Bizi Takip Edin

Avrupa

Göçmen krizi: İspanya, AB’ye karşı

Yayınlanma

İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska, bugün Ceuta kriziyle ilgili acil AB toplantısında her yönden gelecek eleştirilere karşı kendini hazırlıyor.

Euractiv’in aktardığına göre çevrimiçi toplantıda ilk sözü o alacak; ardından söz, geçen hafta İspanya topraklarına 60.000 kişinin yasadışı girişini yönetme biçimi nedeniyle hükümetine sert tepki gösteren diğer ülkelere geçecek.

İspanyaBaşbakanı Pedro Sánchez, diğer AB hükümetlerinin tepkilerinin “siyasi çıkar, cehalet ve önyargı” ile şekillendiğini söyleyerek sert bir çıkış yaptı.

Bu hükümetlerden 22’si hafta sonu yayınladıkları açık mektupta ona karşı birleşerek, İspanya Başbakanı’nı göç yanlısı politikalarından sorumlu tutmuştu.

Eleştirilerin başını çeken İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise İspanya’dan gelen yolculara geçici iç sınır kontrolleri getirilmesi yönünde adım attı.

Birçok diplomatın aktardığına göre, büyükelçiler dün (3 Ağustos) yapılan hazırlık toplantısında gerilimi yatıştırmak ve odağı geleceğe kaydırmak için ortak bir çaba gösterdi.

Madrid, üye devletleri “dayanışma göstermemek” ile suçladı

Fakat bazıları, bakanlar toplantısında da siyasi bir çatışma yaşanmasını beklediklerini belirtti.

İki diplomat, İspanya büyükelçisinin uzun bir sunum yaptığını ve diğerlerini Madrid’e karşı dayanışma göstermemekle suçladığını söyledi.

Diplomatlardan biri bu konuşmayı “30 dakikalık bir tirat” olarak nitelendirdi.

Diğer iki diplomat ise bugünkü toplantının gidişatının büyük ölçüde, Sánchez’in uzun süredir müttefiki olan Grande-Marlaska’nın nasıl bir tavır alacağına bağlı olacağını belirtti.

İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares, pazartesi günü basına yaptığı açıklamada, Madrid’in toplantıda Avrupalı ortaklarından daha fazla dayanışma talep edeceğini belirtti ve özellikle İtalya’yı eleştirdi.

Bakan bir röportajda, Roma’nın İspanya’nın Schengen serbest dolaşım bölgesi üyeliğinin askıya alınmasını talep ederek “duruma uygun davranmadığını” savundu.

Albares, Ceuta ve Melilla’nın serbest seyahat bölgesinin bütünlüğünü hiçbir zaman tehdit etmediğini belirterek, bunun yerine Avrupa’nın diğer bölgelerindeki göç baskılarına dikkat çekti.

İspanya’ya göç dalgası, İtalya’da “Schengen” tepkisini yükseltti

Leyen’den gerilimi yatıştırma çabası

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Sánchez’e yazdığı mektupta gerilimi yatıştırmaya çalışırken dikkatli bir çizgi izledi ve krizi çözmek için gösterdiği çabaları övdü.

Ayrıca, krizden çıkarılması gereken en önemli dersin Avrupa’nın göç konusundaki tutumunu sertleştirmesi gerektiği olduğunu belirterek, Avrupa hükümetlerinin büyük çoğunluğunu yatıştırdı.

AB Göç Komiseri Magnus Brunner ise, Euractiv’in haber bülteni Rapporteur ile paylaştığı yorumlarda şunları söyledi:

“Şu anda önemli olan, AB’nin birleşik bir şekilde hareket etmesi ve bu olaylardan doğru sonuçları çıkarmasıdır. Şu an için Avrupa bu sınavı geçti; insanlar Schengen bölgesine giremedi.”

Fakat Sánchez’in İspanya’daki yaklaşık 500.000 göçmenin statüsünü düzenleme girişimi AP’de de büyük tepki görüyor.

Von der Leyen’in de üyesi olduğu AP’nin en büyük grubu Avrupa Halk Partisi (EPP), bu nedenle iktidara bedel ödetmek istiyor. 

EPP Genel Sekreteri ve İspanyol merkez sağ milletvekili Dolors Montserrat, “Sánchez hükümeti, Fas hükümetinden saygı, işbirliği ve karşılıklı bir yanıt talep etmekten ziyade, komplo teorileri üretmek ve Avrupalı ortaklarıyla diplomatik anlaşmazlıklar yaratmakla daha çok ilgilendi,” dedi.

Sánchez, içeride de sıkışıyor

Sağcı Vox, Senato’da Albares ve CNI başkanından Ceuta’daki göç kriziyle ilgili açıklama yapmalarını talep ediyor.

Parti, hükümetin Ceuta’ya göçmenlerin kitlesel girişinden önce elinde bulunan tüm belgeleri ve bilgileri sunmasını amaçlayan kapsamlı bir girişim paketi sundu.

Aynı zamanda, Dışişleri Bakanı José Manuel Albares ve Ulusal İstihbarat Merkezi (CNI) Direktörü Esperanza Casteleiro Llamazares’in, kriz sırasında yürütülen yönetim sürecini açıklamak üzere Senato’ya gelmelerini talep etti.

Vox senatörü Ángel Pelayo Gordillo, özellikle Başbakan Pedro Sánchez ile ilgili bakanlıklar, CNI, Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı (Frontex) ve Faslı yetkililer arasında yapılan yazışmaların bir kopyasını talep ediyor.

Ayrıca, yaşananları öngörmek ve önlemek amacıyla gönderilmiş olabilecek uyarılar, tahminler veya bilgileri içeren tüm önceki mesajların da sunulmasını istiyor.

Partinin lideri Santiago Abascal pazar günü Ceuta’yı ziyaret ederek, hükümeti Fas’ın emrinde olmakla suçladı.

Basın mensuplarına konuşan Abascal, yaşananların sorumluluğunu Rabat hükümetine ve her şeyden önce Pedro Sánchez’in kendisine yükledi.

Abascal, Fas’ın, İspanya başbakanının kendi ifadesiyle “bu Afrika ülkesine boyun eğmiş” olması nedeniyle, herhangi bir tepki veya misilleme olmayacağına inanarak hareket ettiğini savundu.

Vox dışındaki sağcı gruplar Núcleo Nacional ve SALF de göç krizi ile öne çıkarak hükümete karşı söylemlerini sertleştirdi.

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English