Diplomasi
Milyarder Dalio: Hürmüz’de denetimin kaybedilmesi ABD için Süveyş benzeri kırılma olur

Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının sonucunun tek değişkene bağlı olduğunu söylüyor: Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol. Dalio’ya göre bu kontrol kaybedilirse sonuç, 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisine benzer bir stratejik kırılma olur ve küresel finansal dengeler hızla yer değiştirir.
Bridgewater Associates’ın kurucusu olan Amerikalı milyarder Ray Dalio, İran savaşının gidişatına ilişkin nadir kapsamlı değerlendirmelerinden birini yayımladı.
TechFlowPost sitesine konuşan Dalio, analizinde tartışmayı tek değişkene indirgedi ve açık ifade kullandı: “Bu savaşta belirleyici olan tek unsur Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol.”
Dalio, mevcut gelişmeleri tarihsel benzerliklerle karşılaştırma yöntemini uzun süredir kullandığını ve kararlarını deneyimli liderler ile uzmanlarla test ettiğini belirtti.
Çoğu savaşın yönü konusunda derin görüş ayrılıkları içerdiğini ve beklenmedik gelişmelere açık olduğunu hatırlattı. Ancak İran savaşında farklı tablo bulunduğunu söyledi.
Dalio, “Bu kez sonuç son derece açık ve neredeyse herkes aynı noktada birleşiyor: Her şey Hürmüz Boğazı’nı kimin kontrol ettiğine bağlı” ifadelerini kullandı.
Kontrol kaybı ABD için yenilgi anlamı taşır
Dalio, İran’ın boğaz üzerindeki geçişi kontrol altında tutmasının ya da bunu pazarlık aracı olarak kullanmasının doğrudan stratejik sonuç doğuracağını belirtti.
Dalio, “İran bu kontrolü korursa ABD savaşı kaybetmiş sayılır, İran ise kazanan olur” dedi.
Dalio, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji akışı açısından vazgeçilmez olduğunu vurguladı. İran’ın bu hattı baskı aracı haline getirmesinin ABD’nin durumu çözemediğini göstereceğini ifade etti. Bu senaryoda ABD, Körfez müttefikleri, enerjiye bağımlı ülkeler, küresel ekonomi ve mevcut dünya düzeni ciddi zarar görür.
Dalio, zafer ölçütünü tek cümleyle tanımladı: “Zafer, Hürmüz Boğazı’nda güvenli ve kesintisiz geçişi garanti altına almak.”
Dalio, başarısızlık nedeninin ne olduğunun önemsiz olduğunu belirtti. İç siyasi baskı, maliyet yükünü taşımama isteği, askeri kapasite yetersizliği veya uluslararası koalisyon kuramama gibi faktörlerin sonucu değiştirmediğini vurguladı.
Dalio, “Trump ve ABD zaten kaybetmiş olur” ifadelerini kullandı.
Süveyş benzetmesi: İmparatorluğun kırılma noktası
Dalio, tarihsel analize dayanarak Hürmüz kontrolünün kaybının 1956 Süveyş Krizi’nin Britanya üzerindeki etkisini tekrarlayabileceğini söyledi. Aynı kalıbın 18. yüzyılda Hollanda, 17. yüzyılda İspanya için de geçerli olduğunu belirtti.
Dalio, imparatorluk çöküşlerinin benzer kalıplar izlediğini vurguladı. Daha zayıf gücün kritik ticaret hattı üzerinden baskın güce meydan okuduğunu, ardından küresel gözlemcilerin pozisyonlarını hızla değiştirdiğini ifade etti.
Dalio, “Bu son hesaplaşma, kazanan ile kaybedeni belirler ve sermaye ile insanlar kaybedenden hızla uzaklaşır” dedi.
Bu sürecin özellikle borç, para birimi ve altın piyasalarını etkilediğini, aynı zamanda jeopolitik dengeyi yeniden şekillendirdiğini belirtti.
Dalio, rezerv para statüsüne sahip baskın gücün mali açıdan aşırı genişlediği ve askeri zayıflık gösterdiği durumlarda güven kaybının hızlandığını söyledi.
Dalio, “Müttefiklerin ve kreditörlerin güven kaybına, rezerv para statüsünün zayıflamasına, borç varlıklarının satışına ve özellikle altına karşı para birimi değer kaybına dikkat edin” ifadelerini kullandı.
Dalio, sermaye ve aktörlerin doğal olarak kazanana yöneldiğini vurguladı. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol kaybının ABD’nin küresel gücünü ve mevcut dünya düzenini tehdit edeceğini söyledi.
Vietnam’dan Irak’a uzanan maliyet birikimi
Dalio, ABD’nin onlarca yıldır askeri ve mali üstünlüğü koruyan baskın güç olarak kabul edildiğini hatırlattı. Ancak Vietnam, Afganistan, Irak ve olası İran savaşının birikimli etkisinin bu varsayımı zayıflattığını belirtti.
Dalio, buna karşılık askeri ve mali güç gösterisinin güveni artırdığını ifade etti. Ronald Reagan dönemine atıf yaptı.
Dalio, “Reagan seçildikten hemen sonra İran’ın tuttuğu ABD rehinelerini serbest bıraktırdı” dedi. İran-Irak savaşı sırasında İran’ın Körfez sevkiyatına saldırması üzerine ABD donanmasının tankerleri koruma altına aldığını hatırlattı.
Dalio, bu adımların ABD’nin gücünü gösterdiğini vurguladı.
Trump’ın vaatleri sınanıyor
Dalio, Trump’ın Hürmüz’de serbest geçişi sağlama ve İran tehdidini ortadan kaldırma vaadini yerine getirmesinin ABD’ye duyulan güveni ciddi biçimde artıracağını belirtti.
Buna karşılık İran’ın boğazı kontrol altında tutması ve bunu baskı aracı olarak kullanmasının tüm aktörleri İran karşısında kırılgan hale getireceğini söyledi.
Dalio, Trump’ın daha önceki açıklamalarına dikkat çekti ve doğrudan alıntı yaptı:
Trump, “Herhangi bir nedenle mayın döşenirse ve derhal temizlenmezse İran için askeri sonuçlar eşi görülmemiş olur” dedi.
Trump, “Bu kırılgan hedefleri kolayca yok ederiz, İran’ın yeniden inşa etmesi neredeyse imkansız hale gelir, ölüm, ateş ve öfke üzerlerine iner” ifadelerini kullandı.
Trump, “İran’ın yeni lideri bizim onayımızı almalı, aksi halde uzun süre ayakta kalamaz” dedi.
Dalio, diğer ülkelerden üst düzey karar alıcıların özel sohbetlerde şu soruyu dile getirdiğini aktardı: “Sözleri güçlü ama kriz anında savaşabilir mi, kazanabilir mi?”
Bazı gözlemcilerin bu süreci Colosseum’daki seyirciler gibi izlediğini söyledi.
Trump’ın diğer ülkeleri Hürmüz’de serbest geçişi garanti altına almak için çağırdığını belirten Dalio, bu girişimin başarıya ulaşmasının liderlik ve koalisyon kurma kabiliyetine bağlı olduğunu ifade etti.
Dalio, yalnızca ABD ve İsrail gücüyle geçiş güvenliğinin sağlanmasının düşük olasılık olduğunu ve geniş çaplı askeri harekat gerektireceğini söyledi.
İran’ın stratejisi: Dayanıklılık üstünlüğü
Dalio, savaşın İran liderliği ve nüfusunun önemli kesimi için varoluşsal nitelik taşıdığını belirtti.
Dalio, İranlıların bu savaşı büyük ölçüde intikam ve hayati değerleri koruma meselesi olarak gördüğünü ifade etti. Ölüm riskini kabul etmeyi onur ve bağlılık göstergesi olarak değerlendirdiklerini söyledi.
Dalio, “Savaşta acıya dayanma kapasitesi, acı verme kapasitesinden daha belirleyici olur” dedi.
İran’ın stratejisinin savaşı uzatmak ve ağırlaştırmak olduğunu belirtti. ABD kamuoyunun ve siyasi liderliğinin uzun süreli maliyetlere karşı düşük toleransa sahip olduğunu vurguladı.
Dalio, savaş uzadıkça ABD’nin geri çekileceğini ve müttefiklerin bu durumdan sonuç çıkaracağını söyledi.
Dalio, savaşın anlaşma ile sona erdirilmesine yönelik tartışmaların sürdüğünü ancak anlaşmaların kalıcı çözüm üretmeyeceğini belirtti.
Dalio, “Bu çatışmayı hiçbir anlaşma gerçekten çözemez çünkü anlaşmalar bağlayıcılık taşımaz” dedi.
Önümüzdeki aşamanın büyük çaplı askeri karşılaşma olacağını ve bunun kazananı net biçimde ortaya koyacağını ifade etti.
İran askeri komutanlığından alıntı yaptı: “Bölgede ABD ile bağlantılı petrol ve enerji altyapısı tamamen yok edilir.”
Dalio, tarafların belirleyici çatışmanın henüz gerçekleşmediğini bildiğini söyledi. ABD’nin boğazı açma taahhüdünü yerine getirememesi halinde sonuçların ağır olacağını vurguladı.
Trump’ın başarı sağlaması halinde bunun küresel ölçekte güçlü etki yaratacağını, ABD’nin gücünü pekiştireceğini belirtti.
Dalio, bu çatışmanın ticaret, sermaye akımları ve Çin, Rusya, Kuzey Kore, Avrupa, Hindistan ve Japonya gibi aktörlerin jeopolitik konumlarını etkileyeceğini söyledi.
Dalio, mevcut savaşın daha geniş “Büyük Döngü” sürecinin parçası olduğunu ifade etti. Finansal, siyasi ve teknolojik boyutların birlikte hareket ettiğini belirtti.
Dalio, bir ülkenin savaş kabiliyetinin mali kapasite, iç siyasi yapı ve ittifak ilişkileriyle şekillendiğini söyledi. Aynı anda birden fazla savaş yürütmenin hiçbir ülke için mümkün olmadığını vurguladı.
Savaşların küresel ölçekte hızla yayılabileceğini ifade etti.
Dalio, özellikle demokrasilerde maliyet paylaşımı, değerler ve siyasi kararlar üzerindeki iç gerilimlerin sürekli devam ettiğini belirtti.
Bu bağlantıların öngörülmesinin zor olduğunu ancak sonuçların olumsuz olmasının yüksek ihtimal taşıdığını söyledi.
Dalio kişisel çerçevesini açıkladı
Dalio, kendisini siyasetçi olarak değil, geleceğe dair değerlendirme yapan pragmatik bir aktör olarak tanımladı. Tarihsel analizlere dayanarak karar aldığını belirtti.
Dalio, son 500 yıllık imparatorluk ve rezerv para incelemesine dayanan beş temel güçten söz etti: Uzun vadeli borç döngüsü; iç siyasi düzen ve düzensizlik döngüsü; uluslararası jeopolitik düzen ve düzensizlik döngüsü; teknolojik gelişim ve doğal olaylar.
Dalio, Ortadoğu’daki gelişmelerin bu büyük döngünün küçük bir parçası olduğunu belirtti.
Dalio, okuyucuya doğrudan çağrı yaptı: “Bu büyük döngü gerçek mi, bulunduğumuz aşamayı gösteriyor mu ve buna göre ne yapılmalı?”
Dalio, tartışmaya açık olduğunu belirterek değerlendirmelerini paylaşmayı sürdürdüğünü ifade etti.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak











