Diplomasi
Hindistan limanlarının İran’a karşı ABD tarafından kullanıldığı iddiasını reddetti

Hindistan, limanlarının İran’a karşı savaşta ABD tarafından kullanıldığı iddiasını reddetti. Eski Hindistan Dışişleri Bakanı Kanwal Sibal ise, “İran gemisini, Milano tatbikatımıza katılmaya davet etmeseydik, bulunduğu yerde olmazdı. Ev sahibi bizdik” dedi.
Hindistan’ın yaptığı resmi açıklama, ABD’ye ait bir denizaltının Sri Lanka açıklarında İran donanmasına ait savunmasız bir gemiyi batırmasının ardından geldi. Bu olay, Batı Asya’daki çatışmayı Hint Okyanusu’na taşımış oldu.
Hindistan Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü İran ile yaşanan çatışma kapsamında ABD Donanması’nın Hint limanlarını kullandığı yönündeki viral iddiayı reddetti. Bakanlık yaptığı açıklamada söz konusu iddiayı “sahte ve asılsız” olarak nitelendirdi:
“ABD merkezli bir kanal olan OAN’da dile getirilen, ABD Donanması’nın Hint limanlarını kullandığı yönündeki iddialar sahte ve asılsızdır. Bu tür temelsiz ve uydurma yorumlara karşı dikkatli olmanızı tavsiye ediyoruz.”
İddia neydi?
ABD’li bir haber kanalı olan One America News Network’te yayımlanan bir haber bölümünde, emekli ABD Kara Kuvvetleri albayı ve eski Savunma Bakanlığı danışmanı Douglas Macgregor, İran ile yaşanan çatışma sırasında ABD Donanması’nın Hint limanlarını kullandığını iddia etti.
Macgregor, Matt Gaetz ile yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Çin ve Rusya kenarda oturup her şeyi izliyor; hükümetle yakın temas halindeler ve İran’a uydu istihbaratı sağlıyorlar. Bu da İsrail ve ABD üslerine yönelik saldırılarda İran’a yardımcı oldu.”
Ayrıca Orta Doğu’daki ABD üslerinin “yok edildiğini” ve “liman tesislerinin tahrip edildiğini” söyleyen Macgregor, bu nedenle ABD Donanması’nın “ideal olmaktan uzak olsa da Hindistan’a, Hint limanlarına geri çekilmek zorunda kaldığını” söyledi.
İran fırkateyni Hindistan’ın davetiyle oradaydı
Çarşamba günü bir ABD denizaltısı, Sri Lanka yakınlarındaki sularda bir İran fırkateynini torpido saldırısıyla batırdı.
Batı Asya’daki çatışmayı genişleten bu saldırı, İran gemisinin Hindistan’ın Visakhapatnam kentinde düzenlediği çok uluslu bir tatbikata ve uluslararası filo incelemesine katılmasından yalnızca birkaç gün sonra gerçekleşti.
Sri Lanka Dışişleri Bakanı Vijitha Herath’a göre batırılan gemi IRIS Dena olarak tanımlandı. Torpido saldırısı sonucunda en az 80 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 150 kişi ise kayboldu.
Eski Hindistan Dışişleri Bakanı ve eski Türkiye Büyükelçisi Kanwal Sibal, “ABD, geminin Hindistan’ın daveti nedeniyle bu sularda bulunmasına rağmen Hindistan’ın hassasiyetlerini görmezden geldi” dedi.
Sosyal medya paylaşımında, “İran gemisi, Milano tatbikatımıza katılmaya davet etmeseydik, bulunduğu yerde olmazdı. Ev sahibi bizdik” ifadelerini kullanan Sibal, “Bana söylenenlere göre, bu tatbikat protokolüne göre gemiler herhangi bir mühimmat taşıyamaz. Savunmasızdı” dedi.”İran donanma personeli başkanımızın önünde geçit töreni yapmıştı” diyen Sibal, “ABD denizaltısının saldırısı önceden planlanmıştı, çünkü ABD, İran gemisinin tatbikatta bulunduğunun farkındaydı; ABD donanması da davet edilmişti ancak muhtemelen bu operasyonu düşünerek son anda katılımından vazgeçmişti” dedi.
“ABD, geminin Hindistan’ın daveti nedeniyle bu sularda bulunmasına rağmen Hindistan’ın hassasiyetlerini görmezden geldi” diyen Sibal “ABD saldırısından siyasi veya askeri olarak sorumlu değiliz. Bizim sorumluluğumuz ahlaki ve insani bir düzeydedir” ifadelerini kullandı.
Eski Bakan, “Hindistan Donanması’nın (siyasi onay alındıktan sonra) davetlilerimiz arasında bulunan ve cumhurbaşkanımızı selamlayanların hayatını kaybetmesi nedeniyle bir taziye mesajı yayınlaması yerinde olacaktır” önerisinde bulundu.
Netanyahu ve Modi ticaret, teknoloji ve savunma işbirliğini güçlendirme kararı aldı
Diplomasi
‘Hürmüz’deki petrol şoku 1973 ambargosunu hatırlatıyor’

Hürmüz Boğazı’nda petrol ve doğalgaz akışı yeniden başlamış olsa da bu kritik su yolunun 100 günden fazla süreyle kapalı kalması küresel enerji piyasalarında tarihi bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Reuters haber ajansının köşe yazarı Ron Bousso, kaleme aldığı analizde, mevcut durumun yaratacağı uzun vadeli etkileri, benzer bir tedarik şoku olan 1973 yılındaki Arap petrol ambargosunun sonuçlarıyla karşılaştırarak değerlendirdi.
Bousso, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan son krize atıfta bulunarak, “Hürmüz Boğazı’nda petrol ve doğalgaz akışı yeniden başlarken, hayati önemdeki su yolunun 100 günden fazla süreyle kapalı kalması küresel enerji piyasalarında bir dönüm noktası olduğunu kanıtlayabilir” ifadesini kullandı.
Yazara göre, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş sürecinde modern enerji sistemi dayanıklılık testinden geçti. Dünyadaki petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği boğazın kapanması, daha önce bir “felaket senaryosu” olarak görülüyordu.
Ancak esnek piyasa mekanizmaları, tanker rotalarının değiştirilmesi ve stokların kullanılmasıyla bu süreç başlangıçta yönetilebildi.
Yine de bu sürecin özellikle Asya pazarında ciddi sancılara yol açtığı görülüyor. Petrol ve doğalgaz ithalatının yüzde 60’ını Orta Doğu’dan karşılayan Asya ülkeleri, kriz döneminde mesai günlerini dörde indirmek, zorunlu evden çalışma sistemine geçmek ve hava ile kara yolu seyahatlerini kısıtlamak gibi acil durum önlemleri almak zorunda kaldı.
Bousso, küresel enerji piyasalarının bir nevi “zaman satın aldığını” belirterek, “Küresel envanterler tehlikeli derecede düşük seviyelere yaklaşırken, eğer boğaz açılmamış olsaydı piyasalar bir kırılma noktasına ulaşabilirdi” tespitinde bulundu.
“Enerji güvenliği maliyet dahil her şeyin önüne geçiyor”
Yaşanan bu büyük kriz, ithalatçı ülkeleri enerji stratejilerini kökten revize etmeye zorluyor. Bousso, günümüzün koşullarını 1970’li yıllarla karşılaştırarak, “Bugünün krizini Arap petrol ambargosuyla karşılaştırmak, önümüzdeki yolun daha karmaşık olacağını gösteriyor ancak kriz nihayetinde petrol çağının sonunun başlangıcı olabilir” değerlendirmesini yaptı.
1973 yılındaki krizde batılı ülkeler daha küçük araçlara yönelmiş, nükleer ve yerli kaynaklara yatırımı artırmıştı ancak fosil yakıtlardan tamamen vazgeçmemişti. Bugün ise fosil yakıtların karşısında çok daha rekabetçi ve hazır alternatifler bulunuyor.
Asya pazarında enerji güvenliği algısının tamamen değiştiğini vurgulayan Bousso, “Hürmüz’ün dersi, enerji güvenliğinin maliyet dahil her şeyin önüne geçtiğidir” dedi.
Bu kapsamda Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyeleri ve Çin’i takip ederek yerli petrol rezervlerine yatırım yapmaya başlayacağını aktardı. Güney Kore’de ise nisan ayında Devlet Başkanı Lee Jae Myung’un alternatif tedarik zincirleri aranması, orta ve uzun vadeli endüstriyel yeniden yapılanmaya gidilmesi ve “plastiksiz ekonomi” hedefine geçilmesi çağrısında bulunduğunu hatırlattı.
“Sermaye zaten küresel düzeyde bu yeni enerji önceliklerini takip ediyor”
Orta Doğu’daki çatışmaların istikrarsızlaştırıcı etkisine rağmen, küresel enerji yatırımlarının bu yıl yüzde 5 artışla 3,4 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.
Yatırımların çok büyük bir bölümü alternatif enerji kaynaklarına ve sistem dayanıklılığına gidiyor.
Bousso, bu dönüşümü rakamlarla ortaya koyarak, “Sermaye zaten küresel düzeyde bu yeni enerji önceliklerini takip ediyor” ifadesini kullandı.
IEA verilerine göre, 2026’nın ilk çeyreğinde elektrikli araç satışları Avrupa’da yüzde 30, Latin Amerika’da yüzde 75 ve Asya-Pasifik bölgesinde yüzde 80 artış gösterdi. Çin’in güneş paneli ihracatı ise Afrika’ya yüzde 120, Güneydoğu Asya’ya yüzde 150 oranında yükseldi.
Afrika’da 15 ülke sadece ilk çeyrekte, 2025 yılının tamamındaki toplam ithalatı geride bırakarak 400 milyon doların üzerinde güneş paneli ithal etti.
Petrol ve doğalgazın ulaştırma, tarım ve inşaat gibi sektörlerdeki ağırlığı nedeniyle kısa sürede tamamen devreden çıkması beklenmiyor.
Sanayi genişlemesi ve yapay zeka veri merkezlerinin artan elektrik ihtiyacı da gaz talebini destekliyor.
Ancak Bousso, geçen yüzyıl boyunca fosil yakıt kullanım yönünün her zaman yukarı doğru olduğunu hatırlatarak, Hürmüz krizinin bu yükseliş trendini kalıcı olarak tersine çevirebileceğini vurguladı.
Diplomasi
İtalya ve Fransa Rus askerlere vize yasağına karşı çıktı

Avrupa Birliği’nin hazırladığı 21’inci yaptırım paketi kapsamında Ukrayna’daki savaşa katılan eski Rus askerlerinin birliğe girişinin yasaklanması teklifi, İtalya ve Fransa’nın çekinceleriyle karşılaştı. Roma ve Paris, mevcut taslak metindeki ifadelerin tüm Rus vatandaşlarına yönelik genel bir seyahat yasağının önünü açabileceğinden endişe ediyor.
Avrupa Birliği (AB) üyesi iki ülke İtalya ve Fransa, Ukrayna’ya devam eden savaşta yer almış eski Rus askeri personelinin birliğe girişinin yasaklanmasına yönelik yaptırım teklifine karşı mesafeli bir tutum sergiledi.
Bloomberg’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre Roma ve Paris, AB’nin hazırladığı 21’inci yaptırım paketi kapsamında gündeme gelen bu öneriye şüpheyle yaklaşıyor. Kaynaklar, her iki ülkenin de işgale katılan kişilerin engellenmesi fikrine esasen karşı çıkmadığını, ancak mevcut taslakta yer alan ifadelerin tüm Rus vatandaşlarına yönelik genel bir giriş yasağının yolunu açabileceğinden endişe duyduğunu aktardı.
Hem İtalya hem de Fransa, bu tür hedefli kısıtlamaların yaptırım mekanizmaları yerine doğrudan vize politikaları aracılığıyla düzenlenmesi gerektiğini savunuyor. Bununla birlikte Avrupalı diplomatlar uygulamadaki zorluklara da işaret ediyor. Mevcut taslağa göre, üye devletlerin seyahat etmek isteyen kişilerden hangilerinin savaşa katıldığını, hangilerinin ise katılmadığını kendi imkanlarıyla tespit etmek zorunda kalacağı belirtiliyor.
Yaptırım paketinde uzlaşı arayışı sürüyor
Avrupa Komisyonu tarafından 9 Haziran’da sunulan ve AB ülkelerinin 26 Haziran’da ele alması beklenen 21’inci yaptırım paketi kapsamlı önlemler içeriyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in açıklamalarına göre paket, seyahat yasaklarının yanı sıra enerji, finans, kripto para birimleri, ticaret ve balıkçılık sektörlerine yönelik yeni kısıtlamaları da barındırıyor.
Our sanctions are working.
They are weakening the economic foundations of Russia’s war effort.
Today we double down.
With a 21st package.
Covering energy, banks & crypto, trade including fisheries and visa for Russian soldiers ↓ https://t.co/fTIkATOSfN
— Ursula von der Leyen (@vonderleyen) June 9, 2026
Ancak Bloomberg’in aktardığı bilgilere göre, vize konusunun haricinde de paket içinde tartışmalı başlıklar bulunuyor. Petrol fiyat tavanının dondurulması, Rus balık ürünlerinin ithalatına getirilecek kısıtlamalar ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşıyan gemilere yönelik yaptırımların kapsamının genişletilmesi gibi konular tartışılmaya devam ederken, bazı üye ülkeler bu düzenlemeler için geçiş süreçleri talep ediyor.
Savaşa katılan Rus askerlerine yönelik giriş yasağı girişimi AB gündemine ilk kez gelmiyor. Geçtiğimiz mart ayında Almanya, Baltık ülkeleri, Finlandiya, Polonya, Romanya ve İsveç liderleri; Avrupa Konseyi Başkanı António Costa ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e ortak bir mektup göndermişti. Liderler mektupta, güvenlik tehditlerini gerekçe göstererek Ukrayna’nın işgaline katılan kişilerin Schengen bölgesine girişinin yasaklanmasını talep etmişti.
Öte yandan, Rus vatandaşlarına yönelik genel vize politikası konusunda AB içindeki görüş ayrılıkları varlığını koruyor. Haziran ayında, Almanya’da muhalefette bulunan Hristiyan Demokrat Birlik (CDU/CSU) partisine mensup Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, Rus vatandaşlarına yönelik turist vizelerinin tamamen askıya alınması çağrısında bulundu. Alman parlamenterler, geçen yıl 500 binden fazla Rus vatandaşının tatilini Avrupa’da geçirmiş olmasına tepki gösterdi.
Diplomasi
Trump yönetimi Türkiye’ye jet motoru satışı için adım attı

ABD’de Donald Trump yönetimi, Türkiye’ye milli muharip uçak KAAN projesinde kullanılmak üzere 700 milyon doların üzerinde jet motoru satışı yapma niyetini Kongre’ye resmen bildirdi. Bazı Demokrat Kongre üyeleri, Ankara’nın Rus S-400 hava savunma sistemlerine sahip olmasını gerekçe göstererek satışa karşı çıkıyor.
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Türkiye’ye değeri 700 milyon doların üzerinde olan onlarca jet motoru satma niyetini Kongre’ye resmen bildirdi.
Trump yönetiminin, Türkiye’nin 2019 yılında tedarik ettiği S-400 savunma sistemleri nedeniyle bazı milletvekillerinin itirazlarına rağmen satışı gerçekleştirmeyi planladığı bildirilmişti.
Reuters’ın haberine göre ABD Dışişleri Bakanlığı, Kongre’ye gönderdiği ve 24 Haziran tarihini taşıyan bildiriminde konuya ilişkin ayrıntılara yer verdi.
Çarşamba günü geç saatlerde iletilen bildirimde, “ABD hükümeti; siyasi, askeri, ekonomik, insan hakları ve silahların kontrolü hususlarını dikkate alarak bu malzemelerin ihracatını lisanslamaya hazırdır.” ifadesi kullanıldı.
Söz konusu satış, gelecek ay Ankara’da gerçekleştirilecek kritik NATO zirvesi öncesinde Türkiye’ye ve Trump’ın önemli bir müttefik olarak gördüğü Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik önemli bir jest niteliği taşıyor.
Kongre satışı engellemek için ortak karar tasarısı sunabilir
Kongre’nin satışı engellemek istemesi halinde, ortak bir ret tasarısı sunmak için 15 günlük süresi bulunuyor. Böyle bir tasarının Kongre’nin her iki kanadından da geçmesi gerekiyor ve bu karar Trump tarafından veto edilebiliyor.
Biri ABD’li yetkili olmak üzere iki kaynağın aktardığına göre, Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’nun en kıdemli Demokrat üyesi ve motor satışının önde gelen muhaliflerinden New York Temsilcisi Gregory Meeks, yönetimle yürütülen gayriresmi inceleme sürecinde itirazlarını dile getirdi ve bu pakete onay vermedi.
Meeks, çarşamba günü yaptığı açıklamada, yönetimin hem ikili ilişkiler hem de Türkiye’nin S-400’lere sahip olmasının satış üzerindeki etkileri konusunda kendisini bilgilendirmek için “iyi niyetli” bir çaba göstermediğini belirterek bu durumu eleştirdi.
Meeks açıklamasında, “Bu malzemeler yıllarca teslim edilmeyecek ve yönetim, ABD politikasının kilit yönlerine ilişkin bilgi ve açıklama taleplerini defalarca görmezden geldi” ifadesine yer verdi.
Çarşamba günü jet motorları, F-35 programı ve Ankara’daki zirveye ilişkin planları sorulan Trump, “Muhtemelen onları çok mutlu edecek bir şey yapacağım” şeklinde yanıt verdi.
General Electric motorları milli muharip uçak KAAN’a güç verecek
General Electric tarafından üretilen motorlar, Türkiye’nin ilk milli muharip uçağı KAAN’a güç verecek. KAAN, NATO üyesi Türkiye’nin savunmada daha kendi kendine yetebilme çabalarının bir parçası olarak 2016 yılında başlatılan büyük bir proje olarak biliniyor.
Türkiye, Batı ile geçmişte yaşadığı inişli çıkışli ilişkiler ve bazı silah ambargoları nedeniyle hayal kırıklığına uğramıştı.
Bununla birlikte Türk yetkililer, KAAN’ın hava kuvvetlerinin omurgasını oluşturan ABD yapımı F-16’ların yerini almasının yıllar alacağını kabul ediyor.
Türkiye’nin 2019 yılında Rus hava savunma sistemlerini satın alması, ABD ile ilişkileri bozmuş ve Kongre’nin Ankara’ye olan desteğini engellemişti.
Washington bu adıma yanıt olarak yaptırımlar uygulamış ve Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmıştı.
Kongre ayrıca, Rus sistemlerinin ABD yapımı savaş uçakları için güvenlik riski oluşturduğunu belirterek, Ankara S-400’leri elinde tuttuğu sürece Türkiye’ye herhangi bir F-35 satışını yasaklayan bir yasayı kabul etmişti.
Bu durum, Türkiye’nin Trump yönetiminde Washington ile daha sıcak ilişkilere sahip olmasına rağmen o zamandan beri iki ülke arasında önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.
Perşembe günü bazı Demokrat milletvekilleri, motor satışına karşı çıktıklarını belirterek yönetimi Ankara’ya herhangi bir F-35 satışı yapılması konusunda uyardı.
New Hampshire Temsilcisi Chris Pappas, bir sosyal medya paylaşımında, “ABD yasalarını ihlal etmeye ve güvenilir, demokratik müttefiklerimizi tehdit etmeye devam eden Erdoğan hükümetini ödüllendiremeyiz. Türkiye’ye kesinlikle F-35 verilmemeli” ifadelerini kullandı.
Nevada’dan Demokrat Temsilciler Meclisi Üyesi Dina Titus da jet motorlarının satışına atıfta bulunarak yaptığı sosyal medya paylaşımında, “Eğer ABD Başkanı bu yolda ilerlemeye devam ederse, bir ortak reddetme tasarısı sunacağım” dedi.
Amerika1 hafta öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Avrupa2 gün önceKuzey Akım sabotajında ‘porno filmi kılıfı’ iddiası
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Ortadoğu2 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









