Bizi Takip Edin

Diplomasi

İran savaşı, Rusya-BAE ilişkilerini nasıl etkiledi?

Yayınlanma

Y. M. Primakov Dış Politika İşbirliği Merkezinin hazırladığı “Bölgesel Kriz Koşullarında Rusya ve BAE’nin Dış Politika Sinerjisi: Fırsatlar ve Riskler” başlıklı raporda, İran’daki savaş ile Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırıların Rusya ve BAE arasındaki stratejik ortaklığı sınadığı, ancak ekonomik temellerini sarsmadığı belirtiliyor.

Raporun yazarı, HSE Üniversitesi Afrika Araştırmaları Merkezi Uzmanı Andrey Şelkovnikov, mevcut koşullarda alternatif lojistik güzergahların geliştirilmesi ile İran’ın savaş sonrası yeniden inşasına ortak katılımın umut vadeden işbirliği alanları olabileceğini değerlendiriyor.

Moskova ile Abu Dabi ortaklığını ayakta tutan ve sarsan etkenler

Rapor yazarına göre Rusya-BAE ilişkileri, “elli yıllık diplomatik tarihinin en dinamik dönemlerinden birini” yaşıyor. BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid, altı ay içinde ikinci, 2022 başından bu yana ise beşinci kez olmak üzere Ocak 2026’da Moskova’yı ziyaret etti. İki ülke yalnızca son bir yılda hizmet ve yatırım ticareti, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) ile BAE arasındaki ekonomik ortaklık ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaları imzaladı.

Ekonomik Kalkınma Bakanı Maksim Reşetnikov’un verilerine göre 2024 yılında karşılıklı yatırımlar 40 milyar doları aştı; bunun 17 milyar dolarını Emirlikler’in Rusya’daki, 25 milyar dolardan fazlasını ise Rusya’nın BAE ekonomisindeki yatırımları oluşturdu. 2025 yılı ticaret hacmi 12 milyar doların üzerine çıkarak salgın öncesi 2019 seviyesinin (3,5 milyar dolar) yaklaşık dört katına ulaştı. Taraflar bu rakamı beş yıl içinde ikiye katlamayı hedefliyor. Rus tarım ürünleri, teknoloji ve hizmet ihracatının katkısıyla petrol dışı ticaret dört kattan fazla arttı. Emirlikler ayrıca yaptırım koşullarında Rus iş dünyası için önemli bir merkez haline geldi.

Yazar, iki ülke arasındaki siyasi yakınlığı çok kutuplu bir dünya düzenine yönelik ortak yönelime bağlıyor. BAE, Ocak 2024’te BRICS’e katıldı, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün diyalog ortağı statüsünü aldı ve AEB ile işbirliğini genişletiyor. Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmayan Emirlikler, Ukrayna ihtilafında tarafsız bir tutum takındı. Özellikle esir değişimlerine defalarca aracılık eden BAE, 2026 başında Abu Dabi’de Rusya, ABD ve Ukrayna arasında güvenliğe odaklanan üçlü görüşmelere ev sahipliği yaptı.

Ancak İran çevresindeki çatışmaların başlamasıyla birlikte Moskova ile Abu Dabi ilişkilerinde belirgin bir asimetri ortaya çıktı. Raporda şu değerlendirmeye yer veriliyor: “BAE için İran ulusal güvenliğe yönelik temel bir tehdit niteliği taşırken, Rusya kendi tutumunu hem Tahran ile hem de Moskova’nın bölgedeki stratejik ortakları olan Arap ülkeleriyle ilişkilerini korumayı öngören daha geniş bir stratejik denge zaviyesinden şekillendiriyor.”

ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026’da İran’a karşı savaş başlattı. Washington savaşın hedeflerini; İran’ın füze kapasitesini ve askeri altyapısını imha etmek, deniz kuvvetlerini zayıflatmak ve Tahran’ın nükleer silah edinmesini engellemek olarak açıkladı. İlk saldırılarda Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney ile çok sayıda üst düzey yetkili ve asker hayatını kaybetti. Tahran bu saldırılara İsrail’e, Amerikan tesislerine ve Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik yoğun füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi; Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini ise fiilen durma noktasına getirdi. Taraflar nisan başında Pakistan’ın arabuluculuğunda geçici bir ateşkese vardı; haziran ayında ise 60 günlük bir mutabakat zaptı üzerinde uzlaştı. Resmi geçerliliği 18 Ağustos’ta sona eren bu metne rağmen çatışmalar temmuz ayı başlarında yeniden alevlendi.

Körfez bölgesinde saldırılardan en çok etkilenen ülkelerin başında gelen BAE, çatışmanın henüz ilk ayında 2 bini aşkın saldırının hedefi oldu. Abu Dabi, Dubai, Şarika ve Füceyre’deki turistik mahalleler, oteller, havalimanları ve petrol tesisleri zarar gördü. Bu gelişmelerin ortasında BAE, 1 Mayıs itibarıyla OPEC ve OPEC+ grubundan ayrıldı (Abu Dabi bu kararı resmi olarak uzun vadeli enerji stratejisiyle gerekçelendirdi). BAE, 18 Ağustos’ta İran’ı topraklarına balistik füze fırlatma girişiminde bulunmakla suçladı. İddiaları reddeden Tahran’ın bu tutumuna karşılık Abu Dabi, İslam Cumhuriyeti ile yürütülen tüm ticari ve mali işlemleri süresiz olarak durdurdu.

Çatışmaya dair görüş ayrılıkları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki oylamalara da yansıdı. Rusya ve Çin, İran’ın Basra Körfezi ülkelerine yönelik saldırılarını kınayan karar tasarısında çekimser oy kullanırken, nisan ayında Bahreyn’in Hürmüz Boğazı’nda uluslararası güçlerin seyrüsefer güvenliğini sağlamasına yetki tanıyan tasarısını veto etti (Emirlikler her iki belgenin hazırlanmasında da yer almıştı). Raporda, Arap ülkelerinin bu tutumu çelişkili duygularla karşıladığı belirtiliyor: Bölge başkentleri Rusya’nın İran ile ilişkilerindeki stratejik çıkarlarını anlasa da Moskova’dan Tahran üzerinde daha sert bir baskı kurmasını bekliyor. Şelkovnikov, Batılı ülkelerin Rusya’nın İran’a istihbarat desteği sağladığı yönündeki iddialarının (Rus tarafı bunları reddediyor) durumu daha da karmaşıklaştırdığını ifade ediyor.

Ukrayna ile BAE arasında insansız hava araçlarıyla mücadele tecrübesinin paylaşımı da dahil olmak üzere güvenlik ve savunma alanında varılan mutabakat, ikili ilişkilerde yeni bir pürüz yarattı. Uzman, “Bu yakınlaşma, Emirlikler’in tarafsızlığına gölge düşürebileceği için Abu Dabi’nin Rusya-Ukrayna arasındaki arabuluculuk rolü açısından riskler barındırıyor” değerlendirmesinde bulunuyor. Şelkovnikov ayrıca Rusya’nın da balistik füzelere ve İHA’lara karşı koyabilmeleri için Körfez ülkelerine hava savunma sistemleri tedarik edebileceğini vurguluyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Mart 2026’nın sonunda Basra Körfezi ülkelerini kapsayan bir tura çıkarak Suudi Arabistan, BAE ve Katar ile savunma alanında uzun vadeli işbirlikleri konusunda anlaştı. 27 Mart’ta Riyad ile bir mutabakat zaptı, ertesi gün ise Doha ile hükümetler arası bir anlaşma imzalandı. Aynı gün Emirlikler ile güvenlik konularında mutabakata vardıklarını bildiren Zelenskiy, ayrıntıların netleştirilmekte olduğunu belirtti. Nisan ayı sonunda Ukrayna Devlet Başkanı, her üç ülkeyle de “Drone Deal” adı verilen on yıllık anlaşmaların imzalandığını duyurdu. Zelenskiy’nin açıklamasına göre bu anlaşmalar; kritik altyapının yoğun saldırılara karşı korunması deneyiminin aktarılmasını, insansız hava araçlarının, hava savunma sistemlerinin ve elektronik harp teçhizatının ortaklaşa geliştirilip üretilmesini kapsıyor.

Rusya ve BAE’nin önünde hangi fırsatlar var?

İran etrafındaki kriz, Moskova’nın 1990’lardan bu yana savunduğu Basra Körfezi Bölgesinde Kolektif Güvenlik Konsepti’ne olan ihtiyacı artırdığı kadar bu girişimin hayata geçirilmesini de zorlaştırıyor. Muhtelif zamanlarda güncellenen belgenin son hali, Temmuz 2026’da Rusya Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yayımlandı. Tasarı; askerler arasında doğrudan iletişim hatlarının kurulmasını, silahsızlandırılmış bölgelerin tesisini de içeren silah kontrol anlaşmalarını ve Körfez ülkelerinin topraklarını komşularına saldırmak amacıyla üçüncü tarafların kullanımına açmamasını öngörüyor.

İran’ın Körfez İşbirliği Konseyi üyesi altı ülkeye ve Irak’a yönelttiği yoğun saldırılar, ABD ile yapılan ikili savunma anlaşmalarına dayalı güvenlik mimarisinin kırılganlığını gözler önüne serdi. Yazarın değerlendirmesine göre Arap monarşilerinin topraklarındaki Amerikan üsleri, bir koruma kalkanı olmaktan ziyade İran saldırılarının açık hedefine dönüştü. Bu tabloda Rusya, Ortadoğulu ortaklarına kendi güvenlik girişimini yeniden hatırlatsa da bu yaklaşım çeşitli engellerle karşılaşıyor. Umman dışındaki Arap ülkelerinin İran’a duyduğu güven sarsılmış durumda; dahası, Rusya’nın Tahran’a destek olarak yorumlanabilecek her adımı ihtiyatla karşılanıyor. Yine de BAE, İran’a yönelik sert söylemlerine rağmen diyalog kapısını tümüyle kapatmıyor ve bölgede kalıcı güvenliğin geçici önlemlerle değil, kapsamlı bir siyasi çözümle sağlanabileceğini vurguluyor.

Şelkovnikov’a göre Moskova’nın önünde çözülmesi gereken birkaç temel mesele bulunuyor: Tahran ile kurulan iletişim kanallarının askeri eylemleri desteklemeye değil, gerilimi düşürmeye hizmet ettiğini Arap ortaklara inandırıcı biçimde aktarmak, güvenlik konseptini değişen askeri gerçekliklere uyarlamak ve İran ile Körfez monarşileri arasındaki güven bunalımının on yıllar boyunca sürebileceğini hesaba katmak. Raporda, “Rusya’nın çatışmaya müdahil olmama çizgisini kararlılıkla sürdürmesi ve kendisini siyasi çözümü kolaylaştıran bir aktör olarak konumlandırmaya odaklanması yerinde bir adım olacaktır” ifadelerine yer veriliyor. Yazara göre Rusya bu arabuluculuk rolünü; insani koridorların açılmasına katkı sunmak, Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik diplomatik çabalarda yer almak ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten müzakere zeminleri oluşturmak gibi somut adımlarla güçlendirebilir.

Raporun yazarı, ortaklığın büyüme gösterebileceği somut alanların başında ekonomiyi görüyor. Savaştan önce küresel petrol ihracatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, Rusya ve BAE’nin petrol piyasasındaki eşgüdümünün önemini artırdı; nitekim yalnızca Mart 2026’da petrol fiyatları yüzde 50 oranında sıçrama kaydetti. Henüz tam potansiyeline ulaşmamış olsa da lojistik, umut vadeden bir alan olmayı sürdürüyor. Şelkovnikov, Rosatom ile BAE merkezli liman işletmecisi DP World arasında, Kuzey Deniz Yolu üzerinden transit taşımacılığın geliştirilmesini de içeren liman altyapısı yatırımlarına dair mutabakatı hatırlatıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin ve Kızıldeniz’deki gerginliğin sürdüğü bir ortamda uzmana göre Rusya ve BAE, Afrika’daki ulaştırma koridorlarını ortaklaşa geliştirebilir; bağlantılı liman ve depolama altyapılarına yatırım yapabilir. Uzman, “Ulaştırma ve lojistik boyutundaki işbirliği potansiyeli Orta Asya ve Kafkasya’da da mevcut; zira AEB’nin ulaştırma projeleri BAE’nin küresel lojistik ağıyla bütünleştirilebilir” tespitinde bulunuyor.

Bir diğer mühim istikamet ise dijitalleşme olarak öne çıkıyor. Yandex dahil olmak üzere Rus şirketleri BAE pazarında faaliyet gösteriyor; ancak Moskova’nın burada BAE’nin ABD ve Çin ile kurduğu teknolojik ortaklıklarla rekabet etmesi gerekecek. Şelkovnikov, “Genişleyen teknoloji işbirliği; büyük veri işleme, siber güvenlik, finansal teknolojiler ve akıllı şehirlerin dijital altyapısı alanlarındaki ortak projeleri kapsayabilir” diyor.

Daha uzun vadede, Ortadoğu’daki çatışmanın çözüme kavuşmasının ardından raporun yazarı, Rusya ve BAE’nin İran altyapısının yeniden inşasına birlikte katılmasını öneriyor. Bu adım yalnızca gerilimin düşürülmesini pekiştirmekle kalmayacak; aynı zamanda bölgede kalıcı bir güvenlik mimarisinin vazgeçilmez şartı sayılan Arap ülkeleri ile Tahran arasındaki güvenin kademeli olarak yeniden tesis edilmesine de yardımcı olacaktır. Rapor şu tespitle noktalanıyor: “Enerji, lojistik, teknoloji ve insani yardım alanlarındaki işbirlikleri, mevcut krizin yarattığı tüm güçlüklere rağmen ortaklığı ayakta tutabilecek ve geliştirebilecek temel doğrultulardır.”

Diplomasi

Aşı parasını tahsil etmek isteyen Pfizer hava sahası gelirlerine haciz koydurdu

Yayınlanma

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen Kovid-19 aşılarını teslim almayan Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar doları tahsil etmek için iki ülkenin hava seyrüsefer gelirlerine haciz koydurdu. Gelirleri bloke edilen hava trafik idareleri, maaş kesintileri ve acil devlet yardımlarıyla mali darboğazı aşmaya çalışıyor.

Amerikan ilaç şirketi Pfizer, sipariş edilen ancak teslim alınmayan Kovid-19 aşıları gerekçesiyle Polonya ve Romanya’dan 2,2 milyar dolar tahsil etmeye çalışıyor.

The Wall Street Journal gazetesinin aktardığına göre şirket, söz konusu meblağı alabilmek için havayolu şirketlerinin her iki ülkenin hava sahasını kullanım karşılığında ödediği seyrüsefer ücretlerine haciz koydurdu.

Pfizer, Nisan ayında sonuçlanan davalarda, Polonya ve Romanya’yı 90 milyondan fazla aşı dozunu kapsayan tedarik sözleşmelerine uymakla yükümlü kılan mahkeme kararları elde etti.

Talebin azalması üzerine sevkiyatları kabul etmeyen iki ülke, sözleşmeleri feshetme girişimine gitmişti. Şirket, bunun karşılığında Polonya’dan 1,3 milyar euro, Romanya’dan ise 600 milyon euro talep etti.

Temmuz ayında mahkeme, şirketin hava seyrüsefer gelirlerine ihtiyati haciz koymasını onayladı. Polonya ve Romanya hava trafik kurumları bu adıma karşı itiraz yoluna gitti; temyiz duruşmalarının Ekim ve Ocak aylarında yapılması kararlaştırıldı.

Söz konusu hukuki süreci pandemi döneminde ortaya çıkan “en sıra dışı davalardan biri” olarak niteleyen The Wall Street Journal, hükümetlerle ilaç devi arasındaki ihtilafın hem siyasetçilerin hem de kamuoyunun tepkisini çektiğini yazdı.

Polonya Sağlık Bakanı, şirketin talep ettiği tutarın ülkenin yıllık kanser ilacı harcamalarına denk geldiğine dikkat çekti.

Fonların dondurulması nedeniyle hava trafik idareleri ciddi mali darboğazla karşılaştı.

Polonya Hava Seyrüsefer Hizmetleri Ajansı acil devlet desteği almak zorunda kalırken, Romanya kurumu çalışan maaşlarında yüzde 20 kesintiye gitti ve tedarikçi ödemelerini yeniden düzenledi.

Pfizer cephesi ise haciz kararını, sözleşme şartlarının yerine getirilmesini amaçlayan “ölçülü ve orantılı bir adım” olarak savundu.

Merkezi New York’ta yer alan ve ana araştırma tesisi Connecticut eyaletinin Groton kentinde konumlanan Pfizer, dünyanın en büyük biyofarmasötik üreticileri arasında gösteriliyor.

Aşı ve ilaç portföyüne sahip şirket, Rusya’daki faaliyetlerini 1992 yılından bu yana sürdürüyor.

Şirketin geliştirdiği mRNA aşısının ilk adımları, Ocak 2020’de Alman BioNTech firmasının Pfizer ve Çin merkezli Fosun Pharma ile kurduğu ortaklıkla atılmıştı.

BioNTech ve Pfizer, aynı yılın Temmuz ayında ABD dahil çeşitli ülkelerden 30 bin gönüllünün katıldığı üçüncü aşama klinik denemeleri başlattı.

Kasım 2020’deki ara analiz sonuçları, aşının ikinci dozdan yedi gün sonra Kovid-19’a karşı yüzde 90’ın üzerinde koruma sağladığını ortaya koydu.

Kas içine üç hafta arayla iki doz halinde uygulanan ve uluslararası jenerik adı “tozinameran” olan aşı, piyasaya “Comirnaty” ticari markasıyla sürüldü.

İlk büyük satın alma anlaşmaları kapsamında, dönemin ABD Başkanı Donald Trump yönetimi Pfizer ile 100 milyon doz karşılığında 1,9 milyar dolarlık sözleşme imzalamış ve buna ilave 500 milyon dozluk opsiyon eklemişti.

Japonya da aynı dönemde şirketle 120 milyon dozluk aşı tedariki için uzlaşmaya varmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, Anthropic’in yapay zekayı yavaşlatma çağrısını ‘Soğuk Savaş’ taktiği olarak nitelendirdi

Yayınlanma

Anthropic’in CEO’sunun yapay zekâ geliştirme sürecinin yavaşlatılması çağrısında bulunduğu makale, Çin’in Global Times gazetesi tarafından bir “Soğuk Savaş oyun planı” olarak değerlendirildi.

Cumartesi günü yayımlanan ve daha sonra OpenAI CEO’su Sam Altman ile SpaceX’in kurucusu Elon Musk tarafından da desteklenen makalede Dario Amodei, ileri düzey yapay zekâ modellerinin yeteneklerinin gelişim hızını kontrol altına almayı ve giderek artan güvenlik risklerini yönetmeyi amaçlayan bir çerçeve ortaya koydu.

Anthropic’in CEO’su Amodei ayrıca ABD’ye, Çin’e yönelik çip ihracat kontrollerini güçlendirme ve Çinli yapay zekâ laboratuvarlarının gerçekleştirdiği model “damıtma” faaliyetlerine karşı daha sert önlemler alma çağrısında bulundu. Pazar günü CBS News’e konuşan Amodei, yapay zekânın ilerleyişini yavaşlatma önerisinin önündeki “en zor ikilemin”, Çin ve diğer rakip ülkelerin aynı yönde hareket etmemesi ihtimali olduğunu savundu.

Global Times ise Amodei’nin makalesinin asıl amacının, “teknolojik engeller ve düzenleyici tekeller aracılığıyla Çin’in yapay zekâ alanındaki gelişimini sınırlamaya çalışmak, Washington’un ileri teknoloji alanındaki tekelci hegemonyasını korumak ve Çin’i küresel yapay zekâ yönetişim sisteminin dışında bırakmak” olduğunu değerlendirdi.

Gazete, “Bu ‘sessiz yapay zekâ Soğuk Savaşı ikiyüzlü ve kısa görüşlüdür” ifadelerini kullanarak, Çin’in küresel yapay zekâ inovasyonundan dışlanmasının “küresel yapay zekâ gelişiminde deneme-yanılma maliyetlerini ve kontrolün kaybedilmesi riskini önemli ölçüde artıracağını” belirtti.

İki Anthropic araştırmacısının, hızla ilerleyen yapay zekânın çok da uzak olmayan bir gelecekte insanlığın yok olmasına yol açabileceği yönündeki sert uyarılarının ardından ABD’li milletvekilleri yapay zekâ sistemlerini düzenleyecek yeni kurallar getirilmesi çağrısında bulundu.

Trump ise pazar günü yapay zekânın gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrıları reddederek, “çok olumsuz güçlerin” abartılı endişeler ortaya attığını söyledi.

Trump, “Yapay zekâda Çin’in önündeyiz. Dünyanın teknolojik açıdan en gelişmiş ülkesiyiz ve açıkçası bunun böyle kalmasını istiyorum. Çünkü yapay zekâyı kim kazanırsa, o kazanır” dedi.

ABD’li teknoloji liderlerinin yapay zekânın gelişiminin yavaşlatılması yönündeki çağrılarının sorulması üzerine Çin Dışişleri Bakanlığı, tüm tarafları yapay zekâ konusunda “açık, kapsayıcı ve iyi niyetli bir yaklaşımı teşvik etmeye” çağırdı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, pazartesi günü düzenlenen günlük basın toplantısında, “Çeşitli tehditleri körüklemek, cepheleşmeye ve kötü niyetli rekabete girişmek, yalnızca yapay zekânın küresel yönetişim sürecini sekteye uğratacaktır ve hiçbir tarafın çıkarına değildir” dedi.

Kaynakların verdiği bilgiye göre ABD ve Çin, eylül ayı ortasında ileri düzey yapay zekânın güvenlik risklerini ele almak üzere görüşmeler yapmayı planlıyor. Konunun, Başkan Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında 24 Eylül’de yapılması beklenen zirvede de gündeme gelmesi mümkün.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Başsavcısı Kravçenko, yolsuzluk soruşturmasının ardından ülkeyi terk etti

Yayınlanma

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, bağımsız yolsuzlukla mücadele organlarının yöneticilerini suçladıktan sonra makam aracıyla yurt dışına çıktı. Görevden uzaklaştırılması istenen Kravçenko, uluslararası ortaklara ülkedeki sistemin durumunu anlatacağını savunuyor. Devlet Başkanı Zelenskiy ise savcıların da adının geçtiği yolsuzluk operasyonunun ardından Kravçenko’nun azlini talep etti.

Ukrayna Başsavcısı Ruslan Kravçenko, Telegram kanalından yaptığı açıklamada yurt dışına çıktığını duyurdu.

Kravçenko, uluslararası ortaklara Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) gibi kurumlardaki “gerçek durum” hakkında bilgi vereceğini belirtti.

Kravçenko, yurt dışında yapacağı temaslarda söz konusu organların “denetimsiz bir nüfuz toplama eğilimi gösterdiğini, bu uygulamanın ise Ukrayna’nın devlet egemenliği, hukukun üstünlüğü ve demokratik kurumları için riskler yarattığını” aktarmayı planladığını kaydetti.

Ukrayinska Pravda gazetesi, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde Kravçenko’nun 14 Eylül gecesi makam aracıyla ülkeden ayrıldığını yazdı.

Haberde, Başsavcının sınırı geçebilmek adına Litvanya’ya yapacağı bir resmi görevi gerekçe olarak kullandığı öne sürüldü.

Kravçenko bu adımdan hemen önce NABU Direktörü Semen Krivonos hakkında suçlama kararı imzaladığını açıklamıştı. Başsavcı, Krivonos’u “özellikle büyük miktarlarda haksız menfaat sağlamak amacıyla resmi belgelerde sahtecilik yapmakla” suçladığını duyurdu.

Kravçenko ayrıca Krivonos’a, mahkemede cezai sorumluluktan kaçmak için sahte gerekçe yaratma amacıyla “evlat edinme sürecinde usulsüzlük yapma” suçlamasının yöneltildiğini aktardı.

Başsavcı, SAP Başkanı Oleksandr Klimento’ya yakın bir isme yönelik de ayrı bir suçlama belgesi hazırladığını bildirdi.

NABU basın servisi, Kravçenko’nun suçlamalarını “bağımsız yolsuzlukla mücadele organlarına yönelik sistematik saldırıların bir devamı” olarak nitelendirdi.

Başsavcılığın bu girişimlerinin yeni olmadığını savunan kurum, asıl amacın “NABU ve SAP’ı Başsavcılık Makamı’na bağlama çabası” olduğunu kaydetti.

Siyasi mücadelelerin tarafı olmadıklarını vurgulayan NABU, Krivonos’a henüz resmi bir suçlama tebliğ edilmediğini, bu nedenle Başsavcının açıklamalarının usule ilişkin değil kamuoyunu etkilemeye dönük olduğunu savundu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, NABU Başkanını hedef alan Kravçenko için istifanın “tek çıkar yol” olduğunu belirtti. Zelenskiy, parlamentodan (Verhovna Rada) Kravçenko’nun görevden alınması yönündeki kararı derhal onaylamasını talep etti.

Ukrayna’da başsavcılığa yolsuzluk soruşturması: Neler biliyoruz?

Kravçenko, NABU ve SAP tarafından yürütülen ve çok sayıda savcının adının karıştığı “Kartaca” operasyonu kapsamında 7 Eylül’de istifa dilekçesini vermişti.

Kararının bilinçli ve “siyasi” olduğunu söyleyen Kravçenko, “Başsavcılık makamının siyasi bir hesaplaşma aracına dönüştürülmesini istemiyorum” dedi.

Yolsuzlukla mücadele kurumları, Başsavcılık çalışanlarını dolandırıcılık amaçlı çağrı merkezlerini koruma altına alan ve mal varlığı aklayan bir suç örgütü kurmakla itham etti.

Soruşturma birimlerine göre bu yapının başında Başsavcılık birim yöneticilerinden Serhiy Kropiva yer aldı.

Kropiva, 6 Eylül’de 120 milyon grivna kefalet bedeliyle tutuklandı. Mahkemede SAP savcısı, Kropiva ile Kravçenko arasındaki bağlara değinerek; şüphelinin Başsavcının Kozin’deki evinin tadilatını finanse edip yönettiğini, eşine ABD vizesi alması için yardım sağladığını ve Madrid’deki doğum günü kutlamasını organize ettiğini öne sürdü.

Başsavcılık ofisinde aramaların yapıldığı gün Kravçenko, ismi geçen yetkilinin görevden uzaklaştırıldığını ve personelin yalan makinesine girmesi dahil geniş çaplı inceleme başlatılacağını açıklamıştı.

Zerkalo Nedeli gazetesine konuşan kaynaklar ise Kravçenko’nun bizzat bu koruma ağına dahil olabileceğini iddia etmiş, Başsavcı ise bu iddiaları reddetmişti.

Ukrayinska Pravda’nın haberinde, soruşturma kapsamında Kravçenko’nun, yardımcısı Mariya Vdoviçenko’nun ve Odessa Bölgesel Askeri İdaresi Başkanı Oleg Kiper’in adreslerinde arama yapıldığı ileri sürüldü.

Başsavcılık Sözcüsü Maryana Hayovska ise bu bilgiyi yalanlayarak Kravçenko’nun evinde ya da iş yerinde herhangi bir arama gerçekleştirilmediğini kaydetti.

Gazeteye konuşan kaynaklar, Başsavcı Yardımcısının adresindeki aramalarda NABU ve SAP yönetiminin izlendiğine işaret eden belgelerin ele geçirildiğini aktardı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English