Bizi Takip Edin

Ortadoğu

FT: HTŞ, Suriye’nin liman ve fabrikalarını satışa çıkarıyor

Yayınlanma

Suriye Dışişleri Bakanı Esaad Hasan eş-Şeybani

Suriye’deki geçiş yönetiminin Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, ülkenin yeni yönetiminin devlet kontrolündeki limanlar ve fabrikaları özelleştirmeyi, yabancı yatırımları davet etmeyi ve uluslararası ticareti artırmayı planladığını açıkladı.

Financial Times’a konuşan Şeybani, bu ekonomik reformların Suriye’yi onlarca yıl süren izolasyondan kurtarmayı ve yaptırımların kaldırılmasını sağlamayı hedeflediğini belirtti.  “Esad’ın vizyonu bir güvenlik devleti üzerine kuruluydu; bizim vizyonumuz ise ekonomik kalkınmaya dayanıyor” diyen Şeybani, yabancı yatırımcıları çekmek ve Suriyeli yatırımcıların geri dönmesini teşvik etmek için hukuki altyapının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Şeybani bu açıklamaları Davos’ta düzenlenecek olan Dünya Ekonomik Forumu’na katılmadan önce yaptı. Suriye’nin bu etkinlikte ilk kez yer alacağına dikkat çeken bakan, ziyaretinde Esad döneminden kalma yaptırımların kaldırılması çağrısını yineleyeceğini ifade etti. Şeybani, bu yaptırımların Suriye’nin ekonomik toparlanmasını engellediğini ve diğer ülkelerin yatırım konusundaki “açık istekliliğini” sekteye uğrattığını söyledi.

HTŞ patronlara Suriye’de “serbest piyasa ekonomisi” ve “küresel ekonomiye entegrasyon” sözü verdi

Suriye’nin ekonomik toparlanma yolunda ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu kabul eden Şeybani, Şam’da yönetimi devraldıktan sonra teknokratların ve Esad döneminin eski memurlarının, kapalı sosyalist bir ekonomi yürüten rejimin ülkeye verdiği zararı ortaya çıkarmak için çalıştıklarını iddia etti.

Yetkililerin Suriye’nin ekonomik durumu ve altyapısını incelemek üzere bir komite kurduklarını ve yağ, pamuk ve mobilya fabrikaları da dahil özelleştirme çabalarına odaklanacaklarını söyledi. Ayrıca havaalanları, demiryolları ve karayollarına yatırımı teşvik etmek için kamu-özel sektör ortaklıklarını araştıracaklarını belirtti. FT, haberinde “Ancak burada karşılaşılacak zorluk, yabancı yatırımlardan mahrum bırakılmış, paramparça bir ülkede yıllardır çürümekte olan kuruluşlara alıcı bulmak olacaktır” yorumunda bulundu.

Bakan Şeybani toparlanma sürecinde önceliğin ekmek, su, elektrik ve yakıt gibi temel ihtiyaçların karşılanması olduğunu söyledi, “Ne insani yardımla geçinmek istiyoruz ne de ülkelerin yatırımı denize atar gibi bize para vermesini istiyoruz” diye ekledi.

Şeybani ayrıca Suriye’nin yeni yönetiminin Körfez Arap ve Batılı yetkililere ülkenin bir tehdit oluşturmadığı konusunda güvence vermeye çalıştığını söyledi. Başta Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır olmak üzere bölgedeki bazı ülkeler Suriye’de Müslüman Kardeşler gibi İslamcı grupların yeniden canlanmasından endişe ederken, diğer Arap devletleri de isyancıların başarısının kendi ülkelerinde devrimci duyguları canlandırabileceğinden endişe ediyor. Şeybani, yeni hükümetinin “devrimi ihraç etmeyi ve başka devletlerin işlerine karışmayı” planlamadığını söyledi.

Şeybani, Esad’a karşı 13 yıldır süren savaşta isyancıların en aktif destekçisi olan Türkiye ile Suriye’nin “özel ilişkisinin” ülkenin Ankara’nın teknolojisinden, bölgesel ağırlığından ve Avrupa ilişkilerinden faydalanmasına olanak sağlayacağını söyledi. Ancak bunun kuzey komşusuna aşırı nüfuz sağlayacağı ya da “Türk yayılması” anlamına geleceği yönündeki endişelere karşı çıktı. “Ne gelecekte ne de şimdi boyun eğme olacak” dedi.

HTŞ, Türkiye’ye “minnettar” ama “daha cazip” teklifler var

“SDG’ye gerek kalmadı”

Yeni hükümetin önündeki önemli zorluklardan biri, Ankara’nın uzun süredir Türk devletiyle savaşan PKK’nın uzantısı olarak gördüğü, Washington’un IŞİD’le mücadelede ortağı olan YPG öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kaderi.

Ankara, Kürt milislerin dağıtılmaması halinde Suriye’nin kuzeydoğusuna askeri operasyon düzenleyeceği tehdidinde bulundu. Suriye’nin yeni liderleri göreve geldiklerinden bu yana Suriye’nin birliğine duyulan ihtiyacı öne sürerek SDG’yi dağıtmaya ve savaşçılarını devlete entegre etmeye çalıştılar ancak SDG şimdiye kadar bunu reddetti. SDG ile görüşmelerin sürdüğünü söyleyen Şeybani, Şam’ın SDG’nin kontrolünde olan ve binlerce IŞİD militanının tutulduğu hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu da sözlerine ekledi. “SDG’nin varlığının artık bir gerekçesi kalmadı” diyen Şeybani, yetkililerin yeni anayasada Kürtlerin haklarını garanti altına alma ve yeni hükümette temsil edilmelerini sağlama sözü verdiğini de sözlerine ekledi.

Ortadoğu

İsrail medyasına göre “Türkiye mesajı anladı”

Yayınlanma

İsrail medyası, Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından Ankara’nın Suriye’deki askeri varlığını genişletme planlarını askıya aldığını savundu.

Ynet’te yer alan habere göre, üst düzey bir İsrailli yetkili, İsrail’in üsse düzenlediği saldırının ardından Ankara’nın Suriye’deki askeri varlığını genişletme planlarını askıya aldığını, Tel Aviv’in aynı zamanda Şam ile gizli diplomatik temaslar sürdürdüğünü ve hareket özgürlüğünü koruduğunu belirtti.

Üst düzey bir İsrailli yetkili Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Türkiye mesajı anladı ve bu hamleyi durdurdu fakat bunun ne kadar süreceği belirsiz,” dedi.

Yetkiliye göre, İsrail’in “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdiği bölgede Türkiye’nin varlık kurma girişimini engellemek için yapılan diplomatik çabalar sonuçsuz kalınca, ordunun tam desteğiyle saldırı kararı alındı.

Yetkili, “Bu, alınabilecek en sert tutumdu,” dedi.

Yetkili, Türkiye’nin Ebu Zuhur bölgesine sistemler konuşlandırmayı planladığına dair haberlere de değindi.

Ankara’nın buraya tam olarak ne yerleştirmeyi amaçladığını belirtmekten kaçınan İsrailli, bunların “orada olmaması gereken gerçek ve önemli unsurlar” olduğunu söyledi.

Yetkiliye göre bu unsurlar İsrail’in hareket özgürlüğünü kısıtlayabilir ve Suriye’de bu tür bir “Türk varlığı” için bir emsal teşkil edebilirdi.

Yetkili, Türkiye’nin uzun vadede bir tehdit haline gelebileceğini ileri sürdü fakat “Yarın sabah Türkiye ile bir savaş çıkacağını sanmıyorum,” diye vurguladı.

Suriye cephesine gelindiğinde ise söz konusu yetkili, İsrail’in ülkenin güneyinde önemli ölçüde bir askeri güç yığılmasını ve Suriye hava sahasında İsrail Hava Kuvvetleri’nin hareket özgürlüğüne yönelik herhangi bir engel oluşmasını önlemeye çalıştığını belirtti.

Aynı zamanda İsrail, Suveyde bölgesindeki Dürzilerle işbirliğini sürdürmek ve eylemlerinin uluslararası meşruiyetini korumak istiyor.

Yetkili, yeni Suriye’nin İsrail’i tehlikeye atabilecek askeri kapasiteler geliştirmesine izin veremeyeceklerini vurguladı.

İsrailli, “Bir düşmanımız var. Bunun orta ve uzun vadede bir düşman olduğu bizim için açık. Bu düşmanın kapasite geliştirmesini engellemeliyiz,” dedi.

Yetkiliye göre, Tel Aviv diplomatik kanallar aracılığıyla Şam ile temas halinde ama aynı zamanda gerektiğinde askeri güç kullanmaktan da çekinmiyor.

İsrailli bu politikayı, ABD Başkanı Donald Trump’tan esinlenerek “kuantum diplomasisi” olarak nitelendirdi ve şöyle konuştu:

“Bu, ya sıfır ya da bir meselesi değil. Dünya her zaman ‘benimle misin, yoksa bana karşı mısın’ şeklinde ikiye bölünmüştü fakat Trump tüm sahada oynuyor. Herkesle işbirliği yapıyor ve herkesle savaşıyor.”

“Esad rejimi düştü ama öte yandan şimdi El Kaide var,” diyen yetkiliye göre asıl zorluk, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın uluslararası sahnede, özellikle de ABD Başkanı Donald Trump nezdinde bir konum elde etmeyi başarması.

Yetkili ayrıca, “kendisi [Şara] için çok çaba sarf eden ve bize ciddi zarar veren” ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ı eleştirdi.

Yetkiliye göre, Avrupa, kısmen Suriyeli mültecilerin geri dönüşünü sağlamak isteği nedeniyle, Şara’yı “meşrulaştırma süreci”nden geçiriyor. 

Şara’nın Türkiye ile ilişkilerine gelince, kamuoyundaki desteğe rağmen, “çelişen bölgesel hırslar” nedeniyle bu ilişkinin derin bir güvene dayanmadığını savundu.

Yetkili, “[Recep Tayyip] Erdoğan Selahaddin olmak istiyor, Colani de Selahaddin olmak istiyor,” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

Yayınlanma

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.

Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu

İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.

2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.

Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.

Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.

Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.

Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.

Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.

Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.

Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.

Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.

Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.

Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.

Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.

Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.

Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”

Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

Yayınlanma

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.

Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.

Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.

Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.

Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.

ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.

Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.

Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.

ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.

Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English