Avrupa
Macaristan, AB’yi “ulus-devlet odaklı hale” getirmek isteyen ABD stratejisi için kritik

Macaristan hükümeti, “AB’yi daha ulus devlet odaklı hale getirme” çabalarının bir parçası olarak Almanya için Alternatif (AfD) ile ilişkilerini genişletiyor.
Kısa süre önce, Macaristan’ın Berlin Büyükelçisi Péter Györkös ve AfD Eşbaşkanı Alice Weidel, AfD’nin Bundestag’daki parlamento grubu tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşma yaptı ve Macaristan ile Almanya’nın “yeni vatansever bir Avrupa için ortaklar” olması gerektiğini savundu.
Weidel ise Macaristan’ın “AB’nin maddi ve yapısal yenilenmesinde” merkezi bir öneme sahip olduğunu söyledi.
Macaristan’da muhafazakârlığın merkezleri
German Foreign Policy’de yer alan analizin hatırlattığı üzere, Macaristan’daki liberal ve neoliberal entelektüeller uzun süredir Macar-Amerikalı milyarder George Soros tarafından kurulan Orta Avrupa Üniversitesi (CEU) etrafında toplanırken, muhafazakâr entelektüeller özellikle Budapeşte’deki Katolik Péter Pázmány Üniversitesi ve yine Budapeşte’de bulunan Corvinus Üniversitesinde nüfuz kazanmış durumda.
19. ve 20. yüzyılın başlarında Macaristan’daki muhafazakâr siyasi düşüncenin geleneklerine yoğun bir şekilde odaklanmanın yanı sıra, Nazizm destekçisi Alman hukukçu Carl Schmitt’in eserleri ve Edmund Burke gibi Anglosakson muhafazakâr düşünürlerin eserleri de önemli referans noktaları olarak öne çıkıyor.
Macaristan’da şu anda çok sayıda muhafazakâr düşünce kuruluşu bulunuyor ve bunların çoğu, Başbakan Viktor Orbán liderliğindeki iktidar partisi Fidesz ile yakın kişisel bağlara sahip ve genellikle devlet tarafından finanse ediliyor.
Fidesz ile yakın bağlara sahip enstitüler
Daha eski örnekler arasında Századvég düşünce kuruluşu ve Batthyány Lajos Vakfı sayılabilir. Századvég (“Fin du siècle”, yani “yüzyılın sonu”) 1991 yılında, 1998-2002 yılları arasında Orbán’ın başbakanlık ofisini yöneten István Stumpf tarafından kuruldu.
2010 yılında Századvég’in başkanlığından ayrılan Stumpf, Fidesz’in adayı olarak Anayasa Mahkemesine atandı. Onun yerine, Budapeşte’deki Corvinus Üniversitesinde profesör olan siyaset bilimci András Lánczi geçti ve 2016 yılında bu üniversitenin rektörü oldu.
1991 yılında kurulan ve Mart-Ekim 1848 arasında başbakanlık yapan Macaristan’ın ilk başbakanı Lajos Battyány’ın adını taşıyan Batthyány-Lajos Vakfı, başlangıçta Macaristan Demokratik Forumu ile bağlantılıydı ve bugün Fidesz’e, Orbán’a siyasi olarak yakın projelere devlet fonları aktarmak gibi görevler üstleniyor.
Bunlardan biri, 2013 yılında vakıf tarafından kurulan ve finanse edilen, başlangıçta bölgesel işbirliği konularına odaklanan Tuna Enstitüsü. Enstitü, ABD ve İngiltere’deki muhafazakâr düşünce kuruluşlarıyla birlikte Orbán’ın politikalarına yönelik Batının liberal eleştirilerine karşı çıkmaya çalışan Hungarian Review dergisi gibi medya projeleriyle yakından bağlantılı.
Yeni ABD stratejisinin AB ayağı: “Milli-muhafazakâr enternasyonal” güçlendirilecek
Referans noktası: ABD
Bu medya projelerinden biri olan üç aylık dergi Hungarian Conservative, Mart 2024’ün başında Orbán’ın Mar-a-Lago’da Donald Trump ile görüşeceği ABD gezisi hakkında dikkat çekici yorumda bulunmuştu.
Dergi, bu görüşmeyi işbirliğinin devamı ve aşırı sağ transatlantik hareketin devam eden birleşmesi için “güçlü bir sinyal” olarak değerlendirmişti. Hungarian Conservative, Trump’ın seçimleri kazanması durumunda Macaristan ile ABD arasındaki siyasi ve iktisadi ilişkilerin güçleneceğini ve Macaristan’ın transatlantik ilişkilerin önemli bir köşe taşı haline geleceğini öngörüyordu.
ABD için avantajı, Macaristan’da Rusya ve Çin ile arabulucu rolünü üstlenebilecek bir müttefikinin olması olacaktı.
Aynı zamanda, Fidesz’e bağlı düşünce kuruluşu Századvég, Macaristan’ın Ukrayna’da barış için çalıştığını ve ABD başkanlık seçimlerinin Macaristan’ın izlediği yolun Washington’da destek bulup bulmayacağını belirleyeceğini belirtmişti.
Századvég tarafından yayınlanan bir ankette, katılımcıların yüzde 53’ü Donald Trump yönetiminde dünyanın daha güvenli hale geldiğini söylemişti ki, German Foreign Policy’ye göre bu sonuç, mevcut ABD başkanına yakınlık izlenimi vermek amacıyla yapılmıştı.
Orbán’ın “Doğuya açılma” stratejisi
Macaristan, Orbán 2010 yılında ikinci kez göreve geldiğinde, Rusya ve Çin ile ilişkilerini yoğunlaştırmaya başlamıştı.
Bu yakınlaşma, ülkenin Batı ülkeleri, özellikle de Almanya’ya olan ağır bağımlılığını azaltmayı amaçlayan “Doğuya açılma” stratejisinin bir parçası. Örneğin, Hungarian Conservative Ekim 2023’te, Macaristan’ın iktisadi bağımlılığının ülkeyi dış şoklara karşı özellikle savunmasız hale getirdiğini savunmuştu. Bu nedenle, örneğin, Almanya’daki resesyonun etkilerini hafifletmek için Budapeşte, iktisadi ilişkilerini Doğuya doğru daha güçlü bir şekilde çeşitlendirmeye çalışıyordu.
Ne var ki, bu strateji tartışmasız değil: Kısa bir süre önce, yine Hungarian Conservative, Doğuya yönelimi daha da genişletmek yerine, ABD’den yatırım çekmek için daha fazla çaba sarf etmenin Macaristan’ın çıkarına olup olmayacağını tartıştı.
Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi: Küreselleşmenin sonu ve Monroe Doktrini
Muhalefetin ve transatlantik eleştirilerin odağında Çin var
Benzer eleştiriler daha liberal transatlantik çevrelerden de geliyor. ABD’li düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi için yazdığı bir makalede, 2014 yılında Orbán yönetiminde görevinden ayrılan Macar diplomat Zoltán Fehér, “Doğuya açılım”ı ve özellikle Macaristan’daki Çin yatırımlarını, örneğin batarya üretimi alanındaki yatırımları eleştirdi.
Yazara göre bu yatırımlar nedeniyle Macaristan, Çin ve Rusya’nın çıkarlarını AB ve NATO içindeki tartışmalara taşıyordu ve bu durumun bir güvenlik riski olarak değerlendirilmesi gerekiyordu.
Bu eleştiri, çevre koruma, Çinli işçilerin kullanılması ve kârın Çin’e akması gerekçesiyle Çinli batarya fabrikalarına karşı çıkan Demokratikus Koalíció gibi Macar muhalefet partilerinin tutumlarıyla uyumlu.
Öte yandan, Macar Sosyalist Partisi (MSZP) de, Macar ve Çin polis yetkilileri arasındaki işbirliğini, Atlantik Konseyi’nin tutumuna benzer şekilde NATO için bir güvenlik riski olarak görüyor.
Visegrád vs. Brüksel: ABD ile Rusya arasında
“Doğuya açılma” ile ilgili çatışmalar, Macaristan’ın Rusya politikasında da belirgin.
Örneğin, Fidesz’e bağlı Tuna Enstitüsü, Visegrád ülkeleri (Polonya, Çekya, Slovakya, Macaristan) ile ABD’nin Avrupa-Atlantik genişleme politikasındaki hedefleri arasında önemli bir uyum olmasına rağmen, Rusya’nın bu bölgede önemli bir etki sürdürdüğünü savunuyor.
Macaristan ve Slovakya’nın dış politikası, özellikle Rusya’ya karşı pragmatik yaklaşımları nedeniyle AB’nin dış politikasıyla çelişiyor.
Öte yandan Tuna Enstitüsü Macaristan’ın Rus doğalgazına nispeten güçlü bağımlılığını da eleştiriyor.
Fidesz’e yakın bir başka düşünce kuruluşu Századvég, Visegrád Grubu’nu, “AB’de daha derin entegrasyon yerine ulus devletler arasında işbirliğine dayalı bir Avrupa modeli” olarak görüyor. AB’ye daha fazla entegrasyon yerine egemen ulusların ittifakı çağrısı, yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin (NSS) temel fikirleriyle de uyumlu görünüyor.
Strateji, ABD’nin Avrupa’da aynı görüşe sahip birkaç ülkeye odaklanmasını ve bunları AB’den uzaklaştırmaya çalışmasını öneriyor. Bu kapsamda Avusturya, Macaristan, İtalya ve Polonya isimleri özellikle belirtiliyor.
Macaristan’ın büyüme stratejisi
Tüm dış politika tartışmaları ve farklılıklarının ötesinde, Macaristan’ın muhafazakâr düşünce kuruluşları arasında, ülkenin temel büyüme stratejisinin Avrupa değer zincirlerine entegre olmak ve önemli bir ihracatçı olmak üzerine kurulu olduğu konusunda geniş bir konsensüs var.
Aynı zamanda, örneğin Tuna Enstitüsü, Alman otomotiv sektörüne bağımlılığı azaltmak için ihracat ortaklarının ve endüstrilerin daha fazla çeşitlendirilmesinin gerekli olduğunu vurgulamaktadır.
Öte yandan, Batthyány-Lajos Vakfı, içten yanmalı motorların kullanımdan kaldırılmasının Macaristan ekonomisi için kesinlikle riskler taşıdığını belirtiyor.
Ama bununla birlikte, Macaristan’da e-mobilite ve batarya üretiminin genişlemesi de açıkça olumlu olarak vurgulanıyor.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa6 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor







