Asya
Hindistan 2025 panoraması ve 2026 öngörüleri

2025 yılı Hindistan için en zor dış politika yılı oldu. Vazgeçilebilir olabileceğini ya da vazgeçilmez olmadığını öğrendi.
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeceğim: “Günün sonunda Başbakan Narendra Modi, Hindistan’ın küresel sahnedeki ağırlığını yanlış yorumladı; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ve aynı zamanda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ona bunu hatırlattı.”
Artık 2023’ten itibaren her yıl sonunda Harici’nin neredeyse bir geleneği haline gelen yıl sonu değerlendirmesi ile gelecek yıl öngörülerini içeren ülke panoraması konulu yazı çalışmaları kapsamında çok değil, 2 yıl öncesinde, “2023, Hindistan için dünya politikasında bir parlama yılıydı” demiştim. Öyleydi de. Hem G20 hem de ŞİÖ dönem başkanlığını yaptığı ve “Küresel Güney’in Sesi olarak” G20’yi G21’e dönüştürdüğü bir yıldı. Ay’ın güney kutbuna ulaşan ilk ülke, en hızlı büyüyen büyük ekonomi, gezegendeki en kalabalık ülke ve savunma üretimleri ile savunma ihracatını tüm zamanların en yüksek düzeyine çıkaran bir aktör ve aynı zamanda büyük büyük açılışlar yapan bir ülke olduğu bir yıldı, merak edenler yazıya dönüp okuyabilirler. Ve aynı zamanda karşı karşıya kaldığı zorlukları bir şekilde idare ettiği bir yıldı ki yanında bir biçimde “ABD desteğini” hissediyordu.
Yine merak edenlerin yazıya dönüp okuyabileceği üzere Hindistan diplomasisinde 2024’ün en önemli gelişmelerinden biri Modi’nin iki Rusya ziyareti ile bir Ukrayna ziyaretiydi. Rusya’ya ziyaretleri, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan bu yana bir ilk ve Ukrayna ziyareti, Ukrayna’nın 1991’deki bağımsızlığından bu yana bir ilk. Tıpkı Modi’nin geçen yıl böylesine hassas ve zorlu bir atmosferde hem Rusya’da hem de Ukrayna’da bulunup, dünya politikasındaki dengeli duruşunu ve kendi manevra iradesini ortaya koymuş olduğu gibi 2025 ve gelecek 2026 için de aynı incelikli dengeyi gözetmeye devam edeceğini görüyoruz. 2025’i sonlandırmak üzere iken aralık ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ağırlayan Modi, 2026’ya merhaba demek üzere iken de ocak ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskyy’i ağırlama hazırlığında.
Putin’in 2025 Hindistan ziyaretine ve Modi’nin Putin ile görüşmesine döneceğiz, ancak 2025 Hindistan için zor bir yıldı demiştik, “vazgeçilmez olmadığını öğrendiği” bir yıldı demiştik, önce buraya bir dönelim.
“Savaş Bollywood Filmlerine Benzemez” Ancak PAKİSTAN ile Çatışma Her Daim KAPIDA
2025’e merhaba dedikten hemen 3-4 ay sonrasında, nisan-mayıs aylarında Hindistan’ın zorlu dış politika yılı Pakistan ile başladı. Hindistan önce nisan ayında kontrolündeki Keşmir topraklarında yaşadığı Pahalgam terör saldırısı ile sarsıldı. Sarsıldı çünkü saldırı hem sivillere, turistlere yönelikti hem 20’den fazla can aldı ki hem de bu terör saldırısı hem Hindistan’ın kırmızı çizgisi Keşmir konusunu yeniden alevlendirdi hem de aslında Amerika Birleşik Devletleri ile yaşayacağı “sarsıcı” sallantının da bir anlamda fitilini ateşledi.
70 yıldır Hindistan Birliği’ndeki özel-özerk devlet statüsünün iptal edilip doğrudan Birlik hükümeti tarafından yönetilen bir Birlik toprağı statüsü verilerek ve aynı zamanda Pakistan’ın diplomatik erişiminin ötesine taşıyıp üzerindeki kontrolünün normalleştirilmesi zemininde tamamen kendi iç meselesi haline getirilerek artık tamamen Hindistan anakarasına bağlandığı Hindistan’ın bir parçası olduğu ve 2014’ten bu yana yapılmayan Meclis seçimlerinin de tam 10 yıl sonra 2024’te yapıldığı kontrolündeki Keşmir’de “sükunet ve refah anlatısı” tam rayına oturmuş diye düşünülmeye başlanmışken gerçekleşen bu terör saldırısı bu anlatıya büyük darbe indirdi. Hindistan bu konuda yıllarca epey mesai harcadı. Nisandan itibaren yine epey bir mesai harcadı. Terör saldırısının sorumluluğunu Pakistan’a yıktı ve bir süre karşılıklı diplomatik mücadelenin ardından dört günlük şiddetli bir çatışma yaşadı. Hindistan ve Pakistan arasında mayısta yaşanan dört günlük bu çatışma, iki ülke arasındaki uzun zamandır görülen en kötü düşmanlık dönemiydi. Hindistan’ın buradaki Pakistan’a başlattığı “Sindoor Operasyonu” çatışma sahasında şimdilik dört günlük bir süreç olarak somut bir şekilde yaşanmış olsa da bu aslında “Soğuk Başlangıç” ismini verdiği ve çok da dillendirilmediği, daha doğrusu dolaylı ve örtülü olarak ve farklı kapsamlarda dile getirilmeye çalışıldığı “henüz hala deneme aşamasındaki Yenilenen Askeri Doktrininin”, başka anlatımla “Pakistan’a özel olarak kurgulanan bir askeri saldırı VEYA ASKERİ MİSİLLEME stratejisinin” sahadaki bir uygulamasıydı veya “2016 Uri ve 2019 Pulwama” ile beraber son üç demosunun en geliştirilmiş versiyonuydu ya da “gerçek anlamda sahadaki ilk pratiğiydi”. Bu açıdan, 2025 Hindistan için zor bir yıl olsa da somut bir kazanım yılı da oldu. Ki deneyim kazanmış ve eksikliklerini görmüş olması da bir kazanımdır.
“Hindistan Vazgeçilmez Olmadığını Öğrendi” Ancak AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ile Köprüler Elbette ATIL(A)MAZ
Eksiklik demişken, Hindistan’ın aynı zamanda ağustos ayından itibaren “büyük ve kendisi için tehlikeli bir Yanlış Algıdan Uyanmış olması” da bir kazanımdır. Ki Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı çatışma aynı zamanda bir biçimde Trump’ın gazabını da Hindistan’a yöneltti. Bir anda alevlenen dört günlük şiddetli çatışmanın bir anda sönmesi üzerinden kendine kredi bekleyen Trump, felaketi doğurması an meselesi olan çatışmayı ben durdurdum, iki ülkenin ateşkesini ben sağladım, diye defalarca, elliden fazla kez, belirtirken ve Pakistan, Trump’ın bunun için Nobel ödülü alması gerek, diye Trump’a aradığı krediyi verirken, Hindistan her seferinde inatla ve kesin bir biçimde Trump’ın hiçbir rolünün olmadığı söylemini sürdürdü. Hindistan’ın Trump’a kredi vermeyen bu duruşu, Amerika Birleşik Devletleri’nin istediği şekilde Hindistan’ın Rus petrol alımlarını da durdurmaması ile harmanlanarak, zaten kritik ve krize meyilli ticaret görüşmelerinde olan Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan ilişkisini türbülansa sürükleyen fitili de ateşlemiş oldu bir anlamda. Krize meyilli dedim çünkü Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan’ın can alıcı noktası olan “Tarım ve Süt Ürünleri” alanlarının kendi pazarlarına açılmasını isterken zaten henüz tam anlamıyla hala “sanayileşememiş” olan ve “Make in India yani Hindistan’da Üret” programı gerçekte elinde patlayıp “küresel üretim fabrikası olmak hayali” de şimdilik suya düşmüş olan Hindistan, bu alanları başka pazarlara açmak bir anlamda kendi ölüm fermanını imzalamak gibi bir şey olacağından, canla başla inatla ayak diriyor.
Ticaret konusu, Rusya ile yakın ilişki, Pakistan ile çatışma, “hem kesin üstünlük sağlayamaması” ve hem de sonlanmasında ısrarla Trump’a kredi vermemesi, … Ha bir de -ve belki de en önemlisi- “Hindistan’ın Çin’i dengeleme konusunda ağırdan almasından dolayı hayal kırıklığına uğramış bir Amerika Birleşik Devletleri var” ama bu konuya da geleceğim ve bence bu konu çok önemli …
Tüm bunların bedeli ağır oldu. Yüzde 50 gümrük vergisi cabası ancak aslında daha da ağırı, “Amerika Birleşik Devletleri tarafından görmezden gelinirliği”. Artık Obama döneminden bu yana hissedilir biçimde belirginleşen bir “övgü dolu Hindistan söylemi” yer almıyor Amerika Birleşik Devletleri’nin veya Trump’ın retoriğinde. Bunu en hissedilir biçimde Trump yönetiminin yeni yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi raporu da kanıtlıyor. Bu belgede özetle “Hindistan artık ABD önceliklerinin en başında yer almıyor, göz ardı ediliyor ve artık liderlik rolü küçümseniyor yani enteresan biçimde Hindistan umursanmıyor; kısacası, daha “işlemsel” bir yaklaşım söz konusu.”
Hindistan için Önemini Koruyor Ancak RUSYA Eski Rusya Değil Ama Yine de Olsun, ÖNEMLİ
Ukrayna’daki askeri harekatı nedeni ile Rusya’ya yönelik artan küresel incelemelerin ortasında Putin’i ağırlayan Hindistan, ikili askeri ilişkilerin devam etmesi ile bağlantılı olası cezalar ve ikincil yaptırımların farkında. Dolayısıyla Putin’in 4-5 Aralık ziyaretinde, bir zamanlar oldukça dikkat çekici olan savunma ilişkisi, büyük kamuoyu sinyallerinden uzaklaştı. Sembolizm veya görüntü zengin, öz veya içerik fakir gösterildi. Daha önce yıllık olarak gerçekleştirilen bu ziyaretin dört yıllık bir aradan sonra yapılması, kamuoyuna açıklanan herhangi bir savunma sonucu üretmediğinden, yeni askeri anlaşmalar veya ortak girişimler bağlamında yaygın olarak beklenen sonuçların altında kaldığı gözlemleniyor. Ancak bununla beraber, bu ziyaret, ikili ilişkilerin sürekliliğini vurgulamayı ve Rusya’nın diplomatik önemini göstermeyi amaçlamış olamaz mıydı? İkili savunma alanında önemli ilerlemeler kapalı kapılar ardında sessizce kaydediliyor olamaz mıydı?
Aslında Putin’in 4 Aralık’ta Delhi’ye varmasından yalnızca iki gün önce pek dikkat çekmeyen ancak stratejik açıdan önemli bir adım atılmıştı. Ancak bu, büyük olasılıkla Batı yaptırımlarını -eğer uygulanırsa- önceden atlatmak ve Hindistan-Rusya savunma işbirliğinin sürekliliğini korumak için hesaplanmış olabileceğinden, kasıtlı olarak düşük profilli ve kamuoyuna rutin bir “ön işlem” olarak sunulmuştu. Evet, Rus parlamentosu, her iki orduya da üslere ve destek tesislerine karşılıklı erişim sağlayan ama kamuoyunda pek bilinmeyen RELOS (Karşılıklı Lojistik Destek Değişimi) anlaşmasını onaylamıştı. Bu anlaşmanın hesaplı zamanlaması, Hindistan’ın askeri envanterinin neredeyse yüzde 60-70’ini oluşturan Rus(Sovyet) menşeli sistemler genelinde operasyonel hazırlığını güvence altına alma ve daha önce geçici düzenlemelere dayanan mekanizmaları kurumsallaştırma yönündeki bilinçli bir niyeti işaret ediyor. Resmi kaynaklara göre RELOS bu şekilde gemi ve uçak erişimi ile sınırlı geleneksel bir lojistik anlaşmasının çok ötesine geçiyor ve yedek parça, bakım, onarım, teknik destek ve ilgili tedarik hatlarını güvence altına alarak Hindistan’ın avantajına olacak şekilde konumlanıyor. Ukrayna nedeni ile Rusya’ya uygulanan geniş kapsamlı ABD ve AB yaptırımları, Hindistan’ın ekipman tedarik etme, bekleyen teslimatları alma ve hizmetteki Rus teçhizatı için kritik yedek parçalara ve teknik desteğe erişme yeteneğini sekteye uğratmış ve yaptırımları aşmak için tasarlanan ancak düzensiz işleyen rupi-ruble ödeme mekanizması da giderek daha güvenilmez hale gelerek daha yapılandırılmış bir çerçeveye duyulan ihtiyacı vurgulamış ve de Hindistan’ın stratejik özerkliğini ve özellikle de kendi seçtiği ortaklarla askeri ticaret yapma özgürlüğünü koruma konusundaki ısrarından kaynaklanan Hindistan-ABD ilişkilerindeki son çalkantılar, Hindistan’ın Rusya tarafından tedarik edilen geniş cephaneliğinin hazır durumda kalmasını sağlamak için kurumsallaşmış lojistik düzenlemeler geliştirme ihtiyacını daha da acil hale getirmişti. Bu bağlamda, RELOS’un Rus parlamentosu tarafından onaylanmasının zamanlaması yalnızca ek bir önem kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda Hindistan ve Rusya arasında 60 yılı aşkın süredir devam eden savunma işbirliğinden sonra böyle bir lojistik anlaşmasının neden ancak şimdi imzalandığı sorusuna da açıklık getiriyor. Ayrıca RELOS gelişmesini tamamlayıcı nitelikte Modi-Putin zirvesinden yalnızca bir gün önce de iki ülkenin savunma bakanları arasında gizli görüşmeler gerçekleşti Kİ Toplantının, Hindistan’ın ek S-400’ler ve potansiyel Sukhoi Su-57 Felon beşinci nesil savaş uçakları edinmesinden yedek parça ve ekipman yükseltmeleri için yerli bir ekosistem geliştirmeye kadar geniş bir gündemi kapsadığı düşünülüyor.
Kısacası Hindistan, —Beklenildiği gibi— Rusya’yı bırakmıyor; aslında bağı derinleştiriyor, ancak bunu “kurallara dayalı” ve “açıkça yaptırımları delmeyen” bir şekilde yapmaya çalışıyor. Rusya ile geleneksel bağlarını sürdürme ve ABD ile diğer Batılı yaptırım uygulayan güçler ile stratejik ilişkilerini yönetme arasında dikkatli bir denge kurma ve bu arada da dolayısıyla -test edilmiş ve güvenilir- kadim Rusya ilişkisini bir kaldıraç olarak kullanmaya devam ederken, kendi manevra alanını veya kabiliyetini veya “stratejik özerkliğini” koruma ve ABD-Batı’ya ama özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne “aşırı” bel bağlamaktan kaçınma zorlu stratejisine devam ediyor. ANCAK Hindistan-Rusya ilişkisi artık Sovyet döneminin eski kör dostluğu değil; Hindistan’ın Batı ile bağlarını koparmadan daha zayıf ve Çin’e bağımlı bir Rusya’dan maksimum fayda sağlaması gereken zorlu ve riskli bir ilişki. Hindistan-Rusya ilişkisinin güçlü kalması için, Rusya Hindistan’a Çin konusunda güvence vermesi yani rahatlatması yani Hindistan’ın Çin konusunda kuşku ve kaygılarını gidermesi gerek. Elbette Hindistan da Rusya’ya ABD ve Batı bağları konusunda bazı güvenceler sunması gerek. Ancak Hindistan’ın -Ukrayna savaşındaki duruşunda da kanıtladığı üzere- ABD ve Batı ile bağları Rusya’yı “en azından fazla” etkilemiyor, ancak Rusya’nın Çin ile büyüyen stratejik ortaklığının Hindistan için doğrudan sonuçları olur.
İllüzyon(umsu) Bir Yakınlaşma Çabası Ancak ÇİN ile Bu olmak ZORUNDA
O zaman gelelim, 2025 Hindistan-Çin ilişkisi ne durumda?
2020’deki Galwan sınır çatışmasının ardından Çin ve Hindistan, ikili ilişkileri istikrara kavuşturmak için adımlar attı. Kİ Bu Çatışma, 1962 savaşından bu yana iki ülke arasında yaşanan en kötü çatışmaydı. Önce Ekim 2024’te çatışmanın yaşandığı bölgede sınır devriyelerinin yeniden başlatılmasını öngören bir anlaşma imzaladı. Anlaşma esasında bir dizi uzlaşmacı adımı harekete geçiren bir güven artırıcı önlemdi.
2025’in ağustos ayında Modi, bölgesel bir zirveye katılmak ve Xi ile görüşmek üzere 7 yıl sonra ilk kez Çin’e gitti Kİ daha önceki sınır anlaşması, Modi’ye bu ziyareti gerçekleştirmek için diplomatik ve siyasi alanı sağlamış olmalı. Ancak kısmen Trump yönetiminin yine ağustos ayında Hindistan’a uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergileri ile tetiklenen Hindistan-ABD arasındaki artan gerilimler, Modi’ye bu geziyi yapma konusunda daha da güçlü bir teşvik sağladı. Son dönemdeki ABD politikaları da Hindistan’a Çin ile zaten güçlü olan ticari ortaklığını genişletme arayışında güçlü bir motivasyon sağladı. Ve ekim ayında da 5 yıllık bir aradan sonra Hindistan ve Çin arasındaki direkt uçuşlar yeniden başladı.
ANCAK Hindistan’ın Çin’e karşı temkinli davranmasını, Çin ile uzlaşma olarak algılamayın. İki ülke ilişkisi ne yazık ki kalıcı gerilim kaynakları ve yapısal anlaşmazlıklar yönünden “zengin”. Ve dolayısıyla Hindistan ve Çin arasında bir sonraki gerginlik her daim kapıda hazır bekliyor. Bir yıldan fazla süredir nispeten samimi ilişkiler sürdürülmesine karşın iki ülkenin doğal rakipler olduğunu ve tam ölçekli bir uzlaşmaya ne yetenekli olduklarını ne de bunu arzu ettiklerini unutmayın. Kasım ayında Hindistan, Kanada ve Avustralya ile birlikte üçlü bir teknoloji ve inovasyon anlaşması imzaladı ki bu anlaşma, Çin’in teknoloji tedarik zincirleri ve inovasyon üzerindeki derin küresel etkisine karşı koymayı amaçlıyor. Ve Hindistan —Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimler ilerlemeyi sekteye uğratmış olsa dahi— Çin’e karşı koymayı amaçlayan Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avustralya’dan oluşan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu Quad ortaklığına desteği hala güçlü. Hindistan ayrıca, Güney Çin Denizi’ndeki Çin saldırganlığına karşı koymak için Endonezya, Filipinler ve Vietnam’a süpersonik füzeler tedarik etme anlaşmalarını görüşmeye devam ediyor. Ki Filipinler ilk sevkiyatları zaten aldı ve Endonezya ve Vietnam ile anlaşmaların yakında sonuçlandırılması bekleniyor. Ve de 4-5 Aralık tarihlerinde Putin’i ağırlayan Hindistan’ın Ukrayna Savaşı’na karşı çıkmasının en büyük nedenlerinden biri ise “savaşın Rusya’yı Çin’e daha da yaklaştırmış olmasıdır.”
Çin’in 21 Kasım’da ihtilaflı bir bölgede doğmuş bir Hint vatandaşını gözaltına alması ve ardından gelen diplomatik gerilimler, iki ülkenin hala rakip olduğunu hatırlatıyor. Japonya’ya transit geçiş yaparken Şanghay Pudong havaalanında 18 saat gözaltında tutulan İngiltere’de yaşayan Hint vatandaşının gözaltı nedeni, pasaportunda doğum yeri olarak Arunachal Pradesh yazması Çinli göçmenlik yetkilisi ona pasaportunun geçersiz olduğunu ve Hint değil Çinli olduğunu söyledi. Çin, “Güney Tibet” olarak adlandırdığı Arunachal Pradesh’i kendi toprağı olarak görüyor. 1962’de savaşa yol açan Çin saldırısından bu yana Arunachal Pradesh, Çin ve Hindistan arasında sürekli bir ikili gerilim kaynağı. Arunachal Pradesh yerleşkeli Hint vatandaşlarına Çin tarafından zımbalanmış vizeler veriliyor ve bazen vizeler tamamen reddediliyor. Bu sarsıcı gözaltı olayından sonra Hindistan Dışişleri Bakanlığı 25 Kasım’da sert bir açıklama yayınladı ve Arunachal Pradesh’in “Hindistan’ın ayrılmaz ve devredilemez bir parçası olduğu ve bunun apaçık bir gerçek olduğu” belirtildi ve “Çin tarafının ne kadar inkar ederse etsin bu tartışılmaz gerçeği değiştiremeyeceği” ifade edildi.
Kısacası ikili arasında son yaşanan bu gözaltı olayı Hindistan-Çin yakınlaşmasına bir tehdit olarak değil, yakınlaşmanın sınırlarını hatırlatan bir olay olarak görülmeli. Hindistan, sınırındaki tehlikeleri azaltmak ve daha geniş anlamda ilişkileri daha istikrarlı hale getirmek için Çin ile gerilimleri azaltma yoluna gitti. Bu adımlar, Pakistan ile gerilimlerin tehlikeli derecede yüksek olduğu ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde beklenmedik gerginlikler yaşandığı bir dönemde, Çin ile bir başka krizi kaldıramayacağı bir anda atılıyor. Esasen bu, Hindistan’ın özellikle çalkantılı bir jeopolitik dönemi atlatmasına yardımcı olacak bir “riskten korunma stratejisi”. Yani dolayısıyla Hindistan’ın Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerine dair görüşleri, Hindistan-Çin rekabeti bağlamında anlaşılmalı. Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri’nin —son zamanlardaki eğilimlerinden ve yeni yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nden de hissedilebildiği üzere— “Çin ile uzlaşmayı ciddi olarak düşünebileceği konusunda” son derece kaygılı Kİ bu, Hindistan için söz konusu olmayan bir durum. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ile yakınlaşma arayışında olmazsa ABD-Hindistan ortaklığının stratejik gerekçesi yani “Çin’e karşı koyma ortak arzusu” bozulmadan kalacak ve iki ülke mevcut gerilimlerini de aşabilirse ikili ilişkilerinin toparlanmasına yardımcı olacak.
Büyük Güç Olmak ile Olmamak Arasında Bir Yerlerde Ancak Biraz Ondan Biraz da Öbüründen Şimdilik İş Görüyor
Amerika Birleşik Devletleri ile Hindistan ortaklığının stratejik gerekçesi yani “Çin’e karşı koyma ortak arzusu” demişken, “Hindistan’ın Çin’i dengeleme konusunda ağırdan almasından dolayı hayal kırıklığına uğramış bir Amerika Birleşik Devletleri var” ama bu konuya geleceğim demiştim, işte tam da yeri ve zamanı burası.
Özellikle Modi yönetimi ile birlikte son birkaç yılda Hindistan’ın dünya görüşünde “minik” bir değişim oldu ve bu değişim kısmen değişen uluslararası koşullardan, kısmen de Modi’nin Hindistan’ı bir “uygarlık gücü olarak gören sağcı milliyetçi dünya görüşünden” ve aynı zamanda mevcut hükümetin kendisini “geçmişten kopuş olarak konumlandırma arzusundan” kaynaklanıyor. Hindistan özellikle 2000’lerin başlarından son birkaç yıla kadar geleneksel büyük güç kavramını, küresel süper güç statüsünü sorguluyor ve çok kutupluluğu çok taraflılık yoluyla gücün yayılması olarak görüyordu. Son yıllarda ise Hint yetkililer, nihai hedeflerinin çok kutuplu bir dünyada kutup olmak, büyük güç hatta süper güç statüsüne ulaşmak olduğunu açıkça belirtmeye başladılar. Hindistan’ın Amerika Birleşik Devletleri ile yaşadığı çekişme, Hindistan’ı büyük bir güç olma arayışını daha da yüksek sesle ilan etmeye itti. Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, eylül ayında, “ABD eylemlerinin dünyanın çok kutupluluğa doğru kaymasını hızlandırdığına” dikkat çekerken, ekim ayında, “Genel olarak, Hindistan çok kutuplu bir ortamda faaliyet göstermeli ve kendisi de bir kutup olarak ortaya çıkmaya hazırlanmalıdır” dedi.
Elbette Hindistan çok kutuplu bir dünyada kutup olma iddiasında bulunmak için çoğu ülkeden daha iyi bir konumda ancak büyük güç statüsüne ulaşmak karşı konulamaz bir kader değil, bir tercih konusu olabilir ve Hindistan’ın bu tercihi yapması gerekir mi gerekmez mi bu başka bir tartışma konusu, ANCAK Şu anki Hindistan-ABD anlaşmazlığı, Hindistan’ın büyük güç statüsü meselesi ile iç içe geçmiş durumda. 20 yıllık Hindistan-ABD stratejik ortaklığı ve 2020 Galwan sonrası Çin-Hindistan soğukluğuna karşın Hindistan, Çin’e karşı topyekün bir mücadele yürütmek için ABD koalisyonuna katılmadı. Çok değil, 2023’te, “Hindistan Amerika Birleşik Devletleri’nin müttefiki değil ve hiçbir zaman da olmak istemedi” mesajları verilmişti. Amerika Birleşik Devletleri’nin yaşamış olduğu hayal kırıklığı, “ABD ittifak sistemi karşısında Hindistan’ın stratejik özerkliğine olan bağlılığı” olarak açıklanmaya çalışılsa da bu, özünde “Hindistan’ın büyük bir güç gibi davranmaması” sorununun ta kendisiydi.
ABD prizmasından, Hindistan, Çin ile çatışmasının ve Amerika Birleşik Devletleri’ne daha da yaklaşmasının kaçınılmaz bir sonuç olarak karşısına çıkacağı güç dengesi oyununa tüm gücü ile girmiyor, girmek de istemiyor. Kİ Bu da Hindistan’ın Amerika Birleşik Devletleri için stratejik bir ortak olarak pek bir faydası olmadığı, olmayacağı anlamına geliyor. Trump döneminde Amerika Birleşik Devletleri, teşvikten zorlamaya doğru taktik değiştirmiş olsa da nihai hedef eskisi ile aynı: Hindistan’ı büyük güç yarışına çekmek. Böyle bir okuma ile Trump’ın Hindistan’a karşı sergilediği açıkça sert tavır da stratejik ve bu da Hindistan’ın büyük güç statüsüne ulaşma çabasının büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğine bağlı olduğunu hatırlatıyor. Yani ya ABD isteklerine boyun eğecek ya da Amerika Birleşik Devletleri onu sıradan bir ülke olarak görecek ve ona öyle davranmaya başlayacak.
Hindistan, küresel düzeni şekillendirmek için “masada bir yer” istiyor, “çok kutuplu dünyada kutup olmak” istiyor, kısacası “büyük güç” olmak istiyor, istek çok açık ANCAK bu isteği nasıl kullanacağı belirsiz. Dile getirdiği küresel düzen vizyonları mevcut durumdan pek de farklı değil, küresel yönetişim reformlarına yönelik talepleri genellikle yalnızca nüfuz elde etme amacına indirgeniyor ve BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik yolu ile neyi başarmayı umduğunu hiçbir zaman yeterince açıklamadı. Ayrıca son yıllarda Hindistan’ın bir “uygarlık gücü” olduğu yönündeki söylemlerin yükselişine tanık olmakla beraber Hindistan’ın başka bir büyük güç ile çatışmaya sokacak bir toprak genişleme gündeminin de olmadığının altını çizmek gerek (Hindistan siyasi söyleminin bazı köşelerinde ortaya çıkmaya başlayan “Pakistan işgali altındaki Keşmir’i geri alma” yönündeki hayali talepleri dikkate dahi almıyorum). AYRICA Genellikle tartışmalı konulardan ve baskıcı bir diplomatik tavırdan kaçındığı için çoğu ülke tarafından nispeten zararsız bir aktör olarak görüldüğünün ve hem de bu algının avantajlarının çok iyi farkında olan Hindistan, büyük bir güç doğası gereği küçük ülkelerde kuşku ve korku uyandırdığı için de “büyük güç olma çabasını söylemde güçlü uygulamada zayıf tutuyor”.
Kısacası Hindistan’ın büyük güç statüsü elde etme arzusu yoğunlaşmaya başlamış olsa da gerçek politika henüz buna ayak uyduramadı Kİ Eylemleri, büyük güç statüsünü tam anlamıyla elde etme konusunda hala tereddütlü olduğunu gösteriyor. Çin ile krizde aşırı gerilimden kaçındı ve yakınlaşma/uzlaşma/normalleşme arayışına girdi, Amerika Birleşik Devletleri ile krizde Trump’ın yoğun provokasyonlarına karşın son derece ihtiyatlı-iyimser davrandı. Kendi “Mahallesindeki” temkinli davranışlarından dahi söz etmiyorum, henüz. Bir yanda Hindistan’ın çok taraflılık yoluyla gücün yayılması anlayışını taşıyan çok kutupluluk vizyonu var, diğer yanda da güç dengesi ilkelerine dayalı çok kutuplu bir sistemin çok fazla kutbun yükselişini hoş görmeyeceği ve şu an çok kutupluluk yanılgısı yaratan yükselişteki ülkelerin çoğunun muhtemelen bölgesel güçler veya diğer büyük güçlerin küçük ortakları olarak kalacağı bir gerçekçi politika var. Ve gidişata göre -ekstrem bir durum gelişmezse- Hindistan belki bunlardan bir tık fazlası olacaktır. Hindistan’ın jeopolitik ve ekonomik stratejisi bugün Çin-ABD rekabetini kontrol altına almak yerine ondan faydalanmaya odaklanıyor VE Strateji, diğer büyük güçler izin verdiği sürece işe yarar Kİ Eğer Hindistan’ı çok fazla zorlarlarsa, sonunda büyük güç rekabetine katılmak zorunda kalacaktır.
SON OLARAK
2025’e elveda 2026’ya merhaba demek üzere iken Hindistan’da -özellikle Delhi’de- hava kirliliği hala sorun, problem olmaya da devam edecek. Hindistan rupisi hala tüm zamanların en düşük düzeyinde geziniyor ve Asya’nın en kötü performans gösteren para birimi olmaya devam ediyor. Hasina hükümetinin devrilmesinin yol açtığı sorunlu Bangladeş ilişkisi hala sorunlu ve 2026 seçimleri beklense de Bangladeş bir süre daha baş ağrısı olmaya devam edecek. İsteksizce ve örtük bir ilişki kuruluyor olsa da Myanmar’da 2021’de gelen askeri cunta yönetimi hala sorun ve “hileli ve danışıklı” olarak algılanan 2026 seçimleri söz konusu olacak olsa da cunta yönetimi kuvvetle muhtemel Myanmar’ın çoğu bölgesinde yönetimini sürdürmeye aynen devam edeceğinden Hindistan’ın Myanmar ilişkisi de problemli olmaya devam edecek. Bu arada da Myanmar STK’ları Hindistan’ı Myanmar cuntasının “sahte” seçimini desteklememeye çağırırken, 90 kuruluş tarafından imzalanan “Myanmar’da Gerçek Bir Demokrasi İçin Hindistan’ın Liderliğine İhtiyaç Var” başlıklı açık mektup söz konusu ANCAK Hindistan’ın böyle bir liderliği yapmasına, 2026 seçimlerine “çok örtük ve çok dolaylı bir dille verdiği destek açıklamasının da kanıtladığı üzere”, pek niyeti yok gibi gözüküyor. Ve de Dünyanın en az gelişmiş sınır bölgelerinden birinde Hindistan-Myanmar sınırında 1970’lerden beridir uygulanan ancak geçen yıl kısıtlanan Serbest Dolaşım Rejimi hala son bulmuş durumda. Değiştirilen sisteme göre Hindistan’a giriş ve çıkışlar yalnızca Zokhawthar’daki tek bir kontrol noktasından yapılabilecek ve biyometrik tarama gerektirecek. Yolcular ayrıca giriş yaptıkları aynı sınır kapısından çıkmak zorunda kalacaklar. Hindistan ayrıca 1.643 kilometrelik sınırın tamamı boyunca bir çit inşa etmeyi planlıyor. Ve son not, Bangladeş ile neredeyse aynı kaderi yaşayan, kitlesel ayaklanma ile hükümetin devrildiği Nepal için de 2026, tıpkı Bangladeş için de olduğu gibi, ve her ne kadar sonuç pek değişmeyecek olsa da Myanmar için de olduğu gibi, seçim yılı olacak ve elbette Hindistan, mahallesindeki bu parametrelerden direkt etkilenen olarak, sürekli strateji ve ilişki geliştirme modunda olacak.
Asya
Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.
Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.
Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.
Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.
Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.
Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.
Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.
Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.
Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.
Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü
Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.
O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.
Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.
Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.
Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.
Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.
Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor
Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.
Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.
Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.
Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.
Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.
Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.
Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.
Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.
Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor
Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.
Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.
Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.
Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.
Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.
Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.
Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.
Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.
Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.
Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.
Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.
Asya
Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.
Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.
Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.
Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.
Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.
Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.
Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.
Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.
Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.
Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.
Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.
Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.
Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.
Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.
Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.
Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.
Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.
Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.
Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.
Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.
Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.
SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.
Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.
Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.
Asya
Çinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu

Çinli matematikçi Sun Zhiwei, çözülmemiş binden fazla hipotezi 400 sayfalık derlemede toplayarak bazı problemlerin kanıtı için maaşından ödül vadetti. Yapay zekayı araştırmalarında yardımcı olarak kullanan Sun, meslektaşlarına panik yapmama çağrısında bulunurken 25 Fields Madalyası sahibi matematikçi modellerin sektöre zarar verebileceği uyarısında bulundu.
Çin’deki Nankin Üniversitesi profesörlerinden matematikçi Sun Zhiwei, binden fazla çözülmemiş hipotezi içeren 400 sayfalık derleme yayımlayarak bilim dünyasına bu problemleri kanıtlama çağrısı yaptı.
South China Morning Post gazetesinin haberine göre Çinli araştırmacı, bu yıl çıkan derlemedeki bazı problemlerin çözümü için kendi maaşından para ödülü vadetti.
Yapay zekayı araştırmalarında rutin hesaplamaları otomatikleştiren, yeni yöntem ve teoriler geliştirmeye odaklanmayı sağlayan faydalı bir yardımcı olarak niteleyen Sun, sistemi “oldukça bilgili, çalışkan ve akıllı bir yüksek lisans öğrencisine” benzetti.
Karmaşık matematiksel problemleri çözerken teknolojiyi bizzat yönlendirdiğini belirten profesör, modelin üzerinde çalıştığı problemin henüz çözülmediğini anlayıp işlemi reddetmesini önlemek için sistemin internet bağlantısını kapalı tuttuğunu kaydetti.
Hesaplama araçlarına 2005 yılında ilgi duymaya başlayan ve 2009’da binlerce özel durumu test etmesine imkan tanıyan Mathematica programında uzmanlaşan Sun, bilimsel gelişimin yalnızca cevap bulmaya değil, merak duygusuna ve yeni sorular ortaya koyma becerisine dayandığı değerlendirmesini yaptı.
Hakikati aramak amacıyla çalışan matematikçilerin yapay zekadaki ilerlemeden endişe duymaması gerektiğini vurgulayan Sun, “Yapay zekanın her matematiksel problemi çözmeye gücü yetmez, dolayısıyla matematikçilerin paniğe kapılması gerekmiyor” dedi.
Madalya sahibi 25 matematikçi ortak uyarı mektubu yayımladı
Akademik dünyadaki tartışmalar ise farklı bir boyutta sürüyor. Fields Madalyası sahibi 25 matematikçi, eylül ayında yayımladıkları açık mektupta yapay zekadaki kontrolsüz yönelimin matematik bilimine zarar verebileceği uyarısını dile getirdi.
Geliştirici şirketlerin modelleri yalnızca bilinen problemleri çözme performansı üzerinden ölçtüğünü savunan araştırmacılar, bilim insanları için asıl değerli olan unsurun yeni yöntem ve fikirler geliştirmek olduğunu kaydetti.
Yapay zekanın araştırmaları hızlandırabileceğini kabul eden bilim insanları, sistemler aracılığıyla elde edilen sonuçların aceleyle yayımlanmasının içeriklerin sağlıklı analizini zorlaştırabileceğine, yazarlık hakkının tespitini güçleştirebileceğine ve intihallerin ortaya çıkarılmasını engelleyebileceğine dikkat çekti.
Mektuptaki itirazların öncesinde OpenAI, geliştirdiği dahili modelin “milenyum problemleri” arasında sayılan Navier-Stokes denklemlerinin çözümlerinin varlığı ve pürüzsüzlüğü problemini çözdüğünü açıklamıştı.
New York Üniversitesi Profesörü Tristan Buckmaster, OpenAI şirketini, Anthropic bünyesinde görev yapan matematikçi Levent Alpöge ile yürüttükleri ortak projenin çıktılarını kullanmakla itham etti.
Buckmaster, OpenAI şirketinin kendilerine sonucu yayımlamak için çeşitli seçenekler sunduğunu ve Alpöge’nin yazar kadrosundan çıkarılmasını iki kez talep ettiğini öne sürdü.
Şirketin iddia ettiği kanıtı görmediğini ve OpenAI Codex sistemindeki taslaklarının izinsiz kullanıldığını doğrudan iddia etmediğini de ekleyen Buckmaster, “Ben yalnızca bana ne söylendiğini, ne zaman ve ne teklif edildiğini aktarıyorum” açıklamasını yaptı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum








