Avrupa
AB zirvesine Almanya-Fransa anlaşmazlıkları damga vuracak

Almanya ile Fransa arasındaki ciddi anlaşmazlıklar, bugün (12 Şubat) düzenlenen AB’nin rekabetçilik konulu özel zirvesini gölgeliyor.
Gayri resmi zirvenin amacı, AB ekonomisini daha rekabetçi hale getirmek için yeni önlemler hazırlamak.
Örneğin, iç pazarın acilen reformdan geçirilmesi gerektiği söyleniyor; AB üye ülkeleri arasındaki ticaret engelleri, mallar için yüzde 45, hizmetler için ise yüzde 110’luk bir gümrük tarifesine eşdeğer.
German Foreign Policy’ye göre bazı öneriler çok az dirençle karşılaşırken, kamu ihalelerinde AB menşeli mallara ayrıcalıklı muamele edilmesi talebi, önemli yüksek teknoloji sektörlerindeki önemli yatırımları finanse etmek için ortak AB borcu alınması talebi kadar tartışmalı.
Fransa her ikisini de destekliyor; Almanya ise her ikisini de reddediyor.
Öte yandan, Kanada’daki emeklilik fonu modeline dayalı olarak, mevduatları yatırım için kullanmak amacıyla özel emeklilik sistemini güçlendirme niyetinde bir uzlaşma olduğu görülüyor.
Bu, emekli maaşlarını yeni risklere maruz bırakacak. Bir Alman-Fransız konsept belgesi bu projeyi açıkça destekliyor.
Hedef: Sermaye Piyasaları Birliği
Bugün Belçika’nın Alden Biesen Kalesinde yapılacak özel AB zirvesinde tartışılacak konular arasında, olası bir Sermaye Piyasaları Birliği ile ilgili girişimler de yer alıyor.
Hedeflerden biri, tek bir AB sermaye piyasasında, AB üye devletlerinin sermaye piyasalarında mümkün olandan daha büyük yatırımlar yaratabilmek.
Bunun, AB’nin startup finansmanı gibi alanlarda ABD ile rekabet edebilmesine yardımcı olması bekleniyor.
Geçen yıl, Alman ve Fransız maliye bakanları Lars Klingbeil ve Roland Lescure, bu konuyla ilgili bir rapor hazırlattı ve rapor ocak ortasında sunuldu.
Raporun yazarları, eski Almanya Maliye Bakanı Jörg Kukies ve eski Fransa Merkez Bankası Başkanı Christian Noyer.
Her ikisi de, bir yandan AB genelinde daha büyük finans gruplarını ortak yatırımlar yapmaya teşvik etmeyi, diğer yandan özel emeklilik hizmetlerinden yararlanmayı öneriyor.
Rapora göre, özel emeklilik hizmetleri önemli ölçüde güçlendirilirse, emeklilik fonları özel şirketlere önemli miktarda yatırım yapmak için kullanılabilir.
Bu, elbette emeklilikleri spekülasyon nesnesi haline getirecek. Klingbeil, özel emeklilik hizmetlerini güçlendirmek için şimdiden çalışmaya başladı.
“Egemen ve rekabetçi” bir Avrupa için ayrılan yollar
Klingbeil şu anda sermaye piyasası birliğini güçlendirmek için on maddelik bir plan hazırlıyor.
SPD’li siyasetçi, “Küresel çalkantılar göz önüne alındığında, egemen ve rekabetçi bir Avrupa’ya odaklanıyoruz” diyor ve “güçlü sermaye piyasaları”nın bunun anahtarı olduğunu ekliyor.
Federal Maliye Bakanı’nın önerdiği on maddenin arasında, küçük ve orta ölçekli işletmelerin yasal yapısının AB çapında standartlaştırılması da yer alıyor. Şu ana kadar sadece Avrupa Şirketi (SE) mevcuttu.
Ayrıca, iflas hukuku standartlaştırılacak ve bürokrasi sadeleştirilecek ama ayrıntılar henüz belirsiz.
Klingbeil’in on maddelik planı, yatırımlar için emekli maaşlarının kapsamlı bir şekilde kullanılması ve risklerin dahil edilmesi amacıyla, yukarıda bahsedilen özel emeklilik hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik girişimleri de içeriyor.
Klingbeil, bunu uygulamak için başlangıçta AB’nin tamamına değil, Almanya, Fransa, İtalya, Polonya, İspanya ve Hollanda’yı içeren “E6 formatına” güvenmek istiyor.
Bakana göre bu, “çok hızlı bir Avrupa”ya doğru atılmış bir adım daha olacak.
“Çok hızlı” Avrupa için oybirliği kuralını kaldırma planı
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de artık açıkça “çok hızlı bir Avrupa”dan yana olduğunu açıkladı.
Von der Leyen, pazartesi günü AB devlet ve hükümet başkanlarına gönderdiği mektupta, bugünkü özel zirveye atıfta bulunarak, asıl hedefin her zaman “27 üye ülkenin tümü arasında bir anlaşmaya varmak” olması gerektiğini belirtti.
Bununla birlikte, hiç kimse “Anlaşmalarda öngörülen gelişmiş işbirliği olanaklarını kullanmaktan çekinmemeli.”
Aslında, AB’nin kuruluş belgelerine göre, en az dokuz üye devletin güçlerini birleştirmesi koşuluyla, tekil politika alanlarında daha yakın işbirliği başlatılmasına izin veriliyor. Şimdiye kadar bu nadiren gerçekleşti.
Geçmişte tartışılan modellerden biri, Almanya merkezli bir ittifak olan “Çekirdek Avrupa.”
Bu ittifak, AB’nin güç merkezinin, birliğin coğrafi olarak çevresindeki devletlerden daha fazla entegrasyonu ilerletmesini sağlayacak.
Birkaç gün önce, Münih Güvenlik Konferansı Başkanı Wolfgang Ischinger, AB’nin dış ve belki de askeri politikası için böyle bir “çekirdek Avrupa” önerdi.
Merz, Macron’a karşı
AB’de “farklı hızlarda” ilerleme seçeneği, AB liderler zirvesi için önemli, çünkü Almanya ve Fransa’nın rekabet gücünü artırmaya yönelik önerileri bir kez daha keskin bir şekilde ayrışıyor.
Özel zirveyi başlatan Şansölye Friedrich Merz, her şeyden önce iç pazarın güçlendirilmesini, bürokrasinin azaltılmasını ve deregülasyonu savunuyor.
Son ikisi içerik açısından tamamen belirsizliğini koruyor; bu noktada, AB’nin artık çağa uygun olmayan “zombi girişimleri”ni durdurması gerektiği açıklanıyor. Bu, iş güvenliğinden çevre standartlarına kadar her şeyi etkileyebilir.
Merz, diğer şeylerin yanı sıra, dijital mevzuatın basitleştirilmesini savunuyor, fakat bunun veri korumasını etkileyip etkilemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Gelgelelim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bakış açısına göre, tüm bunlar yeterli değil.
Macron, dünyanın şu anda AB’yi iki yönden vuran “derin bir jeopolitik kırılma” yaşadığı konusunda uyarıyor: Bir yandan Çin’in rekabeti hızla artarken, diğer yandan Avrupa Trump yönetiminin sürekli saldırısına maruz kalıyor.
Macron, birkaç Avrupa ülkesinin önde gelen dört günlük gazetesinde yayınlanan bir röportajda, “Eğer hiçbir şey yapmazsak, Avrupa beş yıl içinde yok olacak” uyarısında bulunmuştu.
Fransız talepleri: Made in Europe ve Eurobond
Macron bu nedenle, sadece kuralların basitleştirilmesini (“deregülasyon”) ve dış ticaret ilişkilerinin çeşitlendirilmesini değil, “Avrupa ürünlerine öncelik verilmesini” savunuyor.
Bu konu şu anda “Made in Europe” sloganı altında da tartışılıyor. Buna göre, AB’deki kamu ihalelerinde en az üç alanda (çelik, eko-teknoloji ve elektrikli otomobiller) birlikte üretilen malların asgari bir oranının bulunması şartı aranacak.
Örneğin elektrikli otomobiller için bu oran yüzde 70, Çin’in rekabetinin çok güçlü olduğu güneş panelleri için ise yüzde 10 ila 20.
Bu talebi en çok Fransız AB Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné dile getiriyor.
Öte yandan Macron, bazı kilit sektörlere yatırım yapmak için “ortak borç kapasitesi”, yani Eurobond’lar için baskı yapıyor.
Fransız lider, AB’nin savunma ve güvenlik, teknolojiler ve ekolojik değişim, yapay zeka ve kuantum teknolojisi alanlarında yeterince yatırım yapmadığını savunuyor.
Ona göre ABD ve Çin’i yakalamak hedefiyle gerekli yatırımları gerçekleştirmek için AB’nin ortak borçlanmaktan başka seçeneği yok.
Almanya “ulusal çıkar” vurgusu yapıyor
Alman hükümeti, ulusal çıkarlar nedeniyle son iki talebi reddediyor.
Berlin, tedarik için asgari “Made in Europe” kotası getirilmesinin tepkilere yol açacağından korkuyor. AB ülkelerinden ihracatçılar Avrupa dışındaki ihalelerde dezavantajlı duruma düşebilir.
Almanya, AB’nin en büyük ihracatçısıdır ve bu nedenle herhangi bir kısıtlamadan en çok etkilenen ülke.
Öte yandan Almanya, Eurobond’larla simgelenen AB ortak borcuna da şiddetle itiraz ediyor.
Berlin, sadece prensip olarak değil, aynı zamanda borcunun Fransa’nın borcunun sadece yarısı olduğu ve bu nedenle yatırımlarını teşvik etmek için kendi borcunu kolayca üstlenebileceği ve bu yatırımların genel olarak AB şirketlerine değil, özellikle Alman şirketlerine fayda sağlayacağı için AB ortak borcunu reddetmeye devam ediyor.
İtalya, tercihini Almanya’dan yana yaptı
Roma, Macron’un önerdiği Avrupa ortak borcunu tartışmanın zamanı olmadığını söyleyerek Berlin ile yeniden aynı çizgiye geldi.
İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani çarşamba günü, hükümetin stratejik sektörlere yatırım yapmak için ortak borçlanma ihtiyacını genel olarak kabul etmesine rağmen, Fransa ve Almanya bu konuda anlaşmazlık içindeyken bu konuyu düşünmenin bir anlamı olmadığını söyledi.
Tajani Sky TV’ye verdiği demeçte, “Anlaşma sağlanamayan konularda tartışma başlatmak yerine, çeşitli ülkelerin zaten üzerinde anlaşmaya vardığı konularda çözüm bulmayı tercih ediyorum. Anlaşma sağlanamıyorsa, olumlu bulduğumuz konularda bile tartışmaya girmenin bir anlamı yok,” dedi.
İtalya, mevcut Başbakan Giorgia Meloni döneminde bile AB ortak borcunu desteklemeye devam etti.
Fakat son haftalarda Meloni, ihale ve yerel içerik kurallarında Avrupalı şirketleri kayırmak için Macron’un “Made in Europe” önerilerinden bazılarından uzaklaşarak, Merz’e giderek daha fazla yakınlaştı.
Roma, AB liderleri toplantısında ortak borç konusunu tartışma konusundaki ihtiyatlı tavrının Almanya ile gerginliği önlemek için bir yol olduğunu gizlemiyor.
Tajani, “Eurobond’ları her zaman destekledim, fakat şu anda Almanya ve Fransa arasında bir anlaşma yok. Tartışmaya başlamak ve kendimizi bölmek anlamsız. Bizi birleştiren şeyleri bulmalı ve ilerlemeliyiz,” dedi.
Avrupa
AB, Ukrayna’ya 6,1 milyar avroluk desteği onayladı

AB, Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinin artan Rus füze ve insansız hava aracı saldırılarını püskürtmekte zorlandığı bir ortamda, ülkeye 6,1 milyar avroluk yeni bir fon tahsis etmeyi onayladı.
Ukrayna, AB destek kredisinden sağlanan bu parayı, zor durumda olan hava savunmasını güçlendirmek ve diğer askeri ihtiyaçlarını karşılamak için kullanabilir.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, hafta sonu yaptığı açıklamada, ülkesinin bu yıl AB’den toplam 30 milyar avroluk destek beklediğini belirtti.
Avrupa Komisyonuna göre, yeni fon hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ve radarları karşılamak üzere ayrıldı.
Rus hava saldırılarıyla ağır darbe alan Ukrayna’nın hava savunma sistemlerinde özellikle balistik füze önleyiciler konusunda eksiklik yaşanıyor.
6,1 milyar avro, 90 milyar avroluk Ukrayna Destek Kredisi’nin bir parçası ve gelecekteki silah alımları için halihazırda onaylanmış olan 16 milyar avroya ekleniyor.
Bu 16 milyar avronun 8,35 milyar avrosu, her bir ödemenin AB’nin somut satın alma sözleşmelerini onaylamasına bağlı olması nedeniyle, şu ana kadar ödenmiş durumda.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen bugün (24 Ağustos) yaptığı basın açıklamasında, “Rusya saldırılarını yoğunlaştırırken, Ukrayna’nın halkını koruması ve hava sahasını savunmasına yardımcı olmak için adımlar atıyoruz. Avrupa, Ukrayna’nın yanındadır ve ihtiyaç duyduğu anda ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlayacağız,” dedi.
Komisyon, fonun büyük bir kısmının Avrupa yapımı savunma teçhizatına harcanacağını belirtti.
AB yürütme organı, “stokların eritilmesi, siparişlerin önceliklerinin yeniden belirlenmesi ve üretimin artırılması yoluyla AB tedariklerinde önemli bir artışa” ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Zelenskiy, sosyal medyada yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın gelecek yılın başında ordusuna yeterli teçhizat sağlamak için 7 milyar ila 9 milyar avroya ihtiyacı olacağını söyledi. Maaşlar ve diğer harcamalar için ise 17 milyar avro daha gerekecek.
Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın da aralarında bulunduğu “İstekliler Koalisyonu” temsilcileri, Ukrayna’ya ek destek konusunu görüşmek üzere şu anda Kiev’de toplanıyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise önleme sistemlerinin teslimatını hızlandıracağına dair taahhütte bulundu.
Avrupa
İsviçreli bankaya göre Avrupa yapay zeka trenini kaçırdı

Financial Times, ABD’nin yapay zeka gelişimine Avrupa’dan katbekat fazla yatırım yaparak teknolojik ilerlemedeki farkı açtığını aktardı. İsviçreli özel banka J Safra Sarasin Başekonomisti Karsten Junius, Avrupa’nın son ileri teknoloji dalgasını kaçırdığını ve ABD’yi yakalayamazsa refah seviyesinin gerileyeceğini belirtti.
ABD, yapay zeka alanındaki gelişimini Avrupa’ya kıyasla katbekat yüksek yatırımlarla sürdürürken iki taraf arasındaki teknolojik ilerleme farkı giderek açılıyor.
Financial Times’ın (FT) haberine göre, İsviçreli özel banka J Safra Sarasin’in Başekonomisti Karsten Junius, Avrupa’nın en son ileri teknoloji dalgasını kaçırdığını belirtti.
Junius, Avrupa ile ABD arasındaki devasa yatırım farkının en azından kısmen geçici bir durum olduğunu savundu. Junius konuya ilişkin değerlendirmesinde, “ABD’deki yapay zeka yatırımları bu ölçekte sonsuza kadar sürmeyecektir” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte Avrupa’da yenilikçilik ve esneklik düzeyinde bir gerileme görüldüğüne işaret eden ekonomist, bu tablonun kısmen iş gücü piyasalarındaki katılıktan kaynaklanabileceğine dikkati çekti.
Junius ayrıca, “Avrupa ileri teknolojiler alanında ABD’yi yakalayamazsa ABD’ye kıyasla göreli yaşam standardımız düşmeye devam edecektir” uyarısında bulundu.
Daha önce, 21 Ağustos’ta Bloomberg tarafından yayımlanan haberde, Çin’in yapay zeka alanındaki liderlik yarışında ABD ile arasındaki farkı hızla kapattığı bildirilmişti.
Çin modellerinin kullanım ölçeği ve maliyet gibi temel göstergelerde şimdiden öne geçmeye başladığı, bu durumun da OpenAI ve Anthropic dahil olmak üzere ABD’li şirketlerde endişeye yol açtığı kaydedilmişti.
Bundan önce ise ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekanın petrol sektöründen daha büyük bir endüstri haline gelebileceğini ve bu alandaki yarışı kazanan tarafın belirleyici bir üstünlük elde edeceğini ifade etmişti.
Nisan ayında Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın bahar toplantıları kapsamında maliye bakanları, merkez bankası başkanları ve ilgili düzenleyici kurum temsilcileri en yeni yapay zeka modellerinin barındırdığı tehditleri ele almıştı.
Toplantılar marjında İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, düzenleyici kurumların küresel finans sistemine yönelik siber riskleri hızlandırılmış bir süreçle değerlendirmek zorunda kalacağını açıklamıştı.
Avrupa
İngiltere, Rusya ile gerilimi artırıyor

Birleşik Krallık ile Rusya arasındaki ilişkilerde yaşanan son tehlikeli gerginlik, iki ülkenin savaşın eşiğine gelmesi endişesini yükseltiyor.
Birleşik Krallık, Ukrayna’ya uzun menzilli insansız hava araçları (İHA) tedarik etmeye başladı ve bu araçların Rusya’nın iç kesimlerindeki hedeflere yönelik saldırılarda kullanılmasına izin verdi.
Kiev, bu insansız hava araçlarını özellikle Rus petrol rafinerilerini vurmak için kullanıyor.
Buna karşılık, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova’nın bunu Birleşik Krallık’ın savaşa müdahalesi olarak değerlendireceğini belirtti.
İngiltere Başbakanı Andy Burnham, ilk yurt dışı ziyareti kapsamında gece treniyle Ukrayna’nın başkenti Kiev’e gitti. Ülkenin bağımsızlık günü kutlamalarına katılan Burnham, Ukrayna’da uzun menzilli füze üretilmesinin önünü açan gizli savunma planlarını teslim etti.
Birleşik Krallık, 2024 yılının sonlarında Ukrayna’ya, Rusya’nın kalbindeki hedefleri vurmak için İngiliz Storm Shadow seyir füzesini kullanma iznini ilk kez vermişti.
O dönemde, Kursk bölgesine yönelik bir Storm Shadow saldırısı başlangıçta doğrulanmıştı.
Sunday Times’ın yakın zamanda doğruladığı üzere, Londra bu karara, Moskova’nın Kiev’in uzun menzilli Batılı silahları kullanmasını kendi “kırmızı çizgilerinden” birini aşmak olarak göreceğini tam olarak bilerek yeşil ışık yakmıştı.
Fakat Storm Shadow’un kullanılabilirliği, özellikle birim maliyetinin 750.000 İngiliz sterlini üzerinde olması nedeniyle sınırlı kabul ediliyordu. Ayrıca, bu seyir füzesinin menzili yalnızca yaklaşık 250 kilometre.
Bu yıl Birleşik Krallık bir adım daha ileri giderek Ukrayna’ya uzun menzilli insansız hava araçları (İHA) da tedarik etmeye başladı.
Bunlar da artık sadece Donbas ve Kırım’a değil, aynı zamanda Rusya’nın iç bölgelerine yönelik saldırılarda da kullanılıyor.
BAE Systems’ın iştiraki Callen-Lenz’in ürettiği Nyan modeli İHA, Belgorod yakınlarındaki hedeflere yönelik saldırılarda kullanıldı.
Bir diğeri ise, sınırdan sırasıyla yaklaşık 340 ve 700 kilometre uzaklıkta bulunan Volgograd ve Yaroslavl’daki petrol rafinerilerine yönelik saldırılarda kullanıldı. Bu model ve üreticisi şu ana kadar gizli tutuldu.
Nisan ayında İngiliz hükümeti, 2026 yılı boyunca Birleşik Krallık’ta üretilen yaklaşık 120.000 insansız hava aracını Ukrayna’ya tedarik edeceğini duyurdu. Bunların kaç tanesinin uzun menzilli silah olduğu bilinmiyor.
Rusya, bundan böyle silahların üretildiği fabrikaların “meşru hedefler” olduğunu ilan edebilir. Hatta Rus hükümeti bunu Nisan ayında zaten yapmıştı. O dönemde Moskova, uzun menzilli silahların üretimi ve teslimatının, ilgili ülkeleri “kademeli olarak Ukrayna’nın stratejik arka cephesi haline getireceğini” belirtmişti. Böylelikle bu ülkeler “Rusya ile bir savaşa sürükleneceklerdi.”
Kremlin’in yanıtlarından biri de Birleşik Krallık’taki büyükelçisini geri çağırmak oldu. Yedi yılı aşkın bir süre boyunca Rusya’nın Birleşik Krallık büyükelçisi olarak görev yapan Andrei Kelin, 21 Temmuz’da diplomatik görevinden ayrıldı.
Moskova, onun yerine geçecek herhangi bir adayı Dışişleri Bakanlığı’na sunmadı ve büyükelçilik personelinin, halefinin ne zaman atanacağına dair herhangi bir bilgisi olmadığı anlaşılıyor.
The Times’a göre yerine geçecek birinin bulunmamasının, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri fiilen bir alt seviyeye indirdiği ve Moskova ile Londra arasındaki iletişimin tamamen kopacağına dair endişelere yol açtığı yönünde kaygılar var.
Rusya Büyükelçiliği sözcüsü, Kelin’in Birleşik Krallık ile “ilişkileri ve iletişim kanallarını korumak için önemli çabalar sarf ettiğini” belirterek, Londra yönetimini Rusya ile “çatışma yolunu” seçmekle suçladı.
Sözcü şöyle devam etti:
“Birleşik Krallık’ın ülkemize yönelik politikalarını yeniden gözden geçirmesi halinde, daha yapıcı ve saygılı bir diyaloğun nihayetinde yeniden kurulabileceği umuduyla İngiltere’den ayrıldı. Bu arada, büyükelçiliğin başına maslahatgüzar geçmiştir.”
Pazar günü Londra’daki büyükelçilik, Kremlin’in “iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin seviyesini düşürme” niyetinde olmadığını, “tüm alanlarda Rusya-Birleşik Krallık ilişkilerinin durumunun tamamen Londra’nın inisiyatifiyle eşi görülmemiş derecede düşük bir seviyeye gerilediğini” savundu.
Kelin’in ayrılışı, bir ay önce 11 Haziran’da, büyükelçilikte Rusya Günü’nü kutlamak amacıyla düzenlenen bir parti sırasında kurum içinde duyurulmuştu.
Aynı gün Moskova’da, İngiliz Büyükelçi Nigel Casey, Fransız ve Alman temsilcilerle birlikte, “Kremlin’in Ukrayna’daki saldırganlığını kınamak” üzere Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı ile nadir görülen bir görüşme gerçekleştirmişti.
The Times’a konuşan bir savunma kaynağı, askeri temsilciler arasında hiçbir gizli iletişim kanalı kurulmadığını belirtti.
Üst düzey bir diplomatik kaynak ise diyalogun kesilmesinin son derece endişe verici olduğunu söyledi:
“Özellikle düşman devletler arasında bu iletişim kanallarını sürdürmek önemlidir. İletişim ve gerginliğin azaltılması, potansiyel olarak tehlikeli senaryoların felakete dönüşmesini önlemenin tek yoludur.”
Bir ulusal güvenlik kaynağı, bu hamlenin, Ukrayna’ya destek konusunda İngiltere’nin üstlendiği öncü rolün Kremlin’de öfkeye yol açmasının ardından Moskova’dan gelen kasıtlı bir sinyal olabileceği uyarısında bulundu.
Kaynak, “Temelde ‘sizler önemli değilsiniz’ diyorlar ve açıkçası Londra ile Birleşik Krallık artık hiçbir şey ifade etmiyor,” dedi.
Moskova’daki eski İngiliz askeri ataşesi John Foreman, büyükelçiler arasında bir boşluk oluşmasının daha önce görülmeyen bir durum olmadığını söyledi ama ekledi:
“Fakat bu hafta büyükelçiliğin sert açıklaması ve 2019’dan bu yana, özellikle de Ukrayna’daki savaşın başlamasından beri ikili ilişkilerde yaşanan büyük bozulma, bu sefer ilişkilerin kalitesini kalıcı olarak düşürüp düşürmeyeceklerini merak etmeme neden oluyor.”
Alman hükümeti de, Rusya topraklarının derinliklerine yönelik saldırıları mümkün kılmak amacıyla Almanya’da uzun menzilli insansız hava araçlarının üretilmesini ve Ukrayna’ya teslim edilmesini destekliyor. Bu tür teslimatların halihazırda gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği belirsiz.
Alman şirketleri, Alman tesislerinde Ukraynalı firmalarla işbirliği içinde Ukrayna silahlı kuvvetleri için insansız hava araçları üretmeye başlamakla kalmamış; bu araçların Almanya sınırları içinde Rus saldırılarına karşı güvende olduğunu da savunuyorlar.
Ayrıca, Alman-Amerikan startup’ı Auterion ile Ukraynalı insansız hava aracı üreticisi Airlogix, Münih yakınlarındaki bir tesiste uzun menzilli insansız hava araçları üretmek üzere bir ortak girişim başlatıyor.
Doğu Almanya’da ikinci bir fabrika inşa edilecek. Bu, hükümetin açık talebi üzerine gerçekleşiyor.
Savunma Bakanı Boris Pistorius, Eylül 2025’te Berlin’in Ukrayna’nın “uzun menzilli insansız hava araçları alımına yönelik desteğini” yoğunlaştıracağını duyurmuştu. Bu amaçla yaklaşık 300 milyon avro ayrılacağı bildirildi.
Zaman çizelgesine gelince, nisan ayında Münih bölgesinden Ukrayna’ya ilk uzun menzilli drone sevkiyatının birkaç ay içinde gerçekleştirilmesinin planlandığı belirtilmişti. Bunun gerçekleşip gerçekleşmediği henüz belli değil.
Bu soru büyük önem taşıyor; zira eğer öyleyse, Almanya’da üretilen drone’lar çoktan Rusya’nın kalbindeki hedefleri vurmuş olabilir. Bu durumda Almanya’nın da savaşın bir tarafı haline gelmiş olacağı endişeleri baş gösterecek.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Amerika3 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin, Buz İpek Yolu yarışını kazanıyor










