Ortadoğu
İran, nükleer tesis saldırılarını görmezden gelen UAEK’ya tepkili

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Yönetim Kurulu’nun Haziran 2026 toplantısı için hazırlanan karar taslağı, İran’ın nükleer yükümlülüklerini ihlal ettiği iddialarını yeniden gündeme getirdi. Press TV’nin paylaştığı metinde, ABD ve İsrail’in nükleer tesislere düzenlediği saldırıların yol açtığı hasar görmezden gelinirken, Tahran yönetimi kurumun taleplerini siyasi baskı olarak nitelendirdi.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Yönetim Kurulu’nun Haziran 2026 toplantısında sunulması planlanan yeni karar taslağı, Tahran’ın nükleer denetim yükümlülüklerine uymadığı yönündeki daha önce çürütülen iddiaları yeniden dolaşıma soktu.
Press TV’nin ulaştığı belgelere göre taslak metin, nükleer tesislere yönelik askeri saldırıları ve bu saldırıların tesislerin denetlenebilirliği üzerindeki fiziksel sonuçlarını dışarıda bırakarak ülke üzerindeki siyasi baskıyı artırmayı amaçlıyor.
“İran İslam Cumhuriyeti’nde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) Güvence Anlaşması’nın ve İlgili BMGK Kararlarının Uygulanması” başlığını taşıyan taslak, ABD ve İsrail tarafından bombalanan üç kritik nükleer tesis gerçeğini kapsam dışı tutuyor.
Metinde, İran’ın ilan edilmemiş nükleer maddeler ve faaliyetler konusunda kurumla zamanında iş birliği yapmadığı ileri sürülürken, erişim sorunlarının doğrudan askeri müdahalelerden kaynaklandığı gerçeğinin çarpıtıldığı ifade ediliyor.
Siyasi kararlar askeri saldırılara zemin hazırlıyor
Karar metninde, İran’ı yükümlülüklerini ihlal etmekle suçlayan Haziran 2025 tarihli karara atıf yapılıyor. Tahran yönetimi, somut kanıt sunulmadan alınan söz konusu kararın, İsrail’in İran’a yönelik doğrudan askeri saldırılarına siyasi bir zemin oluşturduğunu savunuyor. UAEK’nın bu tutumuyla, NPT imzacısı egemen bir devlete yönelik askeri saldırganlığa fiilen alan açtığı belirtiliyor.
Mevcut taslakta, İran’ın son bir yıldır dile getirilen endişeleri gidermediği savunuluyor. Tahran ise kurumun taleplerinin nükleer anlaşmalar kapsamındaki yasal yükümlülüklerini aştığını dile getirerek bu iddiaları reddediyor. Batılı devletlerin baskısı altındaki UAEK’nın, yasal çerçevenin ötesinde taleplerde bulunurken, İran’ın karşı karşıya kaldığı yaptırımları ve askeri tehditleri teşvik eden bir tutum sergilediği kaydediliyor. Kurumun, nükleer tesislere düzenlenen saldırıları kınamaktan kaçınarak İran aleyhine yeni raporlar üretmeye odaklandığı bildiriliyor.
Taslak metinde, kurumun yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumun da dahil olduğu nükleer maddelerin doğruluğunu teyit edemediği bilgisi yer alıyor. Ancak kararda, kurumun erişim sağlayamadığını ileri sürdüğü tesislerin, ABD ve İsrail hava saldırılarında ağır hasar gören noktalar olduğu gerçeğinin gizlendiği vurgulanıyor. Genel Direktör Rafael Grossi liderliğindeki kurumun, bu saldırılara dair bugüne kadar herhangi bir kınama yayımlamadığına dikkat çekiliyor.
Karar taslağında uranyum stoklarının yaklaşık bir yıldır doğrulanamadığı belirtilerek bu durum nükleer silahların yayılması açısından bir risk olarak tanımlanıyor. Tahran yönetimi ise denetim imkanının kesintiye uğramasının asıl nedeninin, UAEK’ya baskı uygulayan güçler tarafından düzenlenen hava saldırıları olduğunu ifade ediyor.
Taslakta, konunun yeniden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) taşınması dahil “ek önlemler” alınabileceği tehdidi yer alıyor. Tahran kaynakları, daimi üyeleri askeri saldırganlığın tarafı olan bir konseye şikayet edilme girişimini uluslararası hukuk açısından çelişkili buluyor.
ABD İran’ın zenginleştirilmiş uranyumu için UAEK’yi devreye soktu
Tahran nükleer tesislere yönelik saldırıları belgeledi
İran yönetimi, nükleer tesislerine yönelik taleplere karşı, NPT imzacısı hiçbir ülkenin benzer bir askeri saldırı altındayken yükümlülük ihlaliyle suçlanmadığını vurguluyor. Bombalanan bir ülkenin, saldırıların fiziksel sonuçlarından sorumlu tutulmasının uluslararası bir örneği bulunmadığı ifade ediliyor. İran, bir yıldan kısa sürede iki askeri müdahaleye maruz kalmasına rağmen NPT taahhütlerine bağlı kaldığını belirtiyor.
Haziran 2025’teki ilk saldırıda İsrail savaş uçakları Natanz ve Arak nükleer reaktörlerini hedef almıştı. Ardından 22 Haziran tarihinde ABD’ye ait B-2 ağır bombardıman uçakları Fordo, Natanz ve İsfahan’daki tesisleri vurdu. Bu saldırılar karşısında UAEK’nın sessiz kalması üzerine İran Meclisi, geçen yıl kurumla iş birliğini askıya alan yasayı onaylamıştı. İran’ın Viyana’daki Daimi Temsilciliği, 2025 ve 2026 yıllarında nükleer tesislere yönelik 17 dalga halinde çoklu hava saldırısı düzenlendiğini açıklayarak bu eylemleri “nükleer terörizm” olarak niteledi.
İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, UAEK Genel Direktörü Rafael Grossi’nin iddialarına yanıt vererek, teknik raporların siyasi baskı aracına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.
Garibabadi, erişim eksikliğinin tesislerin kasten hedef alınmasından kaynaklandığını belirterek, “Tesislerde yaşanan tahribatın asıl kaynağını görmezden gelip, bu durumun fiziki sonuçlarını İran’a yönelik bir suçlama unsuru olarak kullanamazsınız” ifadelerini kullandı.
Ortadoğu
Irak, ABD güçlerinin kalış süresini uzatma önerisini reddetti

Irak hükümeti, Washington’ın bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra ülkede kalmasına yönelik talebini reddetti. Bağdat yönetimi ayrıca Şii silahlı grupların silah teslimini iki yıl erteleme ve faaliyetleri dondurma teklifini de kabul etmedi. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, silahların devlet denetimine alınması sürecinin kararlılıkla sürdüğünü açıkladı.
Irak hükümeti, uluslararası koalisyon bünyesindeki bazı ABD güçlerinin 30 Eylül tarihinden sonra da ülkede kalmasını öngören Washington merkezli öneriyi reddetti.
Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, Başbakan Ali Zeydi’nin direniş gruplarının silahsızlandırılması süreciyle bağlantılı olarak sunulan bu talebi geri çevirdiğini 31 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında duyurdu.
Devlet medyasında yer alan bilgilere göre Abudi, Başbakan Zeydi’nin uluslararası koalisyona bağlı bazı askeri unsurların belirlenen tarihten sonra da Irak’ta kalması teklifini kabul etmediğini kaydetti.
Irak resmi haber ajansı INA’nın aktardığı açıklamada Abudi, “Hükümet; silahların devletin kontrolü altına alınması, bulundurulması ve kullanımının düzenlenmesi ve karar alma mekanizmasının birleştirilmesiyle ilgili prosedürleri ve taahhütleri tamamlamayı sürdürüyor. Devlet, toplumun işlerini yönetmek için yasal yetkisini kullanıyor” dedi.
Abudi, silahlı gruplarla yürütülen diyalog takviminin düzenli biçimde ilerlediğini, kararların ulusal çıkarlar doğrultusunda alındığını ve bölgesel gelişmeleri yakından takip eden Irak’ın herhangi bir çatışmanın tarafı olmayacağını vurguladı.
Grupların iki yıllık dondurma planına ret
The New Arab’ın haberine göre Iraklı silahlı gruplar, silahlarını doğrudan devlete teslim etmek yerine kendi depolarına kaldırmayı ve askeri faaliyetlerini iki yıl süreyle askıya almayı önerdi.
Şii öncülüğündeki ve söz konusu yapılarla bağlantılı Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, Bağdat yönetiminin bu teklifi de geri çevirdiğini bildirdi.
Iraklı üç siyasi kaynak, hükümete yakın zamanda sunulan tasarıda ismi açıklanmayan grupların silahlı operasyonlarını durdurmayı ve cephanelerini iki yıl boyunca belirlenen depolara yerleştirmeyi öngördüğünü, ancak kontrolü güvenlik güçlerine devretmeyi kabul etmediğini belirtti.
Habere göre Ketaib Hizbullah’ın da dahil olduğu gruplar, bu adımı ABD güçlerinin ülkedeki geleceğine bağladı ve liderlerinin hedef alınmayacağına dair güvence talep etti.
Silahsızlanma takviminde son durum ne?
ABD ve Suudi Arabistan’ın son dönemde Irak’ta Haşdi Şabi unsurlarını hedef alan hava saldırıları can kayıplarına ve yaralanmalara yol açmıştı.
2014 yılında IŞİD ile mücadele amacıyla kurulan ve zamanla resmi güvenlik mimarisiyle bütünleşen Haşdi Şabi, ülkedeki silahlı direniş gruplarıyla yakın temasını koruyor.
Hükümetin ABD askerlerinin kalışına yönelik olumsuz kararı, Ketaib Hizbullah’ın Bağdat’a karşı “sabrın tükenmekte olduğu” uyarısının ardından geldi.
Örgüt yetkilileri bu ay başında Irak güvenlik güçlerinin operasyonlar düzenlediğini ve üst düzey isimleri gözaltına aldığını açıklamıştı.
Bağdat yönetimi, ABD yönetiminin baskısı doğrultusunda geçen ay sonunda tüm silahlı grupların silahsızlanması için 30 Eylül’ü son tarih olarak belirlemişti.
Bazı örgütler silah teslimini kabul ederken Ketaib Hizbullah ve Nüceba Hareketi’nin aralarında bulunduğu yapılar bu karara karşı çıktı.
Gruplar, Washington ile Bağdat arasında varılan ve muharip güçlerin danışmanlık rolüne geçmesini öngören kademeli geçiş modeli yerine ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini talep ediyor.
Bu yıl İran’a yönelik ABD-İsrail savaşı sürecinde Iraklı gruplar, ülkedeki Amerikan unsurlarını hedef almıştı.
Ortadoğu
Doğu Kudüs’teki Hristiyan okulları grevde

Doğu Kudüs’teki birçok Hristiyan özel okulu, İsrail’in 70’den fazla öğretim görevlisinin giriş izinlerini yenilemediği bildirildikten sonra bir sonraki duyuruya kadar greve gitti.
Kudüs Hristiyan Eğitim Kurumları Genel Sekreterliği, bu kararın, İsrail’in önceden herhangi bir uyarıda bulunmaksızın giriş izinlerini yenilememesi ve bu durumun yeni eğitim-öğretim yılının başlamasını imkansız hale getirmesi üzerine alındığını belirtti.
Açıklamada ayrıca, personel eksikliği nedeniyle eğitim, idari ve sağlıkla ilgili okul faaliyetlerinin yanı sıra temizlik hizmetleri ile güvenlik ve emniyet prosedürlerinin düzgün bir şekilde yürütülememesi nedeniyle öğrencilerin öğrenim görebilecekleri “güvenli ve istikrarlı” bir ortamdan mahrum kaldıkları vurgulandı.
Doğu Kudüs’teki Ir Amim örgütünün verilerine göre, grevdeki okullar yaklaşık 15.000 öğrenciye hizmet veriyor.
Açıklamada şunlar söylendi:
“Bu krizin bir an önce çözülmesini, bu tür önlemlerin sona ermesini ve gelecekte tekrarlanmamasını diliyor ve umuyoruz. Böylelikle eğitim kurumlarımızın istikrarı korunacak, öğrencilerin düzenli ve güvenli eğitim alma hakkı garanti altına alınacak ve okullarımızın özgün eğitim, pedagojik ve insani misyonlarını sürdürmeleri mümkün olacaktır.”
Filistin Yönetimi tarafından yönetilen WAFA’ya göre grev, Doğu Kudüs’teki birinci sınıftan yedinci sınıfa kadar 45.000 öğrenciye İsrail müfredatının dayatılması planlarına ilişkin endişeler üzerine gerçekleşti.
İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra kendi müfredatını uygulamaya koymaya çalışmış olsa da bu girişim büyük tepkiyle karşılanmış ve planlar nihayetinde rafa kaldırılmıştı.
Daha yakın zamanda alınan önlemler, Filistinlilerin İsrail eğitim sistemi ve kamu hizmetleri sistemlerinde İsrail eğitimi almadan çalışma imkânlarını kısıtladı.
2018 yılında İsrail Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kudüs Üniversitesi de dahil olmak üzere Filistin kurumlarından alınan sosyal hizmet diploması tanınmasını iptal etti.
Ocak 2026’da Knesset, Filistin üniversitelerinden mezun olanların, İsrail akreditasyonu olmadan İsrail ve Doğu Kudüs’teki okullarda öğretmenlik yapmasını kısıtlayan bir yasa kabul etti.
Bu grevler, Filistin eğitim sektörünün zorluklarla boğuşmaya devam ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Filistin Yönetimi’ne bağlı okullar, finansman sorunları nedeniyle dersleri haftada sadece üç güne indirmek zorunda kalırken, İsrail ise Doğu Kudüs’teki UNRWA faaliyetlerini durdurdu.
Ortadoğu
Şeybani: İsrail ile diplomatik çözüm peşindeyiz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam’ın ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail ile “diplomatik bir çözüm” arayışında olduğunu belirtti.
Şeybani, Şam’ı ziyaret eden Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Saldırılar hâlâ devam ediyor. Yalnızca Temmuz ayında 65, Ağustos ayının ilk 18 gününde ise 52 sınır ihlali tespit ettik,” dedi.
“Kuneytra vilayetinde ve Şam kırsalında evlere yönelik baskın kampanyasını” kınayan Şeybani, Suriye makamlarının bu yıl İsrail işgal güçleri tarafından gözaltına alınan Suriyelilerin sayısını 147 olarak kaydettiğini ve “bunlardan 49’unun hâlâ gözaltında olduğunu” belirtti.
Şeybani şöyle devam etti:
“Bu zorluklara rağmen, hâlâ diplomatik bir çözüm seçeneğine bağlıyız ve bunu başarmak için ciddi bir şekilde çalışıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğunda müzakereler yürütüyoruz.”
Danimarka Dışişleri Bakanı dün Şam’daki büyükelçiliği açtı. Danimarka, Suriye’deki büyükelçiliğini yeniden açan ilk AB ülkelerinden biri.
Suriye ve Danimarka, iki ülke arasındaki işbirliğine kurumsal bir çerçeve sağlamak üzere ikili bir ortaklık anlaşması hazırlama konusunda mutabık kaldı.
İki bakan ayrıca, Şam ile Kopenhag arasında 21 Eylül’de başlayacak olan direkt uçuşların, Danimarka’daki Suriyeli topluluğa hizmet edecek ve iki ülke arasındaki bağları güçlendireceğini duyurdu.
Tişrin Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında Şeybani, tarafların Suriye-Danimarka İş Konseyi’ni ilke anlaşmasından pratik işbirliği için işleyen bir mekanizmaya dönüştürmeyi görüştüklerini söyledi.
Rasmussen, Danimarka iş dünyasının Suriye’ye yatırım yapmaya hazır olduğunu ve iki ülkenin, ekonomik ve güvenlik işbirliği de dahil olmak üzere karşılıklı çıkarlar temelinde kapsamlı bir ortaklık kurmayı hedeflediğini belirtti.
Danimarka Dışişleri Bakanı, ülkesinin Şam’daki Danimarka Enstitüsü’nü de en kısa sürede yeniden açacağını söyledi.
Rasmussen, Danimarka’nın tarım alanında önemli bir uzmanlığa sahip olduğunu ve bu sektörün geliştirilmesi konusunda Suriye’ye destek vermeye hazır olduğunu belirterek, Suriye’nin bölgenin “tahıl ambarı” haline gelme potansiyeline sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
İki taraf ayrıca, daha geniş kapsamlı iktisadi işbirliği ve Danimarka’nın Suriye’deki yatırım fırsatlarını da ele aldı.
Bakanlar, Danimarka’daki Suriyelilerin durumunu ve gönüllü geri dönüşü ele aldılar.
Şeybani, Suriye’nin kapılarının istisnasız tüm vatandaşlarına açık olduğunu ve Şam’ın onların güvenli ve gönüllü geri dönüşünü desteklediğini belirtti.
Rasmussen ise Danimarka’nın vatanlarına dönmek isteyen Suriyelileri desteklemek için planlar hazırladığını söyledi.
Şeybani, Suriye savaşı yıllarında Danimarka’nın sağladığı insani yardımı övdü ve Danimarka Mülteci Konseyi’nin mayın temizleme, su temini ve tarım ile geçim kaynaklarının desteklenmesi alanlarındaki çalışmalarını vurguladı.
Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’nin birliğini ve bağımsız ulusal karar alma sürecini destekleyen Danimarka’nın tutumunu memnuniyetle karşıladı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı









