Bizi Takip Edin

Asya

Hindistan 2025 panoraması ve 2026 öngörüleri

Avatar photo

Yayınlanma

2025 yılı Hindistan için en zor dış politika yılı oldu. Vazgeçilebilir olabileceğini ya da vazgeçilmez olmadığını öğrendi.

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeceğim: “Günün sonunda Başbakan Narendra Modi, Hindistan’ın küresel sahnedeki ağırlığını yanlış yorumladı; Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ve aynı zamanda Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ona bunu hatırlattı.”

Artık 2023’ten itibaren her yıl sonunda Harici’nin neredeyse bir geleneği haline gelen yıl sonu değerlendirmesi ile gelecek yıl öngörülerini içeren ülke panoraması konulu yazı çalışmaları kapsamında çok değil, 2 yıl öncesinde, “2023, Hindistan için dünya politikasında bir parlama yılıydı” demiştim. Öyleydi de. Hem G20 hem de ŞİÖ dönem başkanlığını yaptığı ve “Küresel Güney’in Sesi olarak” G20’yi G21’e dönüştürdüğü bir yıldı. Ay’ın güney kutbuna ulaşan ilk ülke, en hızlı büyüyen büyük ekonomi, gezegendeki en kalabalık ülke ve savunma üretimleri ile savunma ihracatını tüm zamanların en yüksek düzeyine çıkaran bir aktör ve aynı zamanda büyük büyük açılışlar yapan bir ülke olduğu bir yıldı, merak edenler yazıya dönüp okuyabilirler. Ve aynı zamanda karşı karşıya kaldığı zorlukları bir şekilde idare ettiği bir yıldı ki yanında bir biçimde “ABD desteğini” hissediyordu.

Yine merak edenlerin yazıya dönüp okuyabileceği üzere Hindistan diplomasisinde 2024’ün en önemli gelişmelerinden biri Modi’nin iki Rusya ziyareti ile bir Ukrayna ziyaretiydi. Rusya’ya ziyaretleri, 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan bu yana bir ilk ve Ukrayna ziyareti, Ukrayna’nın 1991’deki bağımsızlığından bu yana bir ilk. Tıpkı Modi’nin geçen yıl böylesine hassas ve zorlu bir atmosferde hem Rusya’da hem de Ukrayna’da bulunup, dünya politikasındaki dengeli duruşunu ve kendi manevra iradesini ortaya koymuş olduğu gibi 2025 ve gelecek 2026 için de aynı incelikli dengeyi gözetmeye devam edeceğini görüyoruz. 2025’i sonlandırmak üzere iken aralık ayında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ağırlayan Modi, 2026’ya merhaba demek üzere iken de ocak ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskyy’i ağırlama hazırlığında.

Putin’in 2025 Hindistan ziyaretine ve Modi’nin Putin ile görüşmesine döneceğiz, ancak 2025 Hindistan için zor bir yıldı demiştik, “vazgeçilmez olmadığını öğrendiği” bir yıldı demiştik, önce buraya bir dönelim.

“Savaş Bollywood Filmlerine Benzemez” Ancak PAKİSTAN ile Çatışma Her Daim KAPIDA

2025’e merhaba dedikten hemen 3-4 ay sonrasında, nisan-mayıs aylarında Hindistan’ın zorlu dış politika yılı Pakistan ile başladı. Hindistan önce nisan ayında kontrolündeki Keşmir topraklarında yaşadığı Pahalgam terör saldırısı ile sarsıldı. Sarsıldı çünkü saldırı hem sivillere, turistlere yönelikti hem 20’den fazla can aldı ki hem de bu terör saldırısı hem Hindistan’ın kırmızı çizgisi Keşmir konusunu yeniden alevlendirdi hem de aslında Amerika Birleşik Devletleri ile yaşayacağı “sarsıcı” sallantının da bir anlamda fitilini ateşledi.

70 yıldır Hindistan Birliği’ndeki özel-özerk devlet statüsünün iptal edilip doğrudan Birlik hükümeti tarafından yönetilen bir Birlik toprağı statüsü verilerek ve aynı zamanda Pakistan’ın diplomatik erişiminin ötesine taşıyıp üzerindeki kontrolünün normalleştirilmesi zemininde tamamen kendi iç meselesi haline getirilerek artık tamamen Hindistan anakarasına bağlandığı Hindistan’ın bir parçası olduğu ve 2014’ten bu yana yapılmayan Meclis seçimlerinin de tam 10 yıl sonra 2024’te yapıldığı kontrolündeki Keşmir’de “sükunet ve refah anlatısı” tam rayına oturmuş diye düşünülmeye başlanmışken gerçekleşen bu terör saldırısı bu anlatıya büyük darbe indirdi. Hindistan bu konuda yıllarca epey mesai harcadı. Nisandan itibaren yine epey bir mesai harcadı. Terör saldırısının sorumluluğunu Pakistan’a yıktı ve bir süre karşılıklı diplomatik mücadelenin ardından dört günlük şiddetli bir çatışma yaşadı. Hindistan ve Pakistan arasında mayısta yaşanan dört günlük bu çatışma, iki ülke arasındaki uzun zamandır görülen en kötü düşmanlık dönemiydi. Hindistan’ın buradaki Pakistan’a başlattığı “Sindoor Operasyonu” çatışma sahasında şimdilik dört günlük bir süreç olarak somut bir şekilde yaşanmış olsa da bu aslında “Soğuk Başlangıç” ismini verdiği ve çok da dillendirilmediği, daha doğrusu dolaylı ve örtülü olarak ve farklı kapsamlarda dile getirilmeye çalışıldığı “henüz hala deneme aşamasındaki Yenilenen Askeri Doktrininin”, başka anlatımla “Pakistan’a özel olarak kurgulanan bir askeri saldırı VEYA ASKERİ MİSİLLEME stratejisinin” sahadaki bir uygulamasıydı veya “2016 Uri ve 2019 Pulwama” ile beraber son üç demosunun en geliştirilmiş versiyonuydu ya da “gerçek anlamda sahadaki ilk pratiğiydi”. Bu açıdan, 2025 Hindistan için zor bir yıl olsa da somut bir kazanım yılı da oldu. Ki deneyim kazanmış ve eksikliklerini görmüş olması da bir kazanımdır.

“Hindistan Vazgeçilmez Olmadığını Öğrendi” Ancak AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ ile Köprüler Elbette ATIL(A)MAZ

Eksiklik demişken, Hindistan’ın aynı zamanda ağustos ayından itibaren “büyük ve kendisi için tehlikeli bir Yanlış Algıdan Uyanmış olması” da bir kazanımdır. Ki Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı çatışma aynı zamanda bir biçimde Trump’ın gazabını da Hindistan’a yöneltti. Bir anda alevlenen dört günlük şiddetli çatışmanın bir anda sönmesi üzerinden kendine kredi bekleyen Trump, felaketi doğurması an meselesi olan çatışmayı ben durdurdum, iki ülkenin ateşkesini ben sağladım, diye defalarca, elliden fazla kez, belirtirken ve Pakistan, Trump’ın bunun için Nobel ödülü alması gerek, diye Trump’a aradığı krediyi verirken, Hindistan her seferinde inatla ve kesin bir biçimde Trump’ın hiçbir rolünün olmadığı söylemini sürdürdü. Hindistan’ın Trump’a kredi vermeyen bu duruşu, Amerika Birleşik Devletleri’nin istediği şekilde Hindistan’ın Rus petrol alımlarını da durdurmaması ile harmanlanarak, zaten kritik ve krize meyilli ticaret görüşmelerinde olan Amerika Birleşik Devletleri ve Hindistan ilişkisini türbülansa sürükleyen fitili de ateşlemiş oldu bir anlamda. Krize meyilli dedim çünkü Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan’ın can alıcı noktası olan “Tarım ve Süt Ürünleri” alanlarının kendi pazarlarına açılmasını isterken zaten henüz tam anlamıyla hala “sanayileşememiş” olan ve “Make in India yani Hindistan’da Üret” programı gerçekte elinde patlayıp “küresel üretim fabrikası olmak hayali” de şimdilik suya düşmüş olan Hindistan, bu alanları başka pazarlara açmak bir anlamda kendi ölüm fermanını imzalamak gibi bir şey olacağından, canla başla inatla ayak diriyor.

Ticaret konusu, Rusya ile yakın ilişki, Pakistan ile çatışma, “hem kesin üstünlük sağlayamaması” ve hem de sonlanmasında ısrarla Trump’a kredi vermemesi, … Ha bir de -ve belki de en önemlisi- “Hindistan’ın Çin’i dengeleme konusunda ağırdan almasından dolayı hayal kırıklığına uğramış bir Amerika Birleşik Devletleri var” ama bu konuya da geleceğim ve bence bu konu çok önemli …

Tüm bunların bedeli ağır oldu. Yüzde 50 gümrük vergisi cabası ancak aslında daha da ağırı, “Amerika Birleşik Devletleri tarafından görmezden gelinirliği”. Artık Obama döneminden bu yana hissedilir biçimde belirginleşen bir “övgü dolu Hindistan söylemi” yer almıyor Amerika Birleşik Devletleri’nin veya Trump’ın retoriğinde. Bunu en hissedilir biçimde Trump yönetiminin yeni yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi raporu da kanıtlıyor. Bu belgede özetle “Hindistan artık ABD önceliklerinin en başında yer almıyor, göz ardı ediliyor ve artık liderlik rolü küçümseniyor yani enteresan biçimde Hindistan umursanmıyor; kısacası, daha “işlemsel” bir yaklaşım söz konusu.”

Hindistan için Önemini Koruyor Ancak RUSYA Eski Rusya Değil Ama Yine de Olsun, ÖNEMLİ

Ukrayna’daki askeri harekatı nedeni ile Rusya’ya yönelik artan küresel incelemelerin ortasında Putin’i ağırlayan Hindistan, ikili askeri ilişkilerin devam etmesi ile bağlantılı olası cezalar ve ikincil yaptırımların farkında. Dolayısıyla Putin’in 4-5 Aralık ziyaretinde, bir zamanlar oldukça dikkat çekici olan savunma ilişkisi, büyük kamuoyu sinyallerinden uzaklaştı. Sembolizm veya görüntü zengin, öz veya içerik fakir gösterildi. Daha önce yıllık olarak gerçekleştirilen bu ziyaretin dört yıllık bir aradan sonra yapılması, kamuoyuna açıklanan herhangi bir savunma sonucu üretmediğinden, yeni askeri anlaşmalar veya ortak girişimler bağlamında yaygın olarak beklenen sonuçların altında kaldığı gözlemleniyor. Ancak bununla beraber, bu ziyaret, ikili ilişkilerin sürekliliğini vurgulamayı ve Rusya’nın diplomatik önemini göstermeyi amaçlamış olamaz mıydı? İkili savunma alanında önemli ilerlemeler kapalı kapılar ardında sessizce kaydediliyor olamaz mıydı?

Aslında Putin’in 4 Aralık’ta Delhi’ye varmasından yalnızca iki gün önce pek dikkat çekmeyen ancak stratejik açıdan önemli bir adım atılmıştı. Ancak bu, büyük olasılıkla Batı yaptırımlarını -eğer uygulanırsa- önceden atlatmak ve Hindistan-Rusya savunma işbirliğinin sürekliliğini korumak için hesaplanmış olabileceğinden, kasıtlı olarak düşük profilli ve kamuoyuna rutin bir “ön işlem” olarak sunulmuştu. Evet, Rus parlamentosu, her iki orduya da üslere ve destek tesislerine karşılıklı erişim sağlayan ama kamuoyunda pek bilinmeyen RELOS (Karşılıklı Lojistik Destek Değişimi) anlaşmasını onaylamıştı. Bu anlaşmanın hesaplı zamanlaması, Hindistan’ın askeri envanterinin neredeyse yüzde 60-70’ini oluşturan Rus(Sovyet) menşeli sistemler genelinde operasyonel hazırlığını güvence altına alma ve daha önce geçici düzenlemelere dayanan mekanizmaları kurumsallaştırma yönündeki bilinçli bir niyeti işaret ediyor. Resmi kaynaklara göre RELOS bu şekilde gemi ve uçak erişimi ile sınırlı geleneksel bir lojistik anlaşmasının çok ötesine geçiyor ve yedek parça, bakım, onarım, teknik destek ve ilgili tedarik hatlarını güvence altına alarak Hindistan’ın avantajına olacak şekilde konumlanıyor. Ukrayna nedeni ile Rusya’ya uygulanan geniş kapsamlı ABD ve AB yaptırımları, Hindistan’ın ekipman tedarik etme, bekleyen teslimatları alma ve hizmetteki Rus teçhizatı için kritik yedek parçalara ve teknik desteğe erişme yeteneğini sekteye uğratmış ve yaptırımları aşmak için tasarlanan ancak düzensiz işleyen rupi-ruble ödeme mekanizması da giderek daha güvenilmez hale gelerek daha yapılandırılmış bir çerçeveye duyulan ihtiyacı vurgulamış ve de Hindistan’ın stratejik özerkliğini ve özellikle de kendi seçtiği ortaklarla askeri ticaret yapma özgürlüğünü koruma konusundaki ısrarından kaynaklanan Hindistan-ABD ilişkilerindeki son çalkantılar, Hindistan’ın Rusya tarafından tedarik edilen geniş cephaneliğinin hazır durumda kalmasını sağlamak için kurumsallaşmış lojistik düzenlemeler geliştirme ihtiyacını daha da acil hale getirmişti. Bu bağlamda, RELOS’un Rus parlamentosu tarafından onaylanmasının zamanlaması yalnızca ek bir önem kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda Hindistan ve Rusya arasında 60 yılı aşkın süredir devam eden savunma işbirliğinden sonra böyle bir lojistik anlaşmasının neden ancak şimdi imzalandığı sorusuna da açıklık getiriyor. Ayrıca RELOS gelişmesini tamamlayıcı nitelikte Modi-Putin zirvesinden yalnızca bir gün önce de iki ülkenin savunma bakanları arasında gizli görüşmeler gerçekleşti Kİ Toplantının, Hindistan’ın ek S-400’ler ve potansiyel Sukhoi Su-57 Felon beşinci nesil savaş uçakları edinmesinden yedek parça ve ekipman yükseltmeleri için yerli bir ekosistem geliştirmeye kadar geniş bir gündemi kapsadığı düşünülüyor.

Kısacası Hindistan, —Beklenildiği gibi— Rusya’yı bırakmıyor; aslında bağı derinleştiriyor, ancak bunu “kurallara dayalı” ve “açıkça yaptırımları delmeyen” bir şekilde yapmaya çalışıyor. Rusya ile geleneksel bağlarını sürdürme ve ABD ile diğer Batılı yaptırım uygulayan güçler ile stratejik ilişkilerini yönetme arasında dikkatli bir denge kurma ve bu arada da dolayısıyla -test edilmiş ve güvenilir- kadim Rusya ilişkisini bir kaldıraç olarak kullanmaya devam ederken, kendi manevra alanını veya kabiliyetini veya “stratejik özerkliğini” koruma ve ABD-Batı’ya ama özellikle Amerika Birleşik Devletleri’ne “aşırı” bel bağlamaktan kaçınma zorlu stratejisine devam ediyor. ANCAK Hindistan-Rusya ilişkisi artık Sovyet döneminin eski kör dostluğu değil; Hindistan’ın Batı ile bağlarını koparmadan daha zayıf ve Çin’e bağımlı bir Rusya’dan maksimum fayda sağlaması gereken zorlu ve riskli bir ilişki. Hindistan-Rusya ilişkisinin güçlü kalması için, Rusya Hindistan’a Çin konusunda güvence vermesi yani rahatlatması yani Hindistan’ın Çin konusunda kuşku ve kaygılarını gidermesi gerek. Elbette Hindistan da Rusya’ya ABD ve Batı bağları konusunda bazı güvenceler sunması gerek. Ancak Hindistan’ın -Ukrayna savaşındaki duruşunda da kanıtladığı üzere- ABD ve Batı ile bağları Rusya’yı “en azından fazla” etkilemiyor, ancak Rusya’nın Çin ile büyüyen stratejik ortaklığının Hindistan için doğrudan sonuçları olur.

İllüzyon(umsu) Bir Yakınlaşma Çabası Ancak ÇİN ile Bu olmak ZORUNDA

O zaman gelelim, 2025 Hindistan-Çin ilişkisi ne durumda?

2020’deki Galwan sınır çatışmasının ardından Çin ve Hindistan, ikili ilişkileri istikrara kavuşturmak için adımlar attı. Kİ Bu Çatışma, 1962 savaşından bu yana iki ülke arasında yaşanan en kötü çatışmaydı. Önce Ekim 2024’te çatışmanın yaşandığı bölgede sınır devriyelerinin yeniden başlatılmasını öngören bir anlaşma imzaladı. Anlaşma esasında bir dizi uzlaşmacı adımı harekete geçiren bir güven artırıcı önlemdi.

2025’in ağustos ayında Modi, bölgesel bir zirveye katılmak ve Xi ile görüşmek üzere 7 yıl sonra ilk kez Çin’e gitti Kİ daha önceki sınır anlaşması, Modi’ye bu ziyareti gerçekleştirmek için diplomatik ve siyasi alanı sağlamış olmalı. Ancak kısmen Trump yönetiminin yine ağustos ayında Hindistan’a uyguladığı yüzde 50’lik gümrük vergileri ile tetiklenen Hindistan-ABD arasındaki artan gerilimler, Modi’ye bu geziyi yapma konusunda daha da güçlü bir teşvik sağladı. Son dönemdeki ABD politikaları da Hindistan’a Çin ile zaten güçlü olan ticari ortaklığını genişletme arayışında güçlü bir motivasyon sağladı. Ve ekim ayında da 5 yıllık bir aradan sonra Hindistan ve Çin arasındaki direkt uçuşlar yeniden başladı.

ANCAK Hindistan’ın Çin’e karşı temkinli davranmasını, Çin ile uzlaşma olarak algılamayın. İki ülke ilişkisi ne yazık ki kalıcı gerilim kaynakları ve yapısal anlaşmazlıklar yönünden “zengin”. Ve dolayısıyla Hindistan ve Çin arasında bir sonraki gerginlik her daim kapıda hazır bekliyor. Bir yıldan fazla süredir nispeten samimi ilişkiler sürdürülmesine karşın iki ülkenin doğal rakipler olduğunu ve tam ölçekli bir uzlaşmaya ne yetenekli olduklarını ne de bunu arzu ettiklerini unutmayın. Kasım ayında Hindistan, Kanada ve Avustralya ile birlikte üçlü bir teknoloji ve inovasyon anlaşması imzaladı ki bu anlaşma, Çin’in teknoloji tedarik zincirleri ve inovasyon üzerindeki derin küresel etkisine karşı koymayı amaçlıyor. Ve Hindistan —Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan gerilimler ilerlemeyi sekteye uğratmış olsa dahi— Çin’e karşı koymayı amaçlayan Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avustralya’dan oluşan Dörtlü Güvenlik Diyaloğu Quad ortaklığına desteği hala güçlü. Hindistan ayrıca, Güney Çin Denizi’ndeki Çin saldırganlığına karşı koymak için Endonezya, Filipinler ve Vietnam’a süpersonik füzeler tedarik etme anlaşmalarını görüşmeye devam ediyor. Ki Filipinler ilk sevkiyatları zaten aldı ve Endonezya ve Vietnam ile anlaşmaların yakında sonuçlandırılması bekleniyor. Ve de 4-5 Aralık tarihlerinde Putin’i ağırlayan Hindistan’ın Ukrayna Savaşı’na karşı çıkmasının en büyük nedenlerinden biri ise “savaşın Rusya’yı Çin’e daha da yaklaştırmış olmasıdır.”

Çin’in 21 Kasım’da ihtilaflı bir bölgede doğmuş bir Hint vatandaşını gözaltına alması ve ardından gelen diplomatik gerilimler, iki ülkenin hala rakip olduğunu hatırlatıyor. Japonya’ya transit geçiş yaparken Şanghay Pudong havaalanında 18 saat gözaltında tutulan İngiltere’de yaşayan Hint vatandaşının gözaltı nedeni, pasaportunda doğum yeri olarak Arunachal Pradesh yazması Çinli göçmenlik yetkilisi ona pasaportunun geçersiz olduğunu ve Hint değil Çinli olduğunu söyledi. Çin, “Güney Tibet” olarak adlandırdığı Arunachal Pradesh’i kendi toprağı olarak görüyor. 1962’de savaşa yol açan Çin saldırısından bu yana Arunachal Pradesh, Çin ve Hindistan arasında sürekli bir ikili gerilim kaynağı. Arunachal Pradesh yerleşkeli Hint vatandaşlarına Çin tarafından zımbalanmış vizeler veriliyor ve bazen vizeler tamamen reddediliyor. Bu sarsıcı gözaltı olayından sonra Hindistan Dışişleri Bakanlığı 25 Kasım’da sert bir açıklama yayınladı ve Arunachal Pradesh’in “Hindistan’ın ayrılmaz ve devredilemez bir parçası olduğu ve bunun apaçık bir gerçek olduğu” belirtildi ve “Çin tarafının ne kadar inkar ederse etsin bu tartışılmaz gerçeği değiştiremeyeceği” ifade edildi.

Kısacası ikili arasında son yaşanan bu gözaltı olayı Hindistan-Çin yakınlaşmasına bir tehdit olarak değil, yakınlaşmanın sınırlarını hatırlatan bir olay olarak görülmeli. Hindistan, sınırındaki tehlikeleri azaltmak ve daha geniş anlamda ilişkileri daha istikrarlı hale getirmek için Çin ile gerilimleri azaltma yoluna gitti. Bu adımlar, Pakistan ile gerilimlerin tehlikeli derecede yüksek olduğu ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde beklenmedik gerginlikler yaşandığı bir dönemde, Çin ile bir başka krizi kaldıramayacağı bir anda atılıyor. Esasen bu, Hindistan’ın özellikle çalkantılı bir jeopolitik dönemi atlatmasına yardımcı olacak bir “riskten korunma stratejisi”. Yani dolayısıyla Hindistan’ın Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerine dair görüşleri, Hindistan-Çin rekabeti bağlamında anlaşılmalı. Hindistan, Amerika Birleşik Devletleri’nin —son zamanlardaki eğilimlerinden ve yeni yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nden de hissedilebildiği üzere— “Çin ile uzlaşmayı ciddi olarak düşünebileceği konusunda” son derece kaygılı Kİ bu, Hindistan için söz konusu olmayan bir durum. Amerika Birleşik Devletleri, Çin ile yakınlaşma arayışında olmazsa ABD-Hindistan ortaklığının stratejik gerekçesi yani “Çin’e karşı koyma ortak arzusu” bozulmadan kalacak ve iki ülke mevcut gerilimlerini de aşabilirse ikili ilişkilerinin toparlanmasına yardımcı olacak.

Büyük Güç Olmak ile Olmamak Arasında Bir Yerlerde Ancak Biraz Ondan Biraz da Öbüründen Şimdilik İş Görüyor

Amerika Birleşik Devletleri ile Hindistan ortaklığının stratejik gerekçesi yani “Çin’e karşı koyma ortak arzusu” demişken, “Hindistan’ın Çin’i dengeleme konusunda ağırdan almasından dolayı hayal kırıklığına uğramış bir Amerika Birleşik Devletleri var” ama bu konuya geleceğim demiştim, işte tam da yeri ve zamanı burası.

Özellikle Modi yönetimi ile birlikte son birkaç yılda Hindistan’ın dünya görüşünde “minik” bir değişim oldu ve bu değişim kısmen değişen uluslararası koşullardan, kısmen de Modi’nin Hindistan’ı bir “uygarlık gücü olarak gören sağcı milliyetçi dünya görüşünden” ve aynı zamanda mevcut hükümetin kendisini “geçmişten kopuş olarak konumlandırma arzusundan” kaynaklanıyor. Hindistan özellikle 2000’lerin başlarından son birkaç yıla kadar geleneksel büyük güç kavramını, küresel süper güç statüsünü sorguluyor ve çok kutupluluğu çok taraflılık yoluyla gücün yayılması olarak görüyordu. Son yıllarda ise Hint yetkililer, nihai hedeflerinin çok kutuplu bir dünyada kutup olmak, büyük güç hatta süper güç statüsüne ulaşmak olduğunu açıkça belirtmeye başladılar. Hindistan’ın Amerika Birleşik Devletleri ile yaşadığı çekişme, Hindistan’ı büyük bir güç olma arayışını daha da yüksek sesle ilan etmeye itti. Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, eylül ayında, “ABD eylemlerinin dünyanın çok kutupluluğa doğru kaymasını hızlandırdığına” dikkat çekerken, ekim ayında, “Genel olarak, Hindistan çok kutuplu bir ortamda faaliyet göstermeli ve kendisi de bir kutup olarak ortaya çıkmaya hazırlanmalıdır” dedi.

Elbette Hindistan çok kutuplu bir dünyada kutup olma iddiasında bulunmak için çoğu ülkeden daha iyi bir konumda ancak büyük güç statüsüne ulaşmak karşı konulamaz bir kader değil, bir tercih konusu olabilir ve Hindistan’ın bu tercihi yapması gerekir mi gerekmez mi bu başka bir tartışma konusu, ANCAK Şu anki Hindistan-ABD anlaşmazlığı, Hindistan’ın büyük güç statüsü meselesi ile iç içe geçmiş durumda. 20 yıllık Hindistan-ABD stratejik ortaklığı ve 2020 Galwan sonrası Çin-Hindistan soğukluğuna karşın Hindistan, Çin’e karşı topyekün bir mücadele yürütmek için ABD koalisyonuna katılmadı. Çok değil, 2023’te, “Hindistan Amerika Birleşik Devletleri’nin müttefiki değil ve hiçbir zaman da olmak istemedi” mesajları verilmişti. Amerika Birleşik Devletleri’nin yaşamış olduğu hayal kırıklığı, “ABD ittifak sistemi karşısında Hindistan’ın stratejik özerkliğine olan bağlılığı” olarak açıklanmaya çalışılsa da bu, özünde “Hindistan’ın büyük bir güç gibi davranmaması” sorununun ta kendisiydi.

ABD prizmasından, Hindistan, Çin ile çatışmasının ve Amerika Birleşik Devletleri’ne daha da yaklaşmasının kaçınılmaz bir sonuç olarak karşısına çıkacağı güç dengesi oyununa tüm gücü ile girmiyor, girmek de istemiyor. Kİ Bu da Hindistan’ın Amerika Birleşik Devletleri için stratejik bir ortak olarak pek bir faydası olmadığı, olmayacağı anlamına geliyor. Trump döneminde Amerika Birleşik Devletleri, teşvikten zorlamaya doğru taktik değiştirmiş olsa da nihai hedef eskisi ile aynı: Hindistan’ı büyük güç yarışına çekmek. Böyle bir okuma ile Trump’ın Hindistan’a karşı sergilediği açıkça sert tavır da stratejik ve bu da Hindistan’ın büyük güç statüsüne ulaşma çabasının büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğine bağlı olduğunu hatırlatıyor. Yani ya ABD isteklerine boyun eğecek ya da Amerika Birleşik Devletleri onu sıradan bir ülke olarak görecek ve ona öyle davranmaya başlayacak.

Hindistan, küresel düzeni şekillendirmek için “masada bir yer” istiyor, “çok kutuplu dünyada kutup olmak” istiyor, kısacası “büyük güç” olmak istiyor, istek çok açık ANCAK bu isteği nasıl kullanacağı belirsiz. Dile getirdiği küresel düzen vizyonları mevcut durumdan pek de farklı değil, küresel yönetişim reformlarına yönelik talepleri genellikle yalnızca nüfuz elde etme amacına indirgeniyor ve BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelik yolu ile neyi başarmayı umduğunu hiçbir zaman yeterince açıklamadı. Ayrıca son yıllarda Hindistan’ın bir “uygarlık gücü” olduğu yönündeki söylemlerin yükselişine tanık olmakla beraber Hindistan’ın başka bir büyük güç ile çatışmaya sokacak bir toprak genişleme gündeminin de olmadığının altını çizmek gerek (Hindistan siyasi söyleminin bazı köşelerinde ortaya çıkmaya başlayan “Pakistan işgali altındaki Keşmir’i geri alma” yönündeki hayali talepleri dikkate dahi almıyorum). AYRICA Genellikle tartışmalı konulardan ve baskıcı bir diplomatik tavırdan kaçındığı için çoğu ülke tarafından nispeten zararsız bir aktör olarak görüldüğünün ve hem de bu algının avantajlarının çok iyi farkında olan Hindistan, büyük bir güç doğası gereği küçük ülkelerde kuşku ve korku uyandırdığı için de “büyük güç olma çabasını söylemde güçlü uygulamada zayıf tutuyor”.

Kısacası Hindistan’ın büyük güç statüsü elde etme arzusu yoğunlaşmaya başlamış olsa da gerçek politika henüz buna ayak uyduramadı Kİ Eylemleri, büyük güç statüsünü tam anlamıyla elde etme konusunda hala tereddütlü olduğunu gösteriyor. Çin ile krizde aşırı gerilimden kaçındı ve yakınlaşma/uzlaşma/normalleşme arayışına girdi, Amerika Birleşik Devletleri ile krizde Trump’ın yoğun provokasyonlarına karşın son derece ihtiyatlı-iyimser davrandı. Kendi “Mahallesindeki” temkinli davranışlarından dahi söz etmiyorum, henüz. Bir yanda Hindistan’ın çok taraflılık yoluyla gücün yayılması anlayışını taşıyan çok kutupluluk vizyonu var, diğer yanda da güç dengesi ilkelerine dayalı çok kutuplu bir sistemin çok fazla kutbun yükselişini hoş görmeyeceği ve şu an çok kutupluluk yanılgısı yaratan yükselişteki ülkelerin çoğunun muhtemelen bölgesel güçler veya diğer büyük güçlerin küçük ortakları olarak kalacağı bir gerçekçi politika var. Ve gidişata göre -ekstrem bir durum gelişmezse- Hindistan belki bunlardan bir tık fazlası olacaktır. Hindistan’ın jeopolitik ve ekonomik stratejisi bugün Çin-ABD rekabetini kontrol altına almak yerine ondan faydalanmaya odaklanıyor VE Strateji, diğer büyük güçler izin verdiği sürece işe yarar Kİ Eğer Hindistan’ı çok fazla zorlarlarsa, sonunda büyük güç rekabetine katılmak zorunda kalacaktır.

SON OLARAK

2025’e elveda 2026’ya merhaba demek üzere iken Hindistan’da -özellikle Delhi’de- hava kirliliği hala sorun, problem olmaya da devam edecek. Hindistan rupisi hala tüm zamanların en düşük düzeyinde geziniyor ve Asya’nın en kötü performans gösteren para birimi olmaya devam ediyor. Hasina hükümetinin devrilmesinin yol açtığı sorunlu Bangladeş ilişkisi hala sorunlu ve 2026 seçimleri beklense de Bangladeş bir süre daha baş ağrısı olmaya devam edecek. İsteksizce ve örtük bir ilişki kuruluyor olsa da Myanmar’da 2021’de gelen askeri cunta yönetimi hala sorun ve “hileli ve danışıklı” olarak algılanan 2026 seçimleri söz konusu olacak olsa da cunta yönetimi kuvvetle muhtemel Myanmar’ın çoğu bölgesinde yönetimini sürdürmeye aynen devam edeceğinden Hindistan’ın Myanmar ilişkisi de problemli olmaya devam edecek. Bu arada da Myanmar STK’ları Hindistan’ı Myanmar cuntasının “sahte” seçimini desteklememeye çağırırken, 90 kuruluş tarafından imzalanan “Myanmar’da Gerçek Bir Demokrasi İçin Hindistan’ın Liderliğine İhtiyaç Var” başlıklı açık mektup söz konusu ANCAK Hindistan’ın böyle bir liderliği yapmasına, 2026 seçimlerine “çok örtük ve çok dolaylı bir dille verdiği destek açıklamasının da kanıtladığı üzere”, pek niyeti yok gibi gözüküyor. Ve de Dünyanın en az gelişmiş sınır bölgelerinden birinde Hindistan-Myanmar sınırında 1970’lerden beridir uygulanan ancak geçen yıl kısıtlanan Serbest Dolaşım Rejimi hala son bulmuş durumda. Değiştirilen sisteme göre Hindistan’a giriş ve çıkışlar yalnızca Zokhawthar’daki tek bir kontrol noktasından yapılabilecek ve biyometrik tarama gerektirecek. Yolcular ayrıca giriş yaptıkları aynı sınır kapısından çıkmak zorunda kalacaklar. Hindistan ayrıca 1.643 kilometrelik sınırın tamamı boyunca bir çit inşa etmeyi planlıyor. Ve son not, Bangladeş ile neredeyse aynı kaderi yaşayan, kitlesel ayaklanma ile hükümetin devrildiği Nepal için de 2026, tıpkı Bangladeş için de olduğu gibi, ve her ne kadar sonuç pek değişmeyecek olsa da Myanmar için de olduğu gibi, seçim yılı olacak ve elbette Hindistan, mahallesindeki bu parametrelerden direkt etkilenen olarak, sürekli strateji ve ilişki geliştirme modunda olacak.

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Yayınlanma

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.

Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.

Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.

Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.

Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English