Amerika
Financial Times: Trump’a Putin’le görüşmesinde danışmanlık yapacak kimse yok

Financial Times gazetesinin haberine göre Trump yönetimi, Putin ile yapılması planlanan müzakereler öncesinde ciddi bir Rusya uzmanı sıkıntısıyla karşı karşıya. Trump’ın ikinci döneminde deneyim yerine sadakati öncelemesi ve kamu personelinde büyük kesintilere gitmesi nedeniyle kariyer diplomatlarının görevden alındığı, kilit pozisyonların boş kaldığı belirtiliyor.
Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre Donald Trump yönetimi, Vladimir Putin ile yapılacak müzakereler öncesinde ciddi bir Rusya uzmanı açığıyla karşı karşıya bulunuyor.
Haberde, Trump’ın ikinci döneminde çalışanların deneyiminden çok sadakatine öncelik verdiği ve aynı zamanda devlet aygıtında büyük çaplı kesintiler yaptığı vurgulandı.
Gazete, Moskova ile ön müzakerelerin dış politika deneyimi bulunmayan Steve Witkoff’a emanet edildiğini, kariyer diplomatları ve uzmanların ise süreçten dışlandığını yazdı.
ABD’nin eski Bulgaristan Büyükelçisi Eric Rubin, konuya ilişkin, “Trump’ın Rusya ve Ukrayna’yı bilen ve kendisine tavsiye verebilecek tek bir siyasi figürü bile olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz,” diye konuştu.
Beyaz Saray, Putin zirvesinde Trump’ın ‘içgüdülerine güveniyor’
Uzman kadrolar tasfiye edildi
Öte yandan gazete, zirve için geleneksel hazırlıkların yapılmamasının özel bir endişe kaynağı olduğunu belirtiyor. Genellikle bu tür görüşmeleri koordine eden Ulusal Güvenlik Konseyinin kadrosu önemli ölçüde azaltıldı ve mayıs ayında onlarca dış politika uzmanı işini kaybetti.
Geçen ay Dışişleri Bakanlığından aralarında Rusya ve Ukrayna analistlerinin de bulunduğu 1300’den fazla çalışanın işten çıkarılması durumu daha da zorlaştırıyor.
Amerikan Diplomatik Hizmetler Birliğinin tahminlerine göre, yılın başından bu yana diplomatların yaklaşık yüzde 25’i görevlerinden ayrıldı.
Avrupa’dan sorumlu dışişleri bakan yardımcılığı ile Rusya ve Ukrayna büyükelçilikleri gibi kilit pozisyonlar halen boş duruyor.
Hollande’dan Trump’a müzakere tavsiyesi
Minsk’teki müzakerelere katılan eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve bir Alman diplomat, Donald Trump’a Vladimir Putin ile yapacağı görüşmeler hakkında tavsiyelerde bulunmuştu.
Hollande, Amerikan başkanına özellikle ele alınan konular hakkında derin bir anlayış sergilemesini önermişti. Alman diplomat ise Putin’i “en deneyimli müzakerecilerden biri” olarak nitelendirmişti.
Zirve için Alaska seçilmişti
Vladimir Putin ve Donald Trump, Anchorage’daki Elmendorf-Richardson Müşterek Askeri Üssü’nde bir araya gelecek. Beyaz Saray’ın Rus heyetini bir askeri tesiste ağırlamaktan kaçınmayı umduğu, ancak yerin tüm gereksinimleri karşılaması nedeniyle bu kararın alındığı bildirildi.
Zirvenin Alaska’da yapılması kararı, “uzun süren perde arkası müzakerelerin” ardından verildi. Uluslararası Ceza Mahkemesinin 2023’te Rusya Devlet Başkanı hakkında çıkardığı yakalama kararı nedeniyle görüşme için olası yerlerin sayısının sınırlı olduğu ifade edildi.
Buzlar eriyor mu? Putin ve Trump Alaska’da bir araya geliyor
Amerika
Veri merkezleri, elektrik faturalarını milyarlarca dolar artıracak

ABD’deki elektrik şebekesi işletmecisi PJM tarafından düzenlenen son kapasite ihalesi, veri merkezlerinin artan enerji talebi nedeniyle 13 eyalette elektrik maliyetlerinin milyarlarca dolar yükseleceğini ortaya koydu. Bağımsız piyasa denetçisi Monitoring Analytics, ihaledeki 16,4 milyar dolarlık toplam kapasite bedelinin yaklaşık 6,3 milyar dolarının veri merkezlerinden kaynaklandığını açıkladı.
ABD’deki elektrik şebekesi işletmecisi PJM tarafından gerçekleştirilen son kapasite ihalesi, veri merkezlerinin artan enerji talebinin önümüzdeki yıllarda 13 eyalette elektrik maliyetlerine milyarlarca dolar ekleyeceğini ortaya koydu.
PJM, Haziran 2028 ile Mayıs 2029 arasındaki dönem için 13 eyalette elektrik tedarik edilmesini kapsayan ihale sonuçlarını açıkladı.
PJM’in bağımsız piyasa denetçisi Monitoring Analytics, ihale sonucunda oluşacak 16,4 milyar dolarlık toplam kapasite piyasası bedelinin yaklaşık 6,3 milyar dolarlık kısmının veri merkezlerinin yarattığı talepten kaynaklandığını tespit etti.
Piyasa denetçisinin verilerine göre, son dört PJM elektrik ihalesinde veri merkezlerinin talebi elektrik maliyetlerine toplamda 29,4 milyar dolar ek yük getirdi.
Monitoring Analytics Başkanı Joseph Bowring, yaptığı açıklamada, piyasa denetleme kurumunun görüşünün “veri merkezi yükünün kapasite piyasasından çıkarılması ve özel bir ihale yoluyla tedarik edilmesi” yönünde olduğunu belirtti.
Bowring, “Bu yöntem, veri merkezlerinin bir piyasa mekanizması aracılığıyla kapasiteye erişmesini sağlarken, kendi kapasite bedellerini ödemelerine imkan tanıyacak ve maliyetlerin diğer tüketicilere yüklenmesini engelleyecektir” dedi.
Tüketici hakları savunucuları da ihale sonuçlarının ardından veri merkezlerinin fiyatlar üzerindeki etkisine yönelik endişelerini dile getirdi.
Consumers for a Better Grid Kampanya Müdürü Clara Summers, “Şu anda veri merkezlerinden kaynaklanan aşırı ve çok hızlı büyüyen bir talep dalgasıyla karşı karşıyayız ve piyasa buna hazırlıklı değildi” değerlendirmesini yaptı.
Fiyatların son dönemdeki diğer ihalelerle benzer seviyede olduğunu kaydeden Summers, tüketicilerin öngörülebilir gelecekte faturalarının yaklaşık aynı oranda yüksek kalmasını bekleyebileceklerini ekledi.
⚡ DOSYA | Yapay zekanın enerji açlığı: Veri merkezleri artık yalnızca teknoloji gündeminin konusu değil
Harici Medya, veri merkezleri ve yapay zeka sektörünün artan enerji ihtiyacı ve sektörün karşı karşıya olduğu sorunları masaya yatırdı. Yapay zeka altyapısına yönelik… pic.twitter.com/25v3I6m5Jq
— harici (@haricitr) July 14, 2026
Evergreen Action Eyalet Programı Stratejik Girişimler Direktörü Julia Kortrey ise fiyatların bu noktada artık “büyük ölçüde kesinleştiğini” ifade etti.
Kortrey, “PJM’in durumu iyileştirmek için yapabileceği hiçbir hamleden 2030’lu yıllara kadar muhtemelen bir rahatlama görmeyeceğiz” dedi.
PJM; Delaware, Illinois, Indiana, Kentucky, Maryland, Michigan, New Jersey, Kuzey Karolina, Ohio, Pennsylvania, Tennessee, Virginia, Batı Virginia eyaletleri ile başkent Washington D.C. dahil olmak üzere ABD’nin doğu ve orta batı kesimlerinde 67 milyon kişiye hizmet veriyor.
Şebeke işletmecisi, 2027-2028 dönemine yönelik bir önceki ihalede olduğu gibi, bu ihalede de güvenilirlik hedefini karşılayacak miktarda elektrik tedarik edemediğini duyurdu.
PJM, bu sorunu çözebilmek adına federal düzenleyici kurumlardan özel bir “Destek Tedarik İhalesi” düzenleme yetkisi talep ediyor.
PJM Başkanı ve Üst Yöneticisi David Mills yaptığı yazılı açıklamada, “Bu ihale sonuçları, elektrik talebinin elektrik arzından daha hızlı büyümeye devam ettiğini gösteriyor” ifadesini kullandı.
Mills ayrıca, “PJM, bu arz ve talep dengesizliğinin sistem güvenilirliği ve tüketici maliyetleri üzerindeki etkisinin farkındadır. Yeni üretimi olabildiğince hızlı devreye sokarak ve şebekedeki yeni yük artışını yöneterek bu dengeyi yeniden kurmak için hükümet ve sektör liderleriyle çok yönlü çalışmalar yürütüyoruz” dedi.
Açıklamada doğrudan veri merkezlerine değinilmedi ancak PJM, yakın zamanda veri merkezlerinin elektrik talebi artışının en hızlı sürüklendiği alan olduğunu bildirmişti.
Amerika
Trump’ın sözleri eylül için kapanma kaygısını artırdı

ABD’de hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat senatörler, Başkan Donald Trump’ın Senato kurallarındaki filibuster engelinin kaldırılması aksi takdirde bütçe krizi yaşanacağı yönündeki talebinin ardından eylül ayında hükümetin yeniden kapanma ihtimalinin yükseldiğini belirtiyor. Trump’ın seçmen kaydı kurallarını sıkılaştıran SAVE America Yasası’nı bütçe tasarısına bağlama ihtimali tartışılırken, taraflar olası bir kapanmanın siyasi sorumluluğunu birbirine yüklemeye çalışıyor.
Her iki partiden ABD senatörleri, Başkan Donald Trump’ın Cumhuriyetçi liderlerden filibuster kuralını kaldırmalarını talep etmesi, aksi takdirde bir bütçe hesaplaşması ve yeni bir hükümet kapanmasıyla karşı karşıya kalınacağını belirtmesinin ardından, eylül ayında hükümetin yeniden kapanma olasılığının yükseldiğini ifade ediyor.
Trump, pazartesi günü Senato Cumhuriyetçilerinin filibuster uygulamasını kaldırmamaları durumunda yeni bir kapanma yaşanabileceği konusunda uyarıda bulunarak Cumhuriyetçi liderleri hazırlıksız yakaladı.
Filibuster kuralının kaldırılması, Cumhuriyetçilerin Demokratların oyuna ihtiyaç duymadan Safeguard American Voter Eligibility (SAVE America) Act (Amerikan Seçmen Güvenilirliğini Koruma Yasası) ile bütçe düzenlemelerini geçirmelerine olanak tanıyor.
Cumhuriyetçi senatörler kasım ayındaki seçimler öncesinde hükümetin kapanması riskini göze almak istemediklerini net bir şekilde belirtirken, Trump federal departmanları ve kurumları kilitleyebilecek yeni bir bütçe savaşına hazırlanıyor.
Trump, Cumhuriyetçilerin filibuster kuralını kaldırmaması halinde yeni bir kapanmanın muhtemel olduğu konusunda uyarıda bulundu.
Pazartesi günü “Fox & Friends” programına verdiği mülakatta Senato’daki filibuster kuralının kaldırılmasına yönelik talebine değinen Trump, “Cumhuriyetçilerin bunu yapması çok önemli. Bu durum çok çılgınca. Aksi takdirde eylül ayında hükümet kapanacak” dedi.
Senato Demokrat Grubu Lideri Chuck Schumer, Trump’ın bu açıklamalarının, Demokratların önceliklerine yönelik fon artışları konusunda müzakere etmeyi reddetmesi nedeniyle federal kurumları son bir yıl içinde üçüncü kez kapatmaya hazırlandığını gösterdiğini dile getirdi.
Pazartesi günü Senato genel kurulunda konuşan Schumer, “Donald Trump, işleri daha da kötüleştirmek, daha da berbat etmek konusunda bir dehadır. Donald Trump, Fox & Friends programına ‘Cumhuriyetçiler filibuster uygulamasını sonlandırmak zorunda. Bu çok çılgınca. Aksi takdirde eylül ayında hükümet kapanacak’ dedi” ifadelerini kullandı.
Schumer açıklamasına, “Trump kapanışı, kendisi bununla övünüyor. Bunu öngörüyor. Donald Trump, ‘Cumhuriyetçiler filibuster uygulamasını sonlandırmak zorunda, yoksa eylül ayında hükümet kapanacak’ diyor” sözlerini ekledi.
Bu açıklamalar, Senato Cumhuriyetçi Grubu Lideri John Thune’u hazırlıksız yakaladı. Thune, “Filibuster kuralını kaldırmazsak hükümeti kapatmak mı? Bu yeni bir çizgi” değerlendirmesinde bulundu.
Senato Demokratları, Cumhuriyetçilerin kısa vadeli bütçe paketini, seçmen kaydı sırasında vatandaşlık kanıtı sunulmasını, sandık başında fotoğraflı kimlik gösterilmesini zorunlu kılan ve mektupla oy vermeyi sınırlandıran SAVE America Yasası ile birleştirmemesi durumunda Trump’ın bütçe tasarısını imzalamayı reddetme ihtimalini giderek daha yüksek görüyor.
Demokrat Senatör Cory Booker, “Bu başkan hükümeti kapatmak istiyor. Bu durum onun kaosunu, süregelen yozlaşmasını ve Amerikan halkına hizmet etmekle ilgilenmediğini gösteriyor. Hükümeti kapatmaması gerekir” dedi.
İsminin açıklanmasını istemeyen Demokrat bir senatör, her iki tarafın da 3 Kasım’daki ara seçimlerden birkaç hafta önce yaşanabilecek olası bir kapanmada faturanın hangi tarafa kesileceğini ölçmek amacıyla “nabız yokladığını” belirtti.
Demokrat senatör, “Thune’un hükümetin kapanması yönünde bir ilgisi olduğunu düşünmüyorsak da Trump’ın Kongre ile SAVE America Yasası üzerinden bir kavga başlatarak kapanmayı tetikleyebileceğini düşünüyoruz” dedi.
Demokrat senatör ayrıca, “Eğer Trump, ‘SAVE America Yasası’nı geçirmezseniz hükümeti kapatıyorum’ derse, buyursun yapsın. Cumhuriyetçi trenini doğrudan uçuruma doğru sürüyorsunuz ve sürmeye devam ediyorsunuz demektir. Eğer bir kapanma olursa, bunun sorumlusu kendileri olacaktır. Cumhuriyetçi tarafta da bunun çılgınlık olduğunu düşünen üyeler var” değerlendirmesini yaptı.
Cumhuriyetçiler ise Demokratların, İran ile yaşanan askeri çatışmayı protesto etmek veya Trump yönetiminden tavizler koparmak amacıyla sonbaharda hükümeti kapatmasından endişe duyduklarını ifade ediyor.
Cumhuriyetçi Senatör Mike Rounds, “Demokrat meslektaşlarımızı zorlamaya devam ederek ‘Eğer hükümeti kapatacaksanız bunu önceden bilmeliyiz’ diyoruz” şeklinde konuştu.
Rounds, sıradan pek çok Demokrat senatörün yeni bir kapanmadan kaçınmak istediğine inandığını, ancak Demokrat liderliğinin Trump ile yüz binlerce federal çalışanın ücretsiz izne ayrılmasına yol açabilecek yeni bir mücadeleye hazırlandığını kaydetti.
Rounds, “Görüştüğümüz kişilerin çoğu, hükümeti kapatma niyetleri olmadığını söylediklerinde onlara inanıyorum ancak görünüşe göre liderliklerinin farklı bir bakış açısı var. Şu anda sorunun burada olduğunu düşünüyorum. Demokratların iki partili bütçe ödenekleri konusunda ilerleme sağlayacak bir yol bulmak istemesi gerekir” dedi.
Demokratlar, salı günü Senato’da genellikle güçlü bir partiler üstü destekle geçen 1,15 trilyon dolarlık yıllık Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nı (NDAA) parti hatlarında oylayarak bloke etti ve Cumhuriyetçilere bir uyarı mesajı gönderdi.
Tasarı geçen ay Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu’ndan Demokratların desteğiyle geçmişti, ancak ara seçimler yaklaştıkça parti hatlarındaki saflaşma keskinleşiyor.
Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Roger Wicker, Demokratların bu blokajının yaklaşan bütçe mücadelesi için kötü bir işaret olduğunu belirtti.
Wicker, “NDAA’nın görüşülmesi sürecini başlatacak önergenin kabul edilmemesi eşi benzeri görülmemiş bir durumdur. Bu durum, Senatör Schumer’in iş birliği yapmama yönündeki kararını ve zihniyetini yansıtmaktadır çünkü bu işlerin çok büyük bir kısmı iki partili bir temelde yürütülmekteydi. Bu gerçekten yeni bir dip noktasıdır” dedi.
Senato Ödenek Komisyonu Başkanı Cumhuriyetçi Susan Collins ise her iki tarafı da eşikten dönmeye çağırdı.
Collins, “Hükümetin kapanması her zaman kötüdür, her zaman. Bu durum, yönetme kabiliyetinin nihai olarak başarısız olduğunu gösterir. Demokratların geçen yıl kapanmalara yol açan taktikleri tekrarlamayacağını umuyorum” ifadelerini kullandı.
Schumer ise Cumhuriyetçileri, savunma bütçesini önemli ölçüde artıran ancak savunma dışı programlara yetersiz artışlar getiren “tek taraflı” harcama faturalarını dayatmakla suçladı.
Schumer pazartesi günü yazdığı “Değerli Meslektaşım” mektubunda, “Partizan bir süreç yaratıp ardından Demokratları, çıkan sonucu doğrudan onaylamayı reddettiğimiz için hükümeti kapatmak istemekle suçlamanın normal bir tarafı yoktur. Amerikan halkına hizmet eden bir bütçe için mücadele etmek bir silahlandırma değildir. Bu bizim işimizdir” görüşlerine yer verdi.
Cumhuriyetçiler ise olası bir kapanmanın etkilerini hafifletecek yasaları geçirmek için stratejileri tartışıyor. Senatörler Ron Johnson ve Todd Young tarafından sunulan “Shutdown Fairness Act” (Kapanma Hakkaniyet Yasası) adlı öneri, bütçe kesintisi döneminde federal çalışanların maaşlarının ödenmesini garanti altına almayı hedefliyor.
Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul konuyla ilgili olarak, “Tüm bu süreçten çıkan tek iyi fikir, Ron Johnson’ın harcamalar konusunda anlaşmazlık yaşandığında hükümet çalışanlarına ödeme yapılmasını öngören yasa tasarısıdır. Umarım yeni bir kapanma yaşanmaz ancak Demokratlar bunu yapmaya karar verirse, bu tasarıyı gündeme getirmeye çalışmamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Ancak bu tasarının yasalaşması, muhtemel bir Demokrat filibusterından korunmak amacıyla bütçe uzlaştırma (reconciliation) sürecinin kullanılmasını ve Senato bütçe yetkilisinden (parliamentarian) tasarının salt çoğunlukla geçirilmesi için onay alınmasını gerektiriyor.
Amerika
ABD Adalet Bakanlığından New York Times muhabirlerine celp

ABD Adalet Bakanlığı, New York Times muhabirlerine Katar’ın hediye ettiği başkanlık uçağının güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle mahkeme celbi gönderdi. Hafta sonu dört gazetecinin evine tebliğ edilen belgelerle, muhabirlerin federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlanması hedefleniyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Katar tarafından hediye edilen ve Air Force One olarak kullanılan uçağın güvenlik sorunlarına ilişkin haberleri nedeniyle New York Times muhabirlerine Adalet Bakanlığı aracılığıyla mahkeme celbi göndererek, yayın kuruluşuyla uzun süredir devam eden mücadelesinde yeni bir aşama başlattı.
New York Times tarafından yapılan açıklamada, hafta sonu dört muhabire gönderilen celplerle gazetecilerin çarşamba günü Manhattan’daki federal büyük jüri önünde ifade vermeye zorlandığı belirtildi. Birçok belgenin doğrudan gazetecilerin evlerine teslim edildiği kaydedildi.
Bir başkanlık yönetiminin, gizli hükümet kaynaklarını tespit etmek ve cezalandırmak amacıyla gazetecilere mahkeme celbi göndermesi ilk kez yaşanmıyor ancak uzmanlar, bir soruşturmaya doğrudan bu adımla başlanmasının son derece sıra dışı ve hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.
Trump yönetiminin, ülkenin en köklü gazetelerinden biriyle yaşadığı gerilimdeki bu sert tırmanış, basın özgürlüğü savunucuları ile yönetim muhaliflerinin sert tepkisine yol açtı.
Soruşturmaya bu yöntemle başlanmasının yerleşik uygulamaları tersine çevirdiğini belirten Medya Hukuku Kaynak Merkezi Direktörü George Freeman, muhabirlere soruşturmanın sonunda değil, henüz başında celp gönderildiğine dikkati çekti.
Freeman, “Hukuk bu konuda nettir. Bir soruşturmada, özellikle gizli kaynaklara ulaşılmak isteniyorsa başvurulacak ilk yer değil, son yer muhabirler olmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
Basın özgürlüğü savunucuları, bu adımın hem bağımsız medya hem de hassas bilgilere erişimi olan kişiler üzerinde caydırıcı bir etki yaratmak amacıyla atıldığı uyarısını yapıyor. Bu durumun, Trump görevden ayrıldıktan sonra bile daha az şeffaf bir hükümet yapısına yol açabileceği ifade ediliyor.
Adalet Bakanlığı sözcüsü ise The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, “Burada hedef muhabirler değil, gizli bilgileri sızdıran kişilerdir” ifadesini kullandı.
Sözcü, bakanlığın basının rolüne değer verdiğini ancak kurumun, devlet sırlarına erişim yetkisi verilen kişilerin bu bilgileri yasalara uygun şekilde kullanmasını sağlamakla yükümlü olduğunu kaydetti.
Açıklamada, “Bu süreçte her zaman doğal bir gerilim olabileceğini kabul ediyoruz ancak yasaları görmezden gelerek, yönetimde çalışan ve ulusal güvenliği etkileyen gizli bilgileri sızdırmakta sakınca görmeyen kişileri soruşturmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.
Başkanların, hoşlarına gitmeyen haberleri engellemek amacıyla federal hükümetin yetkilerini kullanması ABD tarihinde yeni bir durum değil.
Eski başkanlar Barack Obama, George W. Bush ve Richard Nixon dönemlerinde de Adalet Bakanlığı gazetecilere mahkeme celbi göndermişti. Trump yönetimindeki Adalet Bakanlığı da daha önce ulusal güvenlik sızıntıları iddialarıyla ilgili olarak The Wall Street Journal ve The Washington Post muhabirlerine celp iletmişti.
Ancak birçok uzman, New York Times’a yönelik son hamlenin, hem zamanlaması hem de yönetim ile gazete arasındaki yakın geçmiş göz önüne alındığında farklı bir nitelik taşıdığı görüşünü paylaşıyor.
Özgür Basın Vakfı Direktörü Seth Stern, salı günü The Hill’e yaptığı açıklamada, “Birçok yayın kuruluşu Trump hakkında eleştirel haberler yapıyor. Ancak New York Times, Trump için önem taşıyan kitleler üzerinde benzersiz bir etki ve saygınlığa sahip. Yine de hedef başka bir yayın kuruluşu olsaydı, Trump’ın farklı davranacağını hayal etmek zor” dedi.
Trump, geleneksel medya kuruluşlarıyla uzun süredir mücadele ediyor ancak özellikle New York Times’ın yönetimine yönelik haberlerine tepki gösteriyor. Gazeteyi “batmakta olan” ve “yalan haber yapan” bir mecra olarak nitelendiren Trump, sosyal medya paylaşımlarında muhabirleri doğrudan isimleriyle hedef alıyor.
Trump, geçen yılın sonlarında yeniden seçim kampanyasıyla ilgili yapılan haberler nedeniyle New York Times’a hakaret davası açmıştı. Yayın kuruluşu ise bu davaya mahkemede karşı koyacağını belirterek suçlamaların temelsiz olduğunu savunmuştu.
Mahkeme celpleri, yönetimin Trump’ın ikinci döneminde medya kuruluşları üzerindeki baskıyı artırmaya çalıştığı bir dönemde geldi.
Pentagon bu hafta, bilgi sızdıran kişileri tespit etmek ve yargılamak amacıyla özel bir görev gücü kurulduğunu duyurdu. Trump’ın atadığı Federal İletişim Komisyonu Başkanı da başkanı veya müttefiklerini eleştiren yayınlar yapan televizyon kanallarının lisanslarının incelemeye alınabileceği tehdidinde bulundu.
Gözlemciler, New York Times muhabirlerine gönderilen celplerin bu genel politika ile uyumlu olduğuna işaret ediyor.
New York Times Başhukuk Müşaviri David McCraw, federal kolluk kuvvetlerinin muhabirlerin kapısına dayanmasının, “Anayasa’ya ve onun koruduğu basın özgürlüğüne inanan her Amerikalının vicdanını yaralaması gerektiğini” ifade etti.
Basın özgürlüğünü savunan kuruluşlar da gazetenin tepkisine destek vererek, yönetimin bu adımının tehlikeli bir sınırı aştığını ve anayasanın birinci fıkrasındaki korumaları ihlal ettiğini belirtti.
Ulusal Basın Kulübü, belgelerin gönderilmesinden birkaç saat sonra yaptığı açıklamada, “Her Amerikalı neyin tehlikede olduğunu anlamalıdır. Federal ajanların ellerinde mahkeme celpleriyle gazetecilerin evlerine gitmesi, sıradan bir kolluk faaliyeti değildir” değerlendirmesini yaptı.
Trump’ın ikinci döneminde Beyaz Saray ile gerilimli ilişkiler yaşayan Beyaz Saray Muhabirleri Derneği de celpleri kınayarak, ilgili gazetecilerin “kamuoyunun, hükümetin nasıl çalıştığını bilme hakkını savunma görevlerini yaptıkları için hedef alındıklarını” kaydetti.
Adalet Bakanlığının soruşturmasında hedef alınan New York Times muhabirleri arasında Julian E. Barnes, Eric Lipton, Tyler Pager ve Eric Schmitt yer alıyor. Barnes, gazetenin Pentagon’un basın politikalarına karşı açtığı ayrı bir davada da davacı konumunda bulunuyor.
Gazeteciler geçen hafta yayımladıkları haberde, Trump’ın Katar’dan gelen yeni model uçakla Ankara’ya ulaşmasına rağmen, güvenlik önlemleri nedeniyle Türkiye’deki NATO zirvesinden eski Air Force One uçağıyla erken ayrılmak zorunda kaldığını yazmıştı.
Uçak değişikliği ve Trump’ın denizaşırı seyahat sırasında İran rejiminin hedefinde olduğunu kabul etmesi, hafta başında iki ülke arasında yaşanan karşılıklı askeri saldırıların ardından cumhurbaşkanına yönelik olası tehditler hakkındaki spekülasyonları artırmıştı.
George Freeman, “Yabancı bir ülkeden 400 milyon dolarlık bir uçak hediyesini kabul etmenin etik boyutları ve ardından vergi mükelleflerinin parasıyla modifiye edilen bu uçağın uçuşa uygun olmadığının anlaşılması, açıkça kamuoyunu ilgilendiren bir konudur” dedi.
Freeman, “Gazeteciliğin görevi, bu uçağın neden uçamaz durumda olduğuna ilişkin hem etik hem de mali durumu araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır” diye ekledi.
Bu mahkeme celpleri, New York Times gazetecilerini gizli kaynaklarının kimliğini açıklamaya zorlamanın ilk adımı olabilir. Trump, mahkemelerin uygulamaktan kaçındığı bu yöntem hakkında uzun süredir kamuoyu önünde değerlendirmeler yapıyordu.
Seth Stern, “Donald Trump’ın sorunu gazetecilerle değil, gazetecilikle. Medyayı seviyor, kendisi de medyanın bir ürünü ancak araştırmacı gazeteciliğin can damarının kaynak gizliliği olduğunu çok iyi biliyor” dedi.
Görüş2 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi1 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Amerika1 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Asya1 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceABD, Venezuela’daki depremi fırsata çeviriyor
Diplomasi1 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti









