Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail Savunma Bakanı Katz: Bu hükümet bir yerleşim hükümetidir, Gazze’den asla çıkmayacağız

Yayınlanma

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, mevcut yönetimin bir “yerleşim hükümeti” olduğunu belirterek Gazze’den asla çekilmeyeceklerini ve kuzeyde yeni yerleşim birimleri kuracaklarını açıkladı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, işgal altındaki Batı Şeria’da yasa dışı yerleşimcilere hitaben yaptığı konuşmada, Gazze Şeridi’ndeki işgalin kalıcı olacağına dair net mesajlar verdi.

Katz, “Tanrı’nın yardımıyla zamanı geldiğinde, kuzey Gazze’de, daha önce tahliye edilen yerleşimlerin yerine öncü yerleşim grupları da kuracağız” diye konuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria’da bulunan yasa dışı Beyt El yerleşiminde bin 200 yeni konutun inşasının duyurulduğu etkinlikte konuşan Katz, “Bunu doğru şekilde ve doğru zamanda yapacağız. Bu hükümet bir yerleşim hükümetidir. Sahada varlık göstermeyi hedefliyor. Egemenlik mümkün olursa, bunu uygulayacağız” dedi.

“Fiili egemenlik dönemindeyiz”

Katz, İsrail’in bölgedeki stratejisine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Fiili egemenlik dönemindeyiz. Uzun zamandır var olmayan fırsatlar söz konusu. Gazze’nin derinliklerindeyiz ve Gazze’den asla çıkmayacağız, böyle bir şey olmayacak. Buradayız çünkü savunmak ve yaşananların bir daha tekrarlanmasını önlemek istiyoruz. Bazıları protesto ediyor ama yönetimde olan biziz.”

Savunma Bakanı’nın sözleri, ABD arabuluculuğunda varılan ve “İsrail Gazze’yi işgal etmeyecek veya ilhak etmeyecek” maddesini içeren ateşkes anlaşmasıyla da çelişiyor.

Savaş süresince, ABD ve İsrail’in Gazze’deki Filistin nüfusunu başka ülkelere taşımayı planladığına dair çok sayıda haber gündeme geldi.

Netanyahu’nun iktidar koalisyonundaki ortakları, özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotriç ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 2005 yılında Gazze’den çekilme süreciyle boşaltılan İsrail yerleşimlerinin yeniden inşa edilmesini talep etmişti.

İsrail İstihbarat Bakanlığının Ekim 2023’te, savaşın başlamasından kısa süre sonra hazırladığı ve basına sızan belgede, Gazze’nin işgal edilmesi ve nüfusun tamamının Mısır’ın Sina Yarımadası’na sürülmesi önerisi yer almıştı.

Trump’ın planı ve sahadaki durum

ABD Başkanı Trump, Şubat 2025’te Gazze nüfusunun bölgeden çıkarılmasını ve Gazze’nin bir “Riviera”ya dönüştürülmesini öngören plan açıklamış, ancak daha sonra Filistinlilerin zorla gönderilmesine ilişkin ifadelerini geri çekmişti.

Netanyahu ise İsrail’in Gazze’yi kalıcı olarak işgal etmeyi hedeflediği iddialarını birçok kez reddetti.

Katz’ın açıklamaları, İsrail’in ateşkese rağmen Gazze’de kalıcı askeri varlığın altyapısını oluşturmaya devam ettiği döneme denk geldi.

ABD’nin Gazze için öngördüğü plan kapsamında, Hamas ve diğer direniş grupları tamamen silahsızlandırılana kadar İsrail askerlerinin Gazze’de çevre güvenliği amacıyla kalmasına izin veriliyor.

Anlaşmaya göre İsrail birlikleri “Sarı Hat” olarak adlandırılan bölgeye çekildi ve silahsızlanma süreci ilerledikçe daha da geri çekilmeleri öngörülüyor.

Ancak son dönemde direniş yetkililerinin açıklamaları ve saha raporları, İsrail güçlerinin ateşkes sırasında Sarı Hat’ın ötesine geçerek anlaşmayı ihlal ettiğini gösteriyor.

Sarı Hat ihlalleri ve yeni karakollar

Araştırma grubu Forensic Architecture tarafından yapılan incelemeler ve yayımlanan yeni uydu görüntüleri, İsrail’in ateşkesten bu yana Gazze’de, Sarı Hat çevresi de dahil olmak üzere 12’den fazla yeni askeri nokta kurduğunu ortaya koydu.

Gruba göre İsrail, Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 50’si üzerindeki işgalini pekiştiriyor ve yeni askeri noktalar için sivil altyapıyı sistematik biçimde yıkıyor.

Forensic Architecture, Sarı Hat boyunca “stratejik işgal alanlarında karakol sayısında artış, mevcut karakolların genişletilmesi ve askeri altyapının geliştirilmesi” gibi değişiklikler tespit edildiğini bildirdi.

Grubun açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“İsrail şu anda Gazze içinde, Sarı Hat’ın doğusunda 48 askeri karakol bulunduruyor. Bu karakollar, İsrail ordusu tarafından oluşturulan, genişletilen veya el konulan yol ağıyla birbirine bağlanmış durumda. Bu yollar, Gazze dışındaki İsrail üslerine, yollara ve yerleşimlere uzanıyor.”

“İsrail sahada fiili durum yaratıyor”

Drop Site News’e konuşan Jadaliyya Eş Genel Yayın Yönetmeni ve eski BM yetkilisi Muin Rabbani, İsrail’in “tarihsel olarak en iyi yaptığı şeyi” uyguladığını söyledi.

Rabbani, “İsrail sahada fiili durumlar yaratıyor, bunu adım adım yapıyor ve etkili aktörler ya ilgisini kaybettiğinde ya İsrail’le yüzleşmenin maliyetini göze almaktan vazgeçtiğinde ya da açıkça İsrail ihlallerini desteklediğinde bu durumu kalıcı hale getiriyor” dedi.

Rabbani ayrıca şu değerlendirmede bulundu:

“İsrail’in kuzeyde, doğuda ve güneyde tampon bölgelerle sınırlarını genişletmeye yönelik açıklamalarıyla birlikte bu, Gazze Şeridi’ni parçalamaya ve uzun vadede Filistin nüfusunu başka yerlere taşımaya yönelik açık bir İsrail kampanyası. Ancak İsrail’in başarısı kesin değil. Eğer öyle olsaydı, Gazze’deki Filistin nüfusu yıllar, hatta on yıllar önce etnik olarak temizlenmiş olurdu.”

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English