Bizi Takip Edin

Doğu Akdeniz

Güney Kıbrıs, Türkiye ile ilişkileri yumuşatmaya hazırlanıyor

Yayınlanma

Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Kıbrıs’ın AB Konseyi başkanlığını, NATO’ya üyelik konusunda ilerleme kaydetmek karşılığında Türkiye ile gerilimi azaltmak için kullanmak istediğini söyledi.

Hristodulidis, POLITICO’ya verdiği demeçte anahtar noktanın, Türkiye’nin Kıbrıs’ın NATO üyeliğine giden ilk adım olarak görülen Barış için Ortaklık (PfP) programına katılmasını kabul etmesini sağlamak olduğunu söyledi.

Böylece Kıbrıs, AB ile Türkiye arasında daha yakın işbirliği için engelleri kademeli olarak ortadan kaldıracak.

Hristodulidis, cumhurbaşkanlığı sarayında verdiği röportajda, “Türkiye’nin Kıbrıs’ın PfP’ye katılımı konusunda adımlar atması ve paralel olarak AB-Türkiye ilişkilerinde olumlu adımlar atmasıyla, her zaman kararlaştırılan çerçeve içinde Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için görüşmelerin yeniden başlamasıyla birlikte adım adım bir yaklaşım öngörebiliriz,” dedi.

Hristodulidis, bu öneriyi NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ve Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile zaten görüştüğünü söyledi.

Kıbrıslı lider, Ada’nın ittifaka katılımını “doğal bir gelişme” olarak nitelendirdi ama “siyasi koşullar” nedeniyle bunun gerçekleşmediğini belirtti.

NATO üyeleri, bir ülkenin ittifaka katılımını veto edebilir ve Türkiye, Kıbrıs’ın katılımına izin vermeyi reddediyor.

Güney Kıbrıs, Yunanistan ile birlikte, Türkiye’nin AB’nin 150 milyar avroluk Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) programı tarafından finanse edilen ortak alımlara katılma girişimini engelliyor.

Fakat Hristodulidis, Türkiye’nin AB ile güvenlik anlaşması imzalamadığı için SAFE’ye katılımını “kendi kendine” engellediğini savundu ve “SAFE’ye katılım için, AB’ye katılım sürecinde olduğu gibi yerine getirilmesi gereken belirli koşullar var; bu à la carte bir süreç değil,” dedi.

Yunanistan ve Kıbrıs, Türkiye’nin AB’nin hükümetlerarası bir organı olan Avrupa Savunma Ajansına (EDA) katılmasını da reddediyor. Buna misilleme olarak Türkiye, NATO’nun EDA ile gizli bilgileri paylaşmasını engelliyor.

NATO ve AB’deki bazı diplomatlar, AB’nin savunmasını güçlendirmeye ve Ankara ile daha yakın askeri işbirliği kurmaya çalıştığı bir dönemde, Kıbrıs’ın başkanlığının Türkiye ile uzun süredir devam eden gerilimi daha da tırmandıracağından endişe duyuyor.

Kıbrıs, ocak ayında Konsey başkanlığını devraldığında, AB bakanlarının toplantılarının gündemini belirleyecek ve Avrupa Parlamentosu ile AB mevzuatı müzakerelerine öncülük edecek.

Hristodulidis, ülkesinin kurumsal rolünün farkında olduğunu ve 23-24 Nisan’da Kıbrıs’ta yapılacak gayri resmi Konsey toplantısına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı davet etmeye hazır olduğunu söyledi.

Kıbrıs NATO üyesi olmasa da, savunma, güvenlik ve Ukrayna’daki savaşı başkanlık gündeminin en üst sırasına koymayı planlıyor.

Önemli konulardan biri, ABD Başkanı Donald Trump’ın zorladığı Ukrayna barış planına AB’nin vereceği yanıtın formüle edilmesi olacak. Hristodulidis bu çabayı “mükemmel değil, fakat masada bir öneri olması önemli” olarak nitelendirdi.

Hristodulidis şöyle devam etti:

“Trump’ın seçilmesi, AB’ye Amerika’nın hafife alınamayacağı mesajını veriyor, bu nedenle AB olarak, her türlü zorluğun üstesinden gelebilmek için daha fazla çaba göstermeli ve birbirimizle daha fazla işbirliği yapmalıyız. Bu şekilde, Amerikalılar için de daha yararlı olursunuz.”

Hristodulidis, Kıbrıs’ın ittifak üyesi olmasa da, siyasi durum üyeliğe izin verene kadar, silahları ve ulusal muhafızlarının organizasyonunun NATO standartlarına uygun olması için ABD ile işbirliği yaptığını söyledi.

Lefkoşa, özellikle Ukrayna savaşından sonra, Moskova ile olan tarihi bağlarından uzaklaşarak ABD ile ilişkilerini önemli ölçüde güçlendiriyor.

Hristodulidis ve ofisi ayrıca Adanın bölünmüşlüğüne son vermek için harekete geçecek.

En son uzlaşma görüşmeleri 2017’de başarısızlıkla sonuçlanmıştı ama ekim ayında Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman’ın seçilmesiyle umutlar yeniden yeşerdi.

Hristodulidis, “Bir yandan, 2017 yılına kadar elde edilen yakınlaşmaları yeniden teyit etmemiz, diğer yandan da müzakereleri başlatmamız gerekiyor. Gerçek bir siyasi irade varsa, Kıbrıs sorununa bir çözümün mümkün olduğuna inanıyorum,” dedi.

Hristodulidis ayrıca Kıbrıs’ın gelecek yıl Schengen serbest seyahat bölgesine katılmayı hedeflediğini söyledi ve ”Hedef, yıl sonuna kadar teknik olarak hazır olmak ve ardından komitenin 2026’da üye ülkelere bir tavsiye sunması,” dedi.

Bu nedenle adanın güneyi ile kuzeyi arasındaki mevcut “Yeşil Hat” sınır bölgesi boyunca sert bir sınır oluşturulabileceğine dair korkular var.

Fakat Hristodulidis bu endişeleri önemsiz göstererek, “Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızın ateşkes hattı boyunca serbest dolaşımı hiçbir şekilde etkilenmeyecek,” dedi.

Doğu Akdeniz

Kıbrıs’taki İngiliz üsleri üzerindeki tartışma sürüyor

Yayınlanma

Kıbrıs, Donald Trump’ın adadaki İngiliz üslerini savaş zamanı saldırıları için kullanmasını engellemek istiyor ve Nigel Farage’ın başbakan olması ihtimaline karşı Birleşik Krallık’tan güvence talep ediyor.

Mart ayında Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, ABD’nin İran’a yönelik hava saldırıları için Kıbrıs’taki İngiliz askeri üslerini kullanmasına izin vermemişti ama daha sonra İran misillemelerini önlemek gibi “belirli ve sınırlı savunma amaçları” için kullanılmasına izin verdi.

Hem İngiliz hem de Güney Kıbrıslı yetkililer, Farage liderliğinde olası bir Birleşik Krallık hükümetinin farklı bir karar alabileceğine dair endişe olduğunu doğruladı.

Güney Kıbrıslı üst düzey bir diplomatik yetkili, POLITICO’ya, Lefkoşa’nın İran’daki savaş biter bitmez bu konuyu gündeme getirmeyi planladığını söyledi.

Bu haberde yer alan diğer kişiler gibi güvenlik konularını tartışmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, Kıbrıs’ın Starmer’ın üslerle ilgili ilk kararını memnuniyetle karşıladığını söyledi.

Fakat ülke, daha önce İran’a yönelik ABD askeri saldırılarını destekleyen fakat daha sonra çatışmaya daha fazla müdahil olmayı sorgulayan Trump müttefiki Farage’ın liderliğindeki gibi gelecekteki hükümetlerin üsleri tek taraflı olarak askeri harekat için kullanamayacağından emin olmak için somut garantiler istiyor.

Yetkili, böyle bir girişimin pratikte nasıl işleyeceğine dair ayrıntılar vermedi.

İngilizlerin Akrotiri (Ağrotur) ve Dhekelia’da (Dikelya) üsleri bulunuyor.

Üsler yıllardır hassas bir konu olmaya devam ediyor. ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı harekatın ardından 2 Mart’ta İran’a ait bir insansız hava aracının RAF Akrotiri’ye saldırması, Kıbrıslıların endişelerini artırdı.

Lefkoşa, üssün İran çatışmasıyla bağlantılı savunma operasyonlarına dahil olup olmadığı ve yerel sakinlere önceden uyarı yapılmaması da dahil olmak üzere, olayla ilgili Londra’dan gelen yetersiz iletişimi eleştirdi.

Saldırının ardından Cumhurbaşkanı Nikos Hristodudiles, “sömürge” üslerinin geleceği hakkında görüşmeler yapılması çağrısında bulundu.

Güney Kıbrıslı diplomatlar ise olayla ilgili bilgi paylaşımının eksikliğinden dolayı “hayal kırıklığı” duyduklarını ifade ettiler.

Bu olay, İngiltere’nin üsleri nasıl kullanmasına izin verilmesi gerektiği konusunu da yeniden gündeme getirdi. Kıbrıs, diğer AB ülkelerinden destek istedi.

Mart ayında, AB liderlerinin bir araya geldiği Avrupa Konseyi, “Kıbrıs’ın Kıbrıs’taki İngiliz üsleri konusunda Birleşik Krallık ile bir görüşme başlatma niyetini kabul ettiğini ve gerektiğinde yardım sağlamaya hazır olduğunu” belirtti.

Farage, İran’a karşı saldırı amaçlı saldırılar için Kıbrıs ve Chagos takımadaları gibi denizaşırı İngiliz üslerinin kullanılmasını başlangıçta destekledikten sonra Kıbrıs’ın endişeleri daha da arttı.

Fakat birkaç gün sonra, fikrini değiştirmiş gibi göründü. Farage, “Kıbrıs’ı bile savunamıyorsak, başka bir yabancı savaşa bulaşmayalım” diyerek, Reform UK liderliğindeki bir hükümetin iktidara gelmesi halinde ne yapacağına dair yeni sorular ortaya attı.

Reform UK, 1 Haziran’da savunma politikasının bir kısmını açıklayacak. Parti, bir sonraki seçim öncesinde savunma, güvenlik ve istihbarat uzmanlarıyla istişarelerde bulunuyor ama şu anda resmi bir savunma sözcüsü bulunmuyor.

Öte yandan parti, Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’taki üslerin kontrolünü elinde tutması konusunda ısrarcı.

Parti sözcüsü şunları söyledi:

“Reform UK, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinin stratejik öneminin devam etmesini ve bunların nasıl kullanılacağına karar verme konusunda Birleşik Krallık’ın egemenlik hakkını destekliyor. Nigel Farage, Birleşik Krallık’ın gereksiz yabancı savaşlara sürüklenmemesi gerektiği konusunda son derece net bir tavır sergiledi, fakat İşçi Partisi ve Muhafazakâr Parti’nin yıllardır silahlı kuvvetlerimize yaptığı kesintilerin ardından yurtdışında güç gösterisi yapabileceğimizi de iddia etmemeliyiz.”

Üslerin kontrolünün elinde tutulmasına ilişkin Reform’un tutumu, mevcut İşçi Partisi hükümetinin görüşüyle uyumlu.

İngiliz yetkililer, Kıbrıs ile güvenlik işbirliğini görüşmeye hazır olduklarını belirtiyorlar ama üslerin hukuki statüsünün “tartışmaya açık olmadığını” öne sürüyorlar.

İngilizlere göre üslerin statüsü “uluslararası hukukun bazı temel ilkelerine dayanıyor ve eğer bunu irdelemeye başlarsanız, işler çok çabuk karmaşık bir hal alır.”

Fakat yetkili, “Farage başbakan olursa müttefiklerin Birleşik Krallık’ın güvenilirliği konusunda endişelenmeleri anlaşılabilir bir durum,” diye ekledi.

Güney Kıbrıs ile görüşmelere katılan bir Birleşik Krallık hükümet yetkilisi, POLITICO’ya üslerin karmaşık bir antlaşma ağıyla korunduğunu, bu nedenle de egemenliklerinin ve gelecekteki kullanımlarının tartışmaya açık olmadığını söyledi.

Yetkili, “Üslerimizi kısıtlama olmaksızın kullanabilmeliyiz,” dedi.

Londra ayrıca Kıbrıs’taki üslerin güvenliğini de artırıyor.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı sözcüsü, “Ocak ayından bu yana Kıbrıs’a radar sistemleri, insansız hava aracı önleme sistemleri ve hızlı jetler dahil olmak üzere ek savunma kapasiteleri konuşlandırdık. Bunlar, halkımızı ve çıkarlarımızı korumak için HMS Dragon, ek Kraliyet Donanması Wildcat ve Merlin helikopterleri ile Typhoon jetlerinin konuşlandırılmasıyla çatışmanın patlak vermesinden sonra güçlendirildi,” dedi.

Okumaya Devam Et

Doğu Akdeniz

Hristodulidis: Kıbrıs planı yıl sonuna kadar hazır olabilir

Yayınlanma

Güney Kıbrıs lideri Nikos Hristodulidis, Kıbrıs sorunundaki gelişmelerin 2026 yılı sonuna kadar somut bir çözüm planına yol açabileceğini belirterek, Birleşmiş Milletler’in yeni bir girişiminin halihazırda yürürlükte olduğunu açıkladı.

Alpha TV’ye verdiği röportajda Hristodulidis, kapalı kapılar ardında yoğun diplomatik çabaların sürdüğünü belirtti ve önümüzdeki ayların müzakereler açısından belirleyici olabileceğini söyledi.

Kıbrıslı lider, “Genel sekreterin yeni bir girişimde bulunması nedeniyle gelişmeler olduğunu görüyorum. Bu bizi çok somut bir sonuca götürebilir ve kararlar almamız gerekecek,” dedi.

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, sürecin nihayetinde BM Genel Sekreteri António Guterres’in bu yılın sonlarında sona erecek görev süresi bitmeden bir çözüm çerçevesi ortaya çıkarabileceğini belirtti ve “Bir çözüm planına yol açacak gelişmelere yakın olabiliriz,” dedi.

Hristodulidis, son gelişmeyi doğrudan Guterres ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında Ankara’da gerçekleşen son görüşmeyle ilişkilendirerek, bu görüşmelerin yıllardır süren çıkmazın ardından müzakereleri yeniden canlandırma çabalarında bir dönüm noktası oluşturduğunu ima etti.

“Anahtarın Türkiye’de olduğu konusunda kimsenin şüphesi olamaz,” diyen Christodoulides, BM girişiminin Genel Sekreter’in Türkiye Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmelerin ardından başladığını da sözlerine ekledi.

Ankara’nın tutumuna ilişkin doğrudan bir değerlendirmede bulunmaktan kaçınan Hristodulidis, diplomatik temasların kamuoyunun gözünden uzak bir şekilde devam ettiğini belirtti ve şöyle konuştu:

“Erdoğan ile görüşmedim ama Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin bu girişimi temelinde, spot ışıklarından uzak bir şekilde görüşmelerin sürdüğünü teyit edebilirim.”

Hristodulidis, Kıbrıs konusunda bir sonraki genişletilmiş gayri resmi konferansın yaz aylarında yapılması beklendiğini belirtti ve bunu sürecin geleceği açısından potansiyel olarak belirleyici olarak nitelendirdi.

Kıbrıslı lider, “BM Genel Sekreterinin hedefi, görev süresinin bitiminden önce Kıbrıs meselesinde bir ilerleme görmek ve ben bu hedefi tamamen paylaşıyor ve destekliyorum,” diye vurguladı.

İki bölgeli, iki toplumlu bir federasyona bağlı kaldığını vurgulayan Hristodulidis, iki devletli bir düzenleme olasılığını reddetti.

“İki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde olumlu bir sonuç elde etmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” diyen Christodoulides, BM’nin Kıbrıs meselesine ilişkin görev tanımının net olduğunu da ekledi.

Cumhurbaşkanı ayrıca, garantör devletlerin de bu çabaya dahil olduğunu belirtti ve diplomatik süreçte Avrupa’nın rolünün giderek arttığına dikkat çekerek, “Avrupa Birliği’nin önemli bir rolü var ve bu ilgisini de dile getirdi,” dedi.

Hristodulidis ayrıca, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Kıbrıs’a gönderilecek olası bir Avrupa temsilcisi için adayları değerlendirdiğini doğruladı ve yakında bir açıklama yapılmasının beklendiğini belirtti.

Ayrıca, müzakerelerin bir sonraki aşaması öncesinde hazırlıkların yoğunlaşmasıyla birlikte BM temsilcisi Maria Angela Holguin’in haziran ayı başında Kıbrıs’a dönmesinin beklendiğini de sözlerine ekledi.

Okumaya Devam Et

Doğu Akdeniz

“ABD, Türkiye’yi dostça uyarıyor”

Yayınlanma

Yunan Kathimerini gazetesinin iddiasına göre ABD yönetimi son zamanlarda Türkiye’yi komşularıyla gerginlik yaşamaması için “dostane bir şekilde ve parmak sallamadan” uyarmaya başladı.

İddiasını diplomatik kaynaklarına dayandıran gazete şöyle devam etti:

“Bu gelişme ışığında, Yunan diplomatlar, 2 Şubat 2023’ten bu yana ilk kez cuma günü gerçekleştirilen Yunan ve Türk F-16 savaş uçaklarının it dalaşının tek seferlik bir olay mı, yoksa Türkiye’nin mesajı görmezden geldiğinin bir işareti mi olduğunu merak ediyor.”

Kathimerini, Türkiye’nin ABD’den F-35 satın almak istediğini ve bu nedenle Amerikan uyarılarını “görmezden gelemeyeceğini” savundu.

Haberde, Hatta, daha önce aşağılayıcı ve pratikte imkansız olarak gördüğü, satın aldığı Rus S-400 uçaksavar füzelerini iade ederek elinden çıkarmaya bile hazır,” diye yazıyor.

Öte yandan Yunan medyasında, Yunanistan’ın ilk Belharra fırkateyni Kimon’a Yunan bayrağının çekilmesi da “tartışmasız çok önemli bir olay” olarak nitelendiriliyor.

Kathimerini haberinde, “Yaklaşık otuz yıl sonra, ülke, özellikle kritik bir dönemde, en son teknolojiye sahip önemli bir yüzey savaş gemisi ediniyor,” deniyor.

Yunan donanması için niteliksel bir yükseltme anlamına gelen Belharra fırkateynleri, Yunanistan için stratejik öneme sahip görülüyor. Bu sınıf gemiler, çoklu görevler için tasarlanıyor ve düşük gözlemlenebilirlik özelliğine sahip. Henüz gerçek savaş koşullarında test edilmemiş olsalar da, Yunanistan’ın toplamda satın almayı planladığı dört fırkateynin, bölgedeki operasyonel manzarayı kökten değiştireceğine inanılıyor.

Fırkateynlerin gelişmiş denizaltı savaşı yetenekleri sayesinde, Yunan donanması Yunanistan’ın karasuları ötesinde daha rahat operasyon yapabilecek ve Girit ile Kıbrıs arasında kalıcı bir varlık sürdürebilecek.

Haberde, Yunanistan’ın son zamanlarda ABD doğalgazının nakil merkezi olarak ortaya çıkması, limanlarına uluslararası ilgi ve Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoruna (IMEC) potansiyel katılımı gibi faktörler nedeniyle “su yollarının kontrolü”nün kritik olduğuna işaret ediliyor:

“1830’dan bu yana Yunan dış politikasının en tutarlı unsuru, Batı deniz güçleriyle uyum içinde olmasıdır. Bu, Yunanistan’ın nesiller boyu benimsediği ve değişmesi pek olası olmayan stratejik bir tercihtir. Coğrafya her zaman hem kaderimiz hem de fırsatımız olmuştur.”

Fırkateynlerin satın alınmasının, Atina’nın NATO ve AB’nin çok uluslu operasyonlarına ve misyonlarına katılımı mümkün kıldığının altını çizen Kathimerini, “Böylelikle Atina, Batı kampı içindeki müzakere gücünü ve Doğu Akdeniz’deki diğer dost ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirecek,” iddiasında bulunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English