Ortadoğu
‘İsrail Savunma Bakanı, Netanyahu hükümetini düşürmek istiyor’

Ultra Ortodoks Yahudileri askerlikten muaf tutan tartışmalı yasa tasarısı İsrail Meclisi’nin gündeminde. İsrail Başbakanı Netanyahu, yasa kabul edilmezse hükümetinin dağılacağı uyarısında bulunuyor ancak Savunma Bakanı yasa tasarısını desteklemeyeceğini açıkladı.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre, Başbakan Binyamin Netanyahu, bu hafta Meclise sunulacak tartışmalı yasa tasarısını desteklemekten vazgeçmeyeceği yönünde bakanlara mesaj gönderdi. Netanyahu, mesajında, Ultra Ortodoks Yahudileri askerlikten muaf tutan tartışmalı yasa tasarısının kabul edilmemesi halinde hükümetin dağılabileceğine yönelik uyarıda bulundu.
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ise dün yasa tasarısına karşı çıkacağını bildirmişti.
Çoğu dini gerekçelerle askere gitmeyi reddeden Harediler, 9 milyonluk ülkede nüfusun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor. Ülkedeki Haredilerin büyük çoğunluğu Batı Kudüs’teki Meaşerim Mahallesi’nde ve başkent Tel Aviv yakınlarındaki Bney Brak kentinde yaşıyor.
İsrail’de 1 Kasım 2022 seçimlerden zaferle ayrılan Likud lideri Binyamin Netanyahu’nun koalisyon ittifakında aşırı sağcı partilerin yanı sıra Ultra Ortodoks Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri yer alıyor.
Laik Yahudilerle aralarında birçok konuda görüş ayrılığı bulunan ve toplumun geri kalanına entegre olmayı reddeden Haredilerin çoğu, orduda dinlerinin gerektirdiği şekilde yaşayamayacakları gerekçesiyle askerlik yapmayı reddediyor.
Kadın ve erkekler için İsrail’de 3 yıl zorunlu askerlik hizmeti bulunuyor. Ultra Ortodoks Yahudilik inanca sahip Harediler ise 26 yaşına kadar Tevrat Kursları’nda (Yeşiva) eğitim almaları halinde askerlikten muaf tutuluyor.
İsrail’de koalisyon ortağı Haredi partiler, “Tevrat eğitiminin temel hak olduğu” yönünde bir kanun geçirerek temsil ettikleri kesimin askerlikten muaf tutulmasını yasal güvence altına almak istiyor.
Aşağıda çevirisini okuyacağınız makale, Savunma Bakanı Gallant’ın yasa tasarısına karşı çıkmasının asıl nedeninin orduda eşitliği sağlamak olmadığını açıklıyor:
***
İsrail Savunma Bakanı Netanyahu Hükümetini Düşürmek İstiyor
Savunma Bakanı Yoav Gallant ultra-Ortodoksların askerlikten kaçmasından o kadar da rahatsız değil. Ancak hükümet Gazze savaşı için net hedefler belirleyemediğinden, tek alternatifi koalisyonun çöküşünü sağlamaya çalışmak
Anshel Pfeffer
Savunma Bakanı Yoav Gallant Washington’a tek bir ana görevle gitti: İsrail güçlerinin Gazze’de Hamas’a karşı savaşı sürdürmek ve kuzeyde Hizbullah’la gerilimi tırmandırmaya hazırlanmak için acilen ihtiyaç duyduğu ABD yapımı mühimmatın tedarikini hızlandırmaya çalışmak. Gallant’ın Amerikalı muhatapları İsrail’in Refah’ta planladığı operasyonla ilgili bazı zor sorular soracak; Gazze’deki açlığı hafifletmek ve Şeridi ele geçirmek için İsrail ordusu ve Hamas dışında bir gücü konuşlandırmak için gereken acil adımlardan bahsetmiyorum bile.
Böylesine dolu ve yakıcı bir gündemle Gallant’ın neden ultra-Ortodoks Yeşiva öğrencilerini askerlikten muaf tutan ve kabinenin bu hafta onaylaması beklenen yasayı desteklemeyi reddettiğini açıkladığı tam olarak anlaşılamadı. Gallant, İsrail Savunma Kuvvetleri’nde general olarak görev yaptığı onca yıl boyunca bu konularla hiç ilgilenmediği gibi siyasete girdiğinden bu yana geçen on yıl boyunca da hiç ilgilenmedi. Şimdi önünde bir savaş var.
İşi yokuşa sürmesi ve geçme ihtimali çok düşük olan tasarının Knesset’e sunulmasına eşlik etmesi daha mantıklı olurdu. Bu haliyle, Yüksek Adalet Divanı olarak görev yapan Yüksek Mahkeme yargıçlarının tasarının eşitlik standardına uygun olduğuna karar vermesi pek olası değil, dolayısıyla yasa bir kez daha gözden geçirilmek üzere meclise geri gönderilecek.
Öte yandan, mahkemenin ay sonuna kadar verdiği süre zarfında herhangi bir yasa çıkmasa, Yeşiva öğrencileri artık askerlikten muaf tutulmasa ve kurumlarına devlet tarafından sağlanan fon kesilse bile IDF’nin personel sıkıntısı sona ermeyecek. Ordudaki hiç kimsenin önümüzdeki aylarda ya da yıllarda on binlerce genç ultra-Ortodoks ya da Haredi erkeği üniformaya ve ardından savaş alanına zorlamak gibi gerçek bir planı yok. İsrail’in zorunlu askere alma uygulaması var ama bu sadece bir uzlaşı ile işleyebilir. IDF bütün bir topluluğu zorla askere alamaz ve almayacaktır da.
Gallant, muafiyet tasarısını geçirememenin IDF’nin saflarını, bu savaş ya da bu on yıl için zamanında doldurmasına yardımcı olmayacağını biliyor. Savaşta dört ay görev yaptıktan sonra sadece birkaç hafta önce evlerine dönen ve ilkbahar ya da yaz için çağrı emirleri posta kutularına düşen yedek askerlerin moraline küçük ve geçici bir destekten öteye götüremeyecek.
Bir kez daha ailelerini terk etmeye ve işlerini ya da eğitimlerini tehlikeye atmaya çağrıldıklarında karşılaşacakları zor ikilem, Haredi muafiyet tasarısı geçmedi diye daha kolay olmayacak. Gallant da bunu biliyor olmalı.
Sonuç olarak Gallant, mevcut iktidar koalisyonu ile sadece hizmet eşitliğinin sağlanamayacağı değil, daha da önemlisi savaşın sürdürülemeyeceği gibi kaçınılmaz bir sonuca ulaşmış görünüyor. Binyamin Netanyahu’nun İsrail’in ABD ile ilişkilerinde bir kriz yaratma çabaları, IDF’nin girişmek için acele etmediği Refah operasyonunu alaycı bir şekilde kullanması ve Gazze için gerçekçi bir “ertesi gün” planını tartışmayı bile reddetmesi, IDF’nin savaşın gelecek aylarını planlamasını engelliyor.
Gallant tam bir yıl önce koalisyonun yargıyı zayıflatmaya yönelik yasa tasarılarına oy vermeyeceğini açıkladığında da benzer bir durumdaydı. Bunu bağımsız bir Yüksek Mahkeme’ye olan derin inancından dolayı değil, yasanın IDF üzerindeki etkisinden duyduğu endişeden dolayı reddetmişti.
Gallant hizmet eşitsizliğinden o kadar da rahatsız değil. Savaşı kendisinin ve Genelkurmay’ın düşündüğü şekilde yürütmeye devam edebilseydi, muhtemelen muafiyeti kabul ederdi. Bu muafiyet 2022 sonunda hükümet kurulurken Haredi partileriyle yapılan koalisyon anlaşmalarının temel unsurlarından biri olduğunda da itiraz etmemişti.
Ancak yaklaşık altı ay süren savaşın ardından Gallant, bu hükümetin IDF için net stratejik hedefler belirlemek istemediğine ya da belirleyemediğine ikna olmuş durumda. Gallant’ın tek alternatifi, kamuoyunda nadiren fikir birliği olan bir konuda koalisyonun çöküşünü sağlamaya çalışmak. Ayrıca bu sefer Netanyahu’nun kendisini kovamayacağını da biliyor.
Ultra-Ortodoks hahamlar şu ana kadar onun ekmeğine yağ sürüyor. Hahambaşı Yitzhak Yosef’in iki hafta önce Haredilerin askere alınmaya zorlanması halinde ülkeyi terk edecekleri “tehdidinde” bulunduğu vaazı üst düzey Aşkenaz hahamlar tarafından da desteklendi. Bu da Haredi politikacılara hiçbir hareket alanlarının olmadığını açıkça gösterdi.
Bu artık üzerinde uzlaşma sağlanamayacak bir dini ideoloji meselesi. Üzerinde anlaşmaya vardıkları tasarıda herhangi bir spesifik hedef ya da yaptırım yer almıyor, hatta bunlar sözde kalıyor. Bu durum Gallant’ın pozisyonunu korumasını kolaylaştırıyor ve hatta belki de savaş kabinesindeki tereddütlü meslektaşı Benny Gantz’ı da bir pozisyon almaya zorluyor.
Bu durum Gallant’ın hükümeti düşürmeyi başaracağı anlamına gelmiyor. Netanyahu ve Haredi müttefikleri kabinede, savunma bakanının desteği olmadan, Yüksek Mahkeme’de zaman kazanmak için bir muafiyet tasarısını oylamaya çalışabilirler, ancak bir sonraki Knesset oturumunda tasarıyı geçirmek için 61 koalisyon milletvekilini bir araya getirme şansı kesin olmaktan uzak.
Kabinede oylama yapılmasa, Haredi öğrenciler askere alınsa ve Yeşivaların finansmanı kesilse bile ultra-Ortodoks partiler hükümetten ayrılmak zorunda kalmayacak. Hala eşi benzeri görülmemiş bir güce ve başka yerlerde milyarlarca dolarlık finansmana sahipler- ve Netanyahu elinden geleni yaptığını iddia edecek.
Koalisyondan ayrılsalar bile bu, Knesset’in feshi konusunda otomatik olarak muhalefetle birlikte oy kullanacakları anlamına gelmiyor. Onların bakış açısına göre erken seçim daha iyi bir hükümet getirmeyecek.
Ancak Gallant’ın kaybedecek bir şeyi yok. Bu hükümet altında IDF binlerce Haredi askere sahip olsa bile Hamas’a karşı savaşı kazanamayacağı artık onun için çok açık.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Ortadoğu
İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.
İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.
Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.
Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.
İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.
İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.
Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.
Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.
Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.
Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.
Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.
Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.
Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.
Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.
Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı
Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.
İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.
Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.
Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.
Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı











