Avrupa
Kötü ekonomik gidişat Meloni hükümetini sarsıyor

Avrupa’da sağın neredeyse bütün renklerini birleştiren istikrarlı bir koalisyon hükümetinin adresi olarak gösterilen İtalya’da iktisadi göstergeler pek iç açıcı değil.
İtalya’nın Kardeşleri’nden Başbakan Giorgia Meloni’nin önderliğindeki koalisyon hükümetinde eski başbakanlardan Silvio Berlusconi’nin Forza Italia partisi ile birlikte eskinin kuzey ayrılıkçı partisi Matteo Salvini’nin Lega’sı da bulunuyor. Üç parti de, Avrupa Parlamentosu’nda ayrı gruplarda yer alıyor. Sırasıyla; Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR), Avrupa Halk Partisi (EPP) ve Kimlik ve Demokrasi (ID).
Son açıklanan verilere göre, İtalyan ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde %0,3 küçüldü. Birçok uzman ve anket, ekonominin %0 büyüyerek yerinde sayacağını düşünüyordu.
Avro bölgesindeki büyüme eğiliminin tersine küçülen İtalya’da bu durum, iç talepteki azalmaya bağlanıyor. Dahası net ihracat da büyümeye katkı sağlayamadı. Kötü gidişat, özellikle sanayi ve tarım sektörlerine darbe vurdu.
Veriler, Avro bölgesinin üçüncü büyük ekonomisindeki faaliyetlerin artan faiz oranları, zayıflayan küresel ihracat talebi ve mali desteğin geri çekilmesinden nasıl etkilenmeye başladığını gösteriyor. İtalya’nın GSYİH’si ilk çeyrekte %0,6 oranında artmıştı.
Meloni, daha geçen hafta, hükümetinin iktisadi politikalarının Fransa ve Almanya’dan daha hızlı büyüme sağladığını ileri sürmüştü. IMF, İtalya için bu sene %1,1’lik bir büyüme öngörüyor. Geçtiğimiz ay Maliye Bakanı Giancarlo Giorgetti, salgının başlamasından bu yana ilk tam yaz sezonunda yaşanan turist patlamasının da etkisiyle ekonominin 2023 yılında %1,4’e varan bir büyüme kaydedebileceğini iddia ediyordu.
Bu etkinin yılın ikinci yarısında İtalya’nın iktisadi büyümesine yardımcı olacağı söylenebilir, fakat Çin öncülüğündeki küresel imalat sektöründeki yavaşlama, başta Almanya olmak üzere Avro bölgesi ekonomilerini de vuruyor.
Bu ayın başında satın alma müdürleri arasında yapılan bir ankete göre İtalya’daki fabrikalar Haziran ayında, 2020 başındaki pandemi kapanmalarından bu yana en kötü ayını geçirdi.
İtalya Maliye Bakanlığı daralmadan, Meloni hükümetinin çeşitli üyeleri tarafından şiddetle eleştirilen AMB’nin tekrarlanan faiz artışları da dahil olmak üzere Roma’nın kontrolü dışındaki küresel faktörleri sorumlu tuttu.
Bakanlık açıklamasında, “Sonuçlar özellikle uluslararası sanayi döngüsündeki düşüşten, faiz oranlarındaki artıştan ve hane halkının satın alma gücündeki uzun süreli fiyat artışı aşamasının etkisinden etkilendi,” denildi.
Temmuz anketleri imalat sanayisindeki umutsuzluğu gösteriyor
Üçüncü çeyreğin başında İtalyan imalatçıların beklentisinde herhangi bir iyileşme belirtisi görülmedi. S&P Global’in aylık satın alma yöneticileri anketi, Temmuz ayında ‘üretim ve yeni siparişlerin her ikisinin de tarihsel olarak dik oranlarda düştüğünü’ ortaya koydu ve üretimin pandemiden bu yana en fazla düşüşü kaydettiğini tahmin etti.
FT’ye konuşan İtalyan bankası UniCredit’ten ekonomist Loredana Maria Federico, “Yavaşlayan küresel talep, kısıtlayıcı kredi koşulları ve sıkılaştırıcı para politikasının etkisi [imalat sektörünün] bu zayıflığında rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Öte yandan İtalyan hizmet sektörü için HCOB Satın Alma Yöneticileri Endeksi (PMI) Haziran ayındaki 52.2 seviyesinden 51.5’e geriledi. Endeks, büyümeyi daralmadan ayıran 50 seviyesinin üzerinde kalmaya devam etti, fakat üst üste üçüncü aylık düşüşe işaret etti.
İtalya’nın daha küçük imalat sektörü için Salı günü açıklanan PMI, Haziran ayındaki 43.8 seviyesinden 44.5’e yükseldi. Hizmet ve imalat sektörlerini bir araya getiren bileşik Satın Alma Yöneticileri Endeksi ise Haziran ayındaki 49.7 seviyesine kıyasla Temmuz ayında 48.9 olarak gerçekleşti.
Borç çevrimi zorlaşıyor
İtalya’nın manşet enflasyonu beklenenin altında %6,4 gelse de, Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) faiz artırımına devam edip etmeyeceğine ilişkin belirsizlik sürüyor.
Zayıf büyüme beklentileri ve yüksek borçlanma maliyetleri Meloni’nin İtalya’nın devasa ulusal borcunu kontrol altında tutmasını daha da zorlaştıracak. Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine göre İtalya’da borcun GSYİH’ye oranı %140’ın üzerinde seyrediyor ve önümüzdeki yıl da pek değişmeyecek gibi görünüyor.
İtalyan hükümetleri, AB’nin kriz zamanlarında başvurulabilecek bir acil durum fonu olarak oluşturduğu Ortak Çözüm Fonuna (SRF) ek olarak kurgulanan Avrupa İstikrar Mekanizmasına (ESM) imza atmayı reddediyor. Meloni, İtalya’nın onayı için pazarlık teklif etmişti. Pazarlığa göre, İtalya, AB üye devletleri için daha yumuşak mali kurallar karşılığında, ESM anlaşmasını onaylayacaktı.
İtalya’yı rahatsız eden şey, on yıl önce Yunanistan’a benzer bir duruma düşmekten duyulan korku. İtalyan siyasetinde ‘ESM’ terimi ekonomik acılar ve kemer sıkma ile eşdeğer.
Bunun yanında hükümetin hangi politika tercihlerini benimsemesi gerektiği konusunda yabancılar tarafından yönlendirilmenin getireceği egemenlik kaybı, katlanılamayacak kadar fazla görünüyor. Financial Times’ta çıkan bir değerlendirmeye inanacak olursak, dönemin Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet’nin 2011 yılında dönemin başbakanı Silvio Berlusconi’ye yazdığı meşhur mektup, siyasilerin bir kısmının aklından hâlâ çıkmıyor. Trichet, İtalyan hükümetinin krizi hafifletmek için atması gereken somut adımlar konusunda diktelerde bulunduktan kısa bir süre sonra Berlusconi istifa etmiş ve yerine teknokrat Mario Monti gelmişti.
Tarihe ‘Trichet-Draghi gizli mektubu’ olarak geçen bu mektup, Roma’ya ‘mümkün olan en kısa sürede’ gerekli önlemleri almasını neredeyse emretmesi nedeniyle yakın tarihte bir ilk olarak görülüyordu. Mektupta dike edilen tedbirlere uyma karşılığında, AMB ikincil piyasada büyük miktarda İtalyan tahvili satın almayı vaat ediyordu. Bunlar arasında kamu maliyesinin ‘sürdürülebilirliğini’ sağlamak için acil tedbirler; borç üstlenimi, ticari borçlar ve bölgesel ve yerel yönetimlerin harcamaları üzerinde sıkı kontrol gibi maddeler yer alıyordu.
Avrupa’nın en kırılgan bankacılık sistemlerinden birine sahip İtalyan bankaları varlıklarının büyük bir bölümünü İtalyan devlet tahvillerinde tutuyor. Devlet tahvillerindeki herhangi bir satış dalgasının, İtalyan bankacılık sistemini Avrupa’daki diğer tüm bankalardan daha fazla vuracağı tahmin ediliyor.
Sosyal yardımın kesilmesi tepki yarattı
Roma’nın başını ağrıtan bir başka mesele de sosyal yardımlar. Meloni’nin koalisyon hükümeti, popülist Beş Yıldız Hareketi’nin 2019’da başlattığı tartışmalı ‘vatandaşlık geliri’ yoksulluk yardımı programını aşamalı olarak kaldırmaya başlamasıyla şimdiden artan bir tepkiyle karşı karşıya.
Roma, patronların geçen yıl tahminen 1,7 milyon haneye fayda sağlayan programın İtalyanları işe girmekten caydırdığı ve yapay işgücü kıtlığı yarattığı yönündeki şikayetleri üzerine daha sıkı uygunluk kriterleri uygulamaya karar verdi.
Son günlerde, hükümetin çalışabilir ve istihdam edilebilir olarak gördüğü yaklaşık 160.000 kişi, yardımlarının kesildiğine dair kısa mesajlar aldı ve bu durum Napoli ve başka yerlerde protestolara yol açtı.
Bir başka ‘kemer sıkma’ örneği de ‘Süperbonus’ olarak bilinen uygulama. İtalyanlara enerji verimliliğini artıran ev iyileştirmeleri için yüzde 110 vergi kesintisi sunan program, salgın sonrası çılgın bir inşaat patlamasını körüklemiş, insanlar kamu masraflarıyla maliyetli ev iyileştirmeleri yapmıştı.
Roma, Şubat ayında programda büyük değişiklikler yapılacağını duyurdu. Bu nedenle İtalya’da inşaat faaliyetleri Mayıs ayında ilk çeyreğe kıyasla %3,8 azaldı.
Sanayiciler göçmen işçi istiyor
İktidara gelirken İtalya’ya yönelik göçmen akınını durduracağını vaat eden Meloni’nin attığı en önemli geri adımlardan biri de 2023-2025 arasında AB dışından 452 bin kişiye çalışma vizesi vereceğini açıklaması oldu.
Roma, 2025’te 165.000’e ulaşacak şekilde her yıl mevcut izin sayısını artıracağını açıkladı. Oysa Covid-19 salgını başlamadan önce, 2019 yılında İtalya sadece 30.850 vize vermişti.
Halihazırda İtalya’ya ulaşan sığınmacıların birçoğu doğrudan daha zengin olan kuzey Avrupa’ya gitmeye çalışıyor ve bu da Roma’nın birçok AB ortağından daha az sığınmacıyı işleme tabi tutması anlamına geliyor. Örneğin ISPI’ye göre bu rakam son 12 ayda toplam nüfusun %0,16’sını temsil ederken AB ortalaması %0,22. Tahminlere göre 2012 ile 2021 yılları arasında bir milyon kişi İtalya’da karaya çıktı ama bunların yaklaşık 700.000’i kuzeye yolculuğuna devam etti.
Öte yandan göçmen karşıtlarını yatıştırmak isteyen hükümet, şirketlerin ve sendikaların 2023-2025 döneminde 833.000 vize talep ettiğini söyleyerek itidalli davrandığını ileri sürdü.
Fakat özellikle sanayiciler, ilk artışı memnuniyetle karşılasalar da, uzun süredir devam ettiğini iddia ettikleri ‘demografik düşüşün’ üstesinden gelmek için daha fazlasına ihtiyaç duyulacağını söylüyorlar.
Örneğin İtalyan sanayici birliği Confindustria’nın başkanı Michelangelo Agrusti, “Hem vasıflı hem de genel işgücü açığımız olduğunu artık herkes biliyor,” dedi.
Meloni’nin partisinden bankalara vergi önerisi
Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri’nden bir senatör Perşembe günü, faiz oranlarındaki artışların özellikle kredilerini geri ödemekte zorlananları zorladığını söyleyerek, değişken mortgage maliyetlerini azaltmak için bankalara bir vergi getirilmesini önerdi.
Araştırma enstitüsü Censis’in bir raporu, 2021 itibariyle ailelerin neredeyse %71’inin yaşadıkları evlere sahip olduğunu ve gayrimenkul sahipliğinin İtalyan toplumunun ‘kurucu unsuru’ olarak kabul edildiğini gösterdi.
Senatör Matteo Gelmetti, iflas etmemiş ipotek sahibi ailelerin yaklaşık %80’inin değişken faiz oranlarını tercih ettiğini ve bu nedenle faiz artışlarının etkilerine karşı en savunmasız durumda olduklarını söyledi.
Reuters tarafından görüntülenen yasa tasarısı, 2023 yılında ‘birincil konut’ (kişinin kendi oturduğu ev) satın almak için kabul edilen krediler için faiz oranlarındaki herhangi bir artışın, başlangıçta belirtilen miktarın %2’sini geçmemesi gerektiğini söylüyor.
Maliyet sınırlama planının finansmanının, bankaların bu yıl krediler yoluyla elde ettikleri gelirlerin %20’sine tekabül eden ve 5 milyon avronun üzerinde olması halinde bankalardan alınacak bir vergi yoluyla bir fon tarafından sağlanacağı belirtiliyor.
Diğer beş İtalya’nın Kardeşleri senatörü ile birlikte öneriyi imzalayan Gelmetti Reuters’a yaptığı açıklamada, “Bankalar önceki yıllara kıyasla ekstra kâr elde etti,” dedi.
Teklifin hem Senato hem de alt meclis olan Temsilciler Meclisi tarafından onaylanması gerekecek.
Geçtiğimiz ay Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Matteo Salvini, hükümetin değişken faizli konut kredisi sahipleri için artan faiz oranlarının etkisini yumuşatmak üzere bankalarla birlikte çalıştığını ve aylık ödemelerin artmasını önlemek için vadeleri uzatmayı hedeflediğini söylemişti.
Mali reform hazırlığı: Vergi indirimleri gündemde
İtalya hükümeti, vergi indirimlerini içeren ve yetkililere kurumsal ve bireysel vergi kaçakçılarıyla anlaşma yapma konusunda daha fazla hareket alanı sağlayacak tartışmalı mali reformları hayata geçirmeye de hazırlanıyor.
En son Hazine verilerine göre vergi kaçakçılığı 2020 yılında devleti 90 milyar avrodan mahrum bıraktı, fakat Meloni’nin selefi Mario Draghi uygulamayı kısıtlamaya çalışırken, Meloni daha esnek bir yaklaşım benimsiyor.
Ekim ayında göreve geldiğinden bu yana 13 vergi affı çıkaran hükümet, geçtiğimiz hafta İtalya’nın Covid-19 salgını sonrası ekonomik toparlanma planının yenilenmesi kapsamında vergi kaçakçılığını azaltma hedeflerini aşağıya çekebileceğinin sinyalini verdi.
Reformlar arasında Meloni, nasıl vergi kaçırdıklarını itiraf eden ve mali makamlarla işbirliği içinde borçlarını ödemeyi kabul eden şirketlere yönelik cezaları kaldırmak istiyor.
Meloni benzer bir düzenlemeyi mali ikametgahlarını İtalya’ya taşıyan ya da burada en az 1 milyon avro gelir elde eden varlıklı bireyler için de planlıyor.
Hükümet ayrıca mevcut gelir vergisi dilimlerini dörtten üçe indirmeyi ve ardından 2027’de yapılacak ulusal seçimlerden önce tüm vergi dilimlerine aynı oranda uygulanan ‘sabit vergi’ modelini getirmeyi hedefliyor.
Muhalefet partileri reformu, vergi kaçıranları para cezası ya da cezai mahkumiyet riskine karşı korumakla eleştirirken, sendikalar bunun daha çok zenginlere fayda sağlayacağını savunuyor.
İtalya Merkez Bankası Mayıs ayında yaptığı açıklamada tek bir gelir vergisi bandının mali kısıtlamalar ve devletin sosyal yardımlar için harcamak zorunda olduğu miktar nedeniyle gerçekçi olmayabileceğini söyledi.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor












