Bizi Takip Edin

Diplomasi

Lavrov: BM Antlaşması ana prensiplerine bütünüyle uyulması, uluslararası barış ve istikrarın anahtarıdır

Yayınlanma

Editörün notu: Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, kaleme aldığı makalesinde ABD öncülüğündeki “kurallara dayalı düzenin” dişlileri altında ziyadesiyle gerileyen ve etkisini kaybeden uluslararası kurumların önemini tekrar hatırlatıyor. BM Antlaşmasının ana prensiplerine riayet edilmesi çağrısında bulunan Lavrov, söz konusu belgenin uluslararası barış ve istikrarın anahtarı olduğuna dikkat çekiyor.

***

BM Genel Kurulu’nun 78’inci oturumundaki genel politik tartışmanın sonucu dünyanın dramatik, deprem etkisi yapan değişiklikler yaşadığını açıkça göstermiştir. Gözümüzün önünde, Dünyanın kültürel ve medeniyetsel çeşitliliğini yansıtan yeni, daha adil, çok kutuplu bir dünya düzeni kurulmaktadır. Geleceğin şekli mücadelede doğmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 85’ini temsil eden çoğunluk, küresel refahın daha adil bir şekilde dağıtılmasını ve medeni çeşitliliğine saygı duymayı, uluslararası yaşamın tutarlı bir şekilde demokratikleşmesini savunmaktadır. Öte yandan, ABD liderliğindeki Batı devletlerinin dar bir grubu, neo-sömürgeci yöntemlerle doğal düzenin seyrini yavaşlatmak ve yitirdikleri hakimiyetlerini korumak için çabalıyor.

Eşitlik ilkesinin reddedilmesi ve buna bağlı müzakere kabiliyetinin yitirilmesi uzun zamandan bu yana “Kolektif Batı”’nın kartviziti   halini almıştır. Dünyanın geri kalanına tepeden bakmaya “öncü” ve “peşinden sürüklenen” mantığına alışkın olan Amerikalılar ve Avrupalılar sıklıkla vaatlerde bulunuyor, yazılı ve yasal olarak bağlayıcı olanlar da dahil, yükümlülükler üstleniyor, ama daha sonra bunları yerine getirmiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in söylediği gibi, Batı gerçek bir “yalan imparatorluğudur”. Birçok diğer ülke gibi, biz de bunu ilk elden biliyoruz. Nazi Almanya’sının teslimiyetinden önce, İkinci Dünya Savaşı’ndaki müttefiklerimiz olan Washington ve Londra’nın, SSCB’ye karşı “Akılalmaz” adında bir askeri harekât için planlar hazırladıklarını ve 1949’da ise ABD’nin SSCB’ye karşı nükleer saldırı hazırlıkları geliştirdiğini hatırlatmak yeterlidir; bu “harekât” ancak Moskova’nın misilleme silahlarını üretmesiyle engellenmiştir.

“Soğuk Savaş”’ın sona ermesinden sonra, SSCB’nin Almanya’nın birleşmesinde belirleyici bir rol oynadığı ve yeni Avrupa güvenliği mimarisinin parametrelerini koordine ettiği zaman, Sovyet ve daha sonra Rus yönetimine, NATO’nun Doğuya doğru genişlemeyeceğine dair somut güvenceler verilmişti. Bununla ilgili görüşmelerin kayıtları hem bizde hem de Batı arşivlerinde bulunmaktadır. Fakat Batılı liderlerin bu güvencelerinin bir aldatmaca olduğu ortaya çıkmıştır. Onlar bu vaatlerini zaten yerine getirmeyeceklerdi. Ayrıca NATO’yu Rusya’nın sınırlarına yaklaştırırken, hiçbir şey olmamış gibi 1999-2010 yılları arasında en üst düzeyde AGİT çizgisinde olduğu gibi, kendi güvenliğini, başkalarının güvenliğini tehlikeye atmadan güçlendirme esasını ve herhangi bir ülkenin, ülke gruplarının veya örgütlerin Avrupa’da askeri-politik egemenliğine izin vermeme yükümlüklerini kabaca ihlal ediyorlardı; NATO yapmama garantisini verdiği şeyleri ısrarla yapmaya devam etmişti ve etmektedir.

2021’in sonlarında, 2022’nin başlarında, Ukrayna’nın blok dışı statüsünü değiştirmeden, Avrupa’da karşılıklı güvenlik garantileri konusunda ABD ve NATO ile anlaşma yapma teklifimiz kibirli bir şekilde reddedilmiştir. Batı, kanlı bir darbe sonucu iktidara getirilen Kiev rejimini silahlandırmaya sistematik olarak devam etmiş ve ülkemizi doğrudan askeri olarak tehdit etmek ve meşru Rus çıkarları topraklarındaki tarihi mirasını yok etmek için bir sıçrama tahtası olarak kullanmıştır.

“Soğuk Savaş”’ın sona ermesinden bu yana, Rusya Federasyonu topraklarında nükleer silah kullanımı senaryolarının geliştirilmesi de dahil olmak üzere, ABD’nin ve NATO müttefiklerinin benzeri görülmemiş bir dizi ortak askeri tatbikatı gerçekleştirilmiştir. Rusya’yı “stratejik yenilgiye uğratma” hedefinin ilanı, nihayetinde cezasız kalmalarının bir sonucu olarak ve korunma duygusunu tamamen yitiren sorumsuz politikacıların gözlerini kör etmişti.

NATO yayılmacılığının yeni tehlikeli tezahürü, bloğun “Avrupa-Atlantik ve Hint-Pasifik bölgesinin güvenliğinin bölünmezliği” sloganı altında sorumluluk alanını tüm Doğu Yarımküreye yayma girişimleriydi. Bu hedef doğrultusunda Washington, AUKUS, ABD-Japonya-Kore Cumhuriyeti “üçlüsü”, Tokyo-Seul-Canberra-Wellington dörtlüsü gibi kendi kontrolünde olacak askeri ve politik mini ittifaklar kurmaktadır. Üyelerini, altyapısını Pasifik Sahnesine entegre eden NATO ile pratik iş birliğine çekiyor. Rusya ve Çin’e karşı ASEAN çevresinde kurulmuş olan kapsayıcı, uzlaşmaya dayalı bölgesel mimariyi yıkmaya yönelik bu tür gizlenmeyen çabalar, halihazırda son derece ısınmış olan Avrupa’dakine ek olarak, jeopolitik gerilimin patlamaya hazır olan yeni bir odağını yaratma risklerini doğurmaktadır.

ABD’nin ve onlara tamamıyla bağlı olan Kolektif Batı’nın Monroe Doktrinine küresel bir yansıma vermeye çalıştığı net bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu düşünceler hayalperest olmakla birlikte bir o kadar da tehlikelidir, ancak bu durum Pax Americana’nın yeni ideologlarını durdurmamaktadır.

İşler öyle bir noktaya gelmiştir ki, artık Batı ülkelerinin yönetici çevreleri, BM Antlaşmasına aykırı olarak diğer ülkelere kiminle işbirliği yapıp yapmayacaklarını söylemektedir. Esasen, ulusal çıkarlara, bağımsız bir dış politikaya sahip olma haklarını ellerinden almaktadırlar. Kuzey Atlantik İttifakı’nın Vilnius Deklarasyonunda “Rusya ile Çin arasındaki güçlenen ortaklık”, “NATO’ya tehdit” olarak nitelendirilmektedir. Yakın zamanda Fransa’daki büyükelçilerin önünde konuşan E. Macron, BRICS’in genişlemesi konusunda samimi endişelerini dile getirerek, bu olayı “uluslararası sahnedeki durumun karmaşıklığının kanıtı olarak gördüğünü, Batı’nın ve özellikle de Avrupa’nın zayıflaması riskini taşıdığını söyledi. Batı’nın hakimiyeti altında olan dünya düzeni ilkeleri, örgütlenmesinin farklı biçimleri, gözden geçirilmektedir. “Eğer birisi biz olmadan bir yere gidiyorsa, iznimiz olmadan arkadaşlık kuruyorsa, bu bizim egemenliğimiz için bir tehdit oluşturmaktadır”.- İşte böylesine vahiyler. NATO’nun Asya Pasifik Bölgesi’ne ilerlemesi olumluymuş, ama BRICS’İN genişlemesi tehlikeliymiş.

Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki “Kolektif Batı”, tüm insanlığın kaderinin efendisi rütbesini kendi kendine sahiplenmiş ve biricik olduğu sanrısına kapılıp, BM’nin kurucu babalarının mirasını giderek daha da fazla görmezden gelmeye başlamış ve BM merkezli dünya düzeni mimarisini de kurallara dayalı düzenle değiştirmek istemiştir. Bu kuralları hiç kimse görmedi (daha doğrusu kimseye göstermediler), ancak Anglo-Sakson ve diğer jeopolitik uzmanların ikiyüzlü eylemlerini gözlemleyerek, bu maceranın pratikte nasıl somutlaştığına dair net bir anlayışa varmak mümkündür. BM Anlaşmasının kurallarına ve ilkelerine saygı duyma ihtiyacını sözde inkâr etmeyen Batı her zaman onlara seçici biçimde yaklaşmakta olup, sadece konjonktürel anda kendi jeopolitik ihtiyaçlarına ve işine gelenlerini cımbızla çekiyor. Bu arada, tüm yasal ilkeleri seçici olarak değil de uluslararası ilişkilerin adil bir şekilde düzenlenmesi ve birbirine bağlı olarak uyulması gerekmektedir: Devletlerin egemen eşitliği, iç işlerine karışmama, toprak bütünlüğüne saygı, halkların eşitliği ve kendi kaderini tayin etme hakkı, herkesin temel özgürlüklerine saygı, BM Güvenlik Konseyi’nin kararlarını uygulama ve BM’yi eylemlerin mutabakat merkezi olarak güçlendirme görevi.

“BM, devletlerin egemen eşitliği temelinde kurulmuştur. Bu temel ilkeyi hem Washington hem de Londra ve müteffikleri hiçbir zaman ve herhangi koşullarda bırakın kullanmayı, sözünü bile etmiyorlar.

Bu ilke, büyüklüğü, hükümet biçimi, politik veya sosyoekonomik yapısı ne olursa olsun, tüm ülkelere dünyada layık bir yer sağlamayı amaçlamaktadır. Batı ise, dünyayı her şeye izin verilen “demokrasilere” ve “altın milyarın” çıkarlarına hizmet etmek zorunda kalanlara ayırmaya çalışıyor. AB diplomasisi Başkanı J. Borrel’in “Avrupa’nın bir cennet bahçesi olduğu ve dünyanın geri kalanının vahşi bir orman olduğu” şeklindeki kamuoyuna açıklaması Batı’nın “münhasırlık kompleksinin” püf noktası oldu. Bu artık “egemen bir eşitlik” değil, açık bir sömürge ifadesidir.

“Kolektif Batı” sürekli olarak diğer ülkelerin iç işlerine karışmama konusundaki temel ilkeyi çiğnemektedir. Bunun Orta Amerika’dan, Yugoslavya’ya, Irak’a ve Libya’ya kadar pek çok örneği bulunmaktadır. Şimdilerde ise post Sovyet bölgesinde yayılmaya özel önem veriliyor.

SSCB’nin dağılmasından bu yana ABD’nin Ukrayna’yı kontrolü altına almaya açıkça kararlı olduğu alenen bilinen bir konudur. 2013’ün sonunda dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı V. Nuland Washington’un Kiev’deki itaatkâr politikacılarını beslemek üzere 5 milyar dolar harcadıklarını gururla itiraf etmişti. 2004-2005 yıllarında, Batı- Amerikan yanlısı bir adayı iktidara getirmek amacıyla- Kiev’deki ilk darbeyi onaylamış ve Ukrayna Anayasa Mahkemesi’ni ülkenin temel yasalarının öngörmediği üçüncü tur seçimlerini yapmak için haksız bir karar vermeye zorlamıştı. 2013-2014’teki ikinci Maidan döneminde daha da arsızca bir müdahalede bulunmuşlardı. O günlerde bir dizi Batılı özel amaçla gelen gezgin, katılımcıları hükümet karşıtı gösterilere, şiddet eylemlerine doğrudan teşvik etmekteydi. Aynı V. Nuland, ABD’nin Kiev büyükelçisi ile gelecek hükümeti oluşturacak darbeciler kadrosunu tartışıyordu. Aynı zamanda Avrupa Birliği’ne de dünya politikasındaki gerçek yerini gösterdi. Bunun anlamı: “İşiniz olmadığı konulara karışmayın”, demekti. Şubat 2014’te, Amerikalılar tarafından seçilen şahıslar, düzenlenen kanlı darbenin kilit katılımcıları haline gelmişti -hatırlatırım ki- bu, Almanya, Polonya ve Fransa’nın arabuluculuğunda Ukrayna’nın meşru olarak seçilmiş Cumhurbaşkanı V. Yanukoviç ile muhalefet liderleri arasında elde edildiği anlaşmadan bir gün sonra oluyor. BM Antlaşmasının içişlerine karışmama ilkesi birçok kez çiğnenmişti. Darbeden hemen sonra darbeciler, koşulsuz önceliklerinin Ukrayna’nın Rusça konuşan vatandaşları haklarının kısıtlanması olduğunu beyan ettiler. Anayasaya aykırı bir şekilde iktidarın ele geçirilmesinin sonuçlarına katlanmayı reddeden Kırım ve ülkenin güneydoğusunda yaşayanlara karşı cezalandırıcı bir operasyon başlatılarak onları terörist ilan ettiler. Buna karşılık, Kırım ve Donbas, BM Antlaşmasının 1. Maddesinin, 2. Paragrafında kaydedilen halkların eşitliği ve kendi kaderini tayin etme ilkesine tam uyumluluk içinde referandumlar gerçekleştirdi.

Batılı diplomatlar ve politikacılar, Ukrayna ile ilgili olarak tüm olup bitenlerin arka planını, toprak bütünlüğünün ihlal edilmesinin kabul edilemezliğine indirgeme arzusuyla bu en önemli uluslararası hukuk normundan özenle kaçınıyorlar.

Bu bağlamda şunu vurgulamak önemlidir: 1970 yılında oybirliğiyle kabul edilen Devletler arasındaki Dostane İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkelerine Dair BM Deklarasyonunda, BM Antlaşmasına uygun olarak toprak bütünlüğüne saygı ilkesinin “eylemlerinde halkların eşitliği ve kendi kaderini tayin etme ilkesine uyan devletlere” ve bunun neticesinde bu bölgede yaşayan bütün insanları temsil eden hükümetlere uygulanacağı belirlenmiştir: Darbenin sonucu olarak Kiev’de iktidarı ele geçiren Ukraynalı Neo-Nazilerin Kırım ve Donbas nüfusunu temsil etmedikleri gerçeğini  kanıtlamak  gerekmez. Ve Batı başkentlerinin Kiev rejiminin suç eylemlerine koşulsuz desteği de içişlerine kaba bir müdahalenin ardından kendi kaderini tayin etme ilkesinin ihlal edilmesinden başka bir şey değildir. Devlet darbesinden sonra Poroshenko ve daha sonra V. Zelensky yönetimi yıllarında, Ruslarla ilgili ne varsa -eğitim, medya, kültür, kitaplar ve anıtların yok edilmesi ile ilgili ırkçı yasaların kabul edilmesi, Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin yasaklanması ve mülkünün ele geçirilmesi- ırk, cinsiyet, dil ve din ayrımı olmaksızın, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı duyulmasına ilişkin BM Antlaşması 1. Maddesinin 3.Paragrafın açıkça ihlal edilmesiydi. Bu eylemlerin, devletin Rusların ve diğer ulusal azınlıkların haklarına saygı gösterme yükümlülüğünün belgelendiği Ukrayna Anayasasına doğrudan aykırı olduğu gerçeğinden bahsetmiyorum bile.

Kiev, BM Güvenlik Konseyi’nin 2202 no’lu kararı ile onaylanan 12 Şubat 2015 tarihli “Minsk Anlaşmalarının uygulanmasına yönelik Toplu Önlemler” adlı özel kararı uyarınca üstlendiği uluslararası vecibeleri, BM Antlaşmasının -anlaşmazlığı çözmek için taraflarca kabul edilen her türlü prosedürü- destekleyen 36. Maddesine uygun olarak, yerine getirmek zorundaydı. Bu taraflar Kiev, Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Lugansk Halk Cumhuriyeti idi. Ancak geçen yıl, V. Putin dışındaki Minsk anlaşmalarını imzalayan tüm taraflar (A. Merkel, F. Hollande ve P.Poroshenko), bu belgeyi imzalarken bunu yerine uygulamayı zaten düşünmediklerini alenen ve hatta memnuniyetle itiraf ettiler. Bunu sadece Ukrayna’nın askeri kapasitesini arttırmak ve Rusya’ya karşı silahlandırmak için zaman kazanmaya çalıştıklarını vurguladılar. Bu yıllar içinde AB ve NATO, Minsk anlaşmaları sabotajını doğrudan destekledi ve Kiev rejimini -Donbas sorununun- güç kullanarak çözmeye sürüklemiş oldu. Bütün bunlar, “tüm BM üyelerinin “Güvenlik Konseyi’nin kararlarına uymak ve bunları yerine getirmek” zorunda oldukları BM Antlaşmasının 25. Maddesine aykırı olarak yapıldı.

Minsk Anlaşmaları ile bir paket halinde, Rusya, Almanya, Fransa ve Ukrayna liderlerinin, Berlin ve Paris’in Donbass’taki bankacılık sisteminin yeniden inşasına yardımcı olmak da dahil olmak üzere birçok şey vaat ettikleri bir deklarasyonu imzaladıklarını da hatırlatmak isterim. Ancak bunun için hiçbir şey yapmadılar. Yükümlülükleri olduğu halde ancak P.A. Poroşenko’nun Donbass’ı ticari, ekonomik ve ulaşım ablukasına nasıl aldığını izlemekle yetindiler. Berlin ve Paris, aynı deklarasyonda ticaret alanında Rusya’yı rahatsız eden meseleleri pratik bir şekilde ele almak için, Rusya-Ukrayna-AB formatında üçlü işbirliğinin güçlenmesine yardımcı olacağını ve ayrıca “Atlantik’ten Pasifik’e ortak insani ve ekonomik alanın yaratılmasını” teşvik edeceğini ilan ettiler. Bu deklarasyon da Güvenlik Konseyi tarafından onaylandı ve BM Antlaşmanın adı geçen 25. Maddesi uyarınca uygulamaya tabi olacaktı. Ancak Almanya ve Fransa liderlerinin bu taahhütlerinin de “içi boş” çıktı ve Antlaşma ilkelerinin sıradaki bir başka ihlali oldu.

SSCB’nin efsanevi Dışişleri Bakanı AA Gromyko, defalarca haklı olarak şöyle demiştir: “On yıl süren müzakere bir günlük savaştan daha iyidir”. Bu öğüte uyarak uzun yıllar müzakere ettik, Avrupa güvenliği alanında anlaşmalar yapmaya çalıştık, 1997’de NATO–Rusya Temel Yasasını onayladık, AGİT’in güvenliğin bölünmezliğine ilişkin en üst düzeyde beyanını kabul ettik ve 2015’ten itibaren müzakerelerden kaynaklanan Minsk anlaşmalarının koşulsuz olarak yerine getirilmesinde ısrar ettik. Her şey, “sözleşmelerden ve diğer uluslararası hukuk kaynaklarından doğan yükümlülüklere adalet ve saygı için koşulların sağlanmasını” talep eden BM Antlaşmasına uygun biçimde. Batılı meslektaşlarımız, belgeleri imzalarken, bunlara uymayacaklarını önceden bilerek bu prensibi çiğnediler.

Bugün aleyhtarlarımızın söylemlerinde sadece “istila, saldırganlık, ilhak” sloganlarını duyuyoruz. Sorunun derin nedenleri hakkında, ikinci dünya savaşının sonuçlarını ve kendi halkının tarihini yeniden yazan Nazi rejimini yıllarca nasıl besledikleri hakkında bir söz bile etmiyorlar. Batı, gerçeklere ve BM Antlaşmasının bütün hükümlerine saygıya dayanan somut diyalogdan kaçıyor. Dürüst bir diyalog için argümanları yoktur.

Batılı temsilcilerin demagojilerini açığa çıkaran profesyonel tartışmalardan korktukları konusunda istikrarlı bir izlenim mevcuttur. Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne dair büyüler yapan eski sömürge metropolleri Paris için -Fransız- Mayotta’yı Komorlar Birliği’ne geri dahil edilmesi ihtiyacı olduğunu, Londra’nın Chagos takımadalarından ayrılması ve Buenos Aires’le Malvinas Adaları üzerine müzakerelere başlaması gerektiğine dair BM’nin kararları konusunda susuyorlar. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün bu “savunucuları” şimdi, temel insan hakları, özellikle de ana dillerine hakkının sağlanması garantileriyle Donbass’ın Ukrayna ile yeniden birleşmesinden bahseden Minsk anlaşmalarının özünü hatırlamadıklarını iddia ediyorlar. Bu anlaşmaların yerine getirilmesini engelleyen Batı, Ukrayna’nın çöküşünden ve orada bir iç savaşın kışkırtılmasından doğrudan sorumludur. 

Avrupa’daki güvenlik krizini önleyebilecek ve çıkar dengesi temelinde güven önlemlerinin mutabakatına yardımcı olabilecek BM Antlaşmasının diğer ilkelerinden, Antlaşmanın saygıya değer VIII. Bölümünün 52. Maddesine dikkat çekeceğim. İçinde, bölgesel örgütlerin yardımıyla anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözülmesi için bir uygulama geliştirme ihtiyacı tespit edilmiştir.

Bu ilke çerçevesinde Rusya, müttefikleriyle birlikte, AGİT zirvelerinin Avrupa’daki güvenliğin bölünmezliğine ilişkin kararlarının pratik olarak uygulanmasına yardımcı olmak için KGAÖ ve NATO arasında sürekli temasların kurulmasını savundu. Ancak, KGAÖ’nün yüksek organlarının Kuzey Atlantik İttifakına yönelik çok sayıdaki başvurular göz ardı edildi. Eğer NATO KGAÖ’nün iş birliği tekliflerini reddetmemiş olsaydı, belki de bunun sayesinde, Rusya’yı on yıllardır dinlemeyi reddettiği ya da aldattığı gerçeğinden dolayı mevcut Avrupa krizine yol açan birçok olumsuz süreç önlenebilirdi.

Batı merkezli liberal dünya düzeni, çifte standartlar olmadan düşünülemez. Kırım, Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri, Zaporojye ve Kherson bölgelerinin sakinlerinin özgür iradesi sonucunda Rusya ile birlik lehine hareket etme durumunda olduğu gibi, kendi kaderini tayin ilkesi Batı’nın jeopolitik çıkarlarına aykırı olduğunda, Batı sadece onu unutmakla kalmıyor, aynı zamanda insanların seçimlerini öfkeyle kınıyor, yaptırımlarla cezalandırıyor. Batı’nın çıkarına olduğunda “Kaderini kendin tayin et” ilkesi mutlak kural oluyor. Bu konuda Kosova’nın Sırbistan’dan hiçbir referandum yapılmadan koparılmasını hatırlatmak yeterlidir.

Bu Sırp bölgesindeki durumun kötüye gidişinin sürmesi derin bir endişe kaynağıdır. Kosovalılara silah tedarikleri ve NATO tarafından ordu kurmalarına yardım edilmesi, BM Güvenlik Konseyi’nin 1244 no’lu temel kararını kabaca ihlal etmektedir. Donbass Cumhuriyetlerinin özel statüsünü öngören ve Kiev’in Batı’nın desteğiyle açıkça sabote ettiği Ukrayna’yla ilgili Minsk anlaşmalarının üzücü tarihinin Balkanlarda nasıl tekrarlandığını bütün dünya görmektedir. Şu anda Avrupa Birliği Belgrad ve Priştine arasında 2013’te Kosova’da kendi diline ve geleneklerine özel hakları bulunan Sırp belediyeler topluluğunun kurulmasına ilişkin anlaşmalarının yerine getirilmesini, himayelerinde bulunan Kosovalılara kabul ettiremiyor ve ettirmek de istemiyor. Her iki durumda da AB anlaşmaların garantörü olarak hareket ediyordu ve muhtemelen onların kaderi de aynıdır. “Sponsor” kim ise, sonuç da ona göredir.

Şimdi Brüksel, önce kendi jeopolitik gururunu düşünerek Azerbaycan ve Ermenistan’a -arabuluculuk hizmetlerini- empoze etmektedir ve Washington’la beraber Güney Kafkasya’ya istikrarsızlık getirmeye çalışmaktadır. Artık Erivan ve Bakü liderleri kendi aralarında iki ülkenin egemenliğinin karşılıklı tanınması meselesini çözdükten sonra, sıra barışçıl bir hayatın kurulmasına, güvenin pekiştirilmesine geliyor. Rusya barış gücü birliği buna her türlü katkıda bulunmaya hazırdır.

Devletlerarası ilişkilerin demokratikleşmesini önlemek için ABD ve müttefikleri, mevcut prosedürleri baypas ederek konsensüs kuralına dayanmayan yetkilere sahip alt mekanizmaların oluşturulmasına ilişkin karar aldırıyor, uluslararası kurumların sekreteryalarını giderek daha açık ve kaba bir şekilde özelleştirmekte, şu veya bu nedenlerden ötürü Washington’dan hoşnut olmayanları suçlama hakkına sahip olan mekanizmaları kurmaktadır.

BM Antlaşması taleplerinin, Antlaşmanın 100. Maddesine uygun olarak tarafsız davranması, herhangi bir hükümetten talimat almaması ve elbette üye devletlerin egemen eşitlik ilkesine saygı duyması gereken Dünya Örgütü Sekreterliği’ne da uygulandığının altını çizmek gerekir. Bu bağlamda, BM Genel Sekreteri A. Guterres’in 29 Mart tarihli “otokratik yönetimin istikrarı garanti etmediği, kaos ve çatışmanın katalizörü olduğu”, buna karşılık “güçlü demokratik toplumların kendi kendini iyileştirme ve kendi yanlışlarını düzeltme yeteneğine sahip oldukları. Kan dökülmeden ve şiddete başvurmadan radikal değişiklikleri bile teşvik edebilirler.” yönündeki açıklamalarına karşı ciddi sorular iletmek mümkündür.  Yugoslavya, Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve diğer birçok ülkede “güçlü demokrasilerin” saldırgan maceralarının getirdiği “değişimler” istemeden akla gelmektedir. 

Genel Sekreter daha sonra şunları söyledi: “Onlar (demokrasiler) eşitlik, katılım ve dayanışma ilkelerine dayanan geniş işbirliği merkezleridir.” Bu sözlerin, J. Biden’ın  ABD yönetimi, katılımcılarını Washington’dan daha ziyade Demokrat Partinin üst yöneticilerine sadakat ilkesine göre seçtiği, BM’nin dışında toplanan bir “demokrasi zirvesinde” telaffuz edilmesi dikkat çekicidir. Bu tür forumları küresel nitelikte konuları tartışmak için kullanma çabaları, BM Antlaşmasında belirtilen “Örgütün ortak hedeflere ulaşmada eylemlerin mutabakatı için bir merkez olarak rolünü güvence altına alması” denilen 1. Maddenin 4. Paragrafıyla, doğrudan çelişkilidir.

“Aynı Demokrasi Zirvesinde” Genel Sekreter şunları açıkladı: “Demokrasi BM Antlaşmasından kaynaklanıyor. BM Antlaşmasının ilk sözleri “Biz halklarız,” temel bir meşruiyet kaynağını “yönetilenlerin rızasını” yansıtıyor. Bu tezi, kendi halkının büyük bir kısmına karşı savaş başlatan Kiev rejiminin “sicili” ile ilişkilendirmek yararlı olabilir – ülkede yasalara aykırı olarak iktidarı ele geçiren ve BM Güvenlik Konseyi’nin onayladığı Minsk anlaşmalarını çöpe atan Neo-Nazilere ve Rusofoblara kendilerini yönetme rızasını vermeyen milyonlarca insana karşı savaş açılmış ve böylece Kiev rejimi Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü kundaklamış oldu.

Antlaşmanın prensiplerinden bahsetmişken, Güvenlik Konseyi’nin Genel Kurulla ilişkisi ile ilgili bir soru ortaya çıkıyor. “Kolektif Batı “uzun süredir ve saldırganca “veto hakkının kötüye kullanılması” konusuna ağırlık veriyor ve BM üyelerine baskı uygulayarak, Batı’nın giderek daha fazla kasıtlı olarak kışkırttığı bu hakkın her uygulanmasından sonra ilgili konuyu Genel Kurulda ele almak için karar aldırıyor. Bu konu bizim için herhangi bir sorun teşkil etmiyor, çünkü Rusya’nın gündemdeki tüm konulara yaklaşımları açıktır, saklı gizli hiçbir şeyimiz yoktur ve duruşumuzu bir kez daha ortaya koymakta zorlanmıyoruz. Üstelik, veto kullanımı, Antlaşmada öngörülen, Örgütün bölünmesine neden olabilecek kararların alınmasına izin vermemek amacıyla kullanılan kesinlikle meşru bir araçtır.

Eğer Genel Kurulda veto kullanım hakkı prosedürleri kabul edilmişse, o zaman Güvenlik Konseyi’nin yıllar önce vetosuz olarak kabul edilen ancak uygulanmayan kararları niçin düşünmeyelim? Bu durumu; örneğin, Filistin ile, ayrıca Ortadoğu ve Kuzey Afrika ile ilgili sorun kompleksini, İran nükleer programı konusunu düzenleme ve Ukrayna’daki Minsk anlaşmalarını onaylayan 2202 sayılı kararın uygulanmasını engelleyenleri dinlemek gibi konuları Genel Kurul neden ele almasın?

Yaptırım rejimleri ile ilgili problemlere de daha fazla dikkat çekilmeli. Artık norm haline geldi: Uzun müzakerelerden sonra Güvenlik Konseyi -antlaşmaya sıkı sıkıya bağlı olarak- belirli bir ülkeye yönelik yaptırımları onaylıyor daha sonra da ABD ve müttefikleri aynı devlete karşı Güvenlik Konseyi’nden onayı alınmayan ve uzlaşma sonucu “pakete” girmeyen tek taraflı yaptırım uygulamalarını kural haline getiriyor.  Berlin, Washington, Paris ve Londra milli yasama kurulları tarafından, süresi BM Güvenlik Konseyi 2231 kararıyla Ekim ayında hukuken sona erecek olan İran’a ilişkin kısıtlamaları uzatma da bunlara dahildir. Yani: Güvenlik Konseyi’nin kararının süresi doldu ama bu durum Batılıların umurunda bile değildir. Onların kendi “kuralları” vardır.

Batı azınlığının saldırgan, dar görüşlü çizgisi, uluslararası ilişkilerde ciddi bir krize neden oluyor. Küresel çatışmanın riskleri artıyor. Bununla birlikte, oluşan bu durumdan çıkış yolları mevcuttur. İlk önce, herkesin dünya kaderlerinin sorumluluğunun, bir sonraki ulusal seçimlerdeki konjonktürel seçim düzeni açısından değil de daha çok tarihsel bağlamda, bilincine varması gerekir. Takriben 80 yıl önce, BM Antlaşmasını imzaladıktan sonra, dünya liderleri tüm devletlerin eşitliğine saygı duymayı kabul ettiler, böylece gelişimlerinin sürdürülebilirliği ve güvenliği için eşit, çok merkezli bir dünya düzenine duyulan ihtiyacı onayladılar.

BM Antlaşmasında yer alan çok kutuplu ruhun hayata geçirilmesini sağlamak gereklidir. Gün geçtikçe daha çok ülke kendi egemenliğini pekiştirmeye ve ulusal çıkarları, gelenekleri, kültürü ve yaşam tarzını korumaya çalışmaktadır. Başkalarının zorlaması altında yaşamak istemiyorlar, çok kutuplu mimari çerçevesinde sadece eşit ve karşılıklı yarara dayanan hem kendi aralarında hem de dünyanın geri kalanıyla dost olmak ve ticaret yapmak istiyorlar. Bu tutum, BRICS, G20 ve Doğu Asya Zirvesi’ndeki son toplantılarda yaygındı.

Küresel yönetim mekanizmalarının hızlı bir şekilde değişmesi görevi ön plana çıkmaktadır. ABD ve müttefikleri, Küresel Güney ülkelerinin gerçek ekonomik ve mali ağırlığını kabul ederek, IMF ve Dünya Bankası’nda oy kullanma kotalarının yeniden dağıtılmasını yapay olarak engellemekten vazgeçmelidir. DTÖ uyuşmazlıklarının çözümü için Kurum çalışmalarının engellenmesinin derhal kaldırılması gereklidir.

Güvenlik Konseyi’nin tamamen Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinin yetersiz temsiliyetinin ortadan kaldırılması üzerinden genişletilmesine giderek daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Güvenlik Konseyi’nin hem daimi hem de daimi olmayan yeni üyelerinin hem kendi bölgelerinde hem de Bağlantısızlar Hareketi -Grup 77- İslam İşbirliği Örgütü gibi küresel erişim örgütlerinde de otoriteye sahip olmaları önemlidir.

BM Sekreteryası’nın oluşturulmasının daha adil yöntemlerini düşünmenin zamanı gelmiştir. Uzun yıllar boyunca yürürlükte olan kriterler, devletlerin dünya meselelerindeki gerçek ağırlığını yansıtmıyor ve yapay olarak NATO ve AB vatandaşlarının aşırı çoğunluğunu sağlıyor. Bu eşitsizlikler, sahiplerini, neredeyse hepsi Batı’nın politikasını yürüten başkentlerde bulunan uluslararası örgütlerin karargahlarının ev sahibi ülkelerinin konumuna bağlayan kalıcı sözleşmeler sistemi sayesinde daha da derinleşmektedir.

BM reformuna yönelik tüm çabalar, uluslararası hukukun üstünlüğünü onaylamayı ve Örgütü dünya politikasının merkezi koordinasyon organı olarak yeniden canlandırmayı amaçlamalıdır. Örgüt dürüst bir çıkar dengesi temelinde sorunların birlikte ele alınacağı bir yer olmalıdır.

Bu arada, Küresel Güney’in çıkarlarını yansıtan yeni tip birliklerin potansiyeli tam olarak devreye girmelidir. Bu, her şeyden önce, Johannesburg’daki zirvenin ardından güvenilirliğini önemli ölçüde artıran ve gerçekten küresel bir etki sahibi olan BRICS’tir. Bölgesel düzeyde Afrika Birliği, SELAK, Arap Birliği, Basra Körfezi Arap Devletleri İşbirliği Konseyi ve diğer yapılar gibi örgütlerin yeniden canlanması söz konusudur. Avrasya’da, SCO, ASEAN, KGAÖ, AEB, BDT, Çin Tek Kuşak, Tek Yol projesi çerçevesinde entegrasyon süreçlerinin uyumlaştırılması ivme kazanmaktadır. Ortak kıtamızın istisnasız her ülkenin katılımına açık olan büyük bir Avrasya Ortaklığının doğal oluşumu gerçekleşmektedir.

Bu olumlu eğilimler, Batı’nın dünya siyasetinde, ekonomide ve finans alanında egemenliğini sürdürmeye yönelik giderek artan agresif girişimleriyle çelişmektedir. Dünyanın izole ticaret bloklarına ve makro bölgelere parçalanmasını önlemek ortak çıkarlardadır. Fakat eğer ABD ve müttefikleri küreselleşme süreçlerini adil ve eşit hale getirmek konusunda anlaşmaya varmak istemiyorlarsa, geri kalanlar, sosyo-ekonomik ve teknolojik gelişimlerini, güvenliklerini eski metropollerin yeni sömürgeci içgüdülerine bağlı olarak ortaya koymamaya yardımcı olacak adımlar hakkında sonuçlar çıkarmak ve düşünmek zorunda kalacaklar.

5 Ekim’de Valdai Forum toplantısında konuşan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Vladimiroviç Putin, BM Antlaşmasına dayanan uluslararası hukukun güçlendirilmesini açıkça savunmuş ve gerçek çok kutupluluğun oluşumunun altı ilkesini ortaya koymuştur: dünyanın açıklığı ve birbirine bağlılığı – iletişimin önündeki engelleri kaldırarak, çeşitliliğe ortak gelişimin temeli olarak saygı duyulması, küresel yönetim yapılarında maksimum temsililik, herkesin çıkarları doğrultusunda evrensel güvenlik, kalkınma yararlarına adil erişim, herkes için eşitlik, “zengin ya da güçlü” olanın dayatmasının reddedilmesi.

V.V. Putin şunları vurguladı: “Önümüzde, aslında, yeni bir dünyanın inşa edilmesi görevi vardır.” Söz konusu olan öncekilerin yaptığı her şeyi sil baştan yapmak değildir. Yeni bir dünya için sağlam bir temel vardır – bu da BM Antlaşmasıdır. Asıl mesele şu ki, yasal ilkelerle konjonktürel seçici hokkabazlık yoluyla onun yıkımını önlemek, bu ilkelerin tüm ülkeler tarafından tam anlamıyla ve karşılıklı olarak yerine getirilmesini sağlamaktır.

Eğer dünya topluluğunun üyeleri kökenlerine geri dönme kararlılığını kendilerinde bulurlarsa ve BM Antlaşmasına göre kendilerine verilen yükümlülükleri pratiğe dökerlerse insanlık tek kutuplu dönemin zararlı mirasını yenme şansına sahip olacaktır.

Herkesin dünyanın kaderinde aldıkları kendi ve kolektif sorumluluklarının ne kadar farkında olduklarını BM Genel Sekreteri’nin inisiyatifiyle seneye gerçekleşecek olan “Geleceğin Zirvesi”’ ne hazırlıklar gösterecektir. Guterres’in Genel Kurulun 78. oturumunun arifesinde düzenlediği basın toplantısında söylediği gibi, eşitlik ve dayanışmaya dayalı barış ve refah istiyorsak, ortak geleceğimizi ortak iyilik uğruna tasarlarken uzlaşmaya varmada, liderler özel bir sorumluluğa sahiptir.” Altın sözler. Birleşmiş Milletler’in misyonu ülkeleri “demokratik” veya “otokratik” olarak bölmeye değil, uzlaşma arayışıdır. Rusya, benzer düşünenlerle birlikte, bunun uygulanmasına tam olarak katkıda bulunmaya hazırdır.

Diplomasi

BRICS liderlerinden ortak tavır: Ortadoğu’da itidal çağrısı

Yayınlanma

Çin, Rusya ve İran’ın da aralarında bulunduğu BRICS liderleri, hafta sonu Yeni Delhi’de Narendra Modi ev sahipliğinde düzenlenen zirvede ortak bir cephe görüntüsü verdi. Zirvenin ortak bildirisinde ABD’nin Orta Doğu’da başlattığı savaş, Washington’ın gümrük tarifeleri politikası ve yaptırım uygulamaları hedef alındı.

ABD’nin ve Başkan Donald Trump’ın adı doğrudan anılmadı ancak Washington’ın hem dostlarını hem de karşıtlarını bünyesinde barındıran 10 BRICS ülkesinin yayımladığı 45 sayfalık ortak bildirinin hedefinde açıkça ABD vardı.

Bildiride, Orta Doğu’daki çatışmaya dahil olan ülkelere “azami itidal” çağrısı yapılırken, savaşın tırmanmasından “derin endişe” duyulduğu belirtildi. Ayrıca “sivil altyapıya ve barışçıl amaçlarla kullanılan nükleer tesislere yönelik kasıtlı saldırılar” kınandı.

Cumartesi sabahının erken saatlerine kadar süren müzakereler sonunda üzerinde uzlaşılan bu ifadeler, üyeleri altı aydan uzun süre önce ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı çatışmada farklı pozisyonlara sahip olan ülkeler açısından dikkat çekici bir ortak çağrı niteliğindeydi. Bir tarafta Tahran yer alırken, diğer tarafta Birleşik Arap Emirlikleri ve henüz tam BRICS üyesi olmayan Suudi Arabistan bulunuyor. Çin ve Hindistan ise büyük petrol ithalatçıları arasında.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, cuma günü yaptığı sert konuşmada ülkesinin teslim olmayacağını söyleyerek zirvenin tonunu belirledi.

Buna karşın, Trump yönetiminin İran’a yardım eden herhangi bir ülkeye yaptırım uygulama tehdidine rağmen BRICS üyeleri, Washington’ın politikalarına ve yükselen ekonomilerin yeterince temsil edilmediklerini savunduğu küresel düzene karşı tepki gösterdi.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi cumartesi günü liderlere hitaben yaptığı konuşmada, “Birbirimizin bakış açılarına saygı duyuyor ve uzlaşı yoluyla ilerliyoruz. Kimseye karşı çıkarak değil, herkesi yanımıza alarak ilerlemeye çalışıyoruz” dedi.

Modi, “Artık BRICS içindeki birlik ve uzlaşımızı küresel sahnede somut sonuçlara dönüştürmenin zamanı geldi” diye ekledi.

Zirve, ülkesinin bir yıl süren BRICS dönem başkanlığını Küresel Güney’e yönelik daha geniş bir gündemi ilerletmek için kullanmaya çalışan Modi açısından önemli bir başarı noktası oldu.

Bloomberg’e konuşan kaynaklara göre özellikle İran ile BAE arasındaki görüş ayrılıkları oldukça belirgindi. Tahran, ABD ve İsrail’in açık biçimde kınanmasını isterken, ABD’nin müttefiki olan BAE buna karşı çıktı ve İran’ın Körfez ülkesine yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının da kınanmasını talep etti.

Hindistan Dışişleri Bakanlığı Ekonomik İlişkiler Sekreteri Sudhakar Dalela, cumartesi günü düzenlenen basın toplantısında BRICS üyeleri arasındaki görüşmelerin uzlaşı sağlanıncaya kadar sürdüğünü söyledi.

Dalela, “Batı Asya konusunda ortak bir yaklaşım üzerinde anlaşmaya varmış olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu yaklaşımın temelinde, herhangi bir çatışmanın çözümünde diyalog ve diplomasinin yol gösterici ilkeler olması gerektiğine hepimizin inanması yatıyor” dedi.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in zirveye katılması toplantının ağırlığını artırdı. Xi geçen yıl Rio de Janeiro’da düzenlenen BRICS zirvesine katılmamıştı. Bu ziyaret, Xi’nin yedi yıl aradan sonra Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret oldu ve 2020’de yaşanan ölümcül sınır çatışmasının ardından Hindistan ile Çin arasındaki temkinli yakınlaşmanın son işaretlerinden biri olarak değerlendirildi.

Xi, BRICS üyelerine “tarihin doğru tarafında yer alma” ve barışın korunması ile küresel yönetişimin reformunda öncü olma çağrısı yaptı.

Xi ayrıca, Çin’in Orta Doğu’da barış ve istikrarın sağlanmasında “üzerine düşen rolü” oynamaya hazır olduğunu belirtti.

Devlet yayın kuruluşu CCTV’nin aktardığına göre Xi, “İlgili taraflar siyasi çözüm konusundaki kararlılıklarını sürdürmeli ve kalıcı ve kapsamlı bir ateşkesin sağlanması yönünde çaba göstermelidir,” dedi.

Putin ise yıllardır uygulanan Batı yaptırımlarına rağmen dünya sahnesinde hâlâ etkili bir lider olduğunu göstermek için zirveyi fırsata çevirdi.

Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Alexey Maslov, “Paradoks şu ki Putin’in politikaları, nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, Rusya’nın tecrit edilmesiyle sonuçlanmadı” dedi.

Maslov, “Tam tersine, Rusya’nın çevresinde Küresel Güney ve güvenlik ile bağlantılı fikirleri destekleyen oldukça sıra dışı bir ülkeler koalisyonu oluştu” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

BRICS Zirvesi: 13 dünya lideri Hindistan’da buluşuyor. Kimler geliyor, beklentiler ne?

Yayınlanma

Dünya liderleri BRICS Zirvesi kapsamında Yeni Delhi’de bir araya geliyor.

Başkent Yeni Delhi, cuma gününden itibaren BRICS Liderler Zirvesi için 12 devlet veya hükümet başkanını ağırlayacak. Ülkeler ve uluslararası kuruluşlardan gelecek 17 ayrı heyete ise dışişleri bakanları ve devlet başkan yardımcıları dahil olmak üzere farklı düzeylerde yetkililer başkanlık edecek.

Liderler, zirvenin gerçekleştirileceği iki gün olan cumartesi ve pazar günü yapılacak görüşmelere katılacak. BRICS, 11 üye ülke ve 10 ortak ülkeden oluşuyor.

Başbakan Narendra Modi, aralarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın da bulunduğu en az 15 konuk lider ve üst düzey yetkiliyle ikili görüşmeler gerçekleştirecek. Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu da Pezeşkiyan ile görüşecek.

ThePrint, Hindistan’ın zirveye katılan heyetlerle ilişkilerinin mevcut durumunu ve görüşmelerde hangi konuların gündeme gelmesinin beklendiğini derledi:

Brezilya

Brezilya heyetine, cuma günü Yeni Delhi’ye ulaşan Dışişleri Bakanı Mauro Vieira başkanlık ediyor. Güney Amerika ülkesinde devlet başkanlığı seçimlerinin ekim ayının ilk haftasında yapılacak olması nedeniyle Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva zirveye katılmayacak.

Lula, şubat ayında AI Impact Summit için Hindistan’a gelmiş ve Başbakan Modi ile ikili bir görüşme gerçekleştirmişti. Hindistan-Brezilya ilişkileri son bir yılda daha da yoğunlaştı. Modi geçen yıl BRICS Zirvesi için Rio de Janeiro’ya gitmişti.

İki ülke ayrıca Güney Amerika ticaret bloğu Mercosur ile Hindistan arasındaki tercihli ticaret anlaşmasının 2026 sonuna kadar genişletilmesi hedefini belirledi.

Vieira’nın zirve sırasında Modi ile görüşmesi mümkün olsa da şu ana kadar resmi bir görüşme planlanmış değil.

Rusya

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin cuma günü erken saatlerde Yeni Delhi’ye ulaştı ve saat 15.30’da Modi ile zirve kapsamındaki ilk ikili görüşmeyi gerçekleştirdi. 

Putin Hindistan’ı son olarak Aralık 2025’te yıllık Hindistan-Rusya Zirvesi için ziyaret etmişti.

Bu, iki liderin bu yılki ikinci görüşmesi oldu ve yaklaşık 45 dk sürdü. Modi ve Putin geçen ay Kırgızistan’da düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin marjında da bir araya gelmişti.

Modi’nin bu yılın ilerleyen dönemlerinde yıllık zirve için Rusya’ya gitmesi de planlanıyor.

İki tarafın ekonomik ve stratejik ilişkilerin derinleştirilmesine odaklanması bekleniyor.

BRICS Zirvesi’nde Xi ve Modi bir araya gelecek mi?

Çin

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, yedi yıl aradan sonra ilk kez Hindistan’ı ziyaret ediyor. Bu aynı zamanda iki ülkenin 2020’de Doğu Ladakh’taki Galwan bölgesinde yaşadığı çatışmalardan bu yana Xi’nin Hindistan’a yaptığı ilk ziyaret.

Xi’nin ziyareti, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrara kavuşturulması sürecinin devamı açısından kritik önem taşıyor.

Modi, Ağustos 2025’te Tianjin’de düzenlenen ŞİÖ Zirvesi için Çin’e gitmişti.

Hindistan-Çin ilişkileri, iki ülkenin Ekim 2024’te Fiili Kontrol Hattı (LAC) boyunca sürtüşme yaşanan bölgelerde karşılıklı olarak askerleri geri çekme konusunda anlaşmasından bu yana geçen iki yılda iyileşti.

Modi ve Xi’nin cumartesi günü saat 17.45’te liderler zirvesinin marjında ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Bu, iki liderin Ekim 2024’ten bu yana yapacağı üçüncü ikili görüşme olacak.

Güney Afrika

Güney Afrika heyetine Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa başkanlık edecek.

Modi ve Ramaphosa’nın pazar günü saat 16.10’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Modi son yıllarda Güney Afrika’yı birkaç kez ziyaret etti. 2023’te Johannesburg’da düzenlenen BRICS Zirvesi’ne ve geçen yıl Güney Afrika’nın ev sahipliği yaptığı G20 Zirvesi’ne katıldı.

Güney Afrika, 2011’de BRIC grubuna katılarak oluşumun BRICS adını almasını sağlamıştı.

Mısır

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, BRICS Zirvesi için cuma günü geç saatlerde Hindistan’a ulaşacak.

Bu, Sisi’nin Eylül 2023’te düzenlenen G20 Liderler Zirvesi’nden bu yana Hindistan’a yapacağı ilk ziyaret olacak. Sisi ayrıca Ocak 2023’te Hindistan’ın Cumhuriyet Günü kutlamalarının onur konuğu olmuştu.

İki ülke aynı yıl ilişkilerini “stratejik ortaklık” seviyesine yükseltti.

Bununla birlikte Modi ve Sisi son bir buçuk yıl içinde yalnızca bir kez, bu yıl G7 kapsamında gerçekleştirilen kısa bir görüşmede bir araya geldi.

Modi ile Sisi, pazar günü saat 15.30’da zirvenin marjında ikili görüşme gerçekleştirecek.

Etiyopya

Etiyopya heyetine Başbakan Abiy Ahmed başkanlık edecek.

Hindistan-Etiyopya ilişkileri son yıllarda gelişme gösterdi. Modi, Aralık 2025’te Afrika ülkesine ilk ikili ziyaretini gerçekleştirmiş ve kendisine “Etiyopya Büyük Nişanı” takdim edilmişti.

Bu görüşme, iki liderin son bir yıl içindeki ikinci buluşması olacak.

Modi ve Ahmed cumartesi günü saat 10.00’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, 2024’te İran Cumhurbaşkanı olmasından bu yana Hindistan’a ilk ziyaretini gerçekleştiriyor.

Pezeşkiyan, ülkesini ABD ile devam eden çatışma sürecinde yönetiyor. Modi ile Pezeşkiyan geçen ay Bişkek’te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi’nin marjında görüşmüştü.

İki lider Batı Asya’daki durum konusunda temaslarını sürdürüyor.

İran, 2019’daki ABD yaptırımlarının ekonomik ilişkileri olumsuz etkilemesine rağmen Hindistan açısından önemli bir bölgesel ortak olmayı sürdürüyor.

Hindistan açısından İran’la daha derin bir angajman, zirve sonrasında tüm BRICS üyelerinin üzerinde uzlaşacağı bir liderler bildirisi yayımlanabilmesi bakımından da önem taşıyor.

Modi ve Pezeşkiyan cuma akşamı ikili görüşme gerçekleştirecek.

İran Cumhurbaşkanı ayrıca cumartesi günü saat 11.30’da Cumhurbaşkanı Murmu ile görüşecek.

Birleşik Arap Emirlikleri

Abu Dabi Veliaht Prensi Halid bin Muhammed bin Zayid Al Nahyan, BAE heyetine başkanlık edecek.

Bu, kendisinin şubat ayında AI Impact Summit için BAE heyetine başkanlık etmesinin ardından bu yıl Hindistan’a yapacağı ikinci ziyaret olacak.

BAE, Hindistan’ın Batı Asya’daki en yakın stratejik ortaklarından biri haline geldi.

Modi, bölgedeki çatışmaların yoğunluğunun azaldığı bu yıl içerisinde BAE’yi ziyaret etmişti.

BAE ile İran, bölgedeki çatışmada karşıt taraflarda yer alıyor.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan Al Suud, krallığın Hindistan’a göndereceği heyete başkanlık edecek.

Suudi heyeti, cumartesi günü geç saatlerde gelmesi planlanan son heyet olacak.

Suudi Arabistan BRICS üyeliğini kabul ettiğini gruba resmi olarak bildirmemiş olsa da Riyad, BRICS toplantılarına ve çalışma gruplarına katılmaya davet edilmeye devam ediyor.

Dışişleri Bakanı, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş katılımlı zirve toplantısına katılacak.

Endonezya

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Ocak 2025’te Hindistan Cumhuriyet Günü’nün onur konuğu olarak gerçekleştirdiği son ziyaretin ardından yeniden Hindistan’a gelecek.

Prabowo o dönemde resmi devlet ziyareti kapsamında davet edilmiş ve Hindistan’da dört gün kalmıştı.

Hindistan-Endonezya ilişkileri son yıllarda daha da gelişti.

2022’de G20 dönem başkanlığını yürüten Endonezya, Bali’de düzenlenen zirveye ev sahipliği yapmıştı. Modi ile Xi, o zirvedeki akşam yemeğinde kısa bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşme, Galwan çatışmalarından bu yana iki lider arasındaki ilk temas olmuştu.

Modi, Hindistan’ın G20 Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapmasından kısa süre önce, Eylül 2023’te ASEAN-Hindistan Zirvesi ve bağlantılı toplantılar için Endonezya’yı ziyaret etmişti.

BRICS Zirvesi sırasında Modi ile Prabowo arasında planlanmış resmi bir ikili görüşme bulunmuyor. Ancak iki liderin iki günlük zirve sırasında kısa bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.

Endonezya, Ocak 2025’te gruba katılarak BRICS’in en yeni üyesi oldu.

Ortak ülke heyetleri

BRICS’in 11 üyesinin yanı sıra, zirveye 10 ortak ülke de davet edildi.

Başbakan Modi, bu ülkelerin bazı liderleriyle de ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

Belarus

Doğu Avrupa ülkesi Belarus’u Dışişleri Bakanı Maksim Rıjenkov temsil edecek.

Hindistan-Belarus ilişkileri son yıllarda gelişti. Birçok Hint şirketi, askeri teçhizat satın almak amacıyla Belaruslu savunma şirketleriyle ortaklıklar kurdu.

Belarus aynı zamanda Avrasya Ekonomik Birliği’nin (AEB) önemli üyelerinden biri.

Hindistan, AEB ile serbest ticaret anlaşması müzakereleri yürütüyor.

Belarus ayrıca 2024 yılında ŞİÖ’ye katıldı.

Bolivya

Bolivya’yı, ülkenin Yeni Delhi Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Arlette Garcia temsil edecek.

Güney Amerika ülkesi BRICS’e katılmak istediğini daha önce açıklamıştı.

Hindistan Cumhurbaşkanı Ram Nath Kovind, 2019’da Bolivya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, bir Hindistan cumhurbaşkanının ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.

Hindistan’ın La Paz’da büyükelçiliği bulunuyor.

Küba

Küba heyetine Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez Parrilla başkanlık edecek.

Küba, Batı Yarımküre’deki son büyük komünist ülke olmayı sürdürüyor.

Ülke son aylarda ABD’nin sert yakıt ve petrol ablukasıyla karşı karşıya kaldı. Washington, Havana’daki hükümeti değiştirmeyi ya da hükümeti müzakereye zorlamayı amaçlıyor.

Kazakistan

Kazakistan heyetine Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev başkanlık edecek.

Tokayev, pazar günü düzenlenecek genişletilmiş zirvede Avrasya Ekonomik Birliği’ni de temsil edecek.

Modi ile Tokayev’in pazar günü saat 14.30’da Bharat Mandapam’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

Tokayev, Yeni Delhi’den Güney Kore’ye geçerek Seul’e resmi bir devlet ziyareti gerçekleştirecek.

Malezya

Malezya Başbakanı Enver İbrahim, BRICS genişletilmiş zirvesinde ülkesinin heyetine başkanlık edecek.

Enver İbrahim başbakan olarak Hindistan’a ilk ziyaretini 2024’te gerçekleştirmiş, Modi ise bu yıl şubat ayında Malezya’ya bağımsız bir ikili ziyaret yapmıştı.

Modi’nin geçen yıl Malezya’nın ev sahipliği yaptığı ASEAN Zirvesi’ne katılması planlanmıştı ancak onun yerine Dışişleri Bakanı S. Jaishankar ülkeye gitmişti.

Modi ve İbrahim cumartesi günü saat 10.30’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya

Nijerya heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Kashim Shettima başkanlık edecek.

Shettima ile Modi, pazar günü saat 17.10’da ikili görüşme gerçekleştirecek.

Nijerya, Hindistan açısından önemli bir enerji ortağı haline geldi.

Modi, Kasım 2024’te Nijerya’yı ziyaret etmiş ve kendisine “Nijer Nişanı Büyük Komutanı” unvanı verilmişti.

Tayland

Tayland heyetine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sihasak Phuangketkeow başkanlık edecek.

Tayland geçen yıl BRICS ortak ülkesi oldu.

Modi, Nisan 2025’te BIMSTEC Zirvesi için Bangkok’u ziyaret etmişti.

Tayland, Hindistan ve bölgedeki diğer ülkelerle birlikte BIMSTEC üyesi.

Hindistan ile Tayland arasında ayrıca yakın kültürel bağlar bulunuyor. Hindistan’dan çeşitli Budist kutsal emanetleri daha önce Tayland’a gönderilmişti.

Uganda

Uganda heyetine Devlet Başkan Yardımcısı Jessica Alupo başkanlık edecek.

Modi, zirve kapsamındaki son ikili görüşmesini pazar günü saat 17.40’ta Alupo ile gerçekleştirecek.

Modi 2018’de Uganda’yı ziyaret etmiş ve ülke parlamentosuna hitap etmişti.

Bu konuşmasında Hindistan’ın Afrika ile ilişkilerinde izlenecek 10 temel ilkeyi açıklamıştı.

Özbekistan

Özbekistan heyetine Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Jamshid Kuchkarov başkanlık edecek.

Modi geçen ay bağımsız bir ikili ziyaret kapsamında Özbekistan’a gitmiş ve Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile görüşmüştü.

Özbekistan, Hindistan’ın Orta Asya’ya yönelik açılımında kilit ortaklardan biri olmayı sürdürüyor.

Vietnam

Vietnam heyetine Başbakan Le Minh Hung başkanlık ediyor.

Bu, bu yıl Vietnam’dan Hindistan’a yapılan ikinci üst düzey ziyaret olacak. Cumhurbaşkanı To Lam da yılın başlarında Hindistan’ı ziyaret etmişti.

Modi’nin Hung ile cumartesi günü saat 11.30’da ikili görüşme gerçekleştirmesi planlanıyor.

 

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Putin ve Modi Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi kapsamında görüştü

Yayınlanma

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında 45 dakikalık ikili görüşme gerçekleştirdi. Bharat Mandapam Kongre Merkezi’ndeki buluşmada Modi, Rus mevkidaşına 2 bin yıllık antik Hint felsefe eseri “Tirukkural”ın Rusça çevirisini takdim etti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Zirvesi kapsamında ikili görüşme yaptı.

Bharat Mandapam Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleşen ve 45 dakika süren görüşmede iki lider, ülkeleri arasındaki işbirliğini ele aldı.

Görüşmenin başlangıcında Modi, Putin’e antik Hint düşünürü Tiruvalluvar’ın kaleme aldığı ve Rusçaya çevrilen yaşam felsefesi eseri “Tirukkural”ı hediye etti. Modi takdim sırasında, “Bu kitap 2 bin yıl önce Hindistan’da yazıldı. Büyük yazar Tiruvalluvar eserinde insan hayatından, şefkatten ve devlet yönetiminden söz etti. Düşünceleri günümüzde de geçerliliğini koruyor. Bu kitabı Rusçaya tercüme ettik. Kitabın iki ülke halkları arasındaki bağları güçlendirmemize yardımcı olacağına inanıyorum” dedi.

Hediyeye teşekkür eden Putin, Hindistan Başbakanı’nın ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik vurgusundan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Rus lider, “Sizin bu değerlendirmelerinizle birlikte tam olarak böyle olacaktır” ifadesini kullandı. Modi, Aralık 2025’te Putin’in Hindistan ziyareti sırasında da Rus lidere “Bhagavad Gita” destanının Rusça baskısını vermişti.

Putin, Modi’yi 24’üncü Yıllık Rusya-Hindistan Zirvesi için Rusya’ya davet etti; Modi de bu daveti kabul etti.

Ziyaretin kesin tarihlerinin daha sonra belirleneceği açıklandı. İki lider görüşmenin tamamlanmasının ardından aynı limuzine binerek Yeni Delhi’deki “INNOPROM. Hindistan” sergisine geçti. Putin gün içinde ayrıca BRICS İş Forumu’nun yıllık genel kurul oturumuna hitap edecek.

İki lider en son 31 Ağustos’ta Bişkek’te toplanan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi marjında Ala-Arça devlet konutunda bir araya gelmişti. Liderler o görüşmede iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve Ukrayna’daki durumu ele almıştı.

Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov, Moskova yönetiminin iki lider arasındaki güvene dayalı ilişkiye değer verdiğini ve tarafların güncel konuları gayriresmi ortamlarda açıkça değerlendirmeyi tercih ettiğini kaydetti.

Hindistan’a üç günlük bir çalışma ziyareti yapan Putin, örgütün kuruluşunun 20’nci yıldönümüne denk gelen 18’inci zirve programı kapsamında başka liderlerle de temaslarda bulunacak.

Uşakov’un aktardığı programa göre Rus lider; Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, Etiyopya Başbakanı, Abu Dabi Veliaht Prensi ve BRICS Yeni Kalkınma Bankası Başkanı ile ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile de olası bir temas planlanıyor.

Adını kurucu ülkeleri Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın İngilizce baş harflerinden alan ve gelişmekte olan ekonomileri buluşturan BRICS’in 18’inci zirvesi, 11-13 Eylül tarihleri arasında Yeni Delhi’de düzenleniyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English