Bizi Takip Edin

Diplomasi

Körfez ülkelerinin Britanya’ya tepkisi artıyor

Yayınlanma

İran’ın misillemeleri karşısında zor durumda kalan Körfez ülkeleri, Britanya’nın kendilerini korumak için yeterince hızlı hareket etmediğini düşünüyor.

POLITICO’ya konuşan üst düzey askeri yetkililer ve diplomatlara göre, savaşın üçüncü haftasına girerken ortaya çıkan sorun, Başbakan Keir Starmer’ın “Irak işgalinden ders aldıkları” yönündeki tavırlarını nasıl uyguladığı konusunda Körfez’deki kilit müttefiklerinden “düşük not alması.”

Bu nedenle, Londra yeterli kaynakları seferber etmek ve bölgede yeterli savunma desteği sağlayabileceğini göstermek, ayrıca Kıbrıs’taki egemen üsleri de dahil olmak üzere İngiliz varlıklarını koruyabileceğini kanıtlamak için panik halinde.

Operasyon ve planlama stratejilerine aşina üç kişi, Birleşik Krallık’ın savunma kararlarını beceriksizce aldığını ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik ilk saldırıları sırasında bölgeye gerekli kaynakları gönderemediğini söyledi.

Genelkurmay Başkanı Richard Knighton, savaşın başlamasından bir haftadan fazla bir süre sonra güdümlü füze destroyer HMS Dragon’un Akdeniz’e sevk edilmesindeki gecikmeler nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.

Birleşik Krallık’ın tepkisiyle ilgili hükümet içindeki görüşmelere aşina olan eski bir komutan, asıl hatanın Starmer’ın yanı sıra Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell ve Savunma Bakanı John Healey’nin riskten kaçınan tutumunda yattığını söyledi.

Bu kişilerin, Orta Doğu’daki bir çatışmaya karışmanın yurt içinde yaratacağı tepkiye dair endişeleri, Birleşik Krallık’ın Körfez’deki müttefiklerini nasıl destekleyeceği konusundaki düşüncelerini engelledi.

Eski komutan, “10 Numara [Başbakanlık], müdahil olmamızla ilgili herhangi bir riski veya algıyı küçümsemeye kararlıydı ve şimdi hükümet bu açığı kapatmaya çalışıyor. Bu da geç kalmamız anlamına geliyor,” dedi.

POLITICO’nun görüştüğü diğer kişiler, deniz varlıklarının (özellikle mayın tarama uzmanlığı ve hava savunması alanlarında) konuşlandırılmamasının, Birleşik Krallık ile uzun süredir yakın savunma bağları olan Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri sarsmış olduğunu söyledi.

Bu algılanan eksiklik, hem varlıkların konuşlandırılması hem de ortaklarla diplomatik ilişkilerde Britanya’yı geriye düşürdü.

Bu durum, Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ın Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret sırasında, İran’ın misilleme saldırılarıyla karşı karşıya kalan Körfez ülkelerine destek göstermek için Londra’nın geçen hafta gösterdiği ortak çabada da görüldü.

Başbakan ve savunma bakanı, yılın başında İran’da gösterilerin patlak vermesinden bu yana bölgeye konuşlandırılan savaş uçakları, hava savunma füzeleri ve radar sistemleri dahil olmak üzere ek kaynaklara dikkat çekti.

Ayrıca, Starmer ve Healey’nin müttefikler arasındaki kırgınlığın boyutunu anladıklarına ve Körfez müttefikleriyle ve ABD ile olan gerilimleri yatıştırmaya çalıştıklarına dair işaretler giderek artıyor.

Pazar günü sosyal medyada yayınlanan bir gönderide, Savunma Bakanlığı, “İngiliz çıkarlarını savunmak” amacıyla Bahreyn semalarında ilk kez uçan İngiliz Typhoon ve F-35 jetlerine ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kıbrıs üzerindeki hava korumasındaki rollerine dikkat çekti.

Birleşik Krallık’ın Washington Büyükelçisi Christian Turner de hafta sonu yayınladığı bir videoda, İngiliz pilotların “İran’ın insansız hava araçlarını ve füzelerini düşürmek için Orta Doğu semalarında 300 saatten fazla zaman geçirdiklerini” belirtti ve ABD’nin İngiltere üslerini kullanmasına ve istihbarat paylaşımına dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı sözcüsü, “İngiliz halkını ve İngiliz çıkarlarını korumak ve bölgedeki müttefiklerimizi desteklemek için erken harekete geçtik,” dedi ve özellikle Katar, Bahreyn ve BAE’yi desteklemek için Katar’da ek Typhoon’larla yapılan savunma devriyelerine dikkat çekti.

Sözcü, “Bu hazırlıklar gerçek bir fark yarattı ve birliklerimizin ilk günden itibaren savunma operasyonları yürütmesini sağladı,” dedi.

Kayıt altına alınacak şekilde konuşma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir hükümet yetkilisi, Starmer ve Healey’nin “hazırlık süreci boyunca kendilerine sunulan tüm askeri tavsiyeleri uyguladığını” vurguladı ve “ordumuzun her gün gördüğü istihbarat ve bilgileri görmeyen koltuk generallerine” sert çıkıştı.

Konuşlandırma kararları hakkında bilgi sahibi bir kaynak ise, yakın müttefiklerinin Birleşik Krallık’ın hazırlık eksikliğinden “derin bir hayal kırıklığına uğradığını” söyledi.

Bu kişi, “Noel civarında ABD’nin İran’a yönelik büyük çaplı bir harekat hazırlığında olduğu biliniyordu ve Birleşik Krallık da bunun farkındaydı ama verilen yanıt tamamen yetersizdi,” diye konuştu.

Bu kişiye göre, tüm seçenekler değerlendirilmiş olsaydı, Kraliyet Donanmasına ait bir denizaltı, Körfez’de İngiliz güvenliği, istihbarat toplama ve caydırıcılık için uzun süredir devam eden bir şemsiye olan Kipion Operasyonu kapsamında caydırıcı bir unsur olarak bölgeye gönderilebilirdi.

Endişe verici konulardan biri de gemilerin hizmetten çıkarılmasıydı; bu gemilerin bir kısmı son haftalarda bakım ve rutin iyileştirmeler için başka yerlere taşınmıştı.

Bahreyn’de üslenen HMS Middleton, ABD ve İsrail’in saldırılarını başlattığı günün ertesi günü, 1 Mart’ta bakım ve teknolojik iyileştirme amacıyla İngiltere’ye geri dönmüştü.

Savunma Bakanlığına göre, 40 yıldan fazla bir geçmişi olan gemi, artık denize açılmak için sertifikalı değildi. The Times’a göre, İngiltere’nin tek mayın avcı gemisi, saldırılar başladığı sırada maliyet tasarrufu amacıyla Ada’ya geri getirildi.

Healey bu hafta gazetecilere, Hürmüz Boğazını korumak için hâlâ “ek seçenekleri” değerlendirdiğini söyledi.

POLITICO’ya konuşan eski komutan ise, İngiltere’nin savaşa hazır olma ihtiyacına ilişkin başbakan ve Healey’nin sert söylemleri ile ülkenin eylemlerinin gerçekliği arasındaki uçurumdan dolayı hayal kırıklığına uğradı.

Bu kaynak şölye konuştu:

“Başbakan ve savunma bakanı sürekli olarak ‘ülkeyi savaşa hazırlamak’tan bahsediyorlar, ki bu ironik bir durum, çünkü biz ve müttefiklerimiz caydırıcı güç konuşlandırmadık ve Kıbrıs’ı savunmak için büyük bir savaş gemisini zamanında konuşlandırmak bir hafta sürdü; bu da güçlü savunma niyetlerimizi göstermek için yeterli olmadı.”

Körfez’den üst düzey bir diplomat, İngiltere’nin çatışmaya verdiği ilk tepkinin, Ada’nın bölgedeki uzun süredir devam eden askeri bağları göz önüne alındığında, Körfez ortaklarının beklentilerinin gerisinde kaldığını söyledi.

Diplomat, “çok sayıda telefon görüşmesi” yapıldığını, fakat “ciddi destek” konusunda pek bir şey olmadığını belirtti.

Bahreyn’deki Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin eski başkan yardımcısı John Foreman, Starmer’ın temkinli yaklaşımının, özellikle Hürmüz Boğazının korunmasına yönelik ilginin artmasıyla birlikte, çatışma devam ettikçe sorunlara yol açmaya devam edeceğini söyledi.

Foreman, “Daha akıllı ve daha az temkinli liderler bu oyunda bir adım önde olurdu. Bu durum nihayetinde Starmer’dan ve hükümetinin tavrından kaynaklanıyor. Savaşın arifesinde Powell’ın seçenekler sorması ve Healey’nin hâlâ seçenekleri değerlendirmeye devam etmesi için artık çok geç,” dedi.

Diplomasi

Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Yayınlanma

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.

Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.

Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.

Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.

Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.

Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.

Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.

Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”

BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.

Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.

Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.

FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.

Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.

Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.

Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.

Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.

Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.

Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.

Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna, 2022’den bu yana en zorlu kışına hazırlanıyor

Yayınlanma

CNBC kanalına konuşan Ukraynalı yetkililer, hava savunma sistemlerindeki eksiklikler ve enerji altyapısına yönelik artan tehditler nedeniyle ülkenin 2022’den bu yana en zorlu kış sezonuna hazırlandığını bildirdi. Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında enerji tesislerine yönelik saldırılarını artırmasını beklerken füze mühimmatı temininde ve yerli savunma teknolojilerinde ciddi güçlüklerle karşılaşıyor.

Ukraynalı yetkililer, insansız hava aracı üreticileri ve güvenlik uzmanları, yaklaşan kış mevsiminin çatışmaların başladığı 2022 yılından bu yana ülke için en ağır dönem olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

CNBC’nin haberine göre Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırmasını bekliyor.

Ülkede hava savunma araçlarının, özellikle de ABD yapımı Patriot sistemleri için kullanılan önleme füzelerinin yetersizliği endişe yaratıyor.

Ukraynalı insansız hava aracı üreticisi Fire Point şirketinin başkanı Irina Tereh, CNBC’ye yaptığı açıklamada Ukrayna’nın tehdidin boyutunu gerçekçi biçimde değerlendirmesi gerektiğini belirtti.

Tereh, Ukraynalı şirketlerin kendi füze savunma teknolojilerini geliştirmek için çalışmaları hızlandırdığını, ancak bu tür sistemlerin oluşturulmasının genellikle onlarca yıl aldığını ifade etti.

Tereh, bu nedenle söz konusu görevin ısıtma sezonu başlamadan tamamlanmasının imkansız olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, ABD’ye karşı kullanılma endişesi gerekçesiyle Kiev’e Patriot lisansı verme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.

ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Mike Turner ise ABD ile Ukrayna’nın şu anda Kiev’e teknoloji transferi konusunda görüşmeler yürüttüğünü kaydetti.

CNBC’nin aktardığına göre Ukraynalı yetkililer bir yandan enerji tesislerinin korumasını artırırken, diğer yandan yakıt ile ekipman stoku oluşturuyor.

Kiev yönetimi aynı zamanda Avrupa Birliği’nin (AB) 90 milyar euroluk finansal destek programından aktarılacak kaynaklar da dahil olmak üzere Avrupalı ortaklarından ek finansman temin etmeyi hesaplıyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, temmuz ayı sonunda vatandaşlara “çok zorlu bir kışa” hazırlanma çağrısında bulunarak, sürecin sonucunun hem Kiev’in adımlarına hem de Batılı müttefiklerin desteğine bağlı olacağını vurguladı.

Zelenski, Serhiy Koretskiy’nin başbakan olarak atanmasını, yeni hükümet başkanının enerji konularına hakim olması ve ülkenin soğuk hava şartlarına hazırlanmasını sağlaması gerekliliğiyle açıkladı.

Gelecek kışın öncekilerden daha ağır geçebileceği yönündeki değerlendirmeler daha önce Başbakan Koretskiy, Enerji Bakanı Denıs Şmıhal ve Çernihiv Bölgesel Yönetimi Başkanı Vyaçeslav Çaus tarafından da dile getirildi.

Yetkililerin açıklamalarına göre Ukrayna’nın 10 gigavattan fazla üretim kapasitesini restore etmesi, yaklaşık 3 gigavatlık yeni merkezsiz üretim tesisi kurması, enerji altyapısının korunmasını güçlendirmesi ve yeraltı depolarındaki gaz stokunu yaklaşık 14,6 milyar metreküpe çıkarması gerekiyor.

Geçen kış Ukrayna’da elektrik ve ısıtma sunumunda kesintiler yaşandı. Bazı bölgelerde elektrik kesintileri günde 12 ila 16 saat sürerken, bazı yerleşim yerleri günlerce ısıtmasız kaldı.

Zelenski, ocak ayında yaptığı açıklamada Ukrayna enerji sisteminin ülkenin ihtiyaçlarının yalnızca yüzde 60 kadarlık bölümünü karşılayabildiğini, gerekli olan 18 gigavatlık üretim kapasitesine karşılık sistemin yaklaşık 11 gigavat üretebildiğini bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg uyardı: Dünyayı yeni gıda krizi dalgası vurabilir

Yayınlanma

Dünya, küresel çatışmalar ve aşırı hava koşullarının kıskacında yeni bir gıda fiyatı artışı dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Karadeniz’deki savaş ve İran gerilimi tedarik zincirini vururken, Avrupa’dan Avustralya’ya kadar uzanan aşırı sıcaklar rekolteyi tehdit ediyor. Asya’da ise El Nino iklim olayı ve eksik muson yağmurları pirinç üretimini krizin eşiğine getirdi.

Dünya küresel boyutta yeni bir gıda fiyatı artışı dalgası tehdidiyle karşı karşıya. Bloomberg’in haberine göre, silahlı çatışmalar ve zorlu hava koşulları dünyanın en kritik tarım bölgelerini kıskaca almış durumda.

Savaşın sürdüğü Karadeniz bölgesinde Ukrayna’dan yapılan sevkiyatlar büyük aksamalarla karşılaşıyor.

Dünya buğday pazarının dörte birinden fazlasını, ayçiçeği yağı ihracatının yaklaşık üçte ikisini ve mısır tedarikinin onda birini tek başına Rusya ve Ukrayna karşılıyor. Buğday fiyatları temmuz ayında yüzde 10’dan fazla artış gösterdi.

Bu da 2024 yılından bu yana görülen en büyük aylık sıçrama olarak kayıtlara geçebilir.

Odessa limanlarında sevkiyat kilitlendi

The Economist dergisi bu hafta yayımladığı haberde, Rusya’nın Odessa bölgesindeki liman altyapısına düzenlediği saldırılar nedeniyle Ukrayna’nın tarım ihracatının felç olabileceğini yazdı.

Ukrayna’nın tahıl ve yağlı tohum ihracatının yüzde 90’ı bu bölgeden geçiyor. Ülke bu yıl 81 milyon tonluk rekor bir tahıl ve yağlı tohum rekoltesi bekliyor. Aksamalar nedeniyle Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk, gemilerinin tahliye noktasını Çornomorsk’tan Romanya’nın Köstence Limanı’na kaydırdığını duyurdu.

Odessa merkezli Trident Maritime şirketinin direktörü Oleksiy Smolyar ise dev denizcilik şirketlerinin Ukrayna limanlarına uğramayı durdurduğunu açıkladı.

Ukrayna Tahıl Konfederasyonu (UAK) temmuz ayında yaptığı açıklamada sevk rakamlarını paylaştı. Kremlin’in 2023 yazında Türkiye ve BM arabuluculuğunda kurulan tahıl koridoru anlaşmasından Rusya ile ilgili şartların yerine getirilmediği gerekçesiyle çekilmesinin ardından kapasitenin düştüğü kaydedildi.

Anlaşma yürürlükteyken Odessa, Çornomorsk ve Pivdennıy limanlarından ayda 6 milyon tona kadar ürün gönderilebilirken, günümüzde aylık sevkiyat ortalama 4 milyon metrik tona geriledi.

Financial Times’ın haberine göre Ukraynalı tüccarlar, Odessa limanlarındaki kesintiler nedeniyle tahıl ihracatının bir kısmını Tuna Nehri ve Romanya üzerinden alternatif rotalara kaydırmayı planlıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı ise Ukrayna limanlarındaki hedeflere yönelik saldırılar düzenlediğini defalarca rapor etti.

Bakanlık son olarak 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Odessa Limanı’nda Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için hazırlanan yakıt ve yağ depolarının vurulduğunu, Mıkolayiv’de ise insansız deniz araçları kullanmak üzere dönüştürülen bir römorkörün hedef alındığını bildirdi.

Aşırı sıcaklar rekolteyi vuruyor

Tahıl üreten diğer ana bölgeler de aşırı hava koşullarıyla boğuşuyor. Çiftçiler, İran etrafındaki gerilim sebebiyle fırlayan akaryakıt ve gübre fiyatlarının baskısı altında üretim yapmaya çalışıyor.

Aşırı sıcaklar, kuraklık ve orman yangınlarıyla boğuşan Avrupa, son on yılların en büyük tahıl rekoltesi düşüşüne hazırlanıyor. Kurak havanın Avustralya’daki buğday rekoltesini de düşürmesi bekleniyor.

Pirinç üretimi yapılan Vietnam’dan Filipinler’e kadar uzanan coğrafyada da Pasifik Okyanusu’ndaki su sıcaklıklarını artıran El Nino iklim olayı nedeniyle kriz derinleşiyor.

Dünyanın en büyük pirinç üreticisi ve ihracatçısı konumundaki Hindistan ise mevsimlik muson yağmurlarının yetersiz kalması sebebiyle kuraklık tehlikesi yaşıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English