Bizi Takip Edin

Diplomasi

Milyarder Dalio: Hürmüz’de denetimin kaybedilmesi ABD için Süveyş benzeri kırılma olur

Yayınlanma

Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının sonucunun tek değişkene bağlı olduğunu söylüyor: Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol. Dalio’ya göre bu kontrol kaybedilirse sonuç, 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisine benzer bir stratejik kırılma olur ve küresel finansal dengeler hızla yer değiştirir.

Bridgewater Associates’ın kurucusu olan Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının gidişatına ilişkin nadir kapsamlı değerlendirmelerinden birini yayımladı.

TechFlowPost sitesine konuşan Dalio, analizinde tartışmayı tek değişkene indirgedi ve açık ifade kullandı: “Bu savaşta belirleyici olan tek unsur Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol.”

Dalio, mevcut gelişmeleri tarihsel benzerliklerle karşılaştırma yöntemini uzun süredir kullandığını ve kararlarını deneyimli liderler ile uzmanlarla test ettiğini belirtti.

Çoğu savaşın yönü konusunda derin görüş ayrılıkları içerdiğini ve beklenmedik gelişmelere açık olduğunu hatırlattı. Ancak İran savaşında farklı tablo bulunduğunu söyledi.

Dalio, “Bu kez sonuç son derece açık ve neredeyse herkes aynı noktada birleşiyor: Her şey Hürmüz Boğazı’nı kimin kontrol ettiğine bağlı” ifadelerini kullandı.

Kontrol kaybı ABD için yenilgi anlamı taşır

Dalio, İran’ın boğaz üzerindeki geçişi kontrol altında tutmasının ya da bunu pazarlık aracı olarak kullanmasının doğrudan stratejik sonuç doğuracağını belirtti.

Dalio, “İran bu kontrolü korursa ABD savaşı kaybetmiş sayılır, İran ise kazanan olur” dedi.

Dalio, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji akışı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı. İran’ın bu hattı baskı aracı haline getirmesinin ABD’nin durumu çözemediğini göstereceğini ifade etti. Bu senaryoda ABD, Körfez müttefikleri, enerjiye bağımlı ülkeler, küresel ekonomi ve mevcut dünya düzeni ciddi zarar görür.

Dalio, zafer ölçütünü tek cümleyle tanımladı: “Zafer, Hürmüz Boğazı’nda güvenli ve kesintisiz geçişi garanti altına almak.”

Dalio, başarısızlık nedeninin ne olduğunun önemsiz olduğunu belirtti. İç siyasi baskı, maliyet yükünü taşımama isteği, askeri kapasite yetersizliği veya uluslararası koalisyon kuramama gibi faktörlerin sonucu değiştirmediğini vurguladı.

Dalio, “Trump ve ABD zaten kaybetmiş olur” ifadelerini kullandı.

Süveyş benzetmesi: İmparatorluğun kırılma noktası

Dalio, tarihsel analize dayanarak Hürmüz kontrolünün kaybının 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisini tekrarlayabileceğini söyledi. Aynı kalıbın 18. yüzyılda Hollanda, 17. yüzyılda İspanya için de geçerli olduğunu belirtti.

Dalio, imparatorluk çöküşlerinin benzer kalıplar izlediğini vurguladı. Daha zayıf gücün kritik ticaret hattı üzerinden baskın güce meydan okuduğunu, ardından küresel gözlemcilerin pozisyonlarını hızla değiştirdiğini ifade etti.

Dalio, “Bu son hesaplaşma, kazanan ile kaybedeni belirler ve sermaye ile insanlar kaybedenden hızla uzaklaşır” dedi.

Bu sürecin özellikle borç, para birimi ve altın piyasalarını etkilediğini, aynı zamanda jeopolitik dengeyi yeniden şekillendirdiğini belirtti.

Dalio, rezerv para statüsüne sahip baskın gücün mali açıdan aşırı genişlediği ve askeri zayıflık gösterdiği durumlarda güven kaybının hızlandığını söyledi.

Dalio, “Müttefiklerin ve kreditörlerin güven kaybına, rezerv para statüsünün zayıflamasına, borç varlıklarının satışına ve özellikle altına karşı para birimi değer kaybına dikkat edin” ifadelerini kullandı.

Dalio, sermaye ve aktörlerin doğal olarak kazanana yöneldiğini vurguladı. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kaybının ABD’nin küresel gücünü ve mevcut dünya düzenini tehdit edeceğini söyledi.

Vietnam’dan Irak’a uzanan maliyet birikimi

Dalio, ABD’nin onlarca yıldır askeri ve mali üstünlüğü koruyan baskın güç olarak kabul edildiğini hatırlattı. Ancak Vietnam, Afganistan, Irak ve olası İran savaşının birikimli etkisinin bu varsayımı zayıflattığını belirtti.

Dalio, buna karşılık askeri ve mali güç gösterisinin güveni artırdığını ifade etti. Ronald Reagan dönemine atıf yaptı.

Dalio, “Reagan seçildikten hemen sonra İran’ın tuttuğu ABD rehinelerini serbest bıraktırdı” dedi. İran-Irak savaşı sırasında İran’ın Körfez sevkiyatına saldırması üzerine ABD donanmasının tankerleri koruma altına aldığını hatırlattı.

Dalio, bu adımların ABD’nin gücünü gösterdiğini vurguladı.

Trump’ın vaatleri sınanıyor

Dalio, Trump’ın Hürmüz’de serbest geçişi sağlama ve İran tehdidini ortadan kaldırma vaadini yerine getirmesinin ABD’ye duyulan güveni ciddi biçimde artıracağını belirtti.

Buna karşılık İran’ın boğazı kontrol altında tutması ve bunu baskı aracı olarak kullanmasının tüm aktörleri İran karşısında kırılgan hale getireceğini söyledi.

Dalio, Trump’ın daha önceki açıklamalarına dikkat çekti ve doğrudan alıntı yaptı:

Trump, “Herhangi bir nedenle mayın döşenirse ve derhal temizlenmezse İran için askeri sonuçlar eşi görülmemiş olur” dedi.

Trump, “Bu kırılgan hedefleri kolayca yok ederiz, İran’ın yeniden inşa etmesi neredeyse imkansız hale gelir, ölüm, ateş ve öfke üzerlerine iner” ifadelerini kullandı.

Trump, “İran’ın yeni lideri bizim onayımızı almalı, aksi halde uzun süre ayakta kalamaz” dedi.

Dalio, diğer ülkelerden üst düzey karar alıcıların özel sohbetlerde şu soruyu dile getirdiğini aktardı: “Sözleri güçlü ama kriz anında savaşabilir mi, kazanabilir mi?”

Bazı gözlemcilerin bu süreci Colosseum’daki seyirciler gibi izlediğini söyledi.

Trump’ın diğer ülkeleri Hürmüz’de serbest geçişi garanti altına almak için çağırdığını belirten Dalio, bu girişimin başarıya ulaşmasının liderlik ve koalisyon kurma kabiliyetine bağlı olduğunu ifade etti.

Dalio, yalnızca ABD ve İsrail gücüyle geçiş güvenliğinin sağlanmasının düşük olasılık olduğunu ve geniş çaplı askeri harekat gerektireceğini söyledi.

İran’ın stratejisi: Dayanıklılık üstünlüğü

Dalio, savaşın İran liderliği ve nüfusunun önemli kesimi için varoluşsal nitelik taşıdığını belirtti.

Dalio, İranlıların bu savaşı büyük ölçüde intikam ve hayati değerleri koruma meselesi olarak gördüğünü ifade etti. Ölüm riskini kabul etmeyi onur ve bağlılık göstergesi olarak değerlendirdiklerini söyledi.

Dalio, “Savaşta acıya dayanma kapasitesi, acı verme kapasitesinden daha belirleyici olur” dedi.

İran’ın stratejisinin savaşı uzatmak ve ağırlaştırmak olduğunu belirtti. ABD kamuoyunun ve siyasi liderliğinin uzun süreli maliyetlere karşı düşük toleransa sahip olduğunu vurguladı.

Dalio, savaş uzadıkça ABD’nin geri çekileceğini ve müttefiklerin bu durumdan sonuç çıkaracağını söyledi.

Dalio, savaşın anlaşma ile sona erdirilmesine yönelik tartışmaların sürdüğünü ancak anlaşmaların kalıcı çözüm üretmeyeceğini belirtti.

Dalio, “Bu çatışmayı hiçbir anlaşma gerçekten çözemez çünkü anlaşmalar bağlayıcılık taşımaz” dedi.

Önümüzdeki aşamanın büyük çaplı askeri karşılaşma olacağını ve bunun kazananı net biçimde ortaya koyacağını ifade etti.

İran askeri komutanlığından alıntı yaptı: “Bölgede ABD ile bağlantılı petrol ve enerji altyapısı tamamen yok edilir.”

Dalio, tarafların belirleyici çatışmanın henüz gerçekleşmediğini bildiğini söyledi. ABD’nin boğazı açma taahhüdünü yerine getirememesi halinde sonuçların ağır olacağını vurguladı.

Trump’ın başarı sağlaması halinde bunun küresel ölçekte güçlü etki yaratacağını, ABD’nin gücünü pekiştireceğini belirtti.

Dalio, bu çatışmanın ticaret, sermaye akımları ve Çin, Rusya, Kuzey Kore, Avrupa, Hindistan ve Japonya gibi aktörlerin jeopolitik konumlarını etkileyeceğini söyledi.

Dalio, mevcut savaşın daha geniş “Büyük Döngü” sürecinin parçası olduğunu ifade etti. Finansal, siyasi ve teknolojik boyutların birlikte hareket ettiğini belirtti.

Dalio, bir ülkenin savaş kabiliyetinin mali kapasite, iç siyasi yapı ve ittifak ilişkileriyle şekillendiğini söyledi. Aynı anda birden fazla savaş yürütmenin hiçbir ülke için mümkün olmadığını vurguladı.

Savaşların küresel ölçekte hızla yayılabileceğini ifade etti.

Dalio, özellikle demokrasilerde maliyet paylaşımı, değerler ve siyasi kararlar üzerindeki iç gerilimlerin sürekli devam ettiğini belirtti.

Bu bağlantıların öngörülmesinin zor olduğunu ancak sonuçların olumsuz olmasının yüksek ihtimal taşıdığını söyledi.

Dalio kişisel çerçevesini açıkladı

Dalio, kendisini siyasetçi olarak değil, geleceğe dair değerlendirme yapan pragmatik bir aktör olarak tanımladı. Tarihsel analizlere dayanarak karar aldığını belirtti.

Dalio, son 500 yıllık imparatorluk ve rezerv para incelemesine dayanan beş temel güçten söz etti: Uzun vadeli borç döngüsü; iç siyasi düzen ve düzensizlik döngüsü; uluslararası jeopolitik düzen ve düzensizlik döngüsü; teknolojik gelişim ve doğal olaylar.

Dalio, Ortadoğu’daki gelişmelerin bu büyük döngünün küçük bir parçası olduğunu belirtti.

Dalio, okuyucuya doğrudan çağrı yaptı: “Bu büyük döngü gerçek mi, bulunduğumuz aşamayı gösteriyor mu ve buna göre ne yapılmalı?”

Dalio, tartışmaya açık olduğunu belirterek değerlendirmelerini paylaşmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Çin, AB’ye yapay zeka ittifakına katılmasını teklif etti

Yayınlanma

Çin, Avrupa Komisyonu’na, kendi uluslararası yapay zeka ittifakında bir yer teklif etti.

Rapporteur’ün edindiği bilgiye göre, Brüksel kısa süre önce AB hükümetlerine Pekin’in teklifini bildirdi.

Çin ve ABD, bu teknolojiyi yönlendirmek için yeni siyasi yapılar tasarlayarak, daha güçlü yapay zeka modelleri geliştirme yarışındaki liderliklerini pekiştirmeye çalışıyor.

Bu yarışta en iyi ihtimalle orta düzey bir güç olan Avrupa ise, kendi yapay zeka rotasını nasıl çizeceğine karar veriyor.

Bu yaz Çin, yapay zeka konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Yapay Zeka İşbirliği Örgütü’nü (WAICO) kurdu.

Başlangıçta 28 ülke daha bu örgüte katıldı; bildirildiğine göre bu ülkeler arasında Rusya, Endonezya ve Kazakistan da yer alıyor.

Şimdi ise WAICO’nun destekçileri arasında AB yürütme organının da yer alabileceği ortaya çıktı.

Görüşmeler hakkında bilgilendirilen üç diplomata göre, salı günü Komisyon, ulusal uzmanlara Pekin’in kendisine bu girişime katılma teklifi sunduğunu bildirdi.

Rapporteur, Pekin’in teklifini doğrulamak için Komisyon’a başvurduğunda, Komisyon yorum yapmadı ve teklife yanıt verip vermediğini de belirtmedi.

Şu ana kadar hiçbir AB ülkesinin WAICO’ya katıldığı bildirilmedi. Almanya’nın dijital bakanlığı, Ağustos ayında Rapporteur’e bu konuda herhangi bir planı olmadığını belirtmişti.

Avrupa’nın WAICO’ya yönelik şüpheci tutumu şaşırtıcı değil; özellikle de yapay zeka konusunda Çin ile uyum sağlama yönündeki herhangi bir adımın Washington tarafından düşmanca bir hareket olarak değerlendirileceği düşünülürse.

ABD, geçen yılın sonlarında kendi uluslararası teknoloji örgütü olan Pax Silica’yı kurdu. Resmi olarak bu girişim, yapay zeka için karmaşık küresel tedarik zincirini güvence altına almayı amaçlıyor; ancak pratikteki amacı hâlâ belirsizliğini koruyor.

Avrupa Komisyonu, bu yaz tüm AB adına Pax Silica’yı imzaladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı da Finlandiya, Almanya, Yunanistan, İtalya, Hollanda ve İsveç gibi birkaç Avrupa hükümetini imza sahibi olarak listeliyor.

Pax Silica’nın ayrıca, tamamen yapay zeka fırsatlarına odaklanan ikincil bir girişimi de bulunuyor.

Bu girişimin imza sahipleri arasında 20 AB hükümeti yer alıyor ama Komisyon’un kendisi yer almıyor.

Ağustos ayında, Reuters bir haberinde, Washington’un Pax Silica’nın yapay zeka fırsatları kısmına imza atanlara, Çin’in WAICO’suna da katılamayacakları konusunda uyarıda bulunmaya hazırlandığını bildirdi.

Bu durum, her iki grubu da potansiyel olarak birbirine zıt yapay zeka blokları olarak resmileştirecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English