Diplomasi
Geoffrey Roberts: Ukrayna’daki savaşın sona ermesi için müzakere zorunlu

Rusya tarihi ve askeri tarih uzmanı Profesör Geoffrey Roberts, Ukrayna’daki savaşın sonuna dair umutlu olduğunu ancak mevcut siyasi iklim nedeniyle iyimserlik eksikliği yaşadığını belirtti. Roberts, barış müzakerelerinin önündeki temel engeli Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ve Avrupalı destekçileri olarak nitelendirirken, Trump yönetiminin Rusya ile işbirliğine dayalı bir ilişki geliştirme konusundaki samimiyetine vurgu yaptı.
Rusya tarihi ve askeri tarih uzmanı Profesör Geoffrey Roberts, Harici kanalında Hasan Ünal’ın konuğu oldu. Ukrayna’daki çatışmaların gidişatına dair değerlendirmelerde bulunan Roberts, savaşın yakın gelecekte sona ermesine dair umut beslediğini ancak bu konuda temkinli olduğunu ifade etti.
Roberts, “Dürüst olmak gerekirse, savaşın çok uzak olmayan bir gelecekte sona erebileceğine dair umutluyum ama pek iyimser değilim. Savaşın çok daha uzun bir süre devam etme ihtimali var. Ancak bir tür anlaşmaya varılabileceği konusunda umutluyum” diye konuştu.
Prof. Roberts, barışın önündeki engellere dair analizinde Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’i işaret etti. Roberts, “Sanırım iyimserlik eksikliğim, çoğunlukla Zelenskiy’nin barış müzakereleri konusundaki tutumuyla ilgili. Çünkü bana göre şu anda barışın önündeki temel engel Zelenskiy ve onun Avrupalı destekçileri. Korkum o ki Zelenskiy, savaşı sonuna kadar sürdürmek istiyor. O ve Avrupalı destekçileri, her türlü anlaşmayı mümkün olduğunca uzun süre engelleyecekler” değerlendirmesinde bulundu.
“Trump yönetimi Rusya ile işbirliği yapmaya istekli”
Söyleşi sırasında Trump yönetiminin Rusya ile olan ilişkilerine dair soruları yanıtlayan Roberts, ABD’nin bu çatışmayı sona erdirmek için daha önce görülmemiş bir çaba içinde olduğunu vurguladı. Roberts, “ABD çok daha istekli görünüyor. Rusya ile sadece Ukrayna’da barış konusunda değil, çeşitli başka alanlarda da küresel düzeyde işbirliği yapmaya ve uzlaşmaya hazır görünüyorlar. Özellikle Arktik Okyanusu, Rusya’daki enerji sektörü, değerli metaller, nadir toprak mineralleri gibi alanlarda işbirliği öngörüyorlar” ifadelerini kullandı.
Roberts, Trump’ın geçmişteki öngörülemez tavırlarına rağmen Ukrayna konusunda tutarlı olduğunu savundu: “Trump; istikrarsız, öngörülemez, fevri olmasıyla meşhurdur. Ancak en az iki konuda oldukça tutarlıydı. Birincisi Ukrayna’da barış istemesi, savaşı sona erdirmek istemesi. İkincisi ise Rusya ile işbirliğine dayalı bir ilişki geliştirmek. Trump başkanlığı olmasaydı Ukrayna’da müzakere edilmiş bir barış ihtimali olmazdı. Ukrayna ve Rusya ile ilgili olarak, onun ve yönetiminin eylemleri hakkında oldukça olumlu bir değerlendirmem olurdu.”
Roberts ayrıca, Ruslar ve Amerikalılar arasında temel parametrelerin aslında Alaska zirvesi sırasında kararlaştırıldığını öne sürdü: “İnsanlar unutuyor ama aslında Ukrayna’da barış anlaşması Ruslar ve Amerikalılar tarafından Alaska zirvesi sırasında yapılmıştı. Ruslar ve Amerikalılar için barış aslında tamamlanmış bir mesele. Sorun, Ukraynalıları ve Avrupalıları bu anlaşmaya uymaya veya Ruslarla Amerikalıların sunduğu paket temelinde ciddi şekilde müzakere etmeye ikna etmek oldu.”
“Avrupalı liderler yenilgiyi kabul etmeyi reddediyor”
Prof. Roberts, Avrupa Birliği ülkelerinin ve Zelenskiy’nin savaşı uzatma eğiliminde olduğunu belirtti. Avrupalı liderlerin Ukrayna’daki bir yenilgiyle yüzleşmekten çekindiğini dile getiren Roberts, “Avrupalılar sadece Ukrayna’daki yenilgiyle yüzleşmeyi reddediyorlar. Bu yenilgiyi kabul etmeyi reddediyorlar çünkü siyasi olarak onlar için felaket olur. Bu yüzden temel duruşları, savaşı mümkün olduğunca uzun süre devam ettirmek için ellerinden geleni yapmak oldu” dedi.
Zelenskiy’nin niyetini sorgulayan Roberts, “Zelenskiy’nin savaşı mümkün olduğunca uzun süre sürdürmeye mi niyetli, yoksa Amerika’dan, özellikle de olası bir barışın Amerikan güvenlik garantisi konusunda alabileceği kadar taviz koparmak için mi bu pozu takınıyor, emin değilim. Zelenskiy’nin savaşı mümkün olduğunca uzun süre sürdürme konusunda yüzde 100 kararlı olduğundan o kadar emin değilim” açıklamasında bulundu.
“Rus taarruzu yıpratma savaşı stratejisine dayanıyor”
Sahadaki askeri duruma ilişkin gözlemlerini aktaran Roberts, Rus ordusunun yavaş ama kararlı bir ilerleme kaydettiğini, bu yavaşlığın arkasında insan kaynağını koruma motivasyonu olduğunu vurguladı. Roberts, “Ruslar, savaşın başından olmasa da erken aşamalarından itibaren kuvvet tasarrufu politikasını benimsemiş olmalarıdır. İnsan kaynaklarını mümkün olduğunca korumak istiyorlar. Bu yüzden kayıplarını asgari düzeyde tutmaya çalışarak yavaş ilerliyorlar” dedi.
Yıpratma savaşının birikimli bir süreç olduğunu belirten Roberts, şu ifadeleri kullandı: “Rusların yaptığı şey Ukraynalıları yıpratmak. Ne kadar toprak ele geçirdikleri ya da ilerlemenin ne kadar yavaş olduğu o kadar da önemli değil. Ukraynalıları yıpratmaya devam ettikleri sürece süreç işliyor. Rusya, Ukraynalıların sahip olduğu insani ve maddi kaynakların katbekat fazlasına sahip. Ukrayna ordusundan 200 bin asker firar etmiş, zorunlu askerlik çağındaki 2 milyon Ukraynalı erkek askere alınmaktan kaçıyor.”
Savaşın sona erme zamanlamasına dair tahminini paylaşan Roberts, “Savaşın birkaç ay daha kesinlikle devam edebileceğini düşünüyorum. Ancak savaşın bu yılın yaz ayları ötesine çok sarkacağını sanmıyorum. Önümüzdeki birkaç ay içinde Donbass’ın geri kalanı Rus ordusu tarafından ele geçirilecek. Eğer bu herhangi bir barış anlaşmasından önce gerçekleşirse o zaman işler değişir; çünkü Rusların Ukrayna’ya taviz verme motivasyonu kalmaz” diye ekledi.
“Avrupa’nın militarizasyonu tehlikeli bir sürecin habercisi”
Roberts, savaş sonrası Avrupa’nın durumuna dair kaygılarını dile getirdi. Avrupa’nın içine girdiği militarizasyon sürecinin, kaçınmaya çalıştıkları çatışmaları kışkırtabileceğini savunan Roberts, “Beni asıl korkutan savaş bittikten sonrası. Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın Rusya ile ilişkilerinde ne olacağı. Tüm işaretler bir hazırlık içinde olduklarını gösteriyor. Toplumlarını yeniden militarize etmeleri, silahlanmaları, Rusya’ya karşı tehditkar hamleler yapmaları aslında ‘kendini gerçekleştiren kehanet’ haline gelebilir” dedi.
Avrupa’nın Rusya ile siyasi ilişkileri yeniden inşa etme ihtiyacına dikkat çeken Roberts, “Ukrayna savaşı bittiğinde tüm Avrupa ülkelerinde Putin, Rusya ve burada olup bitenler hakkında daha sağduyulu bir görüşe sahip olanların sesi duyulacaktır. Avrupa’nın Rusya ile güvenlik sağlamasının yolunun militarizasyon değil siyaset ve etkileşim olduğunu göreceklerdir” ifadelerini kullandı.
“Çok kutuplu düzende iç işlerine karışmama ilkesi esastır”
Söyleşinin son bölümünde küresel düzen ve çok kutupluluk kavramlarına değinen Prof. Roberts, devletlerin egemenliklerine ve iç işlerine saygının, istikrarlı bir dünya düzeninin temel taşı olduğunu vurguladı. Roberts, “Eğer istikrarlı ve karşılıklı fayda sağlayan bir çok kutupluluk istiyorsak, diğer devletlerin iç işlerine karışmama ilkesi kesinlikle ama kesinlikle çok temeldir. Rubio ve Amerikalılar, sadece onlar değil, herkes diğer devletlerin iç işlerine karışıyor. Bu yüzden diğer devletlerin iç işlerine karışmama ilkesini yeniden tesis etmenin, siyasi müdahalenin önlenmesinin, yeniden vurgulanması gereken en temel ilkelerden biri olduğunu düşünüyorum” dedi.
Yeni küresel düzenin henüz oluşum aşamasında olduğunu belirten Roberts, “Trump yönetiminin tüm resmi değiştirmiş olması, yeni çok kutuplu düzenin karakterini şekillendirme konusunda yepyeni olasılıklar dizisi açmış olması muhtemeldir. Rusya, Çin, Türkiye, Brezilya; yani diğer büyük güçlerin üzerinde gerçekten çalışabileceği bir şey. Ama bence devletlerin birbirlerinin iç işlerine karışmaması, istikrarlı bir yeni küresel düzen oluşturmak için gerçekten temel bir esastır” diyerek sözlerini noktaladı.
Diplomasi
İddia: Norveç Başbakanı Støre eski Rus yetkiliyle Oslo’da görüştü

Bloomberg, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre’nin geçtiğimiz yaz aylarında Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldiğini yazdı. Habere göre bu görüşme, Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın büyük Avrupa güçlerini Ukrayna müzakerelerine dahil etmek için yürüttüğü diplomatik hazırlıklar dahilinde yapıldı.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, geçtiğimiz yaz aylarında başkent Oslo’da üst düzey eski bir Rus yetkiliyle bir araya geldi.
Ajansa konuşan kaynak, eski Rus yetkilinin bu görüşmede Støre’ye Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ültimatom vermek yerine onunla diyalog kurması gerektiğini söylediğini aktardı.
Söz konusu temas, Støre ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın, Ukrayna’daki çözüm müzakerelerine büyük Avrupa güçlerinin katılmasına zemin hazırlamak amacıyla yürüttüğü “mutfak diplomasisinin” parçasını oluşturuyor.
Norveç ve Finlandiya liderlerinin uzun bir ortak çalışma geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Bloomberg, ikilinin yirmi yıllık dostlukları sayesinde uluslararası siyasette sonuç aldığını yazdı.
Liderler daha önce, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ele geçirme tehditleri üzerine kendisiyle müzakere girişimlerine öncülük etmiş, ayrıca yaklaşık 30 lideri gelişmiş yapay zeka modellerinin denetlenmesine yönelik anlaşmayı imzalamaya ikna etmişti.
Ajansa konuşan kaynak, iki liderin uyumunu şu sözlerle anlattı: “Birlikte harika çalışıyorlar. Stubb, Avrupa çapında ve küresel ölçekte büyük düşünmek istiyor; bu yaklaşım Støre’de de karşılık görüyor.”
Bloomberg’e bilgi veren iki ayrı kaynak ise liderlerin benimsediği ekip çalışması stratejisinin, zorlu müzakereler sırasında Stubb ve Støre’ye “birbirini kollama” ve üzerlerindeki baskıyı hafifletme imkanı tanıdığını savundu.
İlk kez 2008 yılında dışişleri bakanlığı yaptıkları dönemde tanışan Stubb ve Støre, spora duydukları ortak ilgiyle yakınlaştı.
Fransa’da eğitim görmüş olmaları ve Fransızca bilmeleri de iki siyasetçiyi birleştiren diğer unsurlar arasında yer alıyor. Stubb, kaleme aldığı Alex adlı kitabında Støre’yi “iyi dostu” olarak tanımlamıştı.
Bloomberg’in haberinde, Stubb ve Støre’nin bu hafta Ukrayna’nın talebi üzerine Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi yapmasının birçok müttefiki şaşırttığı vurgulandı.
Öte yandan ajans, söz konusu girişimin Avrupa’ya müzakere masasında yer alma konusunda yeni bir şans sunduğunun altını çizdi.
Ancak telefon trafiği bazı Avrupa ülkelerinin eleştirilerine yol açtı. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya ve Norveç’in bu görüşmeyle ne elde etmeyi umduğunu anlamadığını belirterek Avrupa ülkelerinin ortak hareket etmesinin önemini vurguladı.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da görüşme hakkında kendisine önceden bilgi verilmemesinden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius ise Moskova ile daha önce yürütülen müzakere girişimlerinin sonuçsuz kaldığına işaret etti.
İngiliz The Guardian gazetesi, telefon görüşmesinin doğurduğu gerilimin, Avrupa’nın Moskova ile kendi iletişim kanalını kurma çabalarını zorlaştırma tehdidi taşıyan görüş ayrılıklarını gözler önüne serdiğini yazdı.
Gazete bu durumu, hükümetlerin yalnızca Rus liderle temas kurma gerekliliği konusunda değil, aynı zamanda kendi adlarına kimin konuşacağı üzerinde de uzlaşmaya çalışmasına bağladı.
Financial Times (FT) gazetesi ise ülkelerin, Ukrayna müzakerelerinde kendi çıkarlarını Moskova ve Washington’a iletmek adına Putin ile nasıl temas kurulacağı konusundaki anlaşmazlıklar yüzünden “ikilemle” karşı karşıya kaldığını bildirdi.
Gazetenin verilerine göre ABD ve Ukrayna; İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan E3 grubunu müzakerelerde Avrupa’nın en olası temsilcileri olarak görüyor.
Ancak küçük devletler kendi çıkarlarının göz ardı edileceğinden endişe duyduğu için bu seçenek Avrupa içinde görüş ayrılıkları yaratıyor.
Diğer yandan Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı Yuriy Uşakov, Putin’in Stubb ve Støre ile yaptığı telefon görüşmesine Avrupa Birliği (AB) liderlerinden olumsuz tepki gelmesini Moskova’nın beklemediğini açıkladı.
Avrupa’da Rusya Devlet Başkanı ile görüşmeler konusunda ortak tutum oluşmadığını belirten Uşakov, “orada çok seslilik ve kargaşa hakim olduğunu” ifade etti.
Diplomasi
Politico: ABD, Belarus gübresi için Litvanya’ya liman baskısı yapıyor

Politico’nun haberine göre ABD yönetimi, Belarus potasyumunun sevkiyatı için Klaipeda Limanı’nın açılması konusunda Litvanya’ya çağrıda bulunuyor. Kanada ile yaşanan tarife krizinin ardından alternatif gübre arayışına giren Washington, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşmayı hedefliyor.
ABD yönetimi, Avrupa Birliği yaptırımlarını aşarak Belarus potasyumunun ihracatı için Klaipeda Limanı’nı açması yönünde Litvanya’ya baskı uyguluyor.
Politico’nun dört Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberde, ABD’nin Belarus Özel Temsilcisi John Cole’un Litvanyalı diplomatlarla Belarus mallarına yönelik ablukanın hafifletilmesi konusunu ele aldığı aktarıldı.
Gübre üretiminde temel bir bileşen niteliği taşıyan potasyumun küresel pazarının yaklaşık yüzde 20’sini Belarus kontrol ediyor.
Kullandığı potasyumun neredeyse tamamını ithal eden ABD, sevkiyatın yaklaşık yüzde 80’ini Kanada’dan karşılıyor.
Ağustos ayında Ottawa yönetimi ile yürütülen ticaret müzakerelerinin kesilmesi ve karşılıklı gümrük tarifelerinin yeniden devreye girmesi üzerine Washington, hammadde temininde alternatif kaynak arayışına girdi.
ABD Başkanı Donald Trump, geçen ay yaptığı açıklamada Minsk yönetimiyle “kapsamlı bir anlaşma” üzerinde çalıştıklarını duyurmuştu.
Trump, Amerikalı çiftçilerin şu anda Kanadalı şirketlere ödediğinden “çok daha düşük bir fiyata” potasyum satın almayı hedeflediklerini dile getirdi.
Hazırlanan planın hayata geçmesi ise gübrelerin Klaipeda Limanı ya da bölgedeki diğer limanlar üzerinden gemilere yüklenmesine bağlı kalıyor.
Avrupa Birliği’nin yürürlükteki yaptırımları, üye ülkelerin limanlarından Belarus menşeli malların sevk edilmesini yasaklıyor. Kısıtlamaların uzatılmasına dair bir sonraki kararın şubat ayında alınması bekleniyor.
2027 yılının ilk yarısında AB dönem başkanlığını üstlenecek Litvanya’nın ise bu yaptırımları veto etme yetkisi mevcut.
ABD, Belarus’un potasyum sektörüne yönelik ilk yaptırımları 2021 yılında devreye sokmuştu.
Washington yönetimi birkaç yıl sonra, Aralık 2025’te Belarus potasyum endüstrisine uyguladığı kısıtlamaları hafifletme sürecine girdi.
Financial Times’ın aktardığına göre, Amerikan kısıtlamalarının yumuşatılmasının ardından Belarus potasyumunun ilk partisi 22 Ekim’de ABD’ye sevk edildi. Bu sevkiyat, iki ülke arasında 2021 yılından bu yana gerçekleşen ilk teslimat oldu.
Öte yandan Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, üretilen tüm miktarın bu yıl için önceden sözleşmeye bağlandığını gerekçe göstererek Belarus’un Batı pazarlarına potasyum gübresi gönderemeyeceğini ifade etti.
Diplomasi
Trump baskı yaptı, Kiev Rus petrol rafinerilerini vurmayı durdurdu

Trump’ın küresel akaryakıt fiyatlarını artırdığı gerekçesiyle yürüttüğü baskı sonuç verdi ve Ukrayna, Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarına gayriresmi olarak ara verdi. Wall Street Journal’ın haberine göre 3 Kasım’daki ABD Kongresi ara seçimlerine kadar sürmesi beklenen duraklama öncesinde Washington, Kiev’den saldırıları 30 günlüğüne kesmesini istedi.
The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre ABD, Rusya’daki petrol rafinerilerine düzenlenen Ukrayna saldırılarının durdurulması için ABD Başkanı Donald Trump’ın haftalarca sürdürdüğü baskı sonucunda amacına ulaştı.
Gazeteye konuşan kaynakların belirttiğine göre saldırılardaki “gayriresmi ara” en azından 3 Kasım’da yapılacak ABD Kongresi ara seçimlerinin sonuna kadar sürecek, hatta bu süreyi de aşabilecek.
Kiev yönetimi ise saldırıların durdurulduğuna dair resmi bir açıklama yapmadı.
Son haftalarda Kiev’den Rus petrol rafinerilerini vurmayı bırakmasını talep eden Trump, küresel akaryakıt fiyatlarındaki artıştan Ukrayna’yı sorumlu tutuyordu.
Gazetenin görüşlerine başvurduğu enerji uzmanları ise fiyat artışını ağırlıklı olarak ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşa bağlıyor.
WSJ’nin iki Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner, 20 Ekim’de Oslo’da Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ile yapılan görüşmede Trump’ın talebini yineledi.
WSJ’ye konuşan kaynaklardan biri bu görüşmeyi “çok sert” diye nitelendirdi.
Amerikalı yetkililerden birinin aktardığına göre toplantıya uzaktan katılan Kushner, Washington’a duyulan minnettarlığın bir göstergesi olarak Ukrayna’ya petrol rafinerisi saldırılarını 30 günlüğüne durdurmayı önerdi.
WSJ’nin belirttiğine göre uydu internet sistemi Starlink’in çalışmasındaki kısıtlamalar da Kiev’in tutumunu etkiledi.
14 Ekim’de başlayan bu kısıtlamalar Ukrayna’nın insansız hava araçlarını kullanmasını zorlaştırdı.
Hizmetin tam kapasiteyle çalışmasına ancak on gün sonra, Trump’ın SpaceX CEO’su Elon Musk’a başvurmasıyla geri dönülebildi.
Gazetenin haberine göre Ukrayna’nın Avrupalı müttefikleri de ABD’deki oylama tamamlanana kadar rafineri saldırılarına ara verilmesini tavsiye etti.
Gazete, Starlink’teki kesintinin ve ABD’nin Kiev’e desteği kesme tehditlerinin sonucunda Ukrayna’nın Beyaz Saray’a duyduğu güvenin daha da sarsıldığı değerlendirmesini yaptı.
Enerji ateşkesi tartışmaları Rus motorini anlaşmasının gölgesinde yürüdü
Trump, 11 Ekim’de Rusya ve Ukrayna’nın enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurma konusunda anlaştığını duyurmuştu.
Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy ise Amerikalı mevkidaşının sözlerini ilk kez duyduğunu söylemiş, ancak Rusya’nın da kabul etmesi şartıyla ateşkese hazır olduğunu dile getirmişti.
Rusya Devlet Başkanı Sözcüsü Dmitriy Peskov da 13 Ekim’de enerji ateşkesine ilişkin temasların sürdüğünü doğrulamıştı.
Buna rağmen ertesi gün Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Ryazan ve Saratov bölgelerindeki petrol rafinerilerine saldırılar düzenlendiğini açıkladı.
Ryazan Bölgesi Valisi Pavel Malkov ise 15 Ekim sabahı insansız hava aracı saldırısının ardından yerel petrol rafinerisi arazisinde yangın çıktığını duyurdu.
Devlet Başkanı Vladimir Putin de enerji altyapısına yönelik saldırıların sorun yarattığını ancak cephedeki durumu etkilemediğini söylüyordu.
Putin 1 Ekim’de yaptığı açıklamada “Bizim petrol rafinerilerimizde de tablo aynı. Petrol rafinerilerini vurmaya başladılar ve amaçlarını doğrudan ekonomimize zarar vermek olarak açıkladılar. Amaçlarına ulaştılar mı? Kısmen, çünkü tahminlerimize göre gayrisafi yurt içi hasılanın yaklaşık yüzde 1’ini kaybettik. Üstelik bunu bilinçli yaptılar, bunlar sivil hedefler, sivil hedefleri vurdular. Peki ne oldu? Birebir karşılığını aldılar” dedi.
Enerji ateşkesi görüşmeleri, Moskova ile Washington arasında 9 Ekim’de varılan Rus motorini tedariki anlaşmasının gölgesinde yürütüldü.
Zelenskiy bu anlaşmayı ABD’nin ihaneti olarak nitelendirmişti.
Amerika2 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi7 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını1 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi1 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını1 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Dünya Basını2 hafta önce“Tescilli aşırı sağcı”: Alman parti sisteminin bumerangı
Amerika2 hafta önceMilenyum kuşağı tarihin en büyük nostalji dalgasını başlattı








