Ortadoğu
İşgal altındaki bölgelerden gelen gıda ürünleri, “İsrail malı” gibi gösterilerek Avrupa’ya giriyor

Çarşamba günü yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, Avrupa Birliği’ne giren İsrail menşeli gıda sevkiyatlarının neredeyse beşte biri, aslında işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşim yerlerinden veya Golan Tepeleri’nden geliyor.
Yirmi yıldır AB’nin tutumu, İsrail ile serbest ticaret yapabileceği, fakat İsrail’in 1967 savaşında Mısır, Ürdün ve Suriye’den ele geçirdiği topraklarda kurduğu yerleşim yerleriyle ticaret yapamayacağı yönünde.
Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerine gelince, bunlar iki devletli çözümü destekleyenler tarafından, kurulacak bir Filistin devletini baltaladığı gerekçesiyle kınanıyor.
ABD merkezli hukuk savunuculuğu grubu Global Echo Litigation Center tarafından yürütülen araştırma, bu ayrımın Avrupa sınırlarında genellikle geçerli olmadığı sonucuna vardı.
Rapora göre, hurma, narenciye ve tahin gibi yerleşim yerlerinden Avrupa’ya gönderilen ürünler, AB ve Birleşik Krallık yasalarının İsrail’de yetiştirilen gıdalara ayırdığı gümrük vergisi muafiyetleri, organik etiketler ve bitki sağlığı sertifikalarından yararlanıyor.
Global Echo, kıtadaki tüketicilerin bunu bilmesinin imkânı olmadığını savunuyor.
Grup, gümrük ve tüketici koruma yetkililerini harekete geçmeye zorlamak için Birleşik Krallık ve Fransa’da dava açtığını belirtti.
Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşim yerleri, uluslararası hukuk kapsamında yaygın olarak yasadışı kabul ediliyor.
Uluslararası Adalet Divanı, 2024 tarihli bir danışma görüşünde, ülkelerin İsrail’in işgal altındaki topraklardaki varlığını sürdüren ticari bağları engellemesi gerektiğini belirterek bu tutumu pekiştirdi.
İsrail, mahkemenin bulgularını reddediyor ve söz konusu toprakları ihtilaflı olarak değerlendiriyor.
ABD dışında uluslararası toplum Golan Tepeleri’nin İsrail kontrolünü tanımıyor.
Sivil toplum kuruluşunun bulguları, AB’nin Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik saldırılar nedeniyle bazı İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları onaylamasının hemen ardından geldi.
Bazı hükümetler bunun yeterli olmadığını belirtiyor ve aynı zamanda İsrail ile ticaret ve ilişkiler konusunda daha geniş kapsamlı kısıtlamalar için baskı yapıyor.
Raporu yayınlayan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün AB savunuculuğu direktör yardımcısı Claudio Francavilla, “İsrail’in yasadışı yerleşim yerleriyle ticaret yaparak AB, etnik temizlik ve apartheid dahil olmak üzere neredeyse her gün kınadığı ihlalleri finanse ediyor. Yasadışı yerleşim yerleriyle ticaret yapmanın yasal bir yolu yok,” diye ekledi.
2025 yılında, İnsan Hakları İzleme Örgütü de dahil olmak üzere 160’tan fazla STK ve sendika, yerleşim yerlerinin yasadışı olduğunu belirten Uluslararası Adalet Divanı kararına uymak için Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e “AB ile İsrail’in yasadışı yerleşim yerleri arasındaki tüm ticaret ve iş faaliyetlerini yasaklaması” çağrısında bulundu.
Global Echo, 30.000’den fazla ihracat belgesini inceledi ve bunları tarım arazileriyle ilgili İsrail hükümeti verileriyle, saha araştırmalarıyla ve İsrailli ihracatçılar ile paketleme tesislerindeki üst düzey yetkililerle yapılan görüşmelerle karşılaştırdı.
Araştırmaya göre, 2017 ile 2026 yılları arasında AB, Birleşik Krallık, Norveç ve İsviçre’ye 5.900’den fazla hurma, narenciye, tahin ve diğer taze ürün sevkiyatı yapıldı.
Bunların yüzde 17,2’sinin Batı Şeria’daki yerleşim yerlerine veya İsrail’in Golan Tepeleri’nde ilhak ettiği topraklara ait olduğu tespit edildi.
Rapora göre, yalnızca AB’ye yapılan sevkiyatlar arasında bu oran %19,2’ye çıkıyor. İhracatçılar genellikle ürünlerinin yetiştirildiği yeri gizledikleri için, grubun belirttiğine göre gerçek rakam muhtemelen daha yüksek.
Rapora göre, daha düşük gümrük tarifesi talep etmek için İsrail menşeli olduğunu beyan eden 2.000’den biraz fazla gümrük faturasının yaklaşık %17’si, işgal altındaki topraklardan gelen ve değeri 13,1 milyon avro olan ürünleri içeriyordu.
Raporda, sıkça kullanılan üç yöntemden bahsediliyor. Bazı ihracatçılar, işgal altındaki bir bölgedeki gerçek üretim yerini listeleyip menşe ülke olarak İsrail’i gösteriyor.
Diğerleri ise İsrail içindeki sahte bir adres kullanıyor. Paketleme tesisleri de işgal altındaki bölgelerden gelen ürünleri İsrail’de yetiştirilen gıdalarla karıştırıp hepsini İsrail menşeli olarak sevk ediyor.
Rapora göre, bu hileler işe yaramadığında ve gümrük memurları gümrük vergisi uyguladığında bile, İsrail hükümeti ihracatçılara bu tutarı geri ödüyor.
2006’dan beri yürürlükte olan bir devlet programı, Avrupa gümrüklerinin İsrail’den gelen ürünlere değil, İsrail yerleşimlerinden gelen mallara uyguladığı tam tutarı geri ödüyor.
Global Echo, bunun Golan Tepeleri ve Batı Şeria’dan gelen ürünlere uygulanan gümrük vergilerini “pratikte anlamsız” hale getirdiğini savunuyor.
Rapor, İsrail bütçe kayıtlarına atıfta bulunarak, ödemelerin toplamının yaklaşık 63 milyon avro olduğunu tahmin ediyor.
Hem AB hem de Birleşik Krallık yasaları, bitki sağlığı sertifikalarının gıdanın yetiştirildiği ülke tarafından düzenlenmesi gerektiğini öngörüyor.
Fakat Global Echo’nun incelediğini belirttiği vakaların dörtte birinden fazlasında, İsrail makamları işgal altındaki topraklardan gelen gıdalar için bu tür sertifikalar düzenlemiş ve AB ile Birleşik Krallık gümrük makamları da bunları kabul etmiştir.
Grup ayrıca, AB tarafından onaylanmış bir İsrail sertifikasyon kuruluşu olan Secal’ın işgal altındaki topraklardan gelen ürünler için düzenlediği 31 organik sertifika tespit ettiğini de belirtiyor.
Raporda, bunun sonucunda Avrupa pazarlarındaki tüketicilerin yanıltıldığı belirtiliyor. Rapor, İsrail markası Achva tarafından Batı Şeria yerleşim yerlerinde üretilen ve “İsrail Ürünü” etiketli kavanozlarda raflara ulaşan tahiniye işaret ediyor.
Bu durum, yerleşim yerlerinden gelen gıdaların bu şekilde etiketlenmesi gerektiğine dair 2019 tarihli bir karara rağmen gerçekleşiyor.
AB’nin İsrail ile imzaladığı ticaret anlaşması ve buna paralel bir Birleşik Krallık çerçevesi uyarınca, çoğu İsrail tarım ürünü gümrüksüz olarak giriş yapıyor ama bu muamele 1967’de İsrail tarafından ilhak edilen topraklara uygulanmıyor.
2005 yılından beri yürürlükte olan teknik bir düzenleme uyarınca, AB’ye ihracat yapan İsrailli firmalar üretim tesisinin posta kodunu belirtmek zorundadır. Böylece gümrük yetkilileri, malların İşgal Altındaki Filistin Toprakları veya Golan Tepeleri’ndeki yasadışı yerleşim yerlerinden gelip gelmediğini kontrol edebilir. Global Echo, sistemin ihracatçıların kendi beyanlarına dayandığı için başarısız olduğunu savunuyor.
Avrupa Komisyonu, bir inceleme sonucunda İsrail’in insan hakları maddesini ihlal ettiğini tespit ettikten sonra, Eylül 2025’te İsrail ile olan anlaşmasının ticaret hükümlerini askıya almayı önerdi.
Fakat AB hükümetleri bu askıya almayı kabul etmedi. İspanya ise kendi başına daha ileri giderek, 2025’in sonunda yürürlüğe giren Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerinden ithalatı ulusal düzeyde yasakladı.
Ortadoğu
Irak, ABD güçlerinin kalış süresini uzatma önerisini reddetti

Irak hükümeti, Washington’ın bazı uluslararası koalisyon güçlerinin 30 Eylül’den sonra ülkede kalmasına yönelik talebini reddetti. Bağdat yönetimi ayrıca Şii silahlı grupların silah teslimini iki yıl erteleme ve faaliyetleri dondurma teklifini de kabul etmedi. Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, silahların devlet denetimine alınması sürecinin kararlılıkla sürdüğünü açıkladı.
Irak hükümeti, uluslararası koalisyon bünyesindeki bazı ABD güçlerinin 30 Eylül tarihinden sonra da ülkede kalmasını öngören Washington merkezli öneriyi reddetti.
Irak Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi, Başbakan Ali Zeydi’nin direniş gruplarının silahsızlandırılması süreciyle bağlantılı olarak sunulan bu talebi geri çevirdiğini 31 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında duyurdu.
Devlet medyasında yer alan bilgilere göre Abudi, Başbakan Zeydi’nin uluslararası koalisyona bağlı bazı askeri unsurların belirlenen tarihten sonra da Irak’ta kalması teklifini kabul etmediğini kaydetti.
Irak resmi haber ajansı INA’nın aktardığı açıklamada Abudi, “Hükümet; silahların devletin kontrolü altına alınması, bulundurulması ve kullanımının düzenlenmesi ve karar alma mekanizmasının birleştirilmesiyle ilgili prosedürleri ve taahhütleri tamamlamayı sürdürüyor. Devlet, toplumun işlerini yönetmek için yasal yetkisini kullanıyor” dedi.
Abudi, silahlı gruplarla yürütülen diyalog takviminin düzenli biçimde ilerlediğini, kararların ulusal çıkarlar doğrultusunda alındığını ve bölgesel gelişmeleri yakından takip eden Irak’ın herhangi bir çatışmanın tarafı olmayacağını vurguladı.
Grupların iki yıllık dondurma planına ret
The New Arab’ın haberine göre Iraklı silahlı gruplar, silahlarını doğrudan devlete teslim etmek yerine kendi depolarına kaldırmayı ve askeri faaliyetlerini iki yıl süreyle askıya almayı önerdi.
Şii öncülüğündeki ve söz konusu yapılarla bağlantılı Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynaklar, Bağdat yönetiminin bu teklifi de geri çevirdiğini bildirdi.
Iraklı üç siyasi kaynak, hükümete yakın zamanda sunulan tasarıda ismi açıklanmayan grupların silahlı operasyonlarını durdurmayı ve cephanelerini iki yıl boyunca belirlenen depolara yerleştirmeyi öngördüğünü, ancak kontrolü güvenlik güçlerine devretmeyi kabul etmediğini belirtti.
Habere göre Ketaib Hizbullah’ın da dahil olduğu gruplar, bu adımı ABD güçlerinin ülkedeki geleceğine bağladı ve liderlerinin hedef alınmayacağına dair güvence talep etti.
Silahsızlanma takviminde son durum ne?
ABD ve Suudi Arabistan’ın son dönemde Irak’ta Haşdi Şabi unsurlarını hedef alan hava saldırıları can kayıplarına ve yaralanmalara yol açmıştı.
2014 yılında IŞİD ile mücadele amacıyla kurulan ve zamanla resmi güvenlik mimarisiyle bütünleşen Haşdi Şabi, ülkedeki silahlı direniş gruplarıyla yakın temasını koruyor.
Hükümetin ABD askerlerinin kalışına yönelik olumsuz kararı, Ketaib Hizbullah’ın Bağdat’a karşı “sabrın tükenmekte olduğu” uyarısının ardından geldi.
Örgüt yetkilileri bu ay başında Irak güvenlik güçlerinin operasyonlar düzenlediğini ve üst düzey isimleri gözaltına aldığını açıklamıştı.
Bağdat yönetimi, ABD yönetiminin baskısı doğrultusunda geçen ay sonunda tüm silahlı grupların silahsızlanması için 30 Eylül’ü son tarih olarak belirlemişti.
Bazı örgütler silah teslimini kabul ederken Ketaib Hizbullah ve Nüceba Hareketi’nin aralarında bulunduğu yapılar bu karara karşı çıktı.
Gruplar, Washington ile Bağdat arasında varılan ve muharip güçlerin danışmanlık rolüne geçmesini öngören kademeli geçiş modeli yerine ABD güçlerinin Irak’tan tamamen çekilmesini talep ediyor.
Bu yıl İran’a yönelik ABD-İsrail savaşı sürecinde Iraklı gruplar, ülkedeki Amerikan unsurlarını hedef almıştı.
Ortadoğu
Doğu Kudüs’teki Hristiyan okulları grevde

Doğu Kudüs’teki birçok Hristiyan özel okulu, İsrail’in 70’den fazla öğretim görevlisinin giriş izinlerini yenilemediği bildirildikten sonra bir sonraki duyuruya kadar greve gitti.
Kudüs Hristiyan Eğitim Kurumları Genel Sekreterliği, bu kararın, İsrail’in önceden herhangi bir uyarıda bulunmaksızın giriş izinlerini yenilememesi ve bu durumun yeni eğitim-öğretim yılının başlamasını imkansız hale getirmesi üzerine alındığını belirtti.
Açıklamada ayrıca, personel eksikliği nedeniyle eğitim, idari ve sağlıkla ilgili okul faaliyetlerinin yanı sıra temizlik hizmetleri ile güvenlik ve emniyet prosedürlerinin düzgün bir şekilde yürütülememesi nedeniyle öğrencilerin öğrenim görebilecekleri “güvenli ve istikrarlı” bir ortamdan mahrum kaldıkları vurgulandı.
Doğu Kudüs’teki Ir Amim örgütünün verilerine göre, grevdeki okullar yaklaşık 15.000 öğrenciye hizmet veriyor.
Açıklamada şunlar söylendi:
“Bu krizin bir an önce çözülmesini, bu tür önlemlerin sona ermesini ve gelecekte tekrarlanmamasını diliyor ve umuyoruz. Böylelikle eğitim kurumlarımızın istikrarı korunacak, öğrencilerin düzenli ve güvenli eğitim alma hakkı garanti altına alınacak ve okullarımızın özgün eğitim, pedagojik ve insani misyonlarını sürdürmeleri mümkün olacaktır.”
Filistin Yönetimi tarafından yönetilen WAFA’ya göre grev, Doğu Kudüs’teki birinci sınıftan yedinci sınıfa kadar 45.000 öğrenciye İsrail müfredatının dayatılması planlarına ilişkin endişeler üzerine gerçekleşti.
İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’ndan sonra kendi müfredatını uygulamaya koymaya çalışmış olsa da bu girişim büyük tepkiyle karşılanmış ve planlar nihayetinde rafa kaldırılmıştı.
Daha yakın zamanda alınan önlemler, Filistinlilerin İsrail eğitim sistemi ve kamu hizmetleri sistemlerinde İsrail eğitimi almadan çalışma imkânlarını kısıtladı.
2018 yılında İsrail Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kudüs Üniversitesi de dahil olmak üzere Filistin kurumlarından alınan sosyal hizmet diploması tanınmasını iptal etti.
Ocak 2026’da Knesset, Filistin üniversitelerinden mezun olanların, İsrail akreditasyonu olmadan İsrail ve Doğu Kudüs’teki okullarda öğretmenlik yapmasını kısıtlayan bir yasa kabul etti.
Bu grevler, Filistin eğitim sektörünün zorluklarla boğuşmaya devam ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Filistin Yönetimi’ne bağlı okullar, finansman sorunları nedeniyle dersleri haftada sadece üç güne indirmek zorunda kalırken, İsrail ise Doğu Kudüs’teki UNRWA faaliyetlerini durdurdu.
Ortadoğu
Şeybani: İsrail ile diplomatik çözüm peşindeyiz

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, Şam’ın ABD’nin arabuluculuğuyla İsrail ile “diplomatik bir çözüm” arayışında olduğunu belirtti.
Şeybani, Şam’ı ziyaret eden Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, “Saldırılar hâlâ devam ediyor. Yalnızca Temmuz ayında 65, Ağustos ayının ilk 18 gününde ise 52 sınır ihlali tespit ettik,” dedi.
“Kuneytra vilayetinde ve Şam kırsalında evlere yönelik baskın kampanyasını” kınayan Şeybani, Suriye makamlarının bu yıl İsrail işgal güçleri tarafından gözaltına alınan Suriyelilerin sayısını 147 olarak kaydettiğini ve “bunlardan 49’unun hâlâ gözaltında olduğunu” belirtti.
Şeybani şöyle devam etti:
“Bu zorluklara rağmen, hâlâ diplomatik bir çözüm seçeneğine bağlıyız ve bunu başarmak için ciddi bir şekilde çalışıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğunda müzakereler yürütüyoruz.”
Danimarka Dışişleri Bakanı dün Şam’daki büyükelçiliği açtı. Danimarka, Suriye’deki büyükelçiliğini yeniden açan ilk AB ülkelerinden biri.
Suriye ve Danimarka, iki ülke arasındaki işbirliğine kurumsal bir çerçeve sağlamak üzere ikili bir ortaklık anlaşması hazırlama konusunda mutabık kaldı.
İki bakan ayrıca, Şam ile Kopenhag arasında 21 Eylül’de başlayacak olan direkt uçuşların, Danimarka’daki Suriyeli topluluğa hizmet edecek ve iki ülke arasındaki bağları güçlendireceğini duyurdu.
Tişrin Sarayı’nda düzenlenen ortak basın toplantısında Şeybani, tarafların Suriye-Danimarka İş Konseyi’ni ilke anlaşmasından pratik işbirliği için işleyen bir mekanizmaya dönüştürmeyi görüştüklerini söyledi.
Rasmussen, Danimarka iş dünyasının Suriye’ye yatırım yapmaya hazır olduğunu ve iki ülkenin, ekonomik ve güvenlik işbirliği de dahil olmak üzere karşılıklı çıkarlar temelinde kapsamlı bir ortaklık kurmayı hedeflediğini belirtti.
Danimarka Dışişleri Bakanı, ülkesinin Şam’daki Danimarka Enstitüsü’nü de en kısa sürede yeniden açacağını söyledi.
Rasmussen, Danimarka’nın tarım alanında önemli bir uzmanlığa sahip olduğunu ve bu sektörün geliştirilmesi konusunda Suriye’ye destek vermeye hazır olduğunu belirterek, Suriye’nin bölgenin “tahıl ambarı” haline gelme potansiyeline sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
İki taraf ayrıca, daha geniş kapsamlı iktisadi işbirliği ve Danimarka’nın Suriye’deki yatırım fırsatlarını da ele aldı.
Bakanlar, Danimarka’daki Suriyelilerin durumunu ve gönüllü geri dönüşü ele aldılar.
Şeybani, Suriye’nin kapılarının istisnasız tüm vatandaşlarına açık olduğunu ve Şam’ın onların güvenli ve gönüllü geri dönüşünü desteklediğini belirtti.
Rasmussen ise Danimarka’nın vatanlarına dönmek isteyen Suriyelileri desteklemek için planlar hazırladığını söyledi.
Şeybani, Suriye savaşı yıllarında Danimarka’nın sağladığı insani yardımı övdü ve Danimarka Mülteci Konseyi’nin mayın temizleme, su temini ve tarım ile geçim kaynaklarının desteklenmesi alanlarındaki çalışmalarını vurguladı.
Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’nin birliğini ve bağımsız ulusal karar alma sürecini destekleyen Danimarka’nın tutumunu memnuniyetle karşıladı.
Amerika2 hafta önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Dünya Basını2 hafta önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Dünya Basını6 gün önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Trump İran konusunda kendini çıkamayacağı bir köşeye sıkıştırdı
Dünya Basını2 hafta önceAmerika’dan vazgeçmeyi göze alamayan müttefikler
Ortadoğu1 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Amerika1 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Rusya1 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı









