Avrupa
Fransa, “Made in Europe” konusunda Almanya’ya boyun eğdi

Almanya, Avrupa’nın zor durumdaki endüstrilerini en iyi şekilde nasıl koruyacakları konusunda uzun süredir devam eden çekişmede Fransa’ya karşı geçici bir zafer kazandı.
Belçika kırsalında düzenlenen gayriresmi AB zirvesi, bloğun en büyük iki ekonomisinin liderleri olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in “Made in Europe” konusundaki anlaşmazlıklarının gölgesinde gerçekleşti.
Fransa, AB’nin zor durumdaki sektörleri kamu fonları aktararak korumak istiyor; Almanya ise endüstrilerin kendi başlarının çaresine bakmaları ve küresel pazarda başarılı olmayı öğrenmeleri gerektiğine inanıyor.
Perşembe günü, Avrupa’nın en büyük iki ülkesi, “Made in Europe” tartışmasında siyasi bir ateşkes ilan ettiler. Bu ateşkes, Berlin’in daha piyasa odaklı planlarının teyidi niteliğinde.
Çarşamba günü, yerli sanayiyi yabancı rakiplerden korumakta başarısız olduğu için Avrupa’nın “naifliğini” eleştiren Macron, AB şirketlerinin yalnızca “özellikle tehdit altındaki belirli kritik sektörlerde” ayrıcalıklı muamele görmesi gerektiğini kabul etti.
Fransız mevkidaşının yanında duran Merz, “Emmanuel Macron ve ben, neredeyse her zaman olduğu gibi, bu konularda hemfikir olduğumuz için memnunum,” dedi.
Macron’un “korumacılık” önerisi stratejik sektörlere geriledi
Macron, mart ayında yapılacak resmi AB zirvesinde, ulusal hükümetlerin tercihli muamele uygulayacağı belirli sektörlerin “belirleneceğini” ekledi.
Bu, Paris’in önceki önerisinden, çelikten uydu üreticilerine kadar neredeyse tüm AB endüstrilerinin ABD gümrük vergilerinden ve haksız sübvansiyon alan Çinli rakiplerden korunmayı hak ettiği yönündeki önerisinden açıkça geri adım atılması anlamına geliyor.
Merz, zirvenin ardından “Mesele tam olarak, kendimizi genel olarak rekabetten korumaya çalışmamamız gerektiği,” dedi.
Şansölye, Avrupa’nın “stratejik sektörlere ve aşırı kapasite ve yüksek sübvansiyonlu ihracat gibi somut örneklere odaklanması” gerektiğini ekledi ve Çin’in devlet tarafından yoğun bir şekilde sübvansiyonlanan üreticilerine üstü kapalı bir şekilde atıfta bulundu.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ise liderlerin görüşmelerinde, “seçilmiş stratejik sektörler” için “orantılı ve hedefli” bir Avrupa tercih ilkesine duyulan ihtiyaç konusunda “geniş bir mutabakat” olduğunu belirtti ama ayrıntılara girmedi.
Aciliyet duygusu: Tek pazarı güçlendirmek
Aynı zamanda Brüksel, yerli sanayiyi canlandırma konusundaki kendi hedeflerini de azaltıyor.
Euractiv’in gördüğü bir taslağa göre, yakında yürürlüğe girecek olan “Sanayi Hızlandırıcı Yasası” (IAA), AB ekonomisinde imalatın payını bugünkü %14’lük seviyeden 2035 yılına kadar %20’ye çıkarmayı hedefliyor.
Bu hafta başında Avrupa tercih ilkesi konusunda ihtiyatlı bir tavır sergileyerek bunun ince bir çizgi olduğunu belirten Ursula von der Leyen, IAA’nın önümüzdeki ay yapılacak resmi AB zirvesi öncesinde “stratejik sektörler için sağlam iktisadi analizlere dayalı” tercihli muamele önerisinde bulunacağını söyledi.
Avrupa Komisyonu Başkanı ayrıca, AB liderlerinin mart ayında bir araya gelmeden önce, bloğun parçalanmış tek pazarını entegre etmek için bir “yol haritası” açıklayacağına söz verdi; bu yol haritasında belirli “zaman çizelgeleri” ve “hedefler” yer alacağını söyledi.
Von der Leyen, “Baskı ve aciliyet duygusu çok büyük ve bu, dağları yerinden oynatabilir,” dedi.
Meloni’den ortak borçlanmaya “prensipte” destek
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, AB ekonomisine yatırımı artırmak için ortak Avrupa borcu çıkarılmasına prensipte destek verdiğini açıkladı.
Alden Biesen’de düzenlenen Avrupa zirvesi öncesinde gazetecilere konuşan Meloni, kişisel olarak bu fikri desteklediğini söyledi.
Meloni, ortak borç veya eurobondların AB üye ülkeleri arasında tartışmalı bir konu olmaya devam ettiğini kabul etti.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu hafta başında bu konsepti desteklediğini yinelemiş ama Almanya buna hemen karşı çıkmıştı.
Kamu finansmanı konusu, Alden Biesen’deki zirvenin resmi gündeminde yer almadı. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, bu tür tartışmaların mart ayında yapılacağını açıkladı.
Fransa veya İtalya’ya kıyasla daha düşük bir ulusal borca sahip olan Almanya, geleneksel olarak Avrupa düzeyinde ortak borca karşı çıkıyor.
Berlin, dönemin Şansölyesi Angela Merkel’in liderliğinde pandemi sırasında bir istisna yapsa da, Merkel bunun tek seferlik bir önlem olduğunu vurgulamıştı.
Bundesbank şefinin ortak borçlanma çıkışı tepki yarattı
Öte yandan, Avrupa’nın ortak borcu konusundaki tartışmalar Almanya’da da devam ediyor.
Bundesbank Başkanı Joachim Nagel, geçtiğimiz günlerde bu fikre şartlı destek verdiğini açıklayarak, sıkı kriterlerin Avrupa’yı dış yatırımcılar için daha cazip hale getirebileceğini belirtti.
Nagel, güvenli Avrupa varlıkları için likit bir piyasanın yatırım cazibesini artıracağını savundu.
Nagel’in yorumları Bundesbank’ın içinden hemen tepki geldi.
Alman haber ajansı dpa, Nagel’in açıklamalarının yalnızca kişisel görüşünü yansıttığını ve merkez bankası yönetim kurulu ile koordine edilmediğini bildirdi.
Merkez bankası bu konuda yeni bir tutum benimsemedi.
“Rekabet gücünün dostları”
Avrupa liderleri, Avrupa ekonomisini ve rekabet gücünü desteklemek için harekete geçme ihtiyacının aciliyetini paylaşıyorlar.
Birçoğu, perşembe günü düzenlenen gayri resmi toplantıya vardıklarında bu görüşlerini dile getirdiler.
Avrupa Komisyonu’ndan, bu yıl sonuna kadar uygulanacak somut öneriler talep etmeyi planlıyorlar.
Belçika Başbakanı Bart De Wever, ABD ve Çin’den gelen artan baskı ve jeopolitik gerilimler nedeniyle zayıflayan Avrupa’nın rekabet gücü temalı 27 devlet ve hükümet başkanının katıldığı bu “gayri resmi toplantı”nın arkasında olmaktan gurur duyduğunu söyledi.
Gün, 19 ülke arasında yapılan hazırlık toplantısıyla başladı. De Wever, “Bu kulübün adı ‘rekabet gücünün dostları’, bu her şeyi açıklıyor,” dedi.
“Çekirdek Avrupa” fikri güç kazanıyor
Zirvede Fransa, Almanya, İtalya ve diğer ülkelerin liderleri, önümüzdeki ay Avrupa Konseyi’nde ayrıntıları netleştirecekleri, daha küçük gruplar halinde inisiyatifler başlatma ve bunlara katılma planlarını desteklediler.
Hükümetler, Avrupa’nın rekabet gücünün, birçok fikrinin kararsızlık ve uyuşmazlık içinde boğulması nedeniyle kaybolmakta olduğu için aciliyet hissine kapıldıklarını söylediler.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, “Hızlı hareket etmeliyiz,” derken, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya göre zirve, “refahımızı artırmak, yüksek kaliteli işler yaratmak ve satın alınabilirliği sağlamak” için nasıl bir yol izleneceği konusunda “stratejik beyin fırtınası” yapılmasına vesile oldu.
Costa, “Bugünkü tartışma, bu hedefe yönelik yeni bir enerji ve ortak bir aciliyet duygusu getirdi,” dedi.
Gelecek ay Brüksel’de yapılacak resmi zirvede, Ursula von der Leyen, idari yüklerin azaltılması ve Avrupa’daki startup’ların büyümesine yardımcı olmak için özel ve kamu sermayesinin serbest bırakılması gibi alanlarda reformları belirleyen, “Tek Avrupa, Tek Pazar Yol Haritası ve Eylem Planı” olarak adlandırdığı planı sunacak.
Liderler, yaz öncesi tekrar bir araya geldiklerinde planı oylayacaklar.
27 ülkenin tamamı bazı konularda anlaşmaya varamazsa, AB “gelişmiş işbirliği” olarak adlandırdığı yöntemi kullanacak.
Bu yöntem, politika önerileri konusunda daha hızlı hareket eden daha küçük üye ülke gruplarını kapsıyor.
Bu yöntem, bazı liderler tarafından daha önce savunulmuş olsa da, büyük ölçüde kaçınılmış ve bölücü olarak nitelendirilmişti.
POLITICO’ya konuşan bir AB diplomatı, “Gelişmiş işbirliği konusundaki tartışmalar, üye ülkeleri ikna etmek için bir motivasyon faktörü olabilir,” dedi.
Diplomat, bazı ülkelerin bu politikaların belirli yönleri hakkında endişeleri olsa bile, refahı artıracak önlemlerde geride kalma riskini göze almak istemeyeceklerini açıkladı.
Avrupa
NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.
Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.
German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.
Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.
Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.
Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.
ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.
Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.
Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.
Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.
Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.
Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.
Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.
İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.
Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.
Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı
Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.
Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.
Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.
B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.
Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.
Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.
Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.
Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20
Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü
Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.
Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.
Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.
F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.
Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.
Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.
İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.
Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.
Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.
Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.
Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir
Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.
Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.
Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.
Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.
2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.
Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.
Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.
Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.
Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak
Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.
Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.
Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.
Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.
Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.
Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.
Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.
Avrupa
Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.
İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.
Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.
İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.
UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.
Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.
Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.
17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.
Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.
Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.
Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.
Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.
Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.
Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.
Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.
The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.
Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











