Bizi Takip Edin

Diplomasi

Körfez ülkelerinin Britanya’ya tepkisi artıyor

Yayınlanma

İran’ın misillemeleri karşısında zor durumda kalan Körfez ülkeleri, Britanya’nın kendilerini korumak için yeterince hızlı hareket etmediğini düşünüyor.

POLITICO’ya konuşan üst düzey askeri yetkililer ve diplomatlara göre, savaşın üçüncü haftasına girerken ortaya çıkan sorun, Başbakan Keir Starmer’ın “Irak işgalinden ders aldıkları” yönündeki tavırlarını nasıl uyguladığı konusunda Körfez’deki kilit müttefiklerinden “düşük not alması.”

Bu nedenle, Londra yeterli kaynakları seferber etmek ve bölgede yeterli savunma desteği sağlayabileceğini göstermek, ayrıca Kıbrıs’taki egemen üsleri de dahil olmak üzere İngiliz varlıklarını koruyabileceğini kanıtlamak için panik halinde.

Operasyon ve planlama stratejilerine aşina üç kişi, Birleşik Krallık’ın savunma kararlarını beceriksizce aldığını ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik ilk saldırıları sırasında bölgeye gerekli kaynakları gönderemediğini söyledi.

Genelkurmay Başkanı Richard Knighton, savaşın başlamasından bir haftadan fazla bir süre sonra güdümlü füze destroyer HMS Dragon’un Akdeniz’e sevk edilmesindeki gecikmeler nedeniyle eleştirilere maruz kaldı.

Birleşik Krallık’ın tepkisiyle ilgili hükümet içindeki görüşmelere aşina olan eski bir komutan, asıl hatanın Starmer’ın yanı sıra Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell ve Savunma Bakanı John Healey’nin riskten kaçınan tutumunda yattığını söyledi.

Bu kişilerin, Orta Doğu’daki bir çatışmaya karışmanın yurt içinde yaratacağı tepkiye dair endişeleri, Birleşik Krallık’ın Körfez’deki müttefiklerini nasıl destekleyeceği konusundaki düşüncelerini engelledi.

Eski komutan, “10 Numara [Başbakanlık], müdahil olmamızla ilgili herhangi bir riski veya algıyı küçümsemeye kararlıydı ve şimdi hükümet bu açığı kapatmaya çalışıyor. Bu da geç kalmamız anlamına geliyor,” dedi.

POLITICO’nun görüştüğü diğer kişiler, deniz varlıklarının (özellikle mayın tarama uzmanlığı ve hava savunması alanlarında) konuşlandırılmamasının, Birleşik Krallık ile uzun süredir yakın savunma bağları olan Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri sarsmış olduğunu söyledi.

Bu algılanan eksiklik, hem varlıkların konuşlandırılması hem de ortaklarla diplomatik ilişkilerde Britanya’yı geriye düşürdü.

Bu durum, Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ın Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaret sırasında, İran’ın misilleme saldırılarıyla karşı karşıya kalan Körfez ülkelerine destek göstermek için Londra’nın geçen hafta gösterdiği ortak çabada da görüldü.

Başbakan ve savunma bakanı, yılın başında İran’da gösterilerin patlak vermesinden bu yana bölgeye konuşlandırılan savaş uçakları, hava savunma füzeleri ve radar sistemleri dahil olmak üzere ek kaynaklara dikkat çekti.

Ayrıca, Starmer ve Healey’nin müttefikler arasındaki kırgınlığın boyutunu anladıklarına ve Körfez müttefikleriyle ve ABD ile olan gerilimleri yatıştırmaya çalıştıklarına dair işaretler giderek artıyor.

Pazar günü sosyal medyada yayınlanan bir gönderide, Savunma Bakanlığı, “İngiliz çıkarlarını savunmak” amacıyla Bahreyn semalarında ilk kez uçan İngiliz Typhoon ve F-35 jetlerine ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kıbrıs üzerindeki hava korumasındaki rollerine dikkat çekti.

Birleşik Krallık’ın Washington Büyükelçisi Christian Turner de hafta sonu yayınladığı bir videoda, İngiliz pilotların “İran’ın insansız hava araçlarını ve füzelerini düşürmek için Orta Doğu semalarında 300 saatten fazla zaman geçirdiklerini” belirtti ve ABD’nin İngiltere üslerini kullanmasına ve istihbarat paylaşımına dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı sözcüsü, “İngiliz halkını ve İngiliz çıkarlarını korumak ve bölgedeki müttefiklerimizi desteklemek için erken harekete geçtik,” dedi ve özellikle Katar, Bahreyn ve BAE’yi desteklemek için Katar’da ek Typhoon’larla yapılan savunma devriyelerine dikkat çekti.

Sözcü, “Bu hazırlıklar gerçek bir fark yarattı ve birliklerimizin ilk günden itibaren savunma operasyonları yürütmesini sağladı,” dedi.

Kayıt altına alınacak şekilde konuşma yetkisi olmadığı için isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir hükümet yetkilisi, Starmer ve Healey’nin “hazırlık süreci boyunca kendilerine sunulan tüm askeri tavsiyeleri uyguladığını” vurguladı ve “ordumuzun her gün gördüğü istihbarat ve bilgileri görmeyen koltuk generallerine” sert çıkıştı.

Konuşlandırma kararları hakkında bilgi sahibi bir kaynak ise, yakın müttefiklerinin Birleşik Krallık’ın hazırlık eksikliğinden “derin bir hayal kırıklığına uğradığını” söyledi.

Bu kişi, “Noel civarında ABD’nin İran’a yönelik büyük çaplı bir harekat hazırlığında olduğu biliniyordu ve Birleşik Krallık da bunun farkındaydı ama verilen yanıt tamamen yetersizdi,” diye konuştu.

Bu kişiye göre, tüm seçenekler değerlendirilmiş olsaydı, Kraliyet Donanmasına ait bir denizaltı, Körfez’de İngiliz güvenliği, istihbarat toplama ve caydırıcılık için uzun süredir devam eden bir şemsiye olan Kipion Operasyonu kapsamında caydırıcı bir unsur olarak bölgeye gönderilebilirdi.

Endişe verici konulardan biri de gemilerin hizmetten çıkarılmasıydı; bu gemilerin bir kısmı son haftalarda bakım ve rutin iyileştirmeler için başka yerlere taşınmıştı.

Bahreyn’de üslenen HMS Middleton, ABD ve İsrail’in saldırılarını başlattığı günün ertesi günü, 1 Mart’ta bakım ve teknolojik iyileştirme amacıyla İngiltere’ye geri dönmüştü.

Savunma Bakanlığına göre, 40 yıldan fazla bir geçmişi olan gemi, artık denize açılmak için sertifikalı değildi. The Times’a göre, İngiltere’nin tek mayın avcı gemisi, saldırılar başladığı sırada maliyet tasarrufu amacıyla Ada’ya geri getirildi.

Healey bu hafta gazetecilere, Hürmüz Boğazını korumak için hâlâ “ek seçenekleri” değerlendirdiğini söyledi.

POLITICO’ya konuşan eski komutan ise, İngiltere’nin savaşa hazır olma ihtiyacına ilişkin başbakan ve Healey’nin sert söylemleri ile ülkenin eylemlerinin gerçekliği arasındaki uçurumdan dolayı hayal kırıklığına uğradı.

Bu kaynak şölye konuştu:

“Başbakan ve savunma bakanı sürekli olarak ‘ülkeyi savaşa hazırlamak’tan bahsediyorlar, ki bu ironik bir durum, çünkü biz ve müttefiklerimiz caydırıcı güç konuşlandırmadık ve Kıbrıs’ı savunmak için büyük bir savaş gemisini zamanında konuşlandırmak bir hafta sürdü; bu da güçlü savunma niyetlerimizi göstermek için yeterli olmadı.”

Körfez’den üst düzey bir diplomat, İngiltere’nin çatışmaya verdiği ilk tepkinin, Ada’nın bölgedeki uzun süredir devam eden askeri bağları göz önüne alındığında, Körfez ortaklarının beklentilerinin gerisinde kaldığını söyledi.

Diplomat, “çok sayıda telefon görüşmesi” yapıldığını, fakat “ciddi destek” konusunda pek bir şey olmadığını belirtti.

Bahreyn’deki Birleşik Deniz Kuvvetleri’nin eski başkan yardımcısı John Foreman, Starmer’ın temkinli yaklaşımının, özellikle Hürmüz Boğazının korunmasına yönelik ilginin artmasıyla birlikte, çatışma devam ettikçe sorunlara yol açmaya devam edeceğini söyledi.

Foreman, “Daha akıllı ve daha az temkinli liderler bu oyunda bir adım önde olurdu. Bu durum nihayetinde Starmer’dan ve hükümetinin tavrından kaynaklanıyor. Savaşın arifesinde Powell’ın seçenekler sorması ve Healey’nin hâlâ seçenekleri değerlendirmeye devam etmesi için artık çok geç,” dedi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English