Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İşgal altındaki bölgelerden gelen gıda ürünleri, “İsrail malı” gibi gösterilerek Avrupa’ya giriyor

Yayınlanma

Çarşamba günü yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, Avrupa Birliği’ne giren İsrail menşeli gıda sevkiyatlarının neredeyse beşte biri, aslında işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşim yerlerinden veya Golan Tepeleri’nden geliyor.

Yirmi yıldır AB’nin tutumu, İsrail ile serbest ticaret yapabileceği, fakat İsrail’in 1967 savaşında Mısır, Ürdün ve Suriye’den ele geçirdiği topraklarda kurduğu yerleşim yerleriyle ticaret yapamayacağı yönünde.

Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerine gelince, bunlar iki devletli çözümü destekleyenler tarafından, kurulacak bir Filistin devletini baltaladığı gerekçesiyle kınanıyor.

ABD merkezli hukuk savunuculuğu grubu Global Echo Litigation Center tarafından yürütülen araştırma, bu ayrımın Avrupa sınırlarında genellikle geçerli olmadığı sonucuna vardı.

Rapora göre, hurma, narenciye ve tahin gibi yerleşim yerlerinden Avrupa’ya gönderilen ürünler, AB ve Birleşik Krallık yasalarının İsrail’de yetiştirilen gıdalara ayırdığı gümrük vergisi muafiyetleri, organik etiketler ve bitki sağlığı sertifikalarından yararlanıyor.

Global Echo, kıtadaki tüketicilerin bunu bilmesinin imkânı olmadığını savunuyor.

Grup, gümrük ve tüketici koruma yetkililerini harekete geçmeye zorlamak için Birleşik Krallık ve Fransa’da dava açtığını belirtti.

Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki yerleşim yerleri, uluslararası hukuk kapsamında yaygın olarak yasadışı kabul ediliyor.

Uluslararası Adalet Divanı, 2024 tarihli bir danışma görüşünde, ülkelerin İsrail’in işgal altındaki topraklardaki varlığını sürdüren ticari bağları engellemesi gerektiğini belirterek bu tutumu pekiştirdi.

İsrail, mahkemenin bulgularını reddediyor ve söz konusu toprakları ihtilaflı olarak değerlendiriyor.

ABD dışında uluslararası toplum Golan Tepeleri’nin İsrail kontrolünü tanımıyor.

Sivil toplum kuruluşunun bulguları, AB’nin Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik saldırılar nedeniyle bazı İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımları onaylamasının hemen ardından geldi.

Bazı hükümetler bunun yeterli olmadığını belirtiyor ve aynı zamanda İsrail ile ticaret ve ilişkiler konusunda daha geniş kapsamlı kısıtlamalar için baskı yapıyor.

Raporu yayınlayan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün AB savunuculuğu direktör yardımcısı Claudio Francavilla, “İsrail’in yasadışı yerleşim yerleriyle ticaret yaparak AB, etnik temizlik ve apartheid dahil olmak üzere neredeyse her gün kınadığı ihlalleri finanse ediyor. Yasadışı yerleşim yerleriyle ticaret yapmanın yasal bir yolu yok,” diye ekledi.

2025 yılında, İnsan Hakları İzleme Örgütü de dahil olmak üzere 160’tan fazla STK ve sendika, yerleşim yerlerinin yasadışı olduğunu belirten Uluslararası Adalet Divanı kararına uymak için Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e “AB ile İsrail’in yasadışı yerleşim yerleri arasındaki tüm ticaret ve iş faaliyetlerini yasaklaması” çağrısında bulundu.

Global Echo, 30.000’den fazla ihracat belgesini inceledi ve bunları tarım arazileriyle ilgili İsrail hükümeti verileriyle, saha araştırmalarıyla ve İsrailli ihracatçılar ile paketleme tesislerindeki üst düzey yetkililerle yapılan görüşmelerle karşılaştırdı.

Araştırmaya göre, 2017 ile 2026 yılları arasında AB, Birleşik Krallık, Norveç ve İsviçre’ye 5.900’den fazla hurma, narenciye, tahin ve diğer taze ürün sevkiyatı yapıldı.

Bunların yüzde 17,2’sinin Batı Şeria’daki yerleşim yerlerine veya İsrail’in Golan Tepeleri’nde ilhak ettiği topraklara ait olduğu tespit edildi.

Rapora göre, yalnızca AB’ye yapılan sevkiyatlar arasında bu oran %19,2’ye çıkıyor. İhracatçılar genellikle ürünlerinin yetiştirildiği yeri gizledikleri için, grubun belirttiğine göre gerçek rakam muhtemelen daha yüksek.

Rapora göre, daha düşük gümrük tarifesi talep etmek için İsrail menşeli olduğunu beyan eden 2.000’den biraz fazla gümrük faturasının yaklaşık %17’si, işgal altındaki topraklardan gelen ve değeri 13,1 milyon avro olan ürünleri içeriyordu.

Raporda, sıkça kullanılan üç yöntemden bahsediliyor. Bazı ihracatçılar, işgal altındaki bir bölgedeki gerçek üretim yerini listeleyip menşe ülke olarak İsrail’i gösteriyor.

Diğerleri ise İsrail içindeki sahte bir adres kullanıyor. Paketleme tesisleri de işgal altındaki bölgelerden gelen ürünleri İsrail’de yetiştirilen gıdalarla karıştırıp hepsini İsrail menşeli olarak sevk ediyor.

Rapora göre, bu hileler işe yaramadığında ve gümrük memurları gümrük vergisi uyguladığında bile, İsrail hükümeti ihracatçılara bu tutarı geri ödüyor.

2006’dan beri yürürlükte olan bir devlet programı, Avrupa gümrüklerinin İsrail’den gelen ürünlere değil, İsrail yerleşimlerinden gelen mallara uyguladığı tam tutarı geri ödüyor.

Global Echo, bunun Golan Tepeleri ve Batı Şeria’dan gelen ürünlere uygulanan gümrük vergilerini “pratikte anlamsız” hale getirdiğini savunuyor.

Rapor, İsrail bütçe kayıtlarına atıfta bulunarak, ödemelerin toplamının yaklaşık 63 milyon avro olduğunu tahmin ediyor.

Hem AB hem de Birleşik Krallık yasaları, bitki sağlığı sertifikalarının gıdanın yetiştirildiği ülke tarafından düzenlenmesi gerektiğini öngörüyor. 

Fakat Global Echo’nun incelediğini belirttiği vakaların dörtte birinden fazlasında, İsrail makamları işgal altındaki topraklardan gelen gıdalar için bu tür sertifikalar düzenlemiş ve AB ile Birleşik Krallık gümrük makamları da bunları kabul etmiştir.

Grup ayrıca, AB tarafından onaylanmış bir İsrail sertifikasyon kuruluşu olan Secal’ın işgal altındaki topraklardan gelen ürünler için düzenlediği 31 organik sertifika tespit ettiğini de belirtiyor.

Raporda, bunun sonucunda Avrupa pazarlarındaki tüketicilerin yanıltıldığı belirtiliyor. Rapor, İsrail markası Achva tarafından Batı Şeria yerleşim yerlerinde üretilen ve “İsrail Ürünü” etiketli kavanozlarda raflara ulaşan tahiniye işaret ediyor.

Bu durum, yerleşim yerlerinden gelen gıdaların bu şekilde etiketlenmesi gerektiğine dair 2019 tarihli bir karara rağmen gerçekleşiyor.

AB’nin İsrail ile imzaladığı ticaret anlaşması ve buna paralel bir Birleşik Krallık çerçevesi uyarınca, çoğu İsrail tarım ürünü gümrüksüz olarak giriş yapıyor ama bu muamele 1967’de İsrail tarafından ilhak edilen topraklara uygulanmıyor.

2005 yılından beri yürürlükte olan teknik bir düzenleme uyarınca, AB’ye ihracat yapan İsrailli firmalar üretim tesisinin posta kodunu belirtmek zorundadır. Böylece gümrük yetkilileri, malların İşgal Altındaki Filistin Toprakları veya Golan Tepeleri’ndeki yasadışı yerleşim yerlerinden gelip gelmediğini kontrol edebilir. Global Echo, sistemin ihracatçıların kendi beyanlarına dayandığı için başarısız olduğunu savunuyor.

Avrupa Komisyonu, bir inceleme sonucunda İsrail’in insan hakları maddesini ihlal ettiğini tespit ettikten sonra, Eylül 2025’te İsrail ile olan anlaşmasının ticaret hükümlerini askıya almayı önerdi.

Fakat AB hükümetleri bu askıya almayı kabul etmedi. İspanya ise kendi başına daha ileri giderek, 2025’in sonunda yürürlüğe giren Filistin topraklarındaki yerleşim yerlerinden ithalatı ulusal düzeyde yasakladı.

Ortadoğu

İsrailliler, ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşmasından endişeli

Yayınlanma

İsrailliler, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer anlaşmanın Orta Doğu’da silahlanma yarışını tetiklemesinden endişe ediyor.

ABD ile Suudi Arabistan arasında, krallığın Amerikan teknolojisiyle nükleer reaktörler kurmasına ve uranyum zenginleştirmesine izin veren anlaşma, İsrail’de Orta Doğu’da bir silahlanma yarışının başlayabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Çarşamba günü açıklanan ve hâlâ Kongre’nin onayını gerektiren anlaşmanın, Suudi Arabistan’ın sivil bir nükleer program geliştirmesine imkân sağlaması amaçlanıyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile savunma ve dışişleri bakanları, eleştirmenlerin İsrail’in uzun vadeli güvenlik çıkarlarını tehlikeye attığını söylediği anlaşma hakkında şu ana kadar herhangi bir açıklama yapmadı.

27 Ekim’de yapılacak seçimlerde Netanyahu’yu koltuğundan etmeyi hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, “İsrail’in başının üzerinden Suudi Arabistan’la şekillenen nükleer anlaşma, güvenliğimizi tehlikeye atan ciddi bir stratejik başarısızlıktır” dedi.

Bennett, “Suudi topraklarında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede nükleer bir yarışa ve kontrolün tehlikeli biçimde kaybedilmesine yol açabilir” ifadelerini kullandı.

Eski Savunma Bakanı Avigdor Lieberman ise “Suudi Arabistan’daki sivil nükleer programın sonu nükleer silah olacaktır ve bu, bütün Orta Doğu’da çılgınca bir silahlanma yarışına yol açacaktır” dedi.

Bölgede nükleer silah cephaneliğine sahip tek ülke olan İsrail’in anlaşmaya karşı çıkması ve Kongre nezdinde anlaşmanın durdurulması için lobi faaliyeti yürütmesi gerektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’la nükleer anlaşma, hem Başkan Donald Trump’ın ilk yönetimi hem de eski Başkan Joe Biden döneminde yıllardır müzakere ediliyordu.

Ancak nükleer silahların yayılmasının önlenmesi alanında çalışan kuruluşların, anlaşmanın Suudi Arabistan’a nükleer silah geliştirme yolu açabileceği yönündeki uyarıları nedeniyle bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı.

İsrailliler ayrıca, Biden yönetiminin planında öngörüldüğü gibi, herhangi bir nükleer anlaşmanın İsrail ile Suudi Arabistan arasında uzun süredir hedeflenen normalleşme anlaşmasının bir parçası olmasını umuyordu.

Eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz, “Sivil nükleer kapasitenin Suudi Arabistan’a kazandırılmasının, ılımlı bir bölgesel ittifakın kurulması sürecine entegre edilmeden gerçekleştirilmesinin İsrail’in güvenliği açısından olumlu bir adım olduğunu söyleyecek hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD’de Cumhuriyetçilerden İran savaşı için net strateji talebi

Yayınlanma

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in İran savaşı için talep ettiği ek bütçeyi desteklemeye hazır olsa da, yönetimin çatışmayı nasıl sona erdireceğine dair net bir plan sunmamasından rahatsızlık duyuyor. Parti içinde artan ABD kayıpları, İran’daki sivil ölümler, yükselen akaryakıt fiyatları ve savaşın uzamasının ara seçimlere etkisi konusunda kaygılar dile getiriliyor.

