Amerika
İktisatçı Pettifor: Kredi piyasaları ile derecelendirme kuruluşları yangını körüklüyor

İktisatçı Ann Pettifor, kişisel Substack sayfasında yayımladığı makalede, ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz politikaları ile yapay zeka ve teknoloji sektöründeki aşırı borçlanmanın küresel piyasalarda yeni bir çöküşü tetikleyebileceğini belirtti. Alan Greenspan’in vefatı ve Nasdaq’taki son dalgalanmalar üzerinden finansal sistemi değerlendiren Pettifor, derecelendirme kuruluşlarının ve borç verenlerin yüksek riskli şirketleri destekleyerek yeni bir krize zemin hazırladığını vurguladı.
İktisatçı Ann Pettifor, kişisel Substack sayfasında yayımladığı “Nasdaq & Market Volatility: is this a Minsky Moment for Ponzi Finance?” başlıklı makalesinde, finansal piyasalardaki güncel dalgalanmaları ve borç yüküne dayalı büyümenin getirdiği riskleri analiz etti.
Borçla finanse edilen uzun bir spekülatif büyüme döneminin ardından gelen ani ve şiddetli piyasa çöküşlerini ifade eden “Minsky anı” kavramına atıfta bulunan Pettifor, küresel finans sisteminin yeni bir kırılmanın eşiğinde olabileceğine dikkat çekti.
Makalesine iki gün önce, 22 Haziran 2026’da 100 yaşında vefat eden eski ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Alan Greenspan’i anarak başlayan Pettifor, Londra merkezli The Times gazetesinin Greenspan’i “finans tarihinin devlerinden biri” olarak nitelendirdiğini aktardı.
Greenspan’e, eski Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown’ın tavsiyesiyle 2002 yılında İngiltere Kraliçesi tarafından küresel ekonomik istikrara sunduğu üstün katkılardan dolayı fahri şövalyelik unvanı verildiğini hatırlatan yazar, bu unvanın verildiği dönem ile sonraki gelişmeler arasındaki çelişkiye vurgu yaptı.
Greenspan’in ölümünün gerçekleştiği 22 Haziran günü teknoloji borsası Nasdaq’ın yapay zeka endişeleriyle iki günde yüzde 2,2 değer kaybettiğini belirten Pettifor, hemen ardından 23 Haziran salı günü Güney Kore’nin teknoloji ağırlıklı endeksinin yüzde 10 gerilediğini ve Samsung Electronics hisselerinde çift haneli düşüşler yaşandığını kaydetti.
Yazar, bu durumu “Greenspan döneminin tehlikeli bir özelliği olan küresel finansal istikrarsızlık geri döndü” sözleriyle yorumladı.
“Kaldıraç arttıkça yakıt artar, yangın daha da büyür”
Piyasadaki mevcut dalgalanmanın, Fed’in yeni Başkanı Kevin Warsh tarafından bir hafta önce yapılan şahin açıklamalardan kaynaklandığının ileri sürüldüğünü belirten Pettifor, makalesinde şu değerlendirmelere yer verdi:
“Eğer durum buysa Warsh, ağır borç yükü altındaki teknoloji sektörüne karşı faiz artırma tehdidinde bulunarak Greenspan’in ‘serbest piyasa’ buz dağına çok yakın seyrediyor demektir. Bugün piyasalarda yaşanan dalgalanma yapay zeka sektöründe ciddi bir gerilemenin başlangıcıysa, pahalı borç finansmanına olan bağımlılık yapay zeka kaynaklı bir kredi temerrüt dalgasına yol açabilir.”
Pettifor, danışmanlık firması Oliver Wyman’ın yapay zeka borçlarının “yoğunlaşmış, toplu ve kendine özgü risklere karşı hassas” olduğu yönündeki tespitini paylaşarak, 2007 yılının Şubat ayında yaşanan dalgalanmalar ile Ağustos 2007’deki finansal kırılma arasındaki benzerliğe işaret etti.
O dönemde Greenspan ve Fed Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) ucuz kredi balonuyla sarhoş olan piyasaların aşırı coşkusunu dizginlemek amacıyla faiz oranlarını kademeli olarak artırdığını hatırlatan Pettifor, yükselen reel faizlerin piyasaları dizginlemek yerine borçlu hanehalklarını ve şirketleri iflasa sürüklediğini belirtti.
Greenspan’in ekonomik gerçeklerle ancak 2008’in sonlarında, ABD ekonomisi serbest düşüşe geçtiğinde yüzleştiğini ve faiz indirimine gittiğini ifade eden yazar, bu hamlenin çok geç kaldığını vurguladı.
2008 küresel finansal krizinin arka planına değinen Pettifor, Oliver Wyman’ın analizinden şu alıntıyı aktardı:
“Bankalar, iç raporlarının gösterdiğinden çok daha fazla ABD konut riski taşıdıklarını keşfettiler. Yakında benzer bir durumu veri merkezleri ve dijital altyapı riskleri için de keşfedebilirler; ancak bu kez riskler kurumsal borçlar, gayrimenkul, altyapı, fon finansmanı ve alternatif kredi defterlerine yayılmış durumda. Likit ve özel kredi piyasaları büyümeye devam ederken, toptan satış bankalarının mevcut gelirlerinin 35 milyar ila 50 milyar dolarlık kısmının risk altında olduğunu görüyoruz. Bu, bugünkü toplam kredi gelirlerinin yüzde 8 ila 11’ine denk geliyor. Kaldıraç arttıkça yakıt artar, yangın daha da büyür.”
“Yatırımcılar asla ders almayacak mı?”
Küresel finansal krizin ardından hükümetlerin ve merkez bankalarının Wall Street’i kurtardığını belirten Pettifor, New York Times gazetesinin 2016 yılında yayımladığı “Donald Trump Atlantic City’deki Kumarhanelerini Nasıl İflas Ettirdi Ama Yine de Milyonlar Kazandı” başlıklı araştırmacı gazetecilik çalışmasına atıfta bulundu.
Söz konusu çalışmada Trump’ın tahvil ve hisse senedi sahiplerini nasıl zarara uğrattığının detaylandırıldığını belirten yazar, Trump’ın kumarhane şirketlerinin dört kez iflas mahkemesine gittiğini, her seferinde alacaklıları daha az paraya ikna ettiğini ve riski hissedarlara devrederek kişisel servetini koruduğunu yazdı.
Pettifor, “Trump’ın başarısızlıklarının yükü, onun iş zekasına güvenerek yatırım yapanların üzerine yıkıldı” ifadesini kullandı.
Bugün benzer bir borç sarmalının merkezinde Elon Musk’ın bulunduğunu savunan Pettifor, makalesinde şu iddialara yer verdi:
“Bugün borçla körüklenen bu yangının merkezinde Elon Musk yer alıyor. Halka arz öncesinde Musk, satın aldığı ve ağır borç yükü altındaki X (eski adıyla Twitter) ile xAI platformlarını SpaceX çatısı altında birleştirdiğinde devraldığı 17,5 milyar dolarlık yüksek faizli çöp tahvili yeniden finanse etmek için Wall Street bankalarından 20 milyar dolar borç aldı. Şimdi ise Musk, Twitter satın alımıyla bağlantılı olan ve Financial Times’ın ‘aşırı derecede pahalı köprü kredileri’ olarak tanımladığı borçların ödenmesine yardımcı olmaları için bireysel yatırımcıları ve yatırım fonlarını ikna etmek amacıyla 25 milyar dolarlık tahvil ihraç ediyor.”
Yatırımcıların bu riskli borçları finanse etmek için SpaceX’ten ABD Hazine tahvillerinin 1,1 ila 1,75 puan üzerinde daha yüksek faiz talep ettiğini kaydeden Pettifor, diğer teknoloji şirketlerinin de büyük borç ihaleleri açtığını ancak aralarında önemli bir fark olduğunu belirtti.
Pettifor, “Diğerleri yazılım odaklı ve son derece karlı şirketlerken, SpaceX yılda 9 milyar dolar zarar ediyor. Buna rağmen derecelendirme kuruluşları S&P Global Ratings, Moody’s ve Fitch, Musk’ın şirketine BBB bandında yatırım yapılabilir notu verdi” dedi.
İktisatçı Pettifor, değerlendirmesini “Kredi piyasaları ve derecelendirme kuruluşları aşırı finansallaşmış ekonominin yangınını körüklerken, küresel kumarhanenin çarkları dönmeye devam ediyor” sözleriyle tamamladı.
Amerika
Ocasio-Cortez: Woke 1.0 çılgıncaydı

New York eyaletinden Demokrat Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, insanların COVID-19 salgını sırasında benimsediği bazı “radikal” tutumların bu olağanüstü koşulların bir sonucu olduğunu kabul etti ve insanların tutumlarını değiştirme hakkını savundu.
Pazar günü ABC’nin “This Week” programına konuk olan Ocasio-Cortez’e sunucu Jonathan Karl, Wisconsin’in Demokrat vali adayı Francesca Hong hakkında soru sordu.
Hong, George Floyd’un öldürülmesinin ardından yayılan protesto dalgası sırasında polise verilen fonların tamamen kaldırılmasını ve Şükran Günü’nün iptal edilmesini talep ettiği 2020-2021 yıllarına ait sosyal medya paylaşımlarından vazgeçtiğini açıklamıştı.
Ocasio-Cortez, görüşlerin zamanla değişebileceğini belirterek, New York Belediye Meclisi üyesi Chi Ossé’nin şu esprili sözlerini aktardı: “Woke 1.0 çılgıncaydı.”
Ocasio-Cortez şöyle devam etti:
“Aslında o dönemde yapılan tartışmaların oldukça verimli olduğunu düşünüyorum. Bence bugün suçtan bahsederken, suçu azaltma konusundaki yaklaşımımız eskisine kıyasla temelden farklı, değil mi? Ve bence hepimiz suç oranını olabildiğince düşük tutma hedefini paylaşıyoruz. Biliyorsunuz, karantina döneminde kullanılan söylemler elbette bugün kullandığımız söylemlerle aynı değil.”
Program sunucusu Jonathan Karl, daha önce aktif olarak savunduğu bir suçla mücadele çözümü olan “polis bütçesinin kesilmesi” konusundaki güncel tutumunu sorunca Ocasio-Cortez şu cevabı verdi:
“Bence bu dönemde ve… özellikle COVID sırasında, Overton penceresi [toplumsal görüşlerin kabul edilebilirlik sınırı] büyük ölçüde genişledi. Hayat durma noktasına gelmişti. Bu kapanmalar nedeniyle şimdiye kadar gördüğümüz en yüksek işsizlik oranlarından bazıları yaşandı ve bence bizi daha iyi bir duruma getirecek her türlü politikayı değerlendirme konusunda kapılar gerçekten açıktı; hatta o dönemde yapılan tartışmaların oldukça verimli olduğunu düşünüyorum.”
Ocasio-Cortez, Hong’u savunurken, Wisconsin seçimlerinde kimseyi desteklemeyi planlamadığını, bunun yerine “Kongre’yi geri kazanmaya” odaklandığını da belirtti.
Onun bu kararı, Hong’u desteklemekten kaçınan Senatör Bernie Sanders ve Amerika Demokratik Sosyalistleri’nin ulusal kanadının tutumuyla aynı çizgide.
Ocasio-Cortez, Hong’un görüşlerine ilişkin sorulara yanıt olarak, “Bence bu seçimlerin çoğu, şu anda bile olsa, ulusal bir boyut kazanma eğiliminde olacak. Fakat bu seçimler nihayetinde yerel ve tüm siyaset yerel. Anladığım kadarıyla Francesca Hong, seçim sürecinde varlığını açıkça ortaya koydu,” dedi.
AOC, Hong’un “eski görüşlerinden uzaklaştığını” da ekledi.
Ocasio-Cortez, karantina döneminde kullanılan söylemlerin “bugün kullanacağımız türden söylemler olmadığını” da sözlerine ekledi.
Demokrat Temsilci, “Bu adayların, seçmenlerine kim olduklarını ve şu anda hangi konularda kampanya yürüttüklerini anlatma fırsatına sahip olmalarından dolayı minnettarım,” diye ekledi.
Amerika
El-Sayed, Hasan Piker’ın 11 Eylül’le ilgili açıklamalarını reddetti

NBC’nin “Meet the Press” programında verdiği röportajda El-Sayed, Piker’in “Amerika 11 Eylül’ü hak etmişti” şeklindeki sözlerinin “aptalca” olduğunu söyledi.
El-Sayed şöyle konuştu:
“Elbette bu aptalca bir açıklamaydı ve elbette Hasan’ın kendisi de bunun aptalca bir açıklama olduğunu söylerdi. O da bu sözlere mesafe koydu. Evet, Amerika 11 Eylül’ü hak etmedi, ama bilirsiniz, burada oturup, birinin bağlam dışı söylediği ve kendisinin de reddettiği aptalca bir sözü bahane ederek ‘peki, bu senin düşüncelerin hakkında ne anlama geliyor?’ diye tuzak kurmaya çalışmak… Ben, söylediklerim ve yaptıklarımdan sorumlu tutulmak istiyorum.”
El-Sayed’in bu yorumları, bu yılın başlarında POLITICO’ya verdiği röportajdan keskin bir şekilde farklılık gösteriyor.
Michiganlı Demokrat o röportajda, “tuzağa düşürme oyunu” olarak nitelendirdiği bir durumda Piker’ın görüşlerini kınamayı reddetmişti.
El-Sayed o zaman, “Buraya insanların görüşlerini reddetmeye gelmedim. Tüm bu tuzağa düşürme oyunu, platform denetimi, iptal kültürü… bunların geride kaldığını sanıyordum,” demişti.
El-Sayed Pazar günü, Piker ile birlikte yürüttüğü kampanyayı sonlandırıp sonlandırmayacağı sorusuna yanıt vermekten kaçındı.
NBC’den Kristen Welker’a, “Artık kiminle kampanya yürüttüğümden çok, kime yönelik kampanya yürüttüğümle ilgileniyorum,” dedi.
Jill Biden’dan Cumhuriyetçi adaya oy verme sinyali
Öte yandan El-Sayed’in, Demokratların kucaklamasının “kritik” olduğunu söylediği Piker’ı desteklemesi, hem Cumhuriyetçilerden hem de Demokratlardan eleştiri aldı.
Eski First Lady Jill Biden’ın basın sekreteri Michael LaRosa, cumartesi günü 11 Eylül 2001 saldırıları hakkında konuşurken El-Sayed’in Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’a destek verdiğini ima etti.
LaRosa, sosyal medyada paylaştığı bir gönderide, “Alternatifin daha kötü olması nedeniyle 95. kattan atlayan en iyi arkadaşımın annesinin başına gelenleri hak ettiğini düşünen aşırılıkçılara karşı çıkamayacak kadar korkak olan hiç kimseyi savunmayacağım ya da desteklemeyeceğim. Onun tek suçu, o sabah işe gitmekti,” dedi.
El-Sayed’in dini inancı da Michigan’daki seçim yarışının odak noktalarından biri haline geldi. Seçilmesi halinde El-Sayed, üst mecliste görev yapacak ilk Müslüman olacak.
El-Sayed, Welker’a “bu konuyu pek fazla düşünmediğini” söylemiş olsa da, Başkan Donald Trump, El-Sayed’in İslam inancını ön plana çıkarmaya çalıştı.
Cumartesi günü, resmi kıyafetler içindeki Trump ve First Lady Melania Trump’ın fotoğrafının yanında, aday ve başörtüsü takan eşinin yer aldığı bir Truth Social paylaşımında başkan, “İki çok farklı Amerika” diye yazdı.
Bu paylaşımla ilgili sorulduğunda El-Sayed, CNN’in “State of the Union” programına aslında Trump’ın yazdığı açıklamaya katıldığını söyledi:
“Evet, haklı. Birinde, efendileriniz birbirinden hoşlanmayan ama sizden milyarlarca dolar kazanmak uğruna bir araya gelen iki kişi; diğerinde ise birbirlerini içtenlikle seven, birlikte krep yiyen, bir aile kurabilecekleri ve o ailenin iyi şeylere sahip olacağını bildikleri türden bir Amerika inşa etmek için bir araya gelmek isteyen iki kişi. Yani evet, Amerika hakkında iki farklı vizyon var.”
El-Sayed, Ukrayna’ya yardıma devam edilmesini savunuyor
Başkanın El-Sayed’i hedef alması ilk kez olmuyor. Ön seçim zaferinin ardından Trump, El-Sayed’in İsrail ve Yahudi halkından “nefret ettiğini” iddia etmişti.
El-Sayed bu iddiayı reddetti:
“Yahudiliği ve Yahudi halkını seviyor ve saygı duyuyorum. Onların dünya için bir ışık olduğuna inanıyorum. Fakat onlar AIPAC ve İsrail ile aynı şey değil.”
El-Sayed, devam eden İsrail-Hamas savaşında hem AIPAC’ı hem de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu eleştirmiş ve İsrail’in Gazze’deki eylemlerini “soykırım” olarak nitelendirmişti.
Ayrıca, seçilmesi halinde, Ukrayna’ya ek yardım gönderilmesine destek verdiğini belirtmesine rağmen, İsrail’e ek yardım gönderilmesini desteklemeyeceğini de söylemişti.
El-Sayed pazar günü NBC’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Ukrayna’da ise, komşu bir egemen ülkenin lideri tarafından gerçekleştirilen saldırılardan bahsediyoruz; bu lider, Ukrayna halkının egemenliğini ihlal etmeye çalışarak uluslararası hukuku açıkça çiğnemiştir. Bu durum, söz konusu koşullara bağlıdır. Yıllardır, koşullara bakılmaksızın İsrail’e koşulsuz askeri yardım sunuyoruz. Ve şunu da belirtmeliyim ki, bu sadece İsrail ile sınırlı değil; Mısır da, Ürdün de ve Suudi Arabistan da dahil. İşte fark bu. Mesele koşullarda yatıyor.”
AOC: İlerici hareketin başarısı, kuşaksal dev bir dalga
New York eyaleti Demokrat Temsilci Alexandria Ocasio-Cortez, pazar günü yaptığı açıklamada, sandık başına giden genç nesillerin, ara seçimler öncesinde “ilerici” bir dalganın ülkeyi kasıp kavurmasının nedenini açıkladığını söyledi.
Demokratik sosyalist adaylar ülke genelinde ön seçimlerde zaferler elde etti. Bunlardan en önemlisi, Abdul El-Sayed’in geçen salı günü Michigan eyaletindeki Demokrat Parti Senato ön seçimlerinde milletvekili Haley Stevens’ı geride bırakarak galip gelmesiydi.
Ocasio-Cortez, “This Week” programında ABC sunucusu Jonathan Karl’a, “İnsanlar pazartesi sabahı olayları geriye dönük olarak değerlendirip hangi demografik grupların nereye oy verdiğini tartışırken, göz ardı edilen en önemli unsur nesiller arası dev dalga, bir tsunamidir,” dedi.
Ocasio-Cortez, Demokratların geçmiş seçimlerde genç seçmenleri kaybettiği gerçeğine atıfta bulunarak, Demokratların kazanan bir koalisyon kurma sorumluluğu olduğunu ve bunun aynı zamanda gençlerin ilgilendiği konulara duyarlı olmak anlamına geldiğini belirtti.
AOC, “Y kuşağı artık asi gençler değil. Bizler, ev kredisi ve çocukları olan yetişkinleriz. Ve biz, o nesil, sandıkta belirleyici olmaya başlıyoruz,” dedi.
Ocasio-Cortez, nesil faktörüne vurgu yaparken, demokratik sosyalistlerin yıllar boyunca “suç” konusunda benimsedikleri bazı tutumlardan da uzaklaştı.
Demokratik sosyalistlerin Covid döneminde suç oranını düşürme konusunu ele alma biçimlerinin (örneğin polisin bütçesinin kesilmesi çağrısı gibi) bugün suç hakkında konuşma biçimlerinden “temelden farklı” olduğunu anlattı.
2020-21 yıllarında Covid salgınının zirve yaptığı döneme atıfta bulunan Ocasio-Cortez şunları söyledi:
“O kapanmalar nedeniyle gördüğümüz en yüksek işsizlik oranlarından bazıları yaşandı ve bence bizi daha iyi bir duruma getirecek her türlü politikayı değerlendirmeye gerçekten açık bir ortam vardı.”
Demokratik sosyalistlerin partiyi “mahvedeceği” yönündeki ılımlı Demokratların endişelerine yanıt veren Ocasio-Cortez, sıradan seçmenler arasındaki düşünce çeşitliliğinin Amerika’nın temel bir gerçeği olduğunu söyledi.
AOC, “Bir yerlerdeki birinin neye inandığı konusunda endişelenmemiz gerektiğini düşünmüyorum. Bence insanların yaşamlarını iyileştirmek için planımızın ne olduğuna odaklanmalıyız,” dedi.
Obama, Michigan’daki her iki Senato adayıyla da temasa geçti
Eski Başkan Barack Obama, cuma günü hem Abdul El-Sayed’i hem de Temsilci Haley Stevens’ı aradı.
Obama, zorlu bir ön seçim sürecinin ardından Michigan Demokratlarını birleştirme çabalarını övdü ve El-Sayed’in genel seçimlerdeki Senato kampanyasına destek verdi.
Eski başkanın düşüncelerine yakın bir kaynağa göre, Obama’nın El-Sayed ile yaptığı görüşme “erken bir destek” sinyali niteliğinde.
Kampanya sözcüsü POLITICO’ya yaptığı açıklamada, Obama ve El-Sayed’in cuma günü görüştüğünü ve “sıcak ve cesaret verici bir görüşme yaptıklarını, kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmek üzere birlikte çalışmayı dört gözle beklediklerini” belirtti.
El-Sayed, POLITICO ile paylaştığı bir açıklamada, “Bazen kahramanlarınızla gerçekten tanışmanız gerekir,” dedi.
El-Sayed daha önce eski başkan hakkında sert sözler sarf etmiş ve 2020 yılında yayımlanan “Healing Politics” adlı kitabında, onun başkanlık döneminin “ilham verici niyetlerin yerine getirilememesine” yol açtığını yazmıştı.
El-Sayed, pazar günü NBC’nin “Meet the Press” programında, “Onun Michigan’da bulunması, seçilmesine yardımcı olan koalisyon için çok büyük bir anlam ifade ederdi,” dedi.
Bu, kampanyanın sert geçen ön seçimlerin ardından ilişkileri düzeltmeye çalıştığının en son işareti.
Kamala Harris’ten El-Sayed’e destek
Obama’nın telefon görüşmeleri, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris ile eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ve Arizonalı Demokrat Senatör Mark Kelly dahil olmak üzere 2028 Demokrat başkanlık yarışının diğer potansiyel adaylarının benzer görüşmelerinin ardından geldi.
Harris yaptığı basın açıklamasında, “Abdul, Amerika’nın çalışan ailelerinin karşı karşıya olduğu krizlere cesur çözümler bulmamız gerektiğini biliyor ve bu mücadeleye hazır. Kasım ayında Demokratların Senato çoğunluğunu kazanmamızı sağlamak için gururla onun yanında duruyorum,” dedi.
Obama ayrıca ön seçimlerin ardından Cuma günü Stevens’ı aradı. Konuya yakın bir kaynağa göre, eski başkan “Kasım ayında Michigan’ı kazanmak için Demokratları birleştirmeye odaklanmasını takdir ediyor.”
ABD Otomotiv Kurtarma Görev Gücü’nün genel sekreteri olarak Obama ile olan bağlarından yararlanan Stevens, Obama’ya “Michigan’a gelip Demokratlar için kampanya yapmasını” söylediğini aktardı.
Amerika
Google, yapay zeka yönetimini Londra’dan Kaliforniya’ya taşıyor

Google, yapay zeka birimlerini kapsamlı biçimde yeniden düzenleyerek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor. Financial Times’a göre değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan kurucu ortak Sergey Brin’in etkisini güçlendirirken Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yönetiminden ayrılıyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.
Google, yapay zeka birimlerinde kapsamlı bir yeniden yapılanmaya giderek geliştirme çalışmalarının denetimini Londra’dan Kaliforniya’daki merkezine taşıyor.
Financial Times’ın (FT) haberine göre bu değişiklik, Gemini modellerinin geliştirilmesine etkin biçimde katılan Google kurucu ortağı Sergey Brin’in etkisini güçlendiriyor. Şirket, OpenAI ve Anthropic’e yetişmeye çalışıyor.
Demis Hassabis, Google DeepMind’ın yöneticiliğinden ayrılarak operasyonel yönetimi yeni kıdemli başkan yardımcısı Koray Kavukçuoğlu’na devrediyor.
Hassabis, Alphabet’ın baş bilim insanı olarak görevini sürdürecek ve uzun vadeli araştırmalara yoğunlaşacak. Şirket yönetimi, bu düzenlemenin Hassabis’in potansiyelinden daha etkili biçimde yararlanılmasını sağlayacağı görüşünde.
Financial Times’ın kaynaklara dayandırdığı haberine göre görev değişiklikleri yalnızca yöneticilerin yer değiştirmesinden ibaret değil.
DeepMind’ın on yıldır süren araştırma kültürü yerini daha katı bir ticari anlayışa bırakıyor. Google’ın amiral gemisi Gemini modellerinin geliştirilmesi artık Mountain View’da merkezileştirilmiş durumda.
Hassabis yeni görevinde, ticari sorumluluklardan ayrılarak uzun vadeli araştırmalar ile genel yapay zeka (AGI) meselelerine odaklanacak.
Sergey Brin Gemini çalışmalarında daha etkin rol üstleniyor
Uzun yıllar şirketin günlük yönetiminde yer almayan Sergey Brin, OpenAI’ın ChatGPT’yi piyasaya sürmesinden sonra yeniden Google’ın yapay zeka stratejisindeki başlıca isimlerden biri haline geldi.
Brin, Gemini’nin geliştirilmesine etkin biçimde müdahil oluyor. Yapay zeka çalışmalarının denetiminin Kaliforniya’ya dönmesiyle Brin’in etkisi artık kurumsal yapıya da yerleşiyor.
Haziran başında, Google’ı bünyesinde barındıran ABD’li Alphabet Inc.’in 80 milyar dolar tutarında hisse ihraç etmeyi planladığı açıklanmıştı.
Bu kaynağın büyük bölümünün yapay zeka altyapısını güçlendirmek ve hesaplama kapasitesini artırmak için kullanılması planlanıyor.
Reuters’ın aktardığına göre Alphabet, son bir yılda altı para birimi üzerinden 85 milyar dolardan fazla borçlanma sağladı. Bunun sonucunda şirketin toplam borcu 100 milyar doları aştı.
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi2 hafta öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını2 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını2 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Dünya Basını1 hafta önceMilyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
Görüş2 hafta önceAteş altındaki Mısır: Dimyat saldırısı küresel enerji piyasaları için ne anlama geliyor?
Dünya Basını2 hafta önceABD-Japonya ittifakını savaşa hazır hâle getirmek için altı maddelik plan












