Ortadoğu
İran Dışişleri: Karşılıklı taahhüt ilkesine göre hareket ediyoruz

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, Tahran’da düzenlediği basın toplantısında bölgesel gelişmeler, ABD ile yürütülen diplomatik süreçler ve nükleer denetimler konusunda ülkesinin resmi pozisyonunu açıkladı. Karşılıklı taahhüt ilkesinin diplomatik müzakerelerin temelini oluşturduğunu belirten Sözcü Bekai, Tahran yönetiminin tek taraflı adımlar atmayacağını ve ulusal çıkarlarını korumak adına tüm diplomatik ve askeri mekanizmaları izlemeyi sürdüreceğini ifade etti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, başkent Tahran’da yerli ve yabancı basın mensuplarının katılımıyla düzenlenen geniş kapsamlı basın toplantısında, ülkesinin dış politika öncelikleri, bölgesel güvenlik mimarisi ve batılı ülkelerle yürütülen diplomatik süreçlere ilişkin açıklamalarda bulundu.
Sözcü Bekai, özellikle ABD ile yürütülen müzakerelerde ve varılan mutabakat zabıtlarının uygulanmasında dengeli, karşılıklı ve eş zamanlı adımların önemini vurguladı.
“Karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirme sürecini anlık olarak izliyoruz”
Toplantının açılış bölümünde diplomatik müzakerelerin temel felsefesine değinen İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, müzakerelerde esas alınan karşılıklı taahhüt ilkesinin sınırlarını çizdi.
Sözcü Bekai, “Müzakerelerdeki karşılıklı taahhüt ilkesi, bizim yükümlülüklerimizi ancak karşı tarafın da kendi taahhütlerini yerine getirmesi halinde uygulayacağımız anlamına gelir. Herhangi bir taahhüdün tek taraflı olarak hayata geçirilmesi söz konusu olamaz” ifadelerini kullandı.
Bu doğrultuda uluslararası mekanizmaların ve varılan diplomatik belgelerin hassasiyetle takip edildiğini belirten Sözcü Bekai, şöyle devam etti:
“Mutabakat zaptının metni son derece açık ve hassas bir biçimde kaleme alınmıştır. Birinci maddede savaşın tüm cephelerde durdurulmasının Lübnan’ı da kapsaması gerektiği net bir şekilde belirtilmiştir. Varılan bu mutabakatın diğer tarafı olan ABD, kendi üzerine düşen yükümlülüklere bağlı kalmalı ve İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri saldırılarını durdurması için gereken her adımı atmalıdır. Bu arka plan ve parametreler çerçevesinde, karşı tarafın yükümlülüklerini yerine getirme sürecini anlık olarak izliyoruz. Ulusal çıkarlarımızı ve güvenliğimizi korumak amacıyla elimizdeki tüm imkanları ve mekanizmaları gerektiği her an kullanacağız.”
“Ortak tarihsel ve kültürel bağlar iki ülke ilişkilerinin temelini oluşturuyor”
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin yakın zamanda gerçekleştirdiği Irak ziyaretine de değinen Sözcü Bekai, Bağdat ile Tahran arasındaki ilişkilerin stratejik önemine dikkat çekti.
Ziyaretin yeni Irak hükümetinin kurulmasının ardından gerçekleştirilen ilk üst düzey temas olduğunu hatırlatan Sözcü Bekai, “İran ile Irak arasındaki ilişkiler son derece köklü ve derindir. Ortak tarihsel ve kültürel bağlar iki ülke ilişkilerinin temelini oluşturuyor. Hükümetlerin değişmesi bu güçlü ilişkileri etkilemez, aksine biz her fırsatı bu ilişkileri daha da derinleştirmek için bir vesile olarak değerlendiriyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Ziyaret kapsamında Irak Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve Meclis Başkanı ile son derece verimli görüşmeler gerçekleştirildiğini aktaran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, görüşmelerde iki ülke arasındaki ekonomik, ticari, sınır güvenliği ve insani ilişkilerin güçlendirilmesinin ele alındığını bildirdi.
Ayrıca, bölgenin istikrarı için her iki ülkenin koordinasyon içinde hareket etmeye devam edeceğini ekledi.
“Eylemlerin ölçütü yalnızca varılan mutabakat zaptının metnidir”
Lübnan’daki durum ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yönelik iddialar hakkında sorulan bir soruya yanıt veren Sözcü Bekai, Tahran’ın bu konudaki pozisyonunun değişmediğini belirtti. Irak hükümetinin direniş gruplarına silah bırakmaları için süre verdiği yönündeki iddialar ile Lübnan ve İsrail arasındaki gizli anlaşma iddialarının sadece basında yer alan spekülasyonlardan ibaret olabileceğini dile getiren Bekai, şunları kaydetti:
“Lübnan konusunda duruşumuz son derece nettir. ABD’nin Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşı sona erdirme taahhüdü, mutabakat zaptının birinci maddesinde açıkça yer alan resmi bir yükümlülüktür. Bizim için esas olan, ABD’nin bu taahhütlerine bağlı kalması ve İsrail’i bu kurallara uymaya zorlamasıdır. Bu çerçevede, eylemlerin ölçütü yalnızca varılan mutabakat zaptının metnidir. Lübnan halkı ve direniş güçleri, geçmiş yıllarda edindikleri tecrübeler ışığında, kendi egemenlikleri, bağımsızlıkları ve ulusal çıkarları doğrultusunda en doğru kararı kendileri verecektir.”
Irak’ın iç işlerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Sözcü Bekai, “Irak’ın iç meseleleri tamamen Irak halkını ve yöneticilerini ilgilendirir. Onlar, dışarıdaki aktörlere kıyasla kendi ülkelerinin çıkarlarını çok daha iyi tahlil etme kabiliyetine sahiptir. Direniş gruplarının ülkenin güvenliğini koruma konusundaki rollerinin bilincinde olan Irak yönetimi, kendi egemenlik hakları çerçevesinde en doğru kararları alacaktır” şeklinde konuştu.
“Bölge dışı aktörlerin müdahaleleri durumu daha da karmaşık hale getiriyor”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Hürmüz Boğazı’nda bazı ülkelerle birlikte tarama ve temizlik çalışmaları yapılması yönündeki açıklamalarını değerlendiren Sözcü Bekai, her konuda açıklama yapmanın ülkelerin prestijini artırmayacağını savundu.
Devletlerin kendi sınırlarını ve yetki alanlarını doğru tayin etmeleri gerektiğinin altını çizen Sözcü Bekai, şu ifadeleri kullandı:
“Her konuda fikir beyan etmek sorumluluk bilincinin bir göstergesi olmadığı gibi ülkelerin uluslararası alandaki güvenilirliğini de artırmaz. En yapıcı yaklaşım, işlerin kendi doğal ve hukuki mecrasında yürümesine izin vermektir. İran, Hürmüz Boğazı konusundaki sorumluluklarının ve yetkilerinin tamamen bilincindedir ve bunları yerine getirebilecek güce sahiptir. Bölge dışı aktörlerin müdahaleleri durumu daha da karmaşık hale getiriyor. İyi niyetle yapıldığı iddia edilse bile bu tür müdahaleler bölgesel dinamiklere zarar vermektedir.”
Sözcü Bekai, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki güvenliği sağlama konusundaki kararlılığının sürdüğünü ve dışarıdan herhangi bir askeri veya teknik yardıma ihtiyaç duymadıklarını yineledi.
“Kanada’nın tek taraflı kararı diplomatik teamüllere aykırıdır”
Kanada hükümetinin Tahran’daki elçiliğini yeniden açma veya konsolosluk hizmetlerini başlatma yönündeki iddiaları üzerine konuşan Sözcü Bekai, henüz kendilerine ulaşmış resmi bir talebin bulunmadığını bildirdi.
Kanada’nın 2012 yılında diplomatik ilişkileri tek taraflı olarak askıya almasının arkasında makul bir gerekçe olmadığını savunan Sözcü, şu bilgileri verdi:
“Kanada’nın tek taraflı kararı diplomatik teamüllere aykırıdır ve o dönemden bu yana Kanada’da yaşayan çok sayıda İran vatandaşı konsolosluk hizmetlerinden mahrum bırakılarak mağdur edilmiştir. Bu durum, söz konusu yönetimin insani meselelere yaklaşımını da ortaya koymaktadır. Resmi bir başvuru yapılması halinde bu talebi kendi diplomatik kriterlerimiz çerçevesinde değerlendiririz ancak şu an için somut bir adım atılmış değildir.”
“Filistinlileri kendi topraklarından sürmek özgürlük değil, zorunlu göçtür”
İsrail’in Gazze’deki Filistinlileri tehcir etme planlarının adını değiştirerek “hareket özgürlüğü” olarak nitelendirmesini sert bir dille eleştiren Sözcü Bekai, bu durumun kelime oyunlarından ibaret olduğunu vurguladı.
Bekai, “Filistinlileri kendi topraklarından sürmek özgürlük değil, zorunlu göçtür. Uluslararası toplum, Gazze ve Batı Şeria’da yürütülen nüfus yapısını değiştirme çabalarının gerçek niteliğini çok iyi görmektedir” dedi.
Uluslararası kurumların bu konuda sessiz kalmaması gerektiğini belirten Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere tüm bölgesel ve küresel yapıların, yaşanan insani trajediyi durdurmak ve sorumluların yargılanmasını sağlamak adına daha aktif rol oynaması gerektiğini kaydetti.
“Kararlar kurumlar arası ortak değerlendirmeler sonucunda alınmaktadır”
Ülke içindeki dış politika tartışmalarına ve yürütülen müzakerelere yönelik eleştirilere de değinen Sözcü Bekai, İran’ın çok sesli bir toplumsal yapıya sahip olduğunu ifade etti.
Vatandaşların milli çıkarlar ve güvenlik konularındaki hassasiyetini takdir ettiklerini belirten Sözcü, karar alma mekanizmalarının işleyişi hakkında şu açıklamayı yaptı:
“Devletimizin karar alma mekanizmaları belirli kurallara ve anayasal süreçlere tabidir. Dışişleri Bakanlığı tek başına stratejik kararlar almaz. Savaş, barış veya uluslararası anlaşmalar gibi hayati önem taşıyan konularda kararlar, başta Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi olmak üzere tüm ilgili devlet kurumlarının ortak değerlendirmeleri ve analizleri sonucunda alınmaktadır. Bakanlığımız, bu üst kurulların tebliğ ettiği direktifleri uygulamakla yükümlüdür. Bu süreçte toplumsal birliği zedeleyecek ve asılsız iddialara dayanan tartışmalardan kaçınmak, milli dayanışmayı güçlendirmek hepimizin ortak sorumluluğudur.”
Sözcü Bekai, Doha’da yapılması planlanan temasların ABD’li yetkililerle doğrudan bir görüşme içermediğini, görüşmelerin yalnızca dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması teknik detayları üzerine Katar makamlarıyla yürütüleceğini sözlerine ekledi.
“NATO üyesi ülkelerin eylemleri uluslararası hukuk açısından sorumluluk doğurur”
NATO Genel Sekreteri’nin geçmiş dönemlerde İran’a yönelik gerçekleştirilen bazı askeri eylemlere ilişkin yaptığı açıklamaları da değerlendiren Sözcü Bekai, bu durumun hukuki sonuçları olacağını belirtti.
Sözcü Bekai, “NATO üyesi ülkelerin eylemleri uluslararası hukuk açısından sorumluluk doğurur. Yapılan itiraflar, ülkemize yönelik gerçekleştirilen saldırılarda hangi aktörlerin nasıl bir rol üstlendiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu beyanlar hukuki süreçlerde kanıt niteliği taşımaktadır” dedi.
İran’ın kendi sınır bütünlüğünü korumak için her türlü hukuki adımı atacağını ifade eden Bekai, saldırılarda doğrudan veya dolaylı sorumluluğu bulunan tüm tarafların uluslararası mahkemeler önünde hesap vermesi için gerekli girişimlerin sürdürüleceğini kaydetti.
“Güvenlik ancak bölge ülkelerinin ortak iradesiyle tesis edilebilir”
Bölgesel işbirliği mekanizmalarının geliştirilmesi yönündeki önerilere her zaman açık olduklarını belirten Sözcü Bekai, Basra Körfezi ülkeleri, İran ve Irak’ın katılımıyla gerçekleştirilmesi muhtemel ortak toplantı önerisini desteklediklerini ifade etti.
Güvenliğin dış güçlerin askeri varlığıyla sağlanamayacağını dile getiren Bekai, “Güvenlik ancak bölge ülkelerinin ortak iradesiyle tesis edilebilir. Yabancı güçlerin askeri varlığı bölgeye istikrar getirmemiş, aksine istikrarsızlığı ve kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Bu nedenle bölge ülkelerinin bir araya gelerek kendi güvenlik mimarilerini inşa etmeleri en doğru yaklaşımdır” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye’nin güneyinde yaşanan gelişmelere de değinen Sözcü Bekai, Suriye’nin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunmasının bölgesel istikrar için hayati önem taşıdığını, bu ülkeye yönelik gerçekleştirilen saldırıların uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu sözlerine ekledi.
“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı siyasi nitelikli açıklamalardan kaçınmalıdır”
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Genel Direktörü Rafael Mariano Grossi’nin İran’daki tesislere yönelik denetim ve erişim taleplerine ilişkin açıklamalarına yanıt veren Sözcü Bekai, ajans ile işbirliğinin sürdüğünü ancak bu sürecin teknik sınırları olduğunu hatırlattı.
Sözcü Bekai, konuya dair şunları söyledi:
“Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı siyasi nitelikli açıklamalardan kaçınmalıdır. İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması çerçevesindeki taahhütlerine ve kapsamlı denetim anlaşmalarına bağlı kalmaya devam etmektedir. Ancak askeri saldırılardan zarar görmüş tesislerin durumu teknik ve güvenlik boyutlarıyla değerlendirilmektedir. Ajansın öncelikle kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi ve tarafsız bir teknik organ olarak hareket etmesi gerekmektedir. Siyasi kampanyalara alet olan açıklamalar işbirliği zeminine katkı sağlamaz.”
Sözcü Bekai, nükleer alandaki faaliyetlerin tamamen barışçıl amaçlar taşıdığını ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü yineledi.
“Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlama yükümlülüğümüzü yerine getiriyoruz”
Son olarak Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ve petrol satışlarındaki gelişmelere değinen Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Umman ile yürütülen koordinasyon çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.
Boğazdaki seyrüsefer güvenliğinin İran’ın öncelikli sorumlulukları arasında yer aldığını belirten Bekai, şu ifadeleri kullandı:
“Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer güvenliğini sağlama yükümlülüğümüzü yerine getiriyoruz. Bu konudaki sorumluluklarımızı Umman başta olmak üzere diğer kıyıdaş ülkelerle koordinasyon içinde sürdüreceğiz. Petrol ve petrokimya ürünlerimizin satışı konusunda ise yaptırımların aşılması ve ihracat kanallarının açık tutulması yönünde ilgili bakanlıklarımızla koordineli çalışmalar yürütüyoruz. Bu alandaki engelleri aşmak için gereken tüm yasal ve diplomatik yolları kullanmaya devam edeceğiz.”
Sözcü Bekai, ekonomik diplomasi alanında atılan adımların sonuç vermeye başladığını ve ülkenin ihracat kapasitesini artırmak için yeni mekanizmalar geliştirdiklerini belirterek basın toplantısını sonlandırdı.
Ortadoğu
Irak, ülkede suç işlemiş IŞİD üyelerini Suriye’ye iade etmek istemiyor

Irak, Suriye’nin bu yılın başlarında Suriye’deki gözaltı merkezlerinden Irak’ın gözetimine devredilen binlerce IŞİD şüphelisinin ülkelerine iade edilmesi talebini reddetti.
Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Kasım el-Abudi çarşamba günü yaptığı açıklamada, tutukluların akıbetini görüşmek üzere Suriye, Irak ve ABD arasında yakın zamanda bir toplantı düzenlendiğini söyledi.
El-Abudi, Suriye’nin yaklaşık 4.000 Suriyeli tutuklunun Suriye’de yargılanmak üzere teslim edilmesini talep ettiğini ama Irak’ın bunu reddettiğini belirtti.
Irak, yaklaşık 400 Suriyeli tutuklunun IŞİD üyesi olmadığına karar verdi ve bu kişilerin serbest bırakılabileceğini söyledi. Yaklaşık 50 kişi halihazırda ülkelerine geri gönderildi.
Öte yandan Irak’ta hâlâ gözaltında tutulan yüzlerce Suriyelinin, IŞİD’in üst düzey üyeleri olduğu düşünülüyor.
El-Abudi, “Irak soruşturmalar yürütüyor ve Irak’ta suç işlediği kanıtlanan herkes Irak yasalarına göre yargılanacak,” dedi.
Danışman, bazı mahkumların, cezalarını tamamlamak üzere daha sonra kendi ülkelerine nakledilebileceğini söyledi.
Ocak ayında yeni Suriye güçleri ile, bu mahkumların tutulduğu gözaltı merkezlerini uzun süredir koruyan Suriye Demokratik Güçleri arasında çatışmaların patlak vermesinin ardından, IŞİD ile bağlantılı olduğu iddia edilen 5.700’den fazla mahkum (bunların arasında yaklaşık 4.000 Suriyeli de bulunuyor) Suriye’nin kuzeydoğusundan Irak’a nakledilmişti.
Çatışmaların yarattığı kargaşa sırasında IŞİD ile bağlantılı bazı tutuklular kaçmayı başardı ve daha büyük çaplı bir kaçışın yaşanacağına dair endişeler vardı.
IŞİD yıllar önce Irak ve Suriye’de ele geçirdiği topraklar üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olsa da, hücreleri her iki ülkede de hâlâ periyodik olarak saldırılar düzenliyor.
Mahkumların akıbetine ilişkin tartışmalar, ABD’nin Irak’ta IŞİD’le mücadeleye yönelik 12 yıllık misyonunu sona erdirmesinin ardından ortaya çıktı.
El-Abudi, Irak’ın mahkumların barındırılma masraflarına yardımcı olması için ABD’den ve IŞİD’e karşı küresel koalisyona katılan diğer ülkelerden mali destek talep ettiğini söyledi.
Danışman, “Irak, 500 milyon dolarlık bir ödenek talep etti. Koalisyon destek sözü verdi, ancak Irak hâlâ bekliyor,” dedi.
El-Abudi, idam cezasını uygulamayan ülkelerden gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmayacağını söyledi.
Irak ile mahkum değişim anlaşmaları olan ülkelerden gelenlerin ise, mahkumiyetlerinin ardından cezalarını tamamlamak üzere ülkelerine nakledilebileceğini belirtti.
Fakat birçok Batılı ülke, IŞİD ile bağlantılı olmakla suçlanan veya bu suçtan mahkum edilen vatandaşlarının yanı sıra, militanların aile üyeleri olduğu düşünülen kadın ve çocukları da ülkelerine geri göndermekte isteksiz davranıyor.
Ortadoğu
İsrail muhalefetinden 7 Ekim kayıtları nedeniyle Netanyahu’ya soruşturma talebi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon görüşmesi saatlerinin tahrif edilmek istendiğini öne sürdü. Muhalefet partileri, Başsavcıya başvurarak Netanyahu ve ekibi hakkında vatana ihanet ve sahtecilik suçlamalarıyla adli soruşturma açılmasını talep etti. İktidardaki Likud Partisi ise iddiaları reddederek Gil’in kendi ihmallerini gizlemeye çalıştığını savundu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun eski askeri sekreteri Avi Gil, Başbakanlıkta 7 Ekim 2023 sabahına ait resmi telefon kayıtlarının saatlerinin değiştirilmek istendiğini ileri sürdü.
Bu açıklamaların ardından İsrail muhalefeti, Başsavcı Gali Baharav-Miara’ya başvurarak Netanyahu ve çalışma ekibi hakkında cezai soruşturma açılmasını talep etti.
Saldırının gerçekleştiği dönemde askeri sekreterlik görevini yürüten Gil, Israel Hayom gazetesi ile Kanal 12 televizyonuna verdiği mülakatta, Netanyahu’nun Özel Kalem Müdürü Tzachi Braverman’ın o sabah yapılan kritik bir görüşmenin saatini değiştirmeye çalıştığını söyledi.
Girişimin “suç teşkil eden bir davranış biçiminin” parçası olduğunu savunan Gil, devlet soruşturma komisyonu kurulmasını beklediği için bugüne kadar sustuğunu, ancak kamuoyuna anlatılanların gerçeği yansıtmadığını dile getirdi.
Braverman’ın resmi tutanakları yasa dışı biçimde değiştirme şüphesiyle sahtecilik ve dolandırıcılık iddiaları kapsamında polis tarafından sorgulandığı ve soruşturulduğu biliniyor.
Resmi görüşme saatinin geriye çekilmek istendiği iddiası
Gil, 7 Ekim 2023 sabahı iç güvenlik servisi Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın ofisinden saat 06.12’de arandığını, saat 06.17’de güvenli hat üzerinden Bar ile yaptığı görüşmede Gazze’de SIM kartlarının etkinleştirildiği ve Hamas mensuplarının yer altına geçtiği bilgisini aldığını aktardı.
Netanyahu’yu ilk olarak saat 06.29’da arayarak uyandırdığını belirten Gil, Başbakana Hamas’ın sürpriz bir saldırı başlattığını ve bilgi toplamayı sürdürdüğünü söylediğini kaydetti.
Gil, saat 06.40’taki ikinci telefon görüşmesinde ise Netanyahu’ya “Savaştayız” bilgisini ilettiğini ifade etti.
Eski askeri sekreter, aylar sonra ocak ayında bir stenografın kendisine gelerek Braverman’ın ikinci görüşme saatini resmi tutanaklarda 06.40 yerine 06.29 olarak değiştirmesini talep ettiğini aktardığını söyledi.
Gil, bu adımla Netanyahu’nun saldırının ilk anından itibaren talimat verdiği izleniminin yaratılmak istenmiş olabileceğini ya da ikinci aramada iletilen bilgilerin ilk görüşmede zaten bilindiği algısıyla istihbaratın Başbakandan gizlendiği tezine zemin hazırlanmaya çalışılmış olabileceğini kaydetti.
Olayların başlamasından iki hafta sonra Netanyahu’nun çalışma ekibinin olağandışı biçimde belge topladığını fark ettiğini belirten Gil, tutanakların tahrif edilmesinden şüphelenerek Başsavcı Baharav-Miara’ya başvurduğunu ve kuralların netleştirilmesini istediğini söyledi. Gil, kurulacak olası bir komisyonun yazılı evrakla yetinmeyip orijinal ses kayıtlarını incelemesi gerektiğine dikkati çekti.
Mısır’ın saldırı öncesinde uyarı yaptığı iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Gil, böyle bir mesajı bilmediğini fakat eylül ayı sonunda İsrail’e bir Mısır istihbarat uçağının inerek bir saatten fazla kaldığını belirtti.
Gil, hiçbir uçağın sebepsiz yere gelmeyeceğini ifade ederek, heyeti karşılayan veya mesajı alan yetkililerin bunu halen sakladığını öne sürdü.
Netanyahu’nun devlet denetçisine sunduğu güvenlik evrakının da eksik olduğunu savunan Gil, belgenin gerçeğin tamamını yansıtmadığını kaydetti.
Likud iddiaları reddetti: “Gil Başbakanı zamanında uyandırmadı”
İktidardaki Likud Partisi, iddiaların Netanyahu ve partiye yönelik siyasi amaçlı bir propaganda olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda muhalefetin yalan kampanyasının gerçeği değiştiremeyeceğini savundu.
Likud’un açıklamasında, Gil’in kendi ihmallerini örtbas etmeye çalıştığı iddia edilerek, 7 Ekim sabahı saat 03.55’te askeri sekreterliğe bağlı istihbarat subayından gelen uyarı mesajına rağmen Gil’in hiçbir adım atmadığı ve Başbakanı zamanında uyandırmadığı öne sürüldü.
Parti, Netanyahu’nun zamanında bilgilendirilmesi durumunda gelişmelerin farklı yönde ilerleyeceğini savundu.
Muhalefetten vatana ihanet suçlaması
Muhalefet partileri ise açıklamaların ardından Netanyahu ve ekibine yönelik adli adımların hızlandırılmasını istedi.
Gadi Eisenkot liderliğindeki Yashar Partisi, Ronen Bergman’ın Yedioth Ahronoth’taki araştırması ve Gil’in açıklamalarını gerekçe göstererek Başsavcıya ceza soruşturması açması çağrısında bulundu. Parti, Netanyahu’yu Hamas’ın güçlenmesi ve İran ekseniyle bağlarına dair kritik değerlendirmeleri devlet denetçisinden gizlemekle suçladı.
İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Liberman, Başsavcı Baharav-Miara’nın Netanyahu ve yardımcıları hakkında vatana ihanet ve komplo suçlamalarıyla derhal soruşturma başlatması gerektiğini söyledi.
Liberman, Genelkurmay Başkanına da ordunun siyasi amaçlarla kullanılması girişimlerine engel olma çağrısı yaptı.
Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ise Gil’in ifadelerini tarihi bir tanıklık olarak nitelendirerek, 1200 kişinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı olaylardaki sorumluluğun gizlenemeyeceğini kaydetti.
Golan, Başbakanlık bünyesindeki tüm özgün ses kayıtları ve belgelerin acilen koruma altına alınmasını talep etti.
7 Ekim Konseyi liderliği de Gil’in ifadelerinin, hükümetin saldırı öncesi durumdan habersiz olduğu yönündeki tezlerini çürüttüğünü bildirdi.
Ortadoğu
NYT: ABD Büyükelçiliğinde İsrail’e dair diplomatik raporlar sansürlendi

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in eylemlerine ilişkin büyükelçilik raporlarını sansürlediği öne sürüldü. Engellenen belgeler arasında öldürülen dokuz Filistin kökenli ABD vatandaşı ile Gazze’deki yardım noktalarında 1400 kişinin ölümüne yol açan operasyonlara dair resmi tespitler yer alıyor.
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin üst düzey yardımcısı David Milstein’ın, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’deki eylemlerine dair büyükelçilik tarafından Washington’a iletilen diplomatik raporları engellediği ve içeriklerini değiştirdiği öne sürüldü.
The New York Times gazetesinin Kudüs ve Washington’da Milstein ile çalışan 12 kişiye dayandırdığı haberine göre, Nisan 2025’te Kudüs’teki ABD Büyükelçiliğinde göreve başlayan ve fiilen Huckabee’nin özel kalem müdürlüğünü yürüten Milstein, Batı Şeria ile Gazze dosyalarını kapsamlı biçimde denetim altına aldı.
Milstein’ın makamını; yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci saldırıları, Filistin kökenli ABD vatandaşlarının öldürülmesi ve Gazze’deki yardım dağıtımlarında yaşanan can kayıplarına ilişkin diplomatik yazışmaları durdurmak veya metinleri değiştirmek amacıyla kullandığı aktarıldı.
Öldürülen ABD vatandaşlarına ilişkin inceleme engellendi
Milstein’ın iletilmesini durdurduğu belgeler arasında, Batı Şeria’da dört yıl içinde İsrailli yerleşimciler ile askerler tarafından öldürülen dokuz Filistinli ABD vatandaşı hakkında büyükelçiliğin mart ayında hazırladığı inceleme yer aldı.
Yaşamını yitirenlerin sonuncusu olan 19 yaşındaki Nasrallah Ebu Siyam, şubat ayında köyündeki hayvanların gasbedilmesini engellemeye çalışırken bir yerleşimci tarafından açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.
Söz konusu inceleme, Senatör Chris Van Hollen öncülüğündeki 30 Kongre üyesinin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan açıklama talep etmesi üzerine hazırlandı.
Raporda, yürütülen soruşturmaların çoğunda ilerleme sağlanamadığı, bazı dosyaların kapatıldığı ve tek bir şüpheliye dahi suçlama yöneltilmediği kaydedildi.
Milstein’ın, hazırlanan raporu iletmek yerine Kongre üyelerine İsrail makamlarının vakaları gerektiği gibi ele aldığı yönünde güvence veren bir metin düzenlettiği bildirildi.
ABD Dışişleri Bakanlığının 4 Mayıs’ta Senatör Van Hollen’a ulaştırdığı mektupta inceleme bulgularına yer verilmediği, büyükelçiliğin savaş koşullarında İsrail ile yürüttüğü güvenlik işbirliğine odaklandığı ifade edildi.
Gelişmeye tepki gösteren Senatör Van Hollen, “Hesap sorulmasını sağlamazsanız daha fazla Amerikan vatandaşını tehlikeye atarsınız” değerlendirmesinde bulundu.
Gazze’deki yardım ölümleri ve komutanların uyarıları kayıtlardan çıkarıldı
Haberde, 2025 yazında gıda arayışındaki Filistinlilerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) dağıtım noktalarında kitlesel şekilde öldürüldüğü bilgisine yer verildi. ABD ile İsrail ortak girişimi niteliğindeki bu yapının yardım dağıtım faaliyetleri sırasında en az 1400 kişi hayatını kaybetti.
Can kayıpları sürerken büyükelçilik diplomatları, operasyonların daha fazla toplu ölüme yol açabileceği yönünde Washington’ı uyardı. Milstein’ın ise diplomatik metni operasyonu bir başarı olarak sunacak biçimde yeniden yazdığı ve can kayıplarına dair bilgileri resmi kayıtlardan tamamen çıkardığı kaydedildi.
Nisan ayında üst düzey İsrailli askeri yetkililer, Batı Şeria’da tırmanan yerleşimci saldırılarının yeni bir Filistin ayaklanmasını tetikleyebileceği uyarısını kayda geçirdi.
Milstein’ın personelin hazırladığı bu uyarı raporlarını engellediği, bunun yerine kendi imzasıyla Washington’a, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun şiddetin üzerine kararlılıkla gittiğini öven bir metin gönderdiği bildirildi.
Öte yandan İsrail’in şubat ayında Batı Şeria’da gayrimenkul alımına ilişkin yasal kısıtlamaları kaldırması uluslararası alanda ilhakı hızlandırdığı gerekçesiyle kınanırken, büyükelçilik Washington’a bu kararın yerleşimcilerin “insani ihtiyaçlarına” hizmet ettiği bilgisini aktardı.
Diplomatlara yönelik tutum raporlama trafiğini düşürdü
Dört yetkilinin verdiği bilgiye göre Milstein, büyükelçilik çalışanlarını ideolojik sorgulamalara tabi tuttu. Personele “İsrail yanlısı” mı yoksa “Hamas yanlısı” mı oldukları yönünde sorular yöneltilmesi, çalışanların görüş bildirmekten çekinmesine neden oldu.
Uygulanan denetimler sebebiyle kimi çalışanların metinlerinin sansürlenmesi yerine rapor hazırlamaktan vazgeçtiği, bu durumun Filistin konularındaki diplomatik yazışma sıklığını haftalık düzeyden ayda birkaç rapora gerilettiği kaydedildi.
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Görüş1 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı
Dünya Basını1 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Dünya Basını6 gün önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor