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, İran’la yürüyen askeri çatışmanın nasıl sona ereceğine ilişkin yönetimin net bir yol haritası ortaya koymadığını savunarak kaygılarını artırdı.

Parti içindeki birçok isim, artan ABD kayıplarıyla birlikte yüksek seyreden akaryakıt fiyatlarının ara seçimlerde Cumhuriyetçilere siyasi bedel çıkaracağı görüşünü dile getiriyor.

Bu rahatsızlık, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in salı günü Senato Ödenekler Komisyonu’nda verdiği ifadenin ardından daha görünür hale geldi.

Hegseth, İran savaşı için istenen 80 milyar dolarlık ilave acil kaynak talebini savundu. Cumhuriyetçiler, Pentagon’un mühimmat stoklarını yenilemesi için ek finansmana destek vermek istese de, 28 Şubat’tan bu yana süren çatışmanın nasıl sonlandırılacağına ilişkin daha açık bir plan görmek istiyor.

Batı Virginia Senatörü Jim Justice, “Bir çıkış yolu olmak zorunda, söyleyeceğim tek şey bu” dedi.

Justice, son günlerde yaşamını yitiren üç ABD askerine atıf yaparak, “Doğal olarak hepimiz endişeliyiz çünkü son günlerde üç harika askerimizi kaybettik” ifadelerini kullandı.

İran’da hayatını kaybeden sivillerin sayısının 1.700 ile 3 binden fazla arasında tahmin edildiğini hatırlatan Justice, “Hepimiz sivil kayıplar konusunda son derece endişeliyiz. Her şeyden önce bu korkunç. İkinci olarak da dünyada pek karşılık gören bir durum değil” diye konuştu.

Justice, mevcut aşamada iki seçenek kaldığını savunarak, “Ya çekilip çıkacağız, işi şansa bırakacağız ve en iyisini umacağız ya da kazanacağız. Kazanmak da tek anlama geliyor: İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesi halinde köprüler ve enerji santralleri gibi sivil altyapı tesislerini vurmakla tehdit etti.

Trump, Truth Social hesabındaki paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir gemiye füze, roket, insansız hava aracı ya da başka herhangi bir silahla ateş açarsa, ABD Tahran’ın başkent bölgesindekiler dahil BİR KÖPRÜYÜ VEYA ELEKTRİK SANTRALİNİ bombalayacak ve yok edecek” ifadelerini kullandı.

Justice ise Trump’ın sivil hedef seçerken ihtiyatlı davranması gerektiğini söyledi. “İkmal hatlarını kesme gereği doğarsa, köprü olur, yol olur, bunları yapmak zorunda kalabiliriz. Ama sadece sivil bir noktayı, örneğin hastaneyi hedef alacağını sanmıyorum” dedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir Cumhuriyetçi senatör, çatışmanın akaryakıt fiyatlarına etkisinin kasımdaki seçimler öncesinde parti adayları açısından ciddi siyasi sorun oluşturduğunu söyledi.

Senatör, “İnsanlar bundan kaygı duyuyor. Aksi halde tezahürat yaparlardı. Kimse eleştirel görünmek istemiyor” dedi ve “Akaryakıt fiyatları yüksek. Asıl büyük kaygı bu” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın çatışmayı sona erdirecek anlaşmaya varma konusunda ciddi davranmadığını söylemesinin ardından petrol fiyatları çarşamba günü yüzde 3 daha yükseldi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da salı günü yönetimin savaşı kısa sürede sona erdirecek çözüm üretmesi gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi isimler gibi Trump’ın İran’ın silah sınıfı uranyum üretimini durdurma hedefini “çok önemli bir amaç” olarak nitelendiren Johnson, çatışmanın artık sona ermesi gerektiğini belirterek, “Bunu bitirmeliyiz” dedi.

Demokratlar ise Trump’ın İran’ın nükleer ve silah programlarını etkisiz hale getiremediğini ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden ulaşıma açamadığını savunarak Cumhuriyetçilere yönelik eleştirilerini sürdürüyor.

Senato Demokrat Grup Lideri Chuck Schumer, Senato Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Trump’ın insanların savaş yönetiminden “çok etkilendiği” yönündeki sözlerine karşı çıkarak, “Amerikalılar Trump’ın bu savaşı başından itibaren kötü yönettiğinden etkilenmiş değil” dedi.

Bazı Cumhuriyetçiler de bölgedeki güvenlik ortamının, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun şubat ayında başlattığı saldırılar öncesine kıyasla daha kötü olduğu görüşünü paylaşıyor.

Kentucky Senatörü Rand Paul, “İran savaşı başarılı olmadı. Başından beri bu savaşa karşı çıktım. Nesnel ölçütlerle bakıldığında savaştan önceye göre daha kötü durumdayız” dedi.

Paul, “Hürmüz Boğazı’nın askerileştirilmesine bakın, daha önce böyle bir durum yaşanmadı. Boğazı yeniden askerden arındırmanın kolay yolu yok. Bu açıdan daha kötü durumdayız” değerlendirmesini yaptı.

Buna karşılık bazı Cumhuriyetçiler, İran’ı kalıcı barış anlaşmasına zorlamak için Trump’ın askeri baskıyı artırmasını istiyor.

Teksas Senatörü John Cornyn, “İran saldırıyor, biz karşılık veriyoruz şeklindeki kısasa kısas yaklaşımı sonuç vermeyecek. Belirleyici askeri üstünlüğümüzü göstermeli ve Hürmüz Boğazı’nı açmalıyız. Bunu yapabilecek ülke varsa o da ABD. Kolay olacağını söylemiyorum ama bana göre savaşın hedefi bu” dedi.

Hegseth’in Senato Ödenekler Komisyonu’ndaki ifadesi sonrasında Cumhuriyetçi senatörler yönetimin planına ilişkin daha fazla bilgi talep etmeyi sürdürdü.

Maine Senatörü Susan Collins, yalnızca savaşın stratejisi ve nasıl sona ereceğiyle değil, eğitim faaliyetleri ile mühimmatın finanse edilmemesinin görev yapan askerler üzerindeki olası etkileriyle de ilgilendiğini söyledi.

Yönetimin savaşı bitirmeye dönük net planı olup olmadığı sorusuna Collins, kendisinin ve diğer önemli senatörlerin çatışmanın kapsamı ile süresini daha iyi değerlendirebilmeleri için henüz gizli oturumda bilgilendirilmediğini hatırlattı.

“Dünkü duruşma bir ölçüde yararlıydı ama hâlâ yanıt bekleyen sorular var” dedi.

Louisiana Senatörü John Kennedy ise yönetimin senatörlere kapalı oturumda daha kapsamlı bilgi vermesi gerektiğini söyledi.

Kennedy, “Gizli oturumda bilgilendirilmeye ihtiyacımız var. Sorularımıza yanıt vermeleri gerekiyor. Cevap beklediğimiz konular var” ifadelerini kullandı.

Pentagon’un kaynaklarının giderek tükenmesinden endişe duyduğunu belirten Kennedy, “Beni kaygılandıran nokta paralarının tükeniyor olması” dedi.

Bu değerlendirme, savaş uzadıkça Pentagon’un mali durumuna ilişkin kaygı taşıyan diğer birçok Cumhuriyetçi senatörün görüşüyle de örtüştü.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın vurmakla tehdit ettiği “Kazma Dağı” neresi ve önemi ne?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’te yaptığı açıklamada İran’ın “Kazma Dağı” olarak bilinen yer altı nükleer tesisini yakında çok şiddetli şekilde vurabileceklerini söyledi. İran’da Kuh-i Kolang Gaz La adıyla tanınan kompleks, Natanz zenginleştirme sahasının güneyinde ve dağın yaklaşık 328 fit altında kuruldu. Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS) değerlendirmelerine göre henüz faal olmayan tesis, uranyum zenginleştirme programlarına ev sahipliği yapacak büyüklükte.

ABD yönetimi İran’a yönelik olası askeri adımları değerlendirirken, Başkan Donald Trump’ın “Kazma Dağı” olarak adlandırılan yer altı nükleer tesisini bombalama tehdidi dikkatleri yeniden bu bölgeye çevirdi.

Trump, salı günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada ilgili sahadaki hedeflere değindi. Bu bölgeyi yakında ve çok şiddetli vurabileceklerini dile getiren Trump, şu ifadeleri kullandı:

“O bölgeyi büyük ihtimalle çok yakında vuracağız. Bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Normalde bunu söylemezdim. Bir şey yapabileceklerini düşünseydim bunu asla dile getirmezdim. Ancak o bölgeyi çok yakında ve son derece şiddetli şekilde vuracağız.”

Dağın 328 fit altında inşa edilen tesis

İran’da Kuh-i Kolang Gaz La adıyla bilinen Kazma Dağı, ülkenin Natanz nükleer zenginleştirme sahasının güneyinde yer alıyor.

Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsünün (ISIS) verilerine göre yer altı kompleksi, deniz seviyesinden 5 bin fitten fazla yükseklikteki dağın yaklaşık 328 fit altında yer alıyor.

İran, Natanz’daki yer üstü santrifüj tesisinin 2020 yılında meydana gelen bir patlamada tahrip olmasının ardından aynı yıl bu sahada kazı çalışmalarına başladı.

Söz konusu kompleks, ABD ordusunun 2025 yılında Natanz, Fordo ve İsfahan’daki ana nükleer tesisleri hedef alan Gece Yarısı Balyozu Harekâtı (Operation Midnight Hammer) sırasında vurulmadı.

Saldırının ardından inşaat çalışmaları devam etti ve hız kazandı. Bu durum Kazma Dağı’nı, askeri harekâtın ardından büyük ölçüde zarar görmeden kalan az sayıdaki ana yer altı nükleer sahadan biri haline getirdi.

Tesisin kapasitesi

Tesisin henüz faal duruma geçmediği değerlendiriliyor. Bununla birlikte ISIS tarafından yapılan uydu görüntüsü analizleri, Tahran yönetiminin karar alması halinde yer altı kompleksinin uranyum zenginleştirme ve nükleer silah programlarına ev sahipliği yapabilecek genişlikte olduğunu gösteriyor.

Enstitü, mevcut durumda tesiste bu tür faaliyetlerin yürütüldüğüne dair bir kanıt bulunmadığını kaydediyor.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Senato Tahsisat Komisyonu’nda düzenlenen oturumda milletvekillerinin tesise ilişkin sorularını yanıtladı.

ABD ordusunun derine gömülü hedefleri vurma kabiliyetine sahip olduğunu vurgulayan Hegseth, şu değerlendirmede bulundu:

“Kabiliyetlerimizin birçoğu gizli tutuluyor. Ancak bu dünyada Tanrı’nın yeşil yeryüzündeki herhangi bir noktaya ulaşabilecek bir güç varsa o da dünyanın en güçlü ordusu olan ABD ordusudur. Her şey seçenekler ve tercihlerle ilgilidir.”

Wall Street Journal’ın haberine göre İsrail istihbaratı, İran’ın geçen yıl Kazma Dağı’nın derinliklerindeki tünellere uranyum zenginleştirme santrifüjleri taşıdığına dair kanıtları ABD’li yetkililere sundu.

İsrail makamları bu tespitleri, 2025 yılının haziran ayında gerçekleşen ve İran’ın üç ana nükleer sahasının hedef alındığı 12 gün süren ortak ABD-İsrail saldırılarının bir parçası olan Gece Yarısı Balyozu Harekâtı sonrasında elde ettiğini iletti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English