Ortadoğu
Hamas silahsızlanmayı kabul etti: Peki İsrail anlaşmayı neden reddetti?

Aylardır Hamas’ın silahsızlandırılması, Trump destekli Gazze barış planındaki en büyük anlaşmazlık konusu olarak sunuluyordu. Geçen hafta ise Hamas, silahlarını bırakmasını öngören ABD destekli bir çerçeveyi kabul etti. Geçen perşembe Trump, kendi Barış Kurulu tarafından hazırlanan ve 20 maddelik planının bütünüyle uygulanmasını sağlamayı amaçlayan anlaşmayı sosyal medyada “TARİHİ” ve “kalıcı BARIŞ ve GÜVENLİĞE doğru devasa bir adım” sözleriyle övdü. Ertesi gün Trump, İsrail’in anlaşmadan “çok memnun” olduğunu söyledi.
Ancak durumun bundan oldukça farklı olduğu açık.
O tarihten bu yana İsrail, “ciddi güvenlik kaygılarını” gerekçe göstererek silahsızlanma yol haritasına güçlü biçimde karşı çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu salı günü İsrail’in bu çerçeveyi “kabul etmediğini” ve “Hamas tamamen silahsızlandırılana kadar mevcut hatlarından” çekilmeyeceğini söyledi. İsrail ayrıca planın açıklanmasından bu yana Gazze’de bir dizi hava saldırısı düzenleyerek Barış Kurulu’nun tepkisini çekti.
Uzmanlar Foreign Policy’ye, İsrail’in Hamas için silahsızlanma planına yönelik tutumunun en azından ülkenin merakla beklenen ekim seçimleri sonrasına kadar değişmesinin son derece düşük ihtimal olduğunu söyledi. Bu seçimlerde İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı Netanyahu iktidarı kaybedebilir.
Güvenlik düşünce kuruluşu RAND’de İsrail politikaları alanında seçkin kürsü başkanı olan Shira Efron, “Sorun şu ki siyasi açıdan, İsrail’de ve özellikle seçimlerden önce, İsrail hükümetinin [planı] kabul etmesi neredeyse imkânsız” dedi. “Netanyahu ve bu koalisyon İsraillilere mutlak zafer sözü verdi” diyen Efron, İsrail başbakanının seçimler öncesinde Hamas ’a taviz veriyormuş ya da Gazze’de toprak bırakıyormuş gibi görünmek istemediğini de ekledi.
Anlaşma, doğrulama mekanizmasında Katar ve Türkiye’nin potansiyel rolü nedeniyle de İsrail açısından kabul edilmesi güç bulunuyor. Efron, “Bugünkü İsrail zihniyetinde Katar neredeyse düşman bir devlet, Türkiye de aynı şekilde” dedi ve İsrail’de bazı kesimlerin Türkiye’yi “yeni İran” olarak gördüğünü vurguladı.
Ancak Netanyahu ekimde kaybetse bile uzmanlar İsrail’in tutumunda hızlı bir değişiklik beklemiyor. Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un Ortadoğu ve Kuzey Afrika programında yardımcı araştırmacı olan Julie Norman, “Yeni bir hükümetin birdenbire Gazze’de büyük tavizler vermesi çok zor olurdu” dedi.
Tüm tarafların onay vermesinin ardından kesin takvimin belirlenmesi için 14 günlük bir süre öngören silahsızlanma çerçevesi, Gazze’de tüm tarafların askeri operasyonları durdurmasını talep ediyor ve süreci İsrail askerlerinin bölgeden aşamalı olarak çekilmesine bağlıyor.
Ancak İsrail’in yakın zamanda Gazze’den çekilmeye niyeti olmadığına inanmak için birçok neden var.
İsrail’in şu anda kıyı şeridindeki bölgenin yüzde 60’ından fazlasını kontrol ettiği tahmin ediliyor. İsrail güçleri ayrıca son haftalarda İsrail kontrolündeki bölgeyi gösteren askeri sınır hattı olan “sarı hattı” Gazze’nin daha iç kesimlerine doğru kaydırdı. Trump destekli barış anlaşması kapsamında oluşturulan sarı hattın geçici olması öngörülüyor. Ancak Netanyahu mayıs ayında İsrail Savunma Kuvvetleri’ne (IDF) Gazze’deki kontrol alanını yüzde 70’e çıkarması talimatını verdiğini açıkladı. Bu da İsrail’in bölgede uzun süre kalmayı planladığına işaret eden çok sayıda gelişmeden biri.
Netanyahu planı açıkça reddederken Barış Kurulu da Hamas’ın silahsızlanmasıyla eş zamanlı olarak İsrail’in Gazze’den çekilmesi yönündeki ilk talebinden şimdiden geri adım atmış görünüyor. Barış Kurulu pazartesi günü X’te, “IDF’nin Sarı Hat’ın gerisine çekilmesi, Hamas’ın arabuluculara taahhüt ettiği üzere silahların devre dışı bırakılması tamamlandıktan sonra gerçekleşecektir” diye yazdı. Aynı gün Barış Kurulu’nun Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov, Netanyahu ile bir araya geldi. Efron’a göre Barış Kurulu, esasen İsrail’e “mevcut sarı hattan çekilmek zorunda olmadığı” güvencesini verdi.
Silahsızlanma anlaşması, sürecin Trump’ın barış planı kapsamında Gazze’yi yönetmesi öngörülen Filistinli teknokratlardan oluşan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi (NCAG) tarafından denetlenmesini ve silahların Gazze’de depolanmasını öngörüyor.
Efron, İsrail açısından Hamas’ın silahlarının NCAG denetimi altında Gazze’de tutulmasının önerilmesinin “şaka” olarak görüldüğünü söyledi. Hamas’ın yeniden silahlandığı ve yapılanmasını yeniden kurduğu yönündeki iddialar kapsamında, İsrail’in kendisini silahsızlanma sürecinin denetiminden dışlayan bir mekanizmayı kabul etmesinin zor olduğunu belirtti. İsrail, NCAG’nin Gazze’ye girişini engelledi ve komitenin 15 üyesi hâlâ Kahire’de bulunuyor. Bu durum önemli bir engel teşkil ediyor.
Çerçeve ayrıca sürecin uluslararası bir istikrar gücünün (ISF) konuşlandırılmasının ardından başlayacağını belirtiyor. Temmuz sonunda İsrail’in Gazze’ye bir tür çok uluslu gücün girmesine ön onay verdiği bildirildi ancak ISF henüz mevcut değil. İsrail’in yeni silahsızlanma çerçevesini reddetmesiyle birlikte Trump’ın daha geniş kapsamlı barış planının bu kilit unsurlarının da belirsizliğini koruması bekleniyor.
Norman, nihayetinde planın ayrıntılarının “muğlak” kaldığını ve bunun “Trump’ın birçok diplomatik girişiminde” görülen tanıdık bir örüntüyü izlediğini söyledi.
Norman, “Önce bu ilk açıklamayı görüyorsunuz, maddeler halinde tek sayfalık bir metin ortaya çıkıyor ve ardından geri kalan her şeyin daha sonra çözüleceği fikri geliyor” dedi. “Bu yöntem Gazze’nin diğer aşamalarında, İran’da veya gördüğümüz başka çatışmalarda işe yaramadı ve şimdi de işliyor gibi görünmüyor” diye ekledi.
George Washington Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Nathan J. Brown, Trump’ın çerçeve anlaşmasını coşkuyla duyurmasının, ilerleme sağlamaya çalışırken kullandığı “sert bir pazarlık taktiği” olduğunu söyledi. Brown’a göre bu gelişme “gürültü” yaratıyor ama “ilerleme” anlamına gelmiyor.
Ortadoğu
İsrail, Trump’ın “Gazze barış planını” reddetti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas “gerçek anlamda silahsızlandırılana” kadar İsrail’in Gazze’den çekilmeyeceğini belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın “Barış Kurulu” tarafından hazırlanan 15 maddelik planı reddeden Netanyahu, başbakan olduğu sürece Gazze’de veya Batı Şeria’da “bir Filistin devleti kurulmayacağını” da sözlerine ekledi.
Temmuz sonunda Beyaz Saray tarafından açıklanan barış planı, Hamas’ın silahsızlanmasını ve Gazze’deki yönetimden çekilmesini, İsrail’in ise bölgedeki askeri güçlerini geri çekmesini öngörüyordu.
Hamas, silahsızlanma sürecine başlayacağını açıklamıştı ama son günlerde bir İsrailli yetkili, ülkenin hâlâ “ciddi güvenlik endişeleri” olduğunu belirtti.
Bu reddediş, Trump yönetiminin eylül ayından bu yana arabuluculuk yaptığı barış müzakerelerine bir darbe niteliğinde.
ABD başkanı, İsrail tarafından reddedilen bu planı, “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine yönelik kritik bir adım” ve İsrail’e “hak ettiği güvenliği” sağlayacak bir adım olarak nitelendirmişti.
İsrail’in, ekim ayında yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde önemli ölçüde asker çekmesi veya başka tavizler vermesi olası görünmüyor.
Netanyahu, zorlu bir yeniden seçilme mücadelesi ile karşı karşıya: Aşırı sağcı koalisyon ortakları, Hamas üzerindeki baskıyı sürdürmesini ve Gazze’de asker bulundurmasını ısrarla talep ediyor.
Muhalifler ayrıca, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunu önleyemediği için Netanyahu’yu suçluyor.
Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, bundan sonra nasıl ilerleneceği konusunda ABD’li yetkililerle görüşmelerde bulunduğunu belirtti.
Başbakan, “Onların bazıları bizim için kabul edilebilir, bazıları ise kabul edilemez olan fikirleri var ve biz bu tür durumlara nasıl karşı koyacağımızı biliyoruz,” dedi.
Ortadoğu
Adnoc, Hürmüz’ü bypass için LNG ihracat tesisi kurmayı planlıyor
Birleşik Arap Emirlikleri’nin en büyük petrol üreticisinin bir birimi olan Adnoc Gas, ülkenin doğu kıyısındaki seçenekleri değerlendiriyor.
Şirketin Finans Direktörü Peter van Driel, Bloomberg’e verdiği röportajda, bu planlarla ilgili henüz nihai bir karar almadığını da ekledi.
Hürmüz Boğazı’nın dışında kurulacak bir LNG tesisi, BAE’nin yeni boru hatları inşa etme ve limanlarını genişletme planlarına katkıda bulunacak. Ülke, boğaza olan bağımlılığını sıfıra indirmeyi hedefliyor.
Bölgedeki savaş, Körfez ülkelerinin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını ortaya çıkardı ve bu durum, enerji ihracatlarının akışını ve ekonomilerinin işleyişini sürdürmek amacıyla bu su yolunu baypas eden alternatifler bulmaya zorladı.
Adnoc, petrolünü Basra Körfezi’nden çıkarmak konusunda da en aktif şirket; hatta bazen tespit edilmemek için gemilerini ışıklar kapalı olarak sevk ediyor.
Şirketin gemileri, Hürmüz Boğazı’ndan geçerken defalarca saldırıya uğradı.
Geçen hafta üç tanker füze ve insansız hava araçları tarafından saldırıya uğramış ve İran savaşının başlamasından bu yana saldırıların sayısı 15’e yükselmişti.
Bölgedeki ülkeler, bu hayati su yolunu devre dışı bırakacak altyapı planlarını son aşamaya getiriyor.
Ham petrolünü Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz kıyısındaki limanlara yönlendiren Suudi Arabistan, ihracat kapasitesini artırmayı değerlendiriyor.
Irak ise petrolünü Suriye ve Türkiye’ye taşımak için eski bağlantıların yenilenmesi ve yeni bağlantıların inşa edilmesi yönünde planlar üzerinde çalışıyor.
Bu plan kesinleşirse, BAE’nin LNG planı, bölgenin bu aşırı soğutulmuş yakıtın önde gelen ihracatçılarından birinin, tedarikini Hürmüz Boğazı’ndan başka bir yöne yöneltmeye yönelik ilk girişimi olacak.
Katar gibi diğer ülkeler ise tedarikleri açısından büyük ölçüde bu güzergâha bağımlı durumda.
Tesisin inşası milyarlarca dolara mal olacak. BAE’nin doğu kıyısında kurulacak bir tesis için, ülkenin projeyi batı kıyısındaki doğalgaz sahalarına bağlayan bir boru hattına sahip olması da muhtemelen gerekecek.
Adnoc Gas, halihazırda Basra Körfezi’ndeki Ruveys’te bir LNG ihracat terminali inşa ediyor. Bu terminal, şirketin ihracat kapasitesini iki katından fazla artırarak yıllık yaklaşık 15 milyon tona çıkaracak.
Ayrıca şirket, pazartesi günü yaptığı açıklamada, gaz üretimini artırmak için 8,2 milyar dolarlık yatırımlara devam ettiğini belirtti.
CFO van Driel, hem yurt içinde hem de Asya’da talebin hızla arttığını gözlemledikleri için, artan üretim hacimlerini karşılamak üzere yeni gaz işleme tesisleri inşa edeceklerini söyledi.
Adnoc Gas, yakıt talebinde beklenen küresel artışa yanıt verirken, 2030 yılına kadar faiz, vergi, amortisman ve itfa payları öncesi kârında %60’lık bir artış bekliyor.
Bu hedef, yani önceki %40’lık büyüme hedefinin üzerinde bir artış, Adnoc Gas’ın yeni yatırım planlarını yansıtıyor.
Şirket, savaş sırasında hasar gören ve ülkenin en büyüğü olan Habşan gaz işleme tesisindeki faaliyetlerin yaklaşık %85’ini yeniden faaliyete geçirdi.
Ortadoğu
Yurt dışındaki 70.000 İsraillinin seçimler için ülkelerine dönmesi planı tartışma yarattı

27 Ekim’deki seçimlerde oy kullanmak üzere geri dönmeyi planlayan yurtdışında yaşayan İsrailliler konusunda yaşanan tartışma, hafta sonu kamuoyuna yansıdı.
Tartışma, Makor Rishon gazetesi genel yayın yönetmeni Kalman Libeskind’in cuma günü yayımlanan köşe yazısıyla başladı.
Libeskind, yurtdışına kalıcı olarak yerleşmiş İsraillilerin, ülkenin bir sonraki hükümetinin belirlenmesine katkıda bulunmak için geri dönmeden önce iki kez düşünmeleri gerektiğini savundu.
Libeskind’in yazısı, AID Koalisyonu’nun bir girişimi olan Fly&Vote’un, yurtdışındaki yaklaşık 31.000 İsraillinin projeye kaydolduğunu açıklaması üzerine yayınlandı.
Grup, seçim günü için nihayetinde 70.000 kadar seçmeni İsrail’e getirmeye yardımcı olmayı umuyor.
İsraillilerin çoğu yurt dışından oy kullanamaz. Birkaç istisna dışında, oy kullanabilmek için fiziksel olarak İsrail’de bulunmaları gerekir.
Fly&Vote, yurt dışındaki İsraillilerin oy kullanma haklarını kontrol etmelerine ve seyahatlerini ayarlamalarına yardımcı olduğunu belirtiyor. Katılımcılara hangi partiyi desteklediklerini sormadığını da ekliyor.
Kan Radio’da günlük bir radyo programı da sunan Libeskind, “Seçimlerde oy kullanmak için İsrail’e gelmeyi planlayan Yordim’ler, yüzsüz insanlardır,” başlığı altında bir yazı kaleme aldı.
Kelime anlamı “aşağı inenler” olan “yordim”, genellikle ülkeyi terk edip yurtdışına yerleşen İsrailliler için kullanılır.
Libeskind, bu tür seçmenleri geri getirme çabasını “ahlaksız bir proje” olarak nitelendirdi ve
“Burada yaşamayan kimse, burada nasıl yaşayacağımıza karar vermemelidir,” diye yazdı.
Libeskind’e göre başka bir yerde kalıcı bir hayat kurmuş olan insanlar, “güvenlik, ekonomi ve askerlik hizmetiyle ilgili kararlar da dahil olmak üzere, seçilmesine katkıda bulundukları hükümetin günlük sonuçlarıyla yaşamayacaklar.”
Libeskind, iş, eğitim veya benzeri nedenlerle geçici olarak yurtdışında bulunan İsraillileri bu tanımın dışında tuttu.
Ayrıca, eleştirisinin yasadan ziyade ilkeyle ilgili olduğunu ve geri dönen seçmenlerin Sağ’ı mı yoksa Sol’u mu destekleyecekleri fark etmeksizin geçerli olacağını belirtti.
Lbeskind’in yazısına tepkiler gecikmedi. Yeş Atid milletvekili Vladimir Beliak, Libeskind’i çifte standart uygulamakla suçladı ve yurtdışında yaşayan Haredi İsraillilerin oy kullanmak üzere İsrail’e dönmeye teşvik edildiği önceki seçimlere işaret etti.
“Birdenbire ne değişti?” diye soran Beliak, yurtdışındaki seçmenlerin Haredi veya sağcı partileri destekleyeceği düşünülürken çok daha az tepki gösterildiğini savundu.
Beliak ayrıca, önceki seçimlerde on binlerce Haredi’nin ABD’den geri döndüğünü iddia etti. Bu rakam bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı.
Demokratlar Partisi Milletvekili Naama Lazimi ise başka bir gruba odaklandı: 7 Ekim’den sonra yedek askerlik görevini yerine getirmek üzere yurt dışından dönen İsrailliler.
Lazimi, “Onun için, bu insanların ülke uğruna ölmesi sorun değil, ama burada oy kullanmaları kesinlikle kabul edilemez,” diye yazdı.
Yurtdışında yaşayan pek çok İsrailli hâlâ IDF’de görev yapıyor, İsrail’de yakın akrabaları var, burada vergi ödüyor, burada ev sahibi ya da İsrail yaşamına derinlemesine dahil olmaya devam ediyor.
Demokratlar’dan Gilad Kariv de Libeskind’i eleştirdi; onu ikiyüzlülükle suçladı ve tek bir yorumcunun kimin oy kullanma ahlaki hakkını kazandığını belirlemesi gerektiği fikrini reddetti.
“Brothers and Sisters in Arms”ın kurucularından Eyal Naveh, 7 Ekim’den sonraki haftalarda yurtdışındaki İsraillilerin para toplama, ekipman gönderme ve hizmet etmek için geri dönme gibi faaliyetlerde oynadıkları role dikkat çekti.
Tartışma, Kan kanalı içinde de kişisel bir hal aldı. Kan’ın Avrupa muhabiri Dov Gil-Har, Kan’ın kendisini yurtdışına gönderdiğini ve kızının İsrail Savunma Kuvvetleri’nde (IDF) görev yaptığını belirterek Libeskind’e kamuoyu önünde meydan okudu.
Gil-Har, İsrail’e dönüp oy kullanmak zorunda hissettiğini yazdı ve Libeskind’e, kendi durumundaki birinin bunu yapması gerektiğini düşünüp düşünmediğini sordu.
Libeskind ise Gil-Har’ın, köşe yazısında dışladığı İsrailliler tam da bu türden biri olduğunu söyledi.
“Sevgili Dovi, önce köşe yazısını okuman ve ancak ondan sonra yanıt vermen tavsiye edilir,” diye yazan Libeskind, kalıcı olarak yurtdışına yerleşmiş İsraillilerden bahsettiğini yineledi.
Gazeteci Yair Kraus daha sonra Libeskind’i savunarak, eleştirenlerin bu ayrımı göz ardı ettiklerini söyledi.
Bu tartışma, kısmen rakamların önemsenecek kadar büyük olması nedeniyle hızla yayıldı.
Fly&Vote, 2023 yılında hükümetin yargı reformuna karşı düzenlenen protestolar sırasında kurulan ağlardan doğdu.
AID Koalisyonu, projenin tarafsız olduğunu ve katılımcıların nasıl oy kullanmayı planladıklarına dair bilgi toplamadığını belirtiyor.
Seçim gününde 70.000 İsrailliyi ülkeye geri getirme hedefi, katılım oranındaki nispeten küçük değişikliklerin Knesset koltuklarının nihai dağılımını etkileyebileceği bir yarışta dikkatleri üzerine çekmişti.
Jerusalem Post’a göre bu nedenle Libeskind’in cuma günkü köşe yazısı kısa sürede daha büyük bir meseleye dönüştü.
Onun destekçileri için mesele basit: İsrail’den kalıcı olarak ayrılanların, sonuçlarını esas olarak hâlâ burada yaşayanların üstleneceği kararlar üzerinde daha az söz hakkı olması gerekir.
Eleştirenler ise vatandaşlığın Ben-Gurion Havalimanı’nda ortadan kalkmadığını, askerlik hizmetinin, aile bağlarının ya da ülkeye karşı sorumluluk duygusunun da ortadan kalkmadığını söylüyor.
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını2 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş1 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Dünya Basını2 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan










