyla Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEK) Yönetim Kurulu’na başvurdu.

ABD tarafından hazırlanan ve üye ülkelere sunulan karar taslağına ulaşan Reuters’ın diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, İran’a nükleer madde muhasebesi ve denetim altındaki nükleer tesislere ilişkin ajansa kesin ve net bilgi sağlaması yönünde çağrıda bulunulduğu belirtildi.

ABD gecikmesiz erişim için baskı yapıyor

ABD’nin hazırladığı metinde, Tahran yönetiminden bu bilgilerin doğrulanması için gerekli olan tüm erişim izinlerini sağlaması talep ediliyor. Karar taslağında, İran’ın işbirliği yapmasının hayati ve acil bir zorunluluk olduğu vurgulanırken, sürecin hiçbir gecikme olmaksızın işletilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Mevcut metinde, İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiğini ilan eden bir UAEK kararının ardından beklenebilecek olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) sevk maddesi ise henüz yer almıyor. Söz konusu ihlal kararı, geçen yıl ABD ve İsrail’in İran’a karşı 12 gün süren savaştan bir gün önce, 12 Haziran 2025 tarihinde çıkarılmıştı. Reuters’a konuşan diplomatlar, konunun BMGK’ye taşınması seçeneğinin halen değerlendirme aşamasında olduğunu aktardı.

Al Mayadeen kanalı da karar taslağının kendi ulaştığı kopyasına dayanarak, Washington’ın UAEK Yönetim Kurulu’ndaki üye devletlere kendi tezlerini desteklemeleri yönünde yoğun lobi faaliyeti yürüttüğünü bildirdi.

Grossi taraflara yeniden temas çağrısında bulundu

Bu diplomatik hamleler, UAEK Başkanı Rafael Grossi’nin Tahran’a yönelik yeniden temas kurma çağrısıyla aynı döneme denk geldi. Grossi yaptığı açıklamada, “İran’daki güvence denetimlerinin tam ve etkili bir şekilde uygulanmasını kolaylaştırmak adına İran’ı kurumla yapıcı bir şekilde çalışmaya çağırıyorum. Yeniden temas sağlamamız son derece büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

Reuters, haziran ayının başlarında yayınladığı haberde de ABD’nin yaklaşan UAEK toplantısında İran’ı kınayacak bir karar taslağı hazırlığı içinde olduğunu duyurmuştu.

Tahran kurumları casuslukla suçluyor

Tahran yönetimi ise UAEK’yi hassas ve gizli bilgileri sistematik olarak İsrail’e sızdırmakla suçlamaya devam ediyor. Geçen yıl yaşanan 12 günlük savaşın sonunda ABD, İran’ın kritik nükleer tesislerini hedef almış ve Tahran’ın nükleer programının tamamını yok ettiğini ileri sürmüştü. Ancak o dönemdeki istihbarat değerlendirmeleri, Washington’ın bu iddialarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koymuştu.

Söz konusu saldırılardan bu yana UAEK, vurulan nükleer tesislere denetim amacıyla erişim talep ediyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise geçen yıl yaptığı açıklamada, kurumun bu talebini kötü niyetli olarak nitelendirmişti.

Kurtarma operasyonunun arkasında uranyum hırsızlığı iddiası var

Nisan ayının başlarında Washington, İran hava sahasında düşen bir pilotu kurtarma operasyonu başlattığını açıklamıştı. Ancak operasyon sırasında ABD güçleri İran askerlerinin sert direnişiyle karşılaşmış ve basına yansıyan iddialara göre çok sayıda hava unsurunu kaybetmişti.

Gelişmelerin ardından İran Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ABD’nin pilot kurtarma operasyonu adı altında yürüttüğü bu askeri hamlenin, asıl amacı zenginleştirilmiş uranyumu çalmak olan bir aldatmaca ve gizli operasyonun parçası olabileceği belirtildi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran ile İsrail arasında karşılıklı füze saldırıları

Yayınlanma

İran ve İsrail, ateşkes ihlalleri ile askeri hareketliliğin ardından birbirlerinin askeri tesislerine ve stratejik noktalarına yönelik karşılıklı hava saldırıları düzenledi. ABD Başkanı Trump taraflara müzakere masasına dönme çağrısı yaparken, İsrail tarafı vatandaşlarının güvenliği için her türlü önlemi alma hakkını saklı tuttuğunu açıkladı.

İran Dışişleri Bakanlığı, İran Silahlı Kuvvetlerinin “meşru müdafaa hakkı kapsamında” İsrail’in kuzeyindeki birkaç askeri hedefi vurduğunu açıkladı.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, Tahran’ın adımlarının, mükerrer ateşkes ihlallerine ve İsrail’in Lübnan ile İran’a yönelik saldırganlığına bir yanıt olduğu belirtildi.

Açıklamada ayrıca, ülkenin güneyindeki İran gemilerine ve tesislerine düzenlenen saldırılarda İsrail’in “ABD ile işbirliği yaptığı” ifade edildi. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ise saldırıların Ramat David Hava Üssü’ne yönelik balistik füzelerle gerçekleştirildiğini bildirdi.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran’ın ülkenin kuzeyine birkaç dalga halinde yaklaşık 10 balistik füze fırlattığı belirtildi.

Açıklamada, füzelerin tamamının hava savunma sistemleri tarafından engellendiği kaydedildi. Bu gelişmenin ardından İsrail Hava Kuvvetleri, İran’ın batı ve merkez bölgelerindeki askeri tesislere misilleme saldırısı düzenledi.

İsrail ayrıca Huzistan vilayetine bağlı Mehşehr kentindeki bir petrokimya tesisini de hedef aldı. İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığına göre, saldırıda Karun adlı fabrika isabet aldı ve işletme çalışanları tahliye edildi.

Bu gelişmeler üzerine Devrim Muhafızları Ordusu, “Nasr” adlı askeri operasyonun başladığını duyurarak İsrail’in Tel Nof ve Nevatim hava üslerine füze fırlatıldığını açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a müzakerelere geri dönme çağrısında bulundu. Trump ayrıca, bölgedeki yeni gerilimin nedeni olarak gördüğü İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırılarına tepki gösterdi.

Trump, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Her iki taraf da kendi payına düşeni yaptı. İsrail kendi darbesini vurdu, İran da kendi darbesini vurdu. Yeni bir darbeye ihtiyacımız yok” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Ofis Danışmanı Dmitriy Gendelman ise İsrail’in, vatandaşlarını korumak ve güvenliklerini sağlamak amacıyla gerekli her türlü önlemi alma konusunda “münhasır hakkını” saklı tuttuğunu dile getirdi.

ABD ve İsrail, 28 Şubat tarihinde İran’a karşı askeri operasyon başlatmıştı. Nisan ayının başında taraflar iki haftalık bir ateşkes üzerinde mutabakata varmış, bu süre daha sonra barış görüşmelerinin yürütülmesi amacıyla Trump tarafından belirsiz bir süreye kadar uzatılmıştı.

Mayıs ayının sonunda İsrail’in Hizbullah ile mücadele gerekçesiyle Lübnan’daki kara operasyonunu genişletmesi üzerine Tahran yönetimi müzakere sürecinden çekilme tehdidinde bulunmuştu.

Yaşanan bu gelişmelerin ardından Trump, Netanyahu’dan Beyrut’a yönelik askeri eylemleri durdurmasını talep etmişti. Beyaz Saray tarafından 3 Haziran’da yapılan açıklamada, İsrail ve Lübnan’ın ateşkes ilan etmeye hazır olduğu bildirilmişti.

Ancak 7 Haziran’da İsrail ordusu, Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’de bulunan bir Hizbullah tesisini vurmuş, saldırı sonucunda iki kişi hayatını kaybederken 11 kişi de yaralanmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English