Rusya
Glazyev’den Rusya Merkez Bankası’na sert eleştiriler

Rusya Merkez Bankasının parlamentoya yaptığı sunumun ve elindeki kutsal faiz asasıyla mucizeler yaratma vaadini (politika faizini artırmaya devam edeceği müjdesi eşliğinde) tekrarının ardından bankanın para-kredi siyasetine olan eleştiriler daha önce benim rastlamadığım bir sertlik ve yaygınlığa ulaştı.
Çok uzun süredir Rusya’da neoliberal reçetelerin en amansız eleştirmenlerinden biri olan Sergey Glazyev bu ortamda eleştirilerini yeni baştan özetleyerek Duma’daki parlamenterlere gönderdi.
Kuşkusuz Rusya ve Türkiye ekonomileri yapısal olarak farklı ve biri için çözüm olan şey diğeri için çözümsüzlük anlamına gelebilir. Ancak yapılar farklı bile olsa yapısal sorunların pek çok ortak nedeni var. Aynı nedenler farklı yapısal ortamlarda farklı sonuçlar doğurur, ama nedenler doğru tespit edilmeden doğru çözüm yolları bulunamaz.
Glazyev’in söyledikleri yeni değil. Yazdıklarını ve çözüm önerilerini en azından birkaç yıldır sürekli takip etmeye çalışan biri olarak, onun görüşlerini çoğu zaman burada söylediklerinden daha derinlikli, daha fazla veri ve gözleme dayanan, daha kompleks formülasyonlarla ifade ettiğini söyleyebilirim. Ama bütün bunlar iktisadi kavramlar ve verilerle asgari tanışıklığı olan geniş kesimler açısından daha az anlaşılır şeyler. “Özellikle düşünen ve vicdan sahibi parlamenterler için” yazdığı bu görece kısa yazı ise sadece Rusya Merkez Bankası’na değil bütün merkez bankalarının dogmatizmine karşı az çok anlaşılır bir manifesto niteliği niteliği taşıyor.
Bir başka deyişle okur, Rusya ve başka ülkelerdeki (bu meyanda Türkiye’deki) sorunların aynı olduğunu düşünmemeli. Burada önemli olan, birincisi, Merkez Bankalarının sorunları çözme mantığının aynı olması. İkincisi de, Glazyev’in çizdiği tablonun karanlığı ancak Rusya ölçeğinde kavranabilir, başka karanlıklarla karşılaştırılamaz — neticede karanlıktan karanlığa fark var: kimisi akşam alacası, kimisi tanyeri, kimisi zifiri karanlık olabilir. Rusya Merkez Bankası’nın para-kredi siyaseti Rusya açısından bile yıkıcı sonuçlar doğurabilir, ama hükümetin ithal ikameci kanadı ve özellikle savunma sanayisiyle ilişkili sektörlerde bu yıkıcı etkiler devlet sübvansiyonları ve kredi ayrıcalıklarıyla hafifletiliyor. Dolayısıyla, ithal ikameciliğin olmadığı, kamu sektörünün neredeyse kalmadığı, ekonomi yönetiminde planlamaya dayanan direnç merkezlerinin hiç bulunmadığı yerlerle Rusya arasındaki yapısal paralellik zayıf, dogmatizm ise farklı etkiler doğursa bile aynı.
* * *
Özellikle düşünen ve vicdan sahibi parlamenterler için
Rusya Merkez Bankası başkanının “Devlet birleşik para-kredi siyasetinin temel istikametleri” üzerine raporunu dinleyen Devlet Dumasının üyelerinin çoğunluğu, aşağıdaki aşikar sonuçlara rağmen bunların hayata geçirilmesine delice yeşil ışık yaktılar:
— Son yıllarda başlayan ekonomide canlanmanın durdurulması ve stagflasyon kapanına düşülmesine;
— Milyarlarca dolar sermayenin ülke dışına çıkartılmasına devam edilmesine;
— Hayat seviyesinde stagnasyona, halkın reel ücret ve gelir artışının durdurulmasına;
— Hayati önem taşıyan binlerce işletmenin iflasına, üretimin düşmesine;
— Yatırımların kısılmasına ve ekonominin teknolojik geri kalmışlığının artmasına.
Merkez Bankası’nın bu siyaseti desteklemeleri için iyi ödeme yapılan kuklalarına itimat eden Duma üyeleri bankanın politika faizinde manipülasyon yoluyla “hedef enflasyona” ulaşılmasına dair açıkça başarısız argümantasyonu üzerine düşünmediler bile. Bu argümantasyon basitliğiyle, mantıklı düşünmeye yatkın olmayan dinleyicileri satın alıyor. Politika faizinin yükseltilmesinin enflasyonun düşürülmesi için zaruri olduğu iddiası, tıpkı hasta birinin vücut sıcaklığını düşürmek için buzdolabına tıkılması gerektiği iddiası kadar gibi. Sonuçları da benzer olacak: organizmanın çökmesi.
Merkez Bankası yönetiminin argümantasyonu, faizlerin yükseltilmesinin talepte daralmaya yol açacağına dayanıyor, çünkü harcamaların kredilendirilmesi kısılır ve gelirlerin tasarruf edilen kısmı büyür. Talebin kısılması ise fiyatların düşmesine yol açmalıdır: pazar dengesi kavramını öğrenen üniversite öğrencilerinin ders kitaplarında öyle yazıyor. Tıpla analojiye devam edersek, Merkez Bankası’nın eylemi, akşamdan kalma bir sarhoşun ellerinin titremesini durdurmak için tendonlarını kesen doktorla karşılaştırılabilir. Sonuçlar gene benzerdir: çalışmanın durması.
Mesele şu ki, mikroekonomi ders kitaplarındaki alabildiğine basit modellerden farklı olarak gerçek bir ekonomi asla denge durumunda bulunmaz, zira her dakika yeni teknolojiler ve ürünler ortaya çıkar, yeni işletmeler kurulur, varsayımsal denge noktasını belirsiz istikametlerde kaydıran işlemler yapılır. Ve politika faizinin artırılması da enflasyonda otomatik düşmeye neden olmaz: bu sonuçta pahalılaşan kredileri geri ödeme zarureti yüzünden emtia üretiminde azalmaya yahut aynı sebeplerle verimlilik yükseltmeye yönelik yatırımlardan vazgeçilmesine neden olabilir.
Bu durumda fiyatlar da talepteki daralmaya rağmen yükselebilir.
Merkez Bankası yönetiminin dogmatik düşüncesi burnunun ucunu görmesine izin vermiyor: enflasyonun düşmesinde başlıca faktörün bilimsel-teknolojik gelişme olduğunu, bu sayede birim üretkenlik ve meta kalitesinde kademeli bir düşüş meydana geldiğini bir türlü anlayamıyor. Bilimsel-teknolojik gelişmeye ise işletmelerin AR-GE harcamalarının ve yeni teknolojinin uygulamaya konmasının kredilendirilmesiyle erişilir. Bu nedenle politika faizinin yükseltilmesi kredi sıkışıklığı getirir, bu da yerli emtia üreticilerinin üretimi geliştirmek için ucuz kredi çekme imkanına sahip yabancı rakipleriyle karşılaştırıldığında inovasyon faaliyetinde düşmeye, teknoloji seviyesinde ve rekabet gücünde azalmaya yol açar. Rekabet gücünün azalması ise rublede enflasyonu körükleyecek devalüasyon için önşartları yaratır.
Bizim para otoritelerinin, Merkez Bankası’nın serbest dalgalanma rejimiyle göz yumduğu para spekülatörleri tarafından manipüle edilen rubledeki devalüasyonun apaçık ortada olan enflasyonist etkisini fark etmemeleri hayret verici. Merkez Bankası’nın “hedef” koyduğu enflasyondaki dalgalanmaların başlıca nedeni de rublenin periyodik şekilde devalüe edilmesidir. Banka yönetimi Rusya ekonomisini fiilen bir çöküş kısır döngüsüne itti: politika faizinin artırılması — yatırımların kredilendirilmesinde daralma — teknolojik seviyenin düşmesi — rekabet gücünün kötüleşmesi — rublede devalüasyon — enflasyonda sıçrama — politika faizinin yükseltilmesi. Para otoritelerimiz otuz yıldır ekonomimizi bu döngüde çeviriyor ve stagflasyon kapanına düşürüyor. Bu nedenle yatırımların hacmi hâlâ Sovyet seviyesinin yarısı kadar; oysa komşumuz Çin bu dönemde yatırımları on kat artırdı. Eğer Rusya Bilimler Akademisi Bilimsel Konseyi’nin önerileri hayata geçirilseydi Rusya ekonomisi de benzer bir tempoyla büyüyebilirdi.
Merkez Bankası yönetimi hâlâ iki yüz yıl öncenin kategorileriyle düşünüyor, paraya altın sikke tarzı bir emtia gözüyle bakıyor. Bu nedenle paranın değersizleşmesine karşı, mikroekonomi ders kitaplarında yazdığı gibi, talebin kısılması yoluyla mücadele etmeye çalışıyor. Oysa modern paralar fiducia (itibari — H.Y.) paralardır, bunların emisyonu altınla değil borç yükümlülükleriyle sağlanır. ABD FRC hazine bonosu alımı için dolar çıkarır; Avrupa Merkez Bankası Avrupa bölgesindeki ülkelerin tahvillerinin alımı için avro çıkarır, Çin Halk Cumhuriyeti Halk Bankası yatırım ihtiyaçlarına bağlı olarak eyaletlerin yükümlülükleri karşılığında bankalara kredi vermek için yuan çıkarır. Rusya Merkez Bankası ise ruble emisyonunu yabancı para alımına bağlayınca ekonomimizin evrimini de bu yabancı parayı çıkaran ülkelerin ihtiyaçlarına göre yönlendirmiş oluyor. Uzun yıllardır süren bu siyasetin sonucu olarak ekonomimiz hammadde ihracatına odaklandı ve eşdeğersiz bir dış iktisadi ilişkiye hapsoldu.
Modern ekonomide para, üretim faktörlerini ekonominin genişletilmiş yeniden üretimine katmak için bir bağlantı vasıtası rolü oynar. Para, üretim kapasitelerini, işgücü ve doğal kaynakları, bilimsel-teknolojik potansiyeli iktisadi dolaşıma katmak için ne kadar gerekliyse o kadar olmalıdır. Eğer dolaşımdaki para mevcut kaynakları bağlamak için yetersizse para fazlası olur ve bu da ekonominin verimliliğinde düşüşe yol açar. Bu da, tıpkı mevcut kaynakların ekonominin yeniden üretiminde tamamen bağlanması halinde para fazlalığının yaptığı gibi maliyet ve fiyat artışına neden olur. Bu ikinci durum ekonominin aşırı ısınması diye adlandırılır. Mevcut durumda Merkez Bankası yönetiminin gördüğü budur, oysa gerçekte durum tam tersidir. Bugün üretim kapasitesinin üçte biri atıl durumda, yurtdışına imalat yerine hammadde gidiyor, bilimsel-teknolojik potansiyel de aynı yere sızıyor. Merkez Bankası’nın verilerini dayandırdığı düşük resmi işsizlik oranı ekonominin birçok sektöründe gizli işsizliğin varlığını da, üretim kapasitelerinin kullanım ve modernizasyonu genişlerken işgücü verimliliğini artıracak büyük rezervlerin varlığını da yansıtmıyor. Neticede politika faizinin yükseltilmesi ve para arzının düşürülmesi, bizim durumumuzda, enflasyonun düşmesine değil artmasına yol açıyor, uzun yıllardır yapılan istatistik gözlemler de bunu teyit ediyor.
Merkez Bankası yönetiminin iddiasının tam tersine Rusya’da enflasyon faizler düştükçe ve para arzı arttıkça azalır. Bu da kullanılmayan üretim faktörlerinin bir sonucudur. Bunların genişletilmiş yeniden üretim sürecine faizlerin düşürülmesiyle ve kredilerin genişletilmesiyle katılması emtia üretiminin hacim ve etkinliğini artırır ve bu gene enflasyonun düşmesine yol açar. Bir kez daha tıp analojisine başvurursak, Merkez Bankası tarafından faizlerin artırılması ve para arzının daraltılması ekonominin bugünkü durumunda yüzyılın ortasındaki evrensel tedavi yöntemi olan kan almaya benziyor. Her iki durumda da sonuç ölümcül.
Dolayısıyla, Merkez Bankası tarafından yürütülen para siyaseti enflasyonun istikrarlı şekilde düşürülmesini sağlamaya imkan vermiyor. Tersine, ekonomiyi kısır bir bozulma döngüsüne sokarak otuz yıldır (Geraşçenko, Primakov ve Maslyukov’un para otoritelerinin yönetiminde olduğu kısa bir dönem dışında) muazzam bir sermaye kaçışının eşlik ettiği stagflasyon kapanında tutuyor. Bugünkü Merkez Bankası yönetiminde bu, kendi döviz rezervlerinin müsaderesi de dahil trilyon dolara vardı; üstelik bu müsadere, bize karşı askeri eylemlerin kredilendirilmesinde kullanılıyor. Şunu da eklemek gerek: eksik emtia üretiminin mevcut çıktı üretim potansiyeline oranı GSYH’nın yüzde 25’ini buluyor, 2014 öncesindeki eğilimle karşılaştırıldığında ise 60 trilyon rubleyi aşıyor. Yürütülen para-kredi siyasetinin sonucu yatırımların finansman yetersizliği GSYH’nın yüzde 10’undan fazlası; Merkez Bankası’nın bugünkü yönetiminin bütün faaliyet dönemi boyunca da yaklaşık 30 trilyon ruble.
Enflasyonu düşürmek ve uzun vadeli makroekonomik istikrarı yakalamak ancak yeni teknolojinin uygulandığı gelecek vaat eden üretimin gelişmesine yapılacak yatırımların düşük faizli kredilendirilmesi yoluyla mümkündür. Merkez Bankası ve devlet tarafından kontrol edilen bankalar stratejik planlama sistemine dahil edilmiş olsaydı ve bunların faaliyetleri üretken yatırımların kredilendirilme göstergesine göre değerlendirilseydi, devlet başkanının birikim normlarını GSYH’nın yüzde 27’sine yükseltme, 20 milyon yüksek teknolojili istihdam yeri yaratma, (hava ulaşımı dahil) geniş ithal ikamesini hayata geçirme yönündeki talimatları da yerine getirilir, ekonominin 2020’ye kadar uzun vadeli kalkınma konsepti gerçekleştirilir, milli projeler ve devlet programları zaruri kredi desteğini alır, üretimin geniş otomatizasyonu, dijitalizasyonu ve robotizasyonu yapılır, emek verimliliği ve enflasyon sonuçlarından bağımsız ücretler birkaç kat artırılırdı. Burada söz konusu olan politika faizi değil; bunun için ticari bankaların ve kalkınma kuruluşlarının devlet başkanı ve hükümetin stratejik planlarına uygun olarak yatırım projelerine kredi vermeleri için Merkez Bankası tarafından yeniden finanse edilmesine yönelik özel araçlar uygulanmalı. Politika faizi konusunda zaruri olan tek bir şey var: banka paralarının Merkez Bankası hesaplarına para yatırılmasının ve bunlara tahvil ihracının kesilmesi; oysa Merkez Bankası bu şekilde bankalara faiz ödemeleri için para ihraç ederek fiilen aylaklıklarını ödüllendiriyor.
Daha basit söylersek, eğer para-kredi siyaseti, halihazırda kabul edilmiş bulunan stratejik planlama belgelerine uygun olarak Rusya ekonomisinin kalkındırılması hedefiyle uygulansaydı iki kat daha iyi yaşayabilir, iki kat daha çok üretebilir ve yatırım yapabilirdik. Bu siyasetin aslında, ticari bankaların dönüşmüş olduğu para spekülatörlerinin menfaatlerine göre yürütüldüğünü kanıtlamak güç değil. Bunlar, başlıca işlevleri olan tasarrufları yatırıma dönüştürmek yerine yabancı para istifliyor ve rublenin sıralı devalüasyonlarında bunların değerlenmesiyle kâr ediyor. Yaptırımlara kadar rublenin “serbest” dalgalı kur siyasetinin en büyük faydalanıcıları, Rusya Merkez Bankası yönetiminin bunlara göz yummasıyla manipülasyon yapan Amerikalı hedge fonlarıydı; MB yönetimi de buna karşılık Washington finans kuruluşlarınca mütemadiyen dünyada en iyisi ilan edilir. Şimdi devlet ortaklıklı bankalarımız bunu yapıyor; dövizin değer kazanmasına ek olarak paranın faiz oranları üzerindeki banka marjları yoluyla üretim alanından ve halkın cebinden para hortumlayarak rekor kârlar elde ediyorlar. Bunların sorumlu yöneticilerinden bazıları da suni olarak iflas ettirdikleri borçluların mülklerine el koyarak teminat yağmacılığı işine daldılar.
Merkez Bankası başkanlığının politika faizlerinin artırılmasının iş dünyasının verimlilik talebini de artırdığına dair cüretkar açıklamalarına rağmen gerçekte bizim şartlarımızda bu mülkiyetin iyi niyetli girişimcilerden hiç de öyle olmayan bankacılara doğru yeniden dağılımına yol açıyor. Bankaların politika faizinin yükseltildiği bahanesiyle kredi şartlarını ağırlaştırması yüzünden verimli bir işletmenin iflası ve ardından kreditörle irtibatlı ve bu yağmadan kâr eden suç ortaklarına yeniden satılması, tipik bir durum. Bu durumda bulunan, toplam varlıkları 5 trilyon rubleden fazla binlerce işletme var. Merkez Bankası’nın kredi siyasetiyle de esasen, kredinin üretimdeki büyümeyi ilerleten bir enstrüman olmak yerine mülkiyetin yeniden dağıtımının vasıtası haline geldiği krimonolojik bir makroekonomik ortam yaratıldı.
Yukarıda sunulan argümanlar düşünen her insanın Merkez Bankası tarafından yürütülen para siyasetinin başarısız ve zararlı olduğunu kabul etmesi için yeterli. ABD yaptırımlarının Merkez Bankası’nın serbest dalgalanan ruble kuruna geçmesinden sonra uygulanmaya başlandığı ve döviz rezervlerinin müsaderesinden önce bu rezervlerin bizim çıkardığımız altında değil de doğal olmayan bir şekilde olası bir hasmın para biriminde biriktirilmiş olduğu göz önüne alındığında bu siyaseti çok daha sert sınıflandırmak da mümkündür. Ama bu siyasetten yararlananların Devlet Dumasında güçlü pozisyonları, ilgili komiteler üzerinde kontrolleri var ve parlamenter çoğunluğunu yanıltıyorlar; bu çoğunluk da bir kez daha büyümeyi durdurma ve ekonomimizin rekabet yeteneğini düşürme sorumluluğunu, keza seçmenlerinin hayat seviyesini düşürme sorumluluğunu üstlenmiş bulunuyor.
Doğru bir para-kredi siyaseti meseleleriyle ilgilenen, düşünmeye hevesli parlamenterler için atıflarını aşağıda verdiğim kendi kitaplarımı önerebilirim.
(Glazyev’in atıfta bulunduğu kendi kitabı, 2018 Moskova baskısı, “Geleceğe Sıçrayış” adını taşıyor.)
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları











